Başvuru, işveren ile arasındaki güven ilişkisinin bozulduğu gerekçesiyle iş sözleşmesi feshedilen başvurucunun açtığı işe iade davası neticesinde adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı ile makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, işveren ile arasındaki güven ilişkisinin bozulduğu gerekçesiyle iş sözleşmesi feshedilen başvurucunun açtığı işe iade davası neticesinde adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı ile makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 6/12/2019 tarihinde yapılmıştır. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde, yargılama sürecindeki dava dosyalarında ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden elde edilen bilgi ve belgelerde yer aldığı şekliyle olaylar özetle şöyledir: 1979 doğumlu olan başvurucu 3/3/2006 tarihinden itibaren Türk Telekomünikasyon A.Ş. (Şirket) bünyesinde çalışmakta iken 9/11/2016 tarihinde başvurucunun iş akdi feshedilmiştir. Fesih bildiriminde, taraflar arasındaki güven ilişkisinin zedelendiği gerekçesiyle 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu'nun 25/ll-e maddesi uyarınca iş akdinin haklı nedenle derhâl feshedildiği belirtilmiştir. Başvurucu, feshin geçersizliğinin tespitine ve işe iadesine karar verilmesi talebiyle Şirket aleyhine 2/1/2017 tarihinde dava açmıştır. Kütahya İş Mahkemesine (Mahkeme) sunduğu dava dilekçesinde başvurucu; feshin usul ve yasaya uygun olmadığını, fesih sebebinin açık ve kesin bir şekilde bildirilmediğini, savunmasının dahi alınmadığını belirtmiştir. Davalı Şirket ise cevap dilekçesinde, faaliyetlerinin kamusal nitelikte olduğu hususu gözetilerek darbe girişiminin hemen sonrasında Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) ile irtibatı olan personelin tespiti ve gerekli fesih işlemlerinin gerçekleştirilmesi için bir komisyon oluşturulduğunu, bağlı bulunan Ulaştırma Bakanlığı ve emniyet birimleri ile koordineli şekilde personel bazında çalışmalar başlatıldığını ifade etmiştir. Bu kapsamda kendisine gönderilen listelere göre başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatlı olduğuna dair kuvvetli şüphenin varlığı nedeniyle iş akdinin feshedildiğini belirten Şirket, gönderilen belgelerin gizli ibareli olması sebebiyle mahkemeye ibraz edilemediğini ancak Emniyet Genel Müdürlüğü ve Millî İstihbarat Teşkilatına (MİT) müzekkere yazılarak başvurucunun ByLock kullanıcısı olup olmadığının sorulmasını talep etmiştir. Tarafların iddiaları çerçevesinde başvurucu hakkında inceleme başlatan Mahkeme, Kütahya Cumhuriyet Başsavcılığına (Başsavcılık), Emniyet Genel Müdürlüğü ve Kütahya Valiliğine müzekkere yazmış; bu kapsamda Başsavcılıktan gelen cevabi yazıda, başvurucunun ByLock kaydının bulunduğu hususunun tespit edildiği bildirilmiştir. Mahkeme; çeşitli tarihlerde açtığı duruşmalarda başvurucu ve Şirketin iddia ve itirazlarını incelemiş, başvurucunun tanıklarını dinlemiş, öte yandan yargılama devam ederken başvurucu hakkında suç duyurusunda bulunmuştur. Buna mukabil başvurucu tüm yargılama boyunca ByLock kullandığı iddiasını reddetmiş, ByLock tespit edilen hattın kendisi tarafından kullanılmadığını ileri sürmüş, soruşturmanın bekletici mesele yapılmasını talep etmiştir. İşe iade davası devam ederken başvurucu hakkında yürütülen soruşturma tamamlanmış ve 28/2/2019 tarihli karar ile kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmiştir. Kararın gerekçesinde ByLock tespit edilen hattın başvurucunun eşi Z.H. tarafından kullanıldığı hususunun tespit edildiği, nitekim Z.H.nin de beyanlarında bu durumu kabul ettiği ve kendisi yönünden tefrik kararı verilerek Kütahya Ağır Ceza Mahkemesinde ceza yargılaması başlatıldığı ifade edilmiştir. Savcılık tarafından başvurucuya yönelik araştırmalarda başkaca bir delil elde edilemediği belirtilerek kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmiş ve bu karar işe iade davası kapsamında dosyaya alınmıştır. Mahkeme 26/3/2019 tarihli kararı ile davanın kabulüne ve başvurucunun işe iadesine hükmetmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şu şekildedir:"Gerek anılan takipsizlik kararı gerekse davalı işveren tarafından davacının iş akdinin feshine ilişkin açıkça nedeni gösterir herhangi bir belgenin sunulmayışı, mahkememizce yazılan müzekkereler doğrultusunda davacının üzerine kayıtlı hatta bylock bulunduğunun tespit edilişi ve mahkememizce bu hususun Başsavcılığımıza bildirilmesi doğrultusunda davacı hakkında soruşturma başlatıldığı ve daha sonrasında takipsizlik kararı verildiği, yine fesih bildiriminde genel ifadelerle güven ilişkisinin zedelenmesi gerekçesiyle feshin yapıldığının bildirilmesi karşısında feshin geçerli nedene dayanmadığının kabulü ve davacının işe iadesine karar verilmesi gerektiği mahkememizce değerlendirilmiştir." İşveren Şirket, karara karşı dava dilekçesinde ileri sürdüğü hususları tekrarlamak suretiyle istinaf talebinde bulunmuş; Bursa Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi 13/11/2019 tarihli kararı ile istinaf talebinin kabulüne, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine hükmetmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şu şekildedir:"Somut olayda, davacının kendi üzerine kayıtlı ancak eşi tarafından kullanıldığı iddia edilen telefona bylock yüklendiği, davacının eşinin bu durumu kabul ettiği ve davacının eşi hakkında kamu davası açıldığı anlaşılmaktadır. Davacı hakkında terör örgütü üyesi olduğu yönünde yapılan soruşturma sonucu takipsizlik kararı verilmiş olsa da, eşi hakkında terör örgütü üyesi olduğu iddiasıyla kamu davası açılmış bir işçi ile çalışmaya devam etmesi işverenden beklenemez. Bu itibarla feshin haklı nedene dayanmasa dahi geçerli nedene dayandığı kabul edilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken davanın kabulüne karar verilmesi yerinde bulunmamıştır.Sonuç olarak; açıklanan nedenlerle feshin haklı nedene dayanmasa dahi geçerli nedene dayandığının kabulü ile davanın reddine karar verilmesi gerektiğinden davalının yerinde bulunan istinaf başvurusunun kabulü ile HMK 353/1-b.2 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, ileri sürülmeyen ve kamu düzenine ilişkin olmayan hususlar nazara alınmaksızın davanın esasına ilişkin olarak aşağıdaki şekilde yeniden hüküm kurulmasına karar verilmesi gerekmiştir." Nihai karar, başvurucu vekiline 28/11/2019 tarihinde tebliğ edilmiştir. 6/12/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur. A. İlgili Mevzuat İlgili mevzuat için bakınız Berrin Baran Eker [GK], B. No: 2018/23568, 2/7/2020, §§ 20-B. Yargıtay Kararları Yargıtay Hukuk Dairesinin 22/10/2007 tarihli ve E.2007/16878, K.2007/30923 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"Davalı işveren, davacının geçmişten gelen sabıkası ve özellikle yasadışı örgütle bağlantısı nedeni ile güvenlik önlemi olarak iş sözleşmesini feshetmiştir. Bu fesih Alman Hukukunda ve Alman Federal Mahkemelerinde şüphe feshi olarak adlandırılmaktadır. Böyle bir fesihte, işverenin işçisine karşı duyduğu şüphe, aralarındaki güven ilişkisinin zedelenmesine yol açmaktadır. İşverenden katlanması beklenemeyecek bir şüpheden dolayı, işçinin iş ilişkisinin devamı için gerekli olan uygunluğu ortadan kalktığından, güven ilişkisinin sarsılmasına yol açan şüphe, işçinin kişiliğinde bulunan bir sebeptir. Ciddi, önemli ve somut olayların haklı kıldığı şüphe, güven potansiyeline sahip olmaksızın ifa edilemeyecek iş için işçinin uygunluğunu ortadan kaldırdığından, şüphe feshi, işçinin yeterliliğine ilişkin fesih türü olarak gündeme gelecektir. Davacının geçmişte yasadışı örgüt üyesi olması, davacının görev yaptığı bölgede terör olaylarının artması ve demiryolu ulaşımının da hedefte bulunması, davalı işveren açısından iş ilişkisinin devamı için gerekli olan güvenin sarsıldığı, elverişli objektif olay ve vakıalara dayanan güçlü bir şüphenin bulunduğu anlamına gelmektedir. Davacının iş sözleşmesinin feshinin geçerli nedenle yapıldığı kabul edilmelidir. Davanın reddi yerine yazılı şekilde kabulü hatalıdır." Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15/11/2018 tarihli ve E.2015/22-2715, K.2018/1720 sayılı kararı şöyledir:"... şüphe feshinin söz konusu olabilmesi için iş ilişkisinin devamı için gerekli olan güveni yıkmaya elverişli, objektif olay ve vakıalara dayanan güçlü bir şüphe mevcut olması ve ayrıca olayın aydınlatılması için işverenin kendisinden beklenebilecek bütün çabaları göstermesine karşın eylemin gerçekleştiğinin kanıtlanamaması gerektiğinden, somut uyuşmazlıkta davacının sabit olan, doğruluk ve bağlılığa uymayan nitelikteki eyleminin şüphe feshi teşkil etmediği de açıktır. ..." Yargıtay Hukuk Dairesinin 26/11/2018 tarihli ve E.2018/11097, K.2018/25472 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"Taraf iradesine öncelik verilmesi sadece davanın açılmasında değil, yargılama sırasında taraflara ait bir çok usul işleminde de kendisini gösterir...Yani, yargılamada esas olan, dava malzemelerinin taraflarca toplanması ve mahkemeye sunulması olarak tanımlayabileceğimiz 'taraflarca hazırlama (getirilme) ilkesi' dir. Bu ilkenin geçerli olduğu davalarda, dava malzemelerinin mahkemeye tam olarak getirilmemesinin sorumluluğunu taraflar üstlenmiş olup; hakim, kural olarak tarafların ileri sürmediği vakıaları ve belirli bir delili kendiliğinden araştıramaz ve taraflara hatırlatamaz. Diğer yandan, kamu düzenini ilgilendiren davalarda, irade serbestisinin ve taraf iradesine tanınan üstünlüğün bir sonucu olan 'taraflarca hazırlama ilkesi' yerine, kendiliğinden (resen) araştırma ilkesinin uygulanması esastır. Kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulandığı davalarda; hâkim, davanın ispatı için gereken bütün delillere kendiliğinden başvurur; taraflar da yargılama bitinceye kadar delil gösterebilirler. Bu davalarda bir bakıma, dava ile ilgili olguların hazırlanmasında, tarafların yanında, hakimin de görevli olması söz konusudur.Bu açıklamalar karşısında kamu ya da özel hukuk tüzel kişiliği de olsa işçinin terör örgütleri ile irtibatının bulunması halinde bu durumun hem kamu güvenliğini hem de özel güvenliği tehdit edeceği açıktır. Bu nedenle davalı tarafın cevap dilekçesi ile davacının iş akdinin .../... bağlantısı bulunduğuna dair kuvvetli şüphe duyulması sebebi ile feshedildiğini belirttiği görülmekle; eldeki davada taraflarca hazırlama ilkesi yerine istisnai nitelikteki kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulanması gerekmektedir." Yargıtay Hukuk Dairesinin 24/4/2018 tarihli ve E.2018/3002, K.2018/9593 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"Davacının iş akdi, hakkında .... Savcılığı tarafından bylock kullanıcısı olduğu iddiasıyla soruşturma başlatılmış olması, hakkında yurt dışı çıkış yasağı ve adli kontrol kararı verilmesi akabinde, davalı işyerinin faaliyet alanı bakımından stratejik önem taşıyan durumu gözetilerek çalıştırılmasında sakınca bulunduğu gerekçesiyle İş K. 25/II e-h-ı maddeleri gereğince haklı neden iddiasıyla feshedilmiştir. İlk Derece Mahkemesi ise feshin şüphe feshi olduğu ve davalının özel durumu gözetilerek geçerli nedene dayalı olduğu kabulüyle davanın reddine karar verilmiş olup, davacı tarafın istinaf başvurusu Bölge Adliye Mahkemesi taralından da aynı gerekçelerle esastan reddetmiştir....Davacının hakkında derdest bulunan ecza yargılamasında, 'Morbeyin' uygulaması kapsamında davacı ...'ın kullandığı telefona ait gsm hattının iradesi dışında bylock IP'lerine yönlendirilmiş olduğunun bilirkişi raporuyla tespit edildiği gerekçesiyle beraat kararı verildiği, isnat edildiği üzere terör örgütü ile bağlantısı bulunduğunu gösterir aleyhine başkaca somut bir delil de olmadığı anlaşılmakla, 4857 sayılı Kanun'un maddesinin fıkrası uyarınca, hükmün bozulmak suretiyle ortadan kaldırılması..."