Başvuru, siyasetçi olan başvurucunun yaptığı bir basın açıklamasında kullandığı sözlerden dolayı tutuklanması ve yargılanması nedeniyle ifade özgürlüğü ile kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiaları hakkındadır.
Başvuru, siyasetçi olan başvurucunun yaptığı bir basın açıklamasında kullandığı sözlerden dolayı tutuklanması ve yargılanması nedeniyle ifade özgürlüğü ile kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiaları hakkındadır. Başvuru, 18/12/2013 tarihinde Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca, 14/10/2014 tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 10/11/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru konusu olay ve olgular ile başvurunun bir örneği görüş için 10/11/2014 tarihinde Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Adalet Bakanlığının 9/1/2015 tarihli görüş yazısı 16/1/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş; başvurucu, görüşünü süresi içinde 19/1/2015 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur. 21/5/2015 tarihinde yapılan Bölüm toplantısında, başvurunun niteliği itibarıyla Genel Kurul tarafından karara bağlanması gerekli görüldüğünden, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca görüşülmek üzere Genel Kurula sevkine karar verilmiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: 15 Şubat 1999 tarihinde PKK/KONGRA-GEL terör örgütü lideri Abdullah Öcalan Kenya’da yakalanarak Türkiye’ye getirilmiştir. Kısa adı KCK olan Kürdistan Topluluklar Birliği Yürütme Konseyi, 2010 yılı başlarında, “15 Şubat Komplosu” olarak nitelendirdiği Abdullah Öcalan’ın Türkiye’ye getirilişini protesto çağrısında bulunmuş ve söz konusu çağrı terör örgütünün kontrolünde olan ve uydu üzerinden yayın yapan ROJ TV ile bazı internet sitelerinde yayınlanmıştır. Çağrıda, “Kürt halkını eylemlerini yükseltmeye ve bu ulusal kara günde hayatı durdurarak onur orucu tutmaya çağırıyoruz” denilmiştir. Bu çağrı üzerine Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) Diyarbakır İl Başkanlığı, 15/2/2010 tarihinde 5 Nisan Eşit Özgür Yurttaş Derneği önünde basın açıklaması yapacağını ilan etmiştir. Olay günü iddiaya göre yaklaşık 5000 kişi toplanmış ve BDP’ye ait ses yükseltici cihazlarla donatılmış seçim otobüsü üzerinden toplanan kalabalığa hitaben konuşmalar yapılmıştır. Diyarbakır BDP il başkanı olan başvurucu, toplanan kalabalığa hitaben bir basın açıklaması yapmıştır. Başvurucunun basın açıklaması şu şekildedir: "...Kürt sorununun çözümünde göstermelik, anayasal güvenceden yoksun, kolektif hakları tanımayan girişimleri kaygıyla izlemekteyiz. Kürtleri ve demokratik kamuoyunu kandırmaya yönelik hükümet sözcülerinin “Öcalan’ın muhatap alınması mümkün değil!...” açıklamalarına yabancı değiliz. Benzer açıklamaları yapanlar şu an nerelerde? Bugün; AKP’nin keçi inadına, anlamsız yaklaşımlarına yani, görmek istememesine karşın, Sayın Öcalan Kürt sorununda aktif bir siyasal öznedir ve çözüm gücüne sahiptir. İstediğiniz kadar muhatap değildir, olamaz deyin, dediklerini beğenin yada beğenmeyin, bu bir Türkiye gerçeğidir. ..... Ortadoğu’yu kirli emelleri doğrultusunda şekillendirmek isteyen uluslararası ve bölge güçleri Kürtlerin özgürlük ve demokrasi mücadelesini kendilerine engel gördükleri için 9 Ekim 1998 yılında Sayın Abdullah Öcalan’a yönelik bir komployu tezgahladılar. Özünde Kürt halkına genelde Ortadoğu halklarına özgürlük istemlerine yönelik bu komplo halkları birbirine düşürüp iktidarlarını pekiştirme amaçlıydı. Mevcut egemen sistem kaos yaratıp, ortaya çıkan durumdan vazife çıkarıp, kurtarıcı rolünde çözüm adına çözümsüzlüğü geliştirmek, uygulana gelen klasik bir senaryodur. Ortadoğu’daki mevcut sistemin devam etmesi için, halkların boğazlaşması oyunu gerekiyordu! Bu doğrultuda sayın Öcalan’ı Türkiye ye teslim ederek hedeflerine ulaşmak istediler. .... Ancak Sayın Öcalan’ın geliştirmiş olduğu barışçıl çözüm önerileri ile bu süreç engellendi. Bütün olumsuz zindan yaşam koşullarına, geliştirilen komplolara rağmen, o günden bu güne barış arayışı ve çabası her zamankinden daha güçlü devam etmektedir. Bu sürecin 11 yılını geride bırakırken, yıla girmiş bulunmaktayız. Baskı cenderesi olarak tanımladığımız İmralı Cezaevi sistemi; hukuk dışı bir Guantanamo cezaevidir hemen kapatılmalı, Sayın Abdullah OCALAN hemen serbest bırakılmalıdır. .... Sayın Öcalan’ın avukatları aracılığıyla yaptığı cezaevi koşullarını içeren açıklamaları “Bir ölüm çukuruna atılmış gibiyim!...”, “Solunum cihazına bağlanmış bir hasta gibiyim!..” sözlerini hatırlamayan yoktur. Yaşanan bu son durumun, toplumsal barışı ciddi bir biçimde tehdit ettiğini, büyük gerilimlerini sorumlu herkesin görmesi gerekir. .... İmralı, sıradan bir cezaevi. Sayın Öcalan da herhangi bir tutsak değildir. Öcalan’ın sağlık koşulları, yaşamı ve güvenliği Türkiye’deki gelişmeleri derinden etkileyecek düzeyde kilit bir öneme sahiptir. Bu realitenin görülmesi ve buna göre hareket edilmesi, içinden geçmekte olduğumuz hassas sürecin en stratejik noktasını oluşturmaktadır. Sayın Öcalan, Türkiye’de tıkanmış olan siyasal sürecin önünün açılması için barış gruplarının gelişini ikinci kez önerdi. Habur sınır kapısında cenazeleri alan halkın barış gruplarının gelişiyle ilk defa çocuklarını kucaklaması, barışa sarılması ortaya koymuştur, bu yüzbinler, çözümün muhatabının bir kez daha İmralı olarak göstermiştir. Diğer yandan barış gruplarının gelişini hükümet çözüm olarak değerlendiremediği gibi asıl niyetinin tasfiye olduğunun açığa çıkması üzerine silbaştan açılımla ilgisi olmayan bir teslim olma sürecine girmiştir. Hükümetin Kürt açılımı sürecinde Kürtler devre dışı bırakılmak istenmektedir. Üç buçuk milyon kürdün irade olarak kabul ettiği sayın Öcalan’ın koşullarının ağırlaştırılması, DTP’nin kapatılması, siyasi yasakların getirilmesi, operasyonlarla demokratik siyasetin tüm yollarının Kürtlere kapatılmak istenmesi düşündürücüdür, kabul edilmezdir. ...Barış gruplarının çözüm için getirdiği mektuplar neden muhataplarına verilmiyor? Kamuoyuna açıklanmıyor, başbakanın bunu açıklaması gerekir. Hedef açılım değil tasfiyedir. Seçimlere kadar AKP kendi yarattığı Kürtlerle sonuç almak istiyor. AKP hükümeti samimi değildir. Diğer hükümetler gibi inkâr ve imhaya dayalı cumhuriyet politikası deşifre olmuştur. Bu açılım geleneksel devlet politikalarını ifade ediyor. Bu açılımın, sorunu çözemeyeceği açıktır. Sayın Öcalan’ın yol haritasının açıklanması muhataplarına verilmesi her geçen süre daha da önem arz etmektedir. Çözüm için bunun Türkiye demokrasisine, halklarına önemli katkıları olacağına inanıyoruz. Devlet aralıksız sürdürdüğü askeri operasyonları durdurmalı, seçilmişlere yönelik operasyonlar durdurulmalı. Türkiye’nin demokratikleşme zemininde Kürt halkının özgür iradesi esas alınarak müzakere başlamalı Demokratik sivil bir anayasanın hazırlanması elzemdir. Sorunu cesaretle tartışırsak çözüme kavuşabiliriz. Eşit özgür huzurlu bir yaşam için Türkiye nin kendi barışını getireceğine dair inancımız tamdır. Sayın Öcalan, 6 m2’lik alanda 11 yıl yılmadan barışın tesisi için çalıştı. Sayın Öcalan’ın dikkate alınmadığı, onun yok sayıldığı, diyalog kanallarının kapatıldığı bir süreç, Kürt sorununun çözümüne hizmet etmez, aksine çözümsüzlüğü derinleştirir. Tecride ve yok etmeye dayalı Amerika Guantanamosundan da geri İmralı sistemi halen ortadayken ve bu sistem daha da ağırlaştırılırken çözümün olması beklenemez. ...Sayın Öcalan’ın özgürlüğüne kavuşturulmasını kamuoyundan talep ederken, bu konuda Türkiye’de yaşayan tüm demokrat insanları duyarlı olmaya çağırıyoruz.” Başvurucu yukarıdaki basın açıklaması sonrasında, yasa dışı örgüt adına suç işlediği ve propaganda yaptığı şüphesiyle 23/2/2010 tarihinde tutuklanmıştır. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 26/2/2010 tarihli iddianamesi ile başvurucu hakkında “yasadışı örgüt propagandası yapmak” ve “örgüte üye olmamakla beraber örgüt adına suç işlemek” suçlarından ceza davası açılmıştır. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesince 27/5/2010 tarihinde başvurucunun “örgüte üye olmamakla beraber örgüt adına suç işlemek” suçundan 6 yıl 3 ay ve “yasadışı örgüt propagandası yapmak” suçundan 2 yıl 1 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Başvurucu aynı tarihte, 94 günlük tutukluluk sonrası tahliye edilmiştir. İlk Derece Mahkemesinin başvurucuyu terör örgütünün propagandasını yapmak suçundan cezalandırmasına ilişkin gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:“… PKK (Partiya Karkaren Kürdistan-Kürdistan İşçi Partisi) Türkiye Cumhuriyeti Hâkimiyeti altında bulunan bir kısım toprakları, silahlı mücadele vererek Devletin egemenliğinden ayırarak ayrı bir Kürt devleti kurma amacını taşıyan ve bu amaçla çok sayıda öldürme, yaralama, gasp, tehdit, adam kaçırma, bombalama ve toplu öldürme gibi eylemlerde bulunan ve halen de yurt genelinde silahlı eylemlerini sürdürmeye devam eden 5237 sayılı TCK. nun maddesi kapsamında silahlı bir örgüttür. Abdullah Öcalan ise yıllarca silahlı PKK terör örgütünün ele başılığını yapmış daha sonra da yargılanıp, mahkûm olmuş hükümlü bir kişidir.… Sanık Mehmet Ali Aydın'ın olay tarihinde yapılan basın açıklaması sonrasında terör örgütünün propagandasına dönüşen izinsiz gösteriye katılarak suça konu basın açıklaması metnini okuyarak bir konuşma yaptığı, sanığın yapmış olduğu konuşmasında, yasadışı silahlı PKK terör örgütü elebaşısı Abdullah Öcalan'ın muhatap alınması gerektiğini, Kürt sorununda aktif bir siyasal öznedir ve çözüm gücüne sahip olduğunu, kendisinin Türkiye gerçeği olduğunu, geliştirmiş olduğu barışçıl çözüm önerilerinin engellendiğini, hükümlü olarak cezasını infaz ettiği İmralı Cezaevinin hukuk dışı bir Guantanamo Cezaevi olduğundan kapatılarak kendisinin hemen serbest bırakılması gerektiğini, tutsak olduğunu, "üç buçuk milyon Kürdün irade olarak kabul ettiği" şeklinde beyanda bulunarak kendisini önder olarak gördüğü, örgüt elebaşının mesaj ve talimatlarından bahsederek çözüm için muhatap alınmasının gerektiğini belirttiği, terör örgütünün 20 Şubat-7 Mart 2005 tarihleri arasında (179) delegenin katılımıyla Kuzey Irak’ta düzenlenen toplantı sonrasında terör örgütü elebaşısı Abdullah Öcalan’ın, Kürdistan Demokratik Konfederalizmin “Önderliği” olarak kabul edildiği, PKK/KONGRA-GEL terör örgütü elebaşısı Abdullah Öcalan’dan hitap şekli olarak (Önderlik, Başkan, Kürt Halk önderi, vb.) söylemler ile sözde Ülkemizde yaşayan Kürt halkının önderi ve başkanıymış gibi lanse edilerek muhatap olarak tek kişinin önderlik olduğu, örgüte müzahir kitleler tarafından yapılan basın açıklamaları ve mitinglerde de bu şekilde hitap edip ve bunu sürekli olarak halk arasında yaygınlaştırdıkları, Abdullah Öcalan’ın Kürt halkını temsil ettiği, Kürt halkının siyasi iradesi olduğu ve Kürt Halk önderi olarak kamuoyuna lanse edilmeye çalışılma faaliyetleri doğrultusunda sanığın terör örgütü elebaşısı lehine propaganda içerikli konuşma yapmak suretiyle terör örgütün destekçisi olduğunu belli ettiği, sanığın bu şekildeki eyleminin Anayasa ve İnsan Hakları Sözleşmesinin koruması altında bulunan, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti ile toplantı ve gösteri düzenleme hakkı (Any. 26-34 maddeleri) kısmında kabul edilemeyeceği, 5237 Sayılı TCK'nin anlamında silahlı örgüt niteliğinde olan PKK-KONGRA/GEL terör örgütünün propagandasını yaptığı, hapisteki örgütün elebaşısı Abdullah Öcalan lehine, silahlı örgütün elebaşısını övecek şekilde konuşma yaparak örgütün destekçisi olduğunu belli ettiği, bu şekilde terör örgütüne manevi destek vermek suretiyle terör örgütünün propagandasını yapmak suçunu işlediği hususu sübuta ermekle, eylemine uyan 3713 S.Y'nın 5532 Sayılı Yasanın maddesiyle değişik 7/ maddesi gereğince cezalandırılması cihetine gidilmiştir.” Temyiz üzerine Yargıtay Ceza Dairesi, 5/4/2013 tarihli ilamı ile yerel mahkeme kararını bozmuştur. Yargıtay, karardan sonra yapılan kanun değişiklikleri karşısında başvurucunun hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunduğu gerekçesine dayanmıştır. Yargılamaya devam eden Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi, 10/9/2013 tarihli kararı ile başvurucu hakkında, 2/7/2012 tarihli ve 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun’un geçici maddesi uyarınca örgüt propagandası suçu yönünden kovuşturmanın ertelenmesine; örgüt adına suç işleme suçu yönünden 11/4/2013 tarihli ve 6459 sayılı İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü Bağlamında Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un maddesi uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına karar vermiştir. İlk Derece Mahkemesinin gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:“…Sanığın Üzerine atılı Terör Örgütünün Propagandasını Yapmak suçundan açılı bulunan kamu davasında, sanığın eyleminin 6352 Sayılı Yasanın Geçici maddesinin b bendi kapsamında düşünce ve kanaat açıklama yöntemiyle işlendiği anlaşıldığından 6352 Sayılı Yasanın Geçici maddesinin b bendi gereğince kovuşturmanın ertelenmesine, karar vermek gerekmiştir.Sanık hakkında örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek suçundan cezalandırılması istemi ile kamu davası açılmış ve atılı suç bilirkişi raporu, dosyada yer alan Olay Tutanağı, Yakalama Tutanakları ve tüm dosya kapsamı ile sübuta ermiş ise de 6459 sayılı kanunun Maddesi gereğince propaganda suçunu işleyenler hakkında sırf bu suçtan dolayı 5237 Sayıl TCK'nin Maddesinin Fıkrasında tanımlanan suçtan dolayı ayırıca ceza verilmez hükmü nedeniyle sanık hakkında örgüt adına suç işlemek suçundan ceza verilmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.” Başvurucunun beraat talebiyle yapmış olduğu itiraz Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesinin 14/11/2013 tarihli kararı ile reddedilmiştir. Nihai karar başvurucuya 20/11/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu, 18/12/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. B. İlgili Hukuk 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun maddesinin ikinci fıkrası şöyledir: “Yukarıdaki fıkra uyarınca oluşturulan örgüt mensuplarına yardım edenlere veya şiddet veya diğer terör yöntemlerine başvurmayı teşvik edecek şekilde propaganda yapanlara fiilleri başka bir suç oluştursa bile ayrıca bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beşyüzmilyon liradan birmilyar liraya kadar adli para cezası verilir.” 6352 sayılı Kanun’un geçici maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir: “(1) 31/12/2011 tarihine kadar, basın ve yayın yoluyla ya da sair düşünce ve kanaat açıklama yöntemleriyle işlenmiş olup; temel şekli itibarıyla adlî para cezasını ya da üst sınırı beş yıldan fazla olmayan hapis cezasını gerektiren bir suçtan dolayı;a) Soruşturma evresinde, 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 171 inci maddesindeki şartlar aranmaksızın kamu davasının açılmasının ertelenmesine,b) Kovuşturma evresinde, kovuşturmanın ertelenmesine, c) Kesinleşmiş olan mahkûmiyet hükmünün infazının ertelenmesine,karar verilir. (2) Hakkında kamu davasının açılmasının veya kovuşturmanın ertelenmesi kararı verilen kişinin, erteleme kararının verildiği tarihten itibaren üç yıl içinde birinci fıkra kapsamına giren yeni bir suç işlememesi hâlinde, kovuşturmaya yer olmadığı veya düşme kararı verilir. Bu süre zarfında birinci fıkra kapsamına giren yeni bir suç işlenmesi hâlinde, bu suçtan dolayı kesinleşmiş hükümle cezaya mahkûm olunduğu takdirde, ertelenen soruşturma veya kovuşturmaya devam olunur.”