DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2023/2767 E. , 2024/2946 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2023/2767 Karar No : 2024/2946 TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ...Kurulu VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVACI) : ... VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU : Danıştay Beşinci Dairesinin 23/02/2023 tarih ve E:2016/56230, K:2023/1521 sayılı kararının, iptale ve özlük haklarının iadesi ile parasal hakların ödenmesine ilişkin kısmının, temyizen incelenerek bozulması istenilmekt
DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2023/2767 E. , 2024/2946 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2023/2767 Karar No : 2024/2946 TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ...Kurulu VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVACI) : ... VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU : Danıştay Beşinci Dairesinin 23/02/2023 tarih ve E:2016/56230, K:2023/1521 sayılı kararının, iptale ve özlük haklarının iadesi ile parasal hakların ödenmesine ilişkin kısmının, temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacı tarafından, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile irtibat ve iltisakının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebine 60 gün içerisinde cevap verilmemek suretiyle oluştuğu ileri sürülen zımni ret işleminin iptaline ve bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı özlük haklarının iadesi ile parasal haklarının işlem tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir. Daire kararının özeti: Danıştay Beşinci Dairesinin 23/02/2023 tarih ve E:2016/56230, K:2023/1521 sayılı kararıyla; Davalı idarenin usule ilişkin iddiaları yerinde görülmeyerek işin esasına geçilmiş, "Maddi Olay ve Hukuki Süreç" ile "İlgili Mevzuat"a yer verilmiş; "Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç", "FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler", "Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü", "Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği" başlıkları altında genel; "Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi" başlığı altında hem genel hem de davacıya özel değerlendirmelerde bulunularak, Davacı Yönünden Yapılan Değerlendirmede; ...Ağır Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile davacı hakkında silahlı terör örgütüne üyelik suçundan, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223. maddesinin 2. fıkrasının (e) bendi uyarınca anılan suçu işlediğinin sabit olmadığı (delil yetersizliği) gerekçesiyle beraatine karar verildiği, ilgili kararın istinaf edilmeyerek 19/04/2019 tarihinde kesinleştiği, Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve... sayılı kararının iptali ile davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı özlük haklarının iadesine ve parasal haklarının işlem tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istemi yönünden; Tanık beyanları yönünden, İ.O. isimli tanığın davacının FETÖ ile irtibat ve iltisakı olduğuna ilişkin bilgisinin bir bilgi notundan ibaret olduğu, somut verilerle desteklenmediği, S.Y. isimli tanığın anlatımlarında ise davacının aleyhine bir ifade yer almadığı, netice itibarıyla, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklı olduğuna yönelik somut herhangi bir bilgiye sahip olmadığı anlaşılan tanık beyanlarının, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmediği, Unvalı görev yönünden, davacının Hakim olarak görev yapmakta iken FETÖ/PDY terör örgütünün HSK'da etkin olduğu dönemde 04/07/2013-10/07/2014 tarihleri arasında ... Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı olarak görev almış olması dolayısıyla, FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibatlı ve/veya iltisaklı olması nedeniyle ve örgütün amaç ve stratejilerinin gerçekleştirilmesi amacıyla görevlendirildiğine ilişkin iddianın başkaca bir delille desteklenmediği görüldüğünden, belirtilen hususun davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat veya iltisakını tek başına ortaya koymaya yeterli bir delil olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı, Atama kararına HS(Y)K eski üyesinin muhalif kalması yönünden, davacının ... Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığından Konya Hakimliğine atanmasına yönelik kararda, meslekten ihraç edilen ve Bylock kullanıcısı olan Hakimler ve Savcılar (Yüksek) Kurulu eski üyesinin örgütsel dayanışma içerisinde ve örgütsel saiklerle hareket ederek muhalif kaldığına yönelik olarak dosya muhteviyatında herhangi bir bilgi ve belgenin bulunmadığı görüldüğünden, belirtilen hususun davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan delil olarak değerlendirilmesinin mümkün bulunmadığı, Hakim/savcı adaylığı döneminde Adalet Akademisi yıllık (albüm) kurulu üyeliği/sınıf başkanlığı görevi verilmesi yönünden, davacının 1999-2001 yılları arasında 38. dönem adli yargı hakim adayı olarak görev yaptığı dönemde yıllık kurulu üyesi olarak görev almasının, başkaca delillerle de desteklenmediği görüldüğünden, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan yeterli delil olarak değerlendirilmesinin mümkün bulunmadığı, Davacının (eski) eşi ile ilgili tespitler yönünden, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve/veya iltisaklı olduğunu gösterir delil niteliğinde olduğu belirtilen davacının (eski) eşi E.F.B. hakkındaki tespitlerde, davacının bizzat kendisini FETÖ/PDY terör örgütü ile ilişkilendirecek herhangi bir hususa yer verilmediği görüldüğünden, davacının (eski) eşine yönelik olan söz konusu tespitlerin, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibatını ve/veya iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı, Davacı hakkında düzenlenen iddianamede ve beraat kararı içeriğinde yer alan deliller yönünden; Davacı hakkında düzenlenen iddianamede ve ... Ağır Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararında yer alan tespit ve değerlendirmelerin, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan deliller olarak değerlendirilmesine olanak bulunmadığı, Soruşturma bilgisi yönünden, davacı hakkında Hâkimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesinin ... esas sayılı (Hâkimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesinin ... sayılı) dosyasında 10/02/2022 tarihli karar ile karar verilmesine yer olmadığına karar verildiği, bunun dışında FETÖ/PDY örgütü ile bağlantılı olarak yürütülen veya sonuçlandırılan başka idari soruşturma bulunmadığı anlaşıldığından, bu hususun, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisakı ve irtibatı bulunup bulunmadığının değerlendirilmesinde dikkate alınmadığı, Sosyal çevre bilgisi yönünden, davacı hakkında somut bir tespiti içermeyen sosyal çevre bilgilerinin, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan delil olarak değerlendirilmesinin mümkün bulunmadığı, Dosyada bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde, davalı idarece bakılmakta olan dosyada davacının terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğuna ilişkin yeterli delil sunulmadığı, sunulan delillerin ise davacının iltisakı veya irtibatını ortaya koyacak yeterlilikte ve nitelikte olmadığı, ayrıca ilgili kamu kurumları ve özel kuruluşlarca Dairelerinin 21/12/2021 tarihli ara kararına verilen cevaplarda da davacının iltisakı veya irtibatını ortaya koyan herhangi bir bilgi ve belgenin bulunmadığının anlaşıldığı, Bu nedenle, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve... sayılı kararında hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varıldığı, Dava konusu kararda hukuka uyarlık görülmediğinden davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı özlük haklarının iadesi ve parasal haklarının işlem tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesi gerektiği, Davalı idarece, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyacak nitelikte delillerin tespit edilmesi halinde yeniden işlem tesis edilebileceğinin de açık olduğu, Davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve... sayılı kararına karşı yapılan yeniden inceleme istemine 60 gün içerisinde cevap verilmemek suretiyle oluştuğu ileri sürülen zımni ret işleminin iptali istemi yönünden; Davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin... tarih ve ... sayılı kararın, bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin HSK Genel Kurulunun ...tarih ve ... sayılı kararı ile reddedilmesi suretiyle kesinleştiği anlaşıldığından, kesinleşmiş bu kararın iptali isteminin incelenmesi gerektiği açık olmakla birlikte, davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin ... tarih ve ... sayılı karara ilişkin yeniden inceleme talebine davalı idarece 60 gün içerisinde cevap verilmemek suretiyle oluştuğu öne sürülen zımni ret işlemine ilişkin iptal istemi yönünden ortada oluşmuş bir zımni ret işleminden bahsedilemeyeceği, gerekçesiyle, Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ...tarih ve ... sayılı kararının davacıya ilişkin kısmının iptaline, davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı özlük haklarının iadesine, parasal haklarının işlem tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine, Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararına karşı yapılan yeniden inceleme talebine 60 gün içerisinde cevap verilmemek suretiyle oluştuğu ileri sürülen zımni ret işleminin iptali istemi yönünden ise davanın incelenmeksizin reddine, karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, usule ilişkin itirazlarının yerinde görülmeme gerekçesinin kararda yer almadığı, dava konusu işlemin bir disiplin işlemi olmadığı, bu nedenle hukuki denetimin disiplin işlemi kapsamında yapılamayacağı, dava dosyasına sunulan delillerin, idarelerince davacının FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisak ve irtibatını ortaya koymaya yeterli görüldüğü, davacı hakkında "silahlı terör örgütüne üye olma" suçundan başlatılan adli süreç mahkûmiyet dışında bir kararla sonuçlanmış ise de, dava konusu işlem "üyelik" değil "iltisak ve irtibat" isnadına dayandığından söz konusu kararın davacının hukuki durumunu değiştirmediği; meslekten çıkarılan ilgililer hakkında işlem tesis edildiği tarihte idarelerince yapılan değerlendirmeyi destekleyen ve idari/adli süreçte taraflarına gönderilen bilgi ve belgelerin yargı yeri ile paylaşılmasının, işlemin dayanağı delillerin sonradan tespit edildiği anlamına gelmeyeceği; Dairenin verdiği iptal ve ret kararları arasında çelişkiler bulunduğu, örneğin Daire kararlarında FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün gizlilik, takiye ve tedbir stratejisinden uzun uzun söz edildiği halde, davacılarla ilgili bazı delillerin Daire tarafından somut bilgi ve belgelerle desteklenmediği gerekçesiyle kabul görmemesi, buna karşın aynı mahiyette olan delillerin diğer dosyalarda davacılar aleyhine delil olarak değerlendirilmesi, (dinlenen aynı tanığın aynı yöndeki beyanı... esas sırasına kayden somut bilgi ve belgelerle desteklenmediğinden bahisle değerlendirmeye alınmaz iken, ... esas sırasına kayden davacının tanık beyanına karşı itirazlarının Daire nezdinde itibar görmeyerek kesin delil olarak kabul edilmesi veya davacıların çocuklarını FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisaklı okullara göndermesi hususu bazı dosyalarda iltisakı destekleyen unsur olarak göz önüne alınmış iken, bazı dosyalarda davacıların samimi beyanları ışığında eğitim saikiyle hareket edildiği yönünde değerlendirilmesi gibi), sunulan delillerin, disiplin uyuşmazlığı bağlamında değerlendirilerek katı bir bakış açısıyla karar verilmesinin öncelikle Dairenin kendi kararlarında belirttiği “dava konusu işlemin disiplin cezasından tamamen farklı olduğu…” yolundaki tespiti ile çeliştiği, adli yargı mercilerince verilen beraat veya kovuşturmaya yer olmadığına dair kararların görülen uyuşmazlıkta bağlayıcı olmadığı esas alınmış iken, bu yoldaki kararların dayanağı olan bazı tespitlerin davacılar lehine esas alınarak hüküm kurulmasının ise başka bir çelişkiye sebebiyet verdiği; temyize konu kararın gerekçesinde tanık İ.O.'nun beyanının somut verilerle desteklenmediği ifade edilmiş ise de; davacının FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensubu olduğuna dair bilgi notu geldiğine ilişkin tanık beyanının somut nitelikte olduğu, kararda aksinin ortaya konulmadığı; davacının ağır ceza mahkemesi başkanlığı görevinden alınarak- Konya hakimliğine atanmasına ilişkin Kurul kararında Kurul eski Üyesi T. G.'nin örgütsel dayanışma içerisinde hareket ederek muhalif kaldığına ilişkin tespitlerle bir arada değerlendirildiğinde, tanık İ.O.'nun beyanının somut verilerle desteklendiği ve davacının irtibat ve iltisakını açıkça ortaya koyduğu, davacının, örgütün yargı teşkilatında etkin olduğu dönemde ağır ceza mahkemesi başkanlığı görevine getirilmesinin tesadüfi veya rutin bir atama olmadığı, Dairenin bir başka dosyada yapılan bu tür bir atamayı, diğer tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde irtibat ve iltisaka yönelik destekleyici bir unsur olarak kabul etmesine rağmen bakılan dosyada görüş değiştirmesinin hukuki nedenini açıklamadığı, hatta, davacının eski eşi tarafından meslekten çıkarma işleminin iptali istemiyle açılan davada Dairenin, davacının eski eşinin davacı ile aynı zaman diliminde Cumhuriyet Başsavcısı olarak atanmasını irtibat ve iltisaka yönelik destekleyici bir unsur olaral kabul ettiği; yine Dairece başka dosyalarda yıllık/albüm kurulu üyeliğinin irtibat ve iltisakı açıkça ortaya koyduğu kabul edilmesine rağmen, bakılan dosyada davacının yıllık/albüm kurulu üyeliği yapmasının başka delillerle desteklenmediğinin belirtildiği, zira bir delilin destekleyici delil olarak kabul edilip edilmeyeceğinin diğer delillerin niteliği ile ölçülmesinin hatalı sonuç vereceği, öte yandan, davacının eski eşi hakkındaki delillerin davacıyla ilişkilendirilebilir bir durum olarak değerlendirilmesi gerektiği, zira davacının eski eşinin örgütle irtibat ve iltisakını bilmemesinin hayatın olağan akışıyla uyumlu olmadığı, davacının eşiyle boşanmış olmasının, evlilik birlikteliğinde iken eşinin örgüt içerisindeki konumunu bildiği gerçeğini değiştirmeyeceği, ayrıca davacıya ait ankesörlü/sabit hat görüşmesi kaydı incelendiğinde ardışık aramaların tespit edildiği, sonuç olarak davacının iltisak ve irtibatını gösteren bu delillerin rastlantı, tevafuk, tesadüf veya yanlış anlaşılma ile açıklanmasının hayatın olağan akışına uygun olmayacağı, öte yandan 685 sayılı KHK ile meslekten çıkarma kararına karşı sadece iptal davası açma hakkı tanındığı, meslekten çıkarma işlemlerinden dolayı tam yargı davası açılamayacağı, parasal/özlük hak taleplerinin incelenmeksizin reddedilmesi gerektiği, sonuç olarak, dosyaya sunulan her delilin "başka delillerle desteklenmediği" gerekçesiyle ve salt davacının beyanları esas alınarak uyuşmazlığın çözümlenmesinin hatalı olduğu belirtilerek, Daire kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından, savunma verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'NUN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Daire kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE: MADDİ OLAY : Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini "Yurtta Sulh Konseyi" olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır. Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir. MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır. 23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarih ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. ...tarih ve...sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebine 60 gün içerisinde cevap verilmediğinden zımni ret işleminin oluştuğundan bahisle, anılan kararların iptaline ve bu kararlar nedeniyle mahrum kalınan özlük haklarının iadesi ile parasal hakların ödenmesine karar verilmesi istemiyle temyizen incelenen dava açılmıştır. Öte yandan, ceza yargılaması sonucunda... Ağır Ceza Mahkemesinin... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 223. maddesinin 2. fıkrasının (e) bendi uyarınca anılan suçu işlediğinin sabit olmadığı (delil yetersizliği) gerekçesiyle davacının beraatine karar verilmiş, bu karar istinaf edilmeksizin 19/04/2019 tarihinde kesinleşmiştir. İLGİLİ MEVZUAT : 1) Anayasa Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir. Anayasa'nın 5. maddesi: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır." Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir. Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır. Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz." Anayasa’nın 9. maddesi: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır." Anayasa’nın 13. maddesi: "Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz." Anayasa’nın 14. maddesi: "Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz. Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz. ..." Anayasa’nın dava konusu kararın tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: "Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir. Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz." Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz." Anayasa’nın 36. maddesi: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz." Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: "Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler." Anayasa’nın 139. maddesi: "Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz. Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır." Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: "Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler." Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: "Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar." Aynı maddenin sekizinci fıkrası: "Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar. ..." 2) AİHS AİHS'in 6. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir." AİHS'in 8. maddesi: "Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir." AİHS'in 15. maddesi: "Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir. Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez. Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir." 3) Kanun 667 sayılı KHK'nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: "Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir." Üçüncü fıkrası: "Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır." Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: "Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır. ..." 4) Etik İlkeler Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan "Bangalor Yargı Etiği İlkeleri"nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir. Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: 1) Dava Konusu Edilen Kararın Hukuki Niteliği Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarih ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir. Dolayısıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır. 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, "meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan "olağanüstü tedbir" niteliğindedir. Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile "terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen" üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir. Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir. Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını "kavuşan, bitişen, birleşen", irtibatlı kavramını ise "bağlantılı" olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır. Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için birtakım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır. 2) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir. Dava konusu kararın dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir. Öte yandan, 667 sayılı KHK'nın 3/1. maddesi uyarınca olağanüstü tedbir niteliğinde bir idari yaptırım olarak meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen yargı mensupları hakkında bu olağanüstü tedbirin sebebini oluşturan eylem ve davranışların niteliği ve mahiyeti itibarıyla aynı zamanda ceza hukuku bakımından da suç oluşturması halinde 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK) uyarınca "Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmak" suçundan ceza soruşturması ve kamu davası açıldığı da görülmüştür. Bununla birlikte, 667 sayılı KHK uyarınca bir yargı mensubu hakkında terör örgütüne üyelik ve mensubiyeti olmasa da bu terör örgütü ile iltisaklı veya irtibatlı olması nedeniyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına yönelik olağanüstü idari tedbirin uygulanabilmesi karşısında, anılan yargı mensubu hakkında ceza yargılamasında beraat kararı verilmiş olmasının, ilgili hakkında anılan olağanüstü tedbirin hukuka uygunluğu yönünden yürütülen yargılama faaliyeti için bağlayıcı olmayacağı açıktır. Bu durumda, davacı hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan beraat kararı verilmiş olmasının, davacının FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının bulunup bulunmadığı yönünden farklı bir değerlendirme yapılmasına hukuki engel oluşturmayacağı gibi sözü edilen beraat kararının Kurulumuz tarafından yapılacak idari yargılama yönünden bağlayıcılığı da bulunmamaktadır. Dava dosyasında yer alan davacı hakkındaki bilgi ve belgelerin değerlendirilmesine gelince; Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan İ.O.'ya ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 23/12/2016 tarihli sorgulama tutanağında şu ifadelere yer verilmiştir: "6-)...; Kadın ACM Başkanı yapılması gündeme gelince boş olan yere Elbistan Başsavcısı olan eşi ile birlikte Ceyhan ACM Başkanı olarak atanmıştır. Kişinin Fetullah Gülen cemaat mensubu olup olmadığını o dönemlerde bilmiyordum. 2014 yılında yapılan çalışmalarda Fetullah Gülen cemaat mensubu olduğuna dair bilgi notu gelmişti." Aynı kişinin, davacının ceza davasında verdiği tanık beyanında; "...'ı Elbistan ve Ceyhan'da çalışması sebebiyle tanıyorum. Kendisi Başsavcı, Elbistan Başsavcısının eşi idi Elbistan'da çalıştıkları dönemde. Kurul üyemiz N.H'nin kadın hakimlerden de Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı ve Başsavcı atanması yönünde bir talebi vardı. O kararnamelerde de Başsavcı yapabileceğimiz, Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı yapabileceğimiz kadın Hâkimler ve Savcılar aradık. ... Hanım da sicil ve terfileri oldukça uygundu, başarılı bir Hakimdi. Yanlış hatırlamıyorsam Ceyhan’a atandıkları dönemde 2. Ağır Ceza Mahkemesi kurulmuştu. Oraya verdik diye hatırlıyorum. O mahkemeye Başkan olarak atandı. Mahkeme Başkanlığına atanması bu şekilde gerçekleşti. Yani herhangi bir başka telkin, tavsiyeyle değil. Tamamen N.H.’nın 1. Daire Üyesi kadın hakimlerden başkan atanması isteği doğrultusunda yapıldı. Ceyhan'a atandıkları kararname 2013 ya da 2012 olabilir Başkanım. Net tarih hatırlamıyorum ama. Sanki Ceyhan'daki yıllarını doldurmadılar diye hatırlıyorum. 2014'de Ceyhan'dan alındıklarına göre 2012 ya da 2013'ün kararnamesi olabilir. ama tam tarih hatırlamıyorum. E.F.B. eşi Elbistan Başsavcısıydı zaten. Birlikte Ceyhan'a atandılar. Ben Ceyhan'da Başkan oldu diye hatırlıyorum. Elbistan'da değildi yanlış hatırlamıyorsam. Ceyhan'a atandıkları kararnamede 2013 olabilir ya da 2012 olabilir. Tam emin değilim tarih olarak. Orada Mahkeme Başkanlığı yaptı. 2014 yılında 17-25 Aralık olaylarından sonra Bakanlıkta bir komisyon oluşturuldu. Eski müsteşar B. Bey’in önderliğinde başlayan bir komisyon vardı. Bu komisyon K. Bey'in döneminde de çalışmalarını devam ettirdi. Ünvanlı görevlerde olup da o tarihteki adıyla cemaat ile irtibatı olduğu düşünülen isimleri tespit etmeye çalıştılar. Çalışma yöntemleri de tefahhus dediğimiz yöntemdi. Çalışma yöntemleri de tefahhus dediğimiz yöntemle, yani çalıştıkları yerlerdeki meslektaşlardan soruşturmak suretiyle, sorgu suretiyle bilgileri toparladılar. 2014 yaz kararnamesinde o şekilde cemaat irtibatı olduğu düşünülen Başsavcı ve Ağır Ceza Mahkemesi Başkanları bildirdiler, bize bildirdiler. Biz de onların Başsavcılık ve Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlıklarından aldık bize gelen. ... ve eşi ile ilgili de o tarihteki eşi ile ilgili de böyle bir bilgi geldi. Ancak bu bilgi Başkanım somut olarak şu kişiyle şöyle bir irtibatı var şeklinde değil, sadece liste olarak unvan da görevde çalışanlarla ilgiliydi. ...'ın kendisiyle ilgili somut bir şey var mıydı onu bilmiyorum. Eşiyle ilgili vardı, ama ikisinin durumu da önümüze geldi. Kendileri de Başsavcılık ve Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığından alınıp Eskişehir veya Konya’ya yanlış hatırlamıyorsam, Konya da olabilir Eskişehir de olabilir atandılar diye biliyorum. Ama somut olarak ...’la ilgili şöyle bir irtibatı vardı şu nedenledir diye bir bilgi yoktu önümüzde. Biz bu tür tereddüt olanları atamasını yaptık. Atamasında benim muhalefetim olabilir. Muhalefetim varsa muhalefetim şu yöndedir. Atama Nakil Yönetmeliği’nin 4. maddesinde bir yere atanan Hâkim Savcı 2 yılını doldurmadan kendisi tayin istemeyeceği gibi resen de atanamaz diye bir hüküm var. İ.A. ve ben bu şekilde olanlara muhalif kalmıştık. ... da sanki bu şekilde süreyi doldurmayanlardan biriydi ve muhalif kaldık diye hatırlıyorum, ama emin değilim. Aradan çok zaman geçti, 4 yıl geçti. T.G. şöyle bu şekilde unvanı alınanların tamamına muhalif kaldı. Listede gelip de ismi listede olup da cemaat irtibatı var diye düşünülen isimlerin tamamına muhalif kaldı. Ben kendi savunmamdan biliyorum onu. T.G.'nin toplam 291 muhalefeti var Başkanım. İ. Bey’le benim 40 civarında muhalefetim var. Bizim muhalefetlerimiz süreden, T. Bey’in tamamına. Yani bu listede ismi yer alıp da alınsın diye verilen tamamına muhalif kalmıştı. ...la sanıyorum İ. Beyle benim ikimizin de muhalefeti olması lazım. Süreyi doldurmadığını düşünüyorum. 2 yıl doldurmamıştı diye hatırlıyorum. Bunun dışında somut görgüye dayalı bilgiye dayalı herhangi bir bilgi sahibi değilim kendisinin. Örgüt ile irtibatı olduğuna dair bir bilgiye sahip değilim. Onu bilemem yani Başkanım. İstanbul'da falan vardı toplam 4-5 kişi olabilir. Doğru, şöyle Başkanım onu şöyle izah edeyim. Kadın Hakimler genelde ceza çalışmıyorlar. Özellikle Savcı eşleri genelde Hukuk çalıştıkları için, dönem itibariyle Başkan yapabilecek kadın Hâkim bulmakta çok zorluk çektik. Genelde hukuk çalışıyor kadınlar. Ceza çalışan bulmakta zorluk vardı. Hatta içlerinde ceza çalışmadan verdiğimiz Başkan da oldu diye hatırlıyorum. Ya yaparlar küçük yerlerde nasıl olsa Ceza Hukuk karışık bakmıştır diye N. Hanım'ın böyle bir şeyi oldu. O nedenle Kadın Hâkim bulmakta zorluk çektiğimizi hatırlıyorum. Başkanım o tarihlerde dedik hatırlasanız böyle bir kaygı da yoktu. Takip etmeyi gerektirecek bir durum da yoktu. Sicili, terfileri zaten uygun olduğu için atandı yani. Kadın Başsavcı bulamadık. Sadece Niğde Bor'da atadık bir tane. Daha sonra D.A.G. doğrudur. 40 bin öncesine diyebiliriz 100 binlere kadar değil Başkanım. Başkanım şimdi nasıl not geldi onu anlamadım? Şöyle şöyle bilgi notu dediğim şu. O kararnameye giren toplam tamamı liste olarak geldi. Tek tek isim bazında şunu şöyle bir irtibatı var diye gelmedi bize. Genel sekreterlik bize kararname çalışması sırasında şu Başsavcılığında işte ilgisi olduğu düşünülüyor. Şu Mahkeme Başkanın da ilgisi olduğu düşünülüyor diye genel bilgiler verdiler. Biz de tereddüt bile olsa alalım dedik görevden bu şekilde. ... ve eşi ile de bilgi vardı yani ismi orada okundu. Ama somut olarak şöyle bir bilgi var, şu şekilde irtibatı var, işte örgütte şunu yapmış, örgüt adına bunu yapmış gibi bir bilgi değil. Onu söylemeye çalışıyorum. Aynen aynen. Onu hatırlamıyorum, yani ikisinin de ismi okundu. Alınsın diye okunan isimleri arasındaydı. Ama dediğim gibi somut şundan dolayı şu denmediği için hangisi ile ilgili ikisinde irtibatı var mıdır yok mudur bunu bilmiyorum. Eş oldukları için ikisinin de ismi okundu ve ikisini de alın diye konuşuldu içeride. Daha sonra boşandıklarını biliyorum. Çünkü ... ben Anadolu Adliyesi’nde çalıştım. Son kararnamede Anadolu Adliyesi’ne atanmıştı. Hatta biz nezarethanedeyken kendisi Eskişehir'den getirilmişti. Nezarethanede görmüştüm kendisini. Boşandığını biliyorum. Yoktu Başkanım. Dediğim gibi kararname kapsamındaki isimler değerlendirildi. N. Hanım’ın kadın Hâkim arayışı olduğu için kadın isimleri geldiğinde hepsinde N. Hanım’m ya bu olabilir mi bu olabilir mi gibi talepleri oluyordu. ... da sicili son derece başarılı bir isimdi diye biliyorum. Terfileri filan gayet iyiydi. Hal kâğıtları gayet iyiydi. Olabilir, yapabilir diye düşünüldü ve mahkeme başkanmda iyi yaptığını düşünüyorum. Başarılı bir başkandı kendisi. Hatırlamıyorum. Gelmedi diye biliyorum Başkanım. Yok başka söyleyeceğim bir şey yok. Yok Başkanım. Yani dediğim gibi hiçbir isimle ilgili somut olarak şöyle bir bağlantı var denilmedi. Yaptığımız çalışma sonucunda irtibat olduğunu tespit ettiğimiz isimler diye söylendi. Hatta çalışmayı nasıl yaptıklarını sorduk. Adliyelerinden araştırdık, işte beraber çalıştıkları isimlerden sorduk. Bu şekilde tespit ettik denildi. Biz de o günkü hassasiyet sebebiyle Milli Güvenlik Kurulu’nda alınan karar sebebiyle bu tür şüphe olanların tamamının görevden alınmasını uygun olacağını değerlendirdik. Dediğim gibi İ. A. ile benim süreye yönetmeliğe riayet edelim şeyimiz vardı. T. Bey hayır, tamamına böyle bir duyumla biz adam alamayız diye tamamına muhalefet verdi. Herhangi bir notu var mıydı hatırlamıyorum. Elbistan'a ne zaman atandığını tam olarak hatırlamıyorum. Ama Ceyhan'a giderken herhangi bir not yoktu. Zaten Başsavcı olduğu için ve sicilinde sıkıntı olmadığı için denetim raporları falan iyi olduğu için, hatta olumlu referanslar vardı. Yanlış hatırlamıyorsam Anayasa Mahkemesi üyesi o zaman M.E. vardı Elbistan'lı. Onların filan olumlu notları vardı. Ya iyi bir Başsavcı, başarılı bir Başsavcı değerlendirilsin diye notları vardı ama Elbistan'a gidişini hatırlamıyorum. Ceyhan'a giderken yani özel bu yapıyla irtibatlı herhangi bir not olduğunu hatırlamıyorum. Yok. ... ile ilgili aklıma gelen başka bir şey yok Başkanım" şeklinde beyanı olduğu görülmüştür. Davalı Hakimler ve Savcılar Kurulu tarafından dava dosyasına sunulan tanık beyanlarının, davacının hakim olarak görev yapmakta iken FETÖ/PDY terör örgütünün HSK'da etkin olduğu dönemde 04/07/2013-10/07/2014 tarihleri arasında ... Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı olarak görev almış olmasının ve 38. Dönem Adli Yargı Yıllık Kurulu Üyesi olması hususlarının, FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve/veya iltisaklı olduğunu gösterir deliller niteliğinde olduğu ileri sürülmüştür. Bunların yanı sıra, davalı idarece dosyaya, 24/06/2013 tarihinde, saat 22:48:05'te davacının kullandığı GSM numarasını arayan sabit hattan, aynı gün saat 22:51:30 ve 22:52:25'te 667 sayılı KHK ile meslekten çıkarılan ve hakkında adli işlem kaydı olan hakim İ.S.'nin de arandığına ilişkin bilgi notu sunulmuştur. Öte yandan, davacının 06/05/2015 tarihinde boşandığı, yargı mensubu olan eski eşi E.F.B.'nin 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ...sayılı kararı ile bu karara karşı yaptığı yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin... tarih ve ... sayılı kararının iptaline karar verilmesi istemiyle açtığı davanın reddi yolundaki Danıştay Beşinci Dairesinin E:2016/58224, K:2020/2981 sayılı kararı, Kurulumuzun E:2021/2161, K:2021/3478 sayılı kararı ile kesin olarak onanmış; silahlı terör örgütüne üyelik suçundan yapılan ceza yargılaması sonucunda verilen mahkumiyet kararı ise onanarak kesinleşmiştir. Bu durumda, FETÖ'nün yapısı ve işleyiş kuralları uyarınca evlilik ve aile yaşamına kadar yansıyan faaliyetlerde bulunduğu göz önüne alındığında, davacının eski eşi ile evli olduğu dönemde, eşi ile aynı tarihte unvanlı göreve atanmaları ve tanıklardan İ.O.'nun "2014 yılında 17-25 Aralık olaylarından sonra Bakanlıkta bir komisyon oluşturuldu. Eski müsteşar B. Bey’in önderliğinde başlayan bir komisyon vardı. Bu komisyon K. Bey'in döneminde de çalışmalarını devam ettirdi. Ünvanlı görevlerde olup da o tarihteki adıyla cemaat ile irtibatı olduğu düşünülen isimleri tespit etmeye çalıştılar. Çalışma yöntemleri de tefahhus dediğimiz yöntemdi. Çalışma yöntemleri de tefahhus dediğimiz yöntemle, yani çalıştıkları yerlerdeki meslektaşlardan soruşturmak suretiyle, sorgu suretiyle bilgileri toparladılar. 2014 yaz kararnamesinde o şekilde cemaat irtibatı olduğu düşünülen Başsavcı ve Ağır Ceza Mahkemesi Başkanları bildirdiler, bize bildirdiler. Biz de onların Başsavcılık ve Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlıklarından aldık bize gelen. ... ve eşi ile ilgili de o tarihteki eşi ile ilgili de böyle bir bilgi geldi." şeklindeki ifadesinde yer alan beyana göre, cemaat irtibatlarının tespit edilmesi nedeniyle aynı tarihte bu unvanlı görevlerden alınmaları, davacının eski eşinin FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün gizli haberleşme programı olan Bylock kullanıcısı olması hususları dikkate alındığında, davacının söz konusu örgütün faaliyetlerinden ve eşinin durumundan haberdar olmamasının, bir yargı mensubu olarak yürüttüğü meslek itibarıyla sahip olduğu nitelikler ve donanım ile hayatın olağan akışına uygun olmadığı, bu durumun, bir yargı mensubu olarak üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan ve bağımsız ve tarafsız "olması" kadar bağımsız ve tarafsız "görünmesi" de gereken davacı açısından bağımsızlık ve tarafsızlığından şüphe edilmesine ve dolayısıyla FETÖ ile irtibat ve iltisakı bulunduğu kanaatinin oluşmasına neden olan bir delil niteliğinde olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Dairece her ne kadar, somut herhangi bir bilgiye sahip olmadığı belirtilerek, tanık beyanları davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmemiş ise de; davacı hakkında bilgi notu geldiğine ilişkin tanık beyanının somut nitelikte olduğu, kararda aksinin ortaya konulmadığı, davacının ağır ceza mahkemesi başkanlığı görevinden alınarak- Konya hakimliğine atanmasına ilişkin Kurul kararında Kurul eski üyesi T.G.'nin muhalif kaldığına ilişkin tespitlerle bir arada değerlendirildiğinde, tanık İ.O.'nun beyanının somut verilerle desteklendiği ve davacının irtibat ve iltisakını ortaya koyduğu sonucuna varılmıştır. Buna göre, davacı hakkındaki tanık beyanları ve eski eşinin evlilik birliği içindeyken mevcut olduğu anlaşılan FETÖ ile irtibat ve iltisakı, davacının unvanlı göreve atanması ve bu görevden alınmasına ilişkin kararda, meslekten çıkarılan Kurul eski üyesi T.G.'nin muhalif kalması, davacının albüm/yıllık kurulu üyeliği ile ankesörlü hattan ardışık aranma kaydının olması hususları bir arada değerlendirildiğinde, bu hususların, davacının FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisak ve irtibatını ortaya koymaya yeterli olduğu görülmüştür. Temyize konu Daire kararında, dosyadaki mevcut deliller davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakı için yeterli görülmemiş ise de, davacı hakkında yukarıda belirtilen hususların bir bütün olarak değerlendirilmesinden, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisaklı ve irtibatlı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. 3) Dava Konusu Kararın Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi Dava konusu kararla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir. Dava konusu karar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun'la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla bu karara dayanak KHK'nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu karar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır. Dava konusu karar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır. Dava konusu karar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle "ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike"nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ'nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır. Bu itibarla, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu karar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır. 4) Sonuç olarak Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmemiştir. Bu itibarla, Daire kararının, dava konusu kararın davacıya ilişkin kısmının iptali, davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı özlük haklarının iadesine, parasal haklarının işlem tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine ilişkin kısmında hukuki isabet bulunmamaktadır. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Davalı idarenin temyiz isteminin kabulüne, 2. Danıştay Beşinci Dairesinin 23/02/2023 tarih ve E:2016/56230, K:2023/1521 sayılı dava konusu kararın davacıya ilişkin kısmının iptaline, davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı özlük haklarının iadesine, parasal haklarının işlem tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine ilişkin kısmının BOZULMASINA, 3. Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Daireye gönderilmesine, 5. Kesin olarak, 21/11/2024 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi. KARŞI OY X- Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın temyize konu kısmının usul ve hukuka uygun olduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın anılan kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, temyiz isteminin reddi ile temyize konu kararın onanması gerektiği oyuyla, karara katılmıyorum.