Başvurucu, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı ve İzmir Su ve Kanalizasyon İdaresi (İZSU) Genel Müdürlüğü aleyhine açtığı kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davasının makul süreyi aşarak 6 yıl 7 aylık sürede tamamlandığını ve dava sonucunda hükmedilen tazminat bedeline kamu alacaklarına uygulanan en yüksek faiz oranının uygulanmadığını belirterek adil yargılanma hakkı ile mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
Başvurucu, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı ve İzmir Su ve Kanalizasyon İdaresi (İZSU) Genel Müdürlüğü aleyhine açtığı kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davasının makul süreyi aşarak 6 yıl 7 aylık sürede tamamlandığını ve dava sonucunda hükmedilen tazminat bedeline kamu alacaklarına uygulanan en yüksek faiz oranının uygulanmadığını belirterek adil yargılanma hakkı ile mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvuru, 11/2/2013 tarihinde İzmir Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca, 26/4/2013 tarihinde kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir. Bölümün 26/6/2013 tarihli ara kararıyla kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir. Adalet Bakanlığı’nın 7/8/2013 tarihli görüş yazısı 12/9/2013 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiş, başvurucu vekili Adalet Bakanlığının cevabına karşı beyanlarını yasal süresi içinde 27/9/2013 tarihinde ibraz etmiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve ekleri ile başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir: İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı ve İZSU Genel Müdürlüğünce başvurucuya ait İzmir İli Gaziemir İlçesi Sakarya Mahallesi 2028 ada 1 parselde kayıtlı taşınmaz üzerine yol ve tesis yapılmak suretiyle el atılmıştır. Başvurucu 15/5/2006 tarihinde, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı ve İZSU Genel Müdürlüğü aleyhine İzmir Asliye Hukuk Mahkemesinde kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davası açmıştır. Taşınmazın 1437/4800 hissesine sahip olan başvurucu, taşınmazın diğer 1437/4800 hissesini 4/8/2006 tarihinde satın alarak ek dava açmış ve İzmir Asliye Hukuk Mahkemesi 11/9/2006 tarihli ve E.2006/356 sayılı ek davanın davacının talebi üzerine asıl dava ile birleştirilmesine karar vermiştir. Mahkemece talep edilen bilirkişi raporunda başvurucuya ait taşınmaza pis su toplama tesisi yapılması nedeniyle 87,96 m2 ve yol yapılması nedeniyle 243,62 m2 tecavüz edildiği tespit edilmiş, davalı İZSU Genel Müdürlüğü vekilinin el atmanın kaldırıldığı iddiası üzerine yapılan keşifte, tesis binası ve duvarının dava konusu taşınmaza tecavüz eden kısmının yıkıldığı ve yolun dava konusu taşınmaza tecavüz eden asfalt sathının kazındığı ve el atmanın sonlandırıldığı, ancak araçların halen tesise girip-çıkmak için dava konusu taşınmazı kullandığı tespit edilmiştir. Mahkeme, 31/12/2007 tarihli ve E.2006/197, K.2007/491 sayılı kararıyla davalı İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı bakımından husumet yönünden davanın reddine; İZSU Genel Müdürlüğü bakımından ise kamulaştırmasız el atmaya son verilmesi nedeniyle dava konusuz kaldığından dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına, ancak dava açılmasına sebebiyet vermesinden ötürü davalı İZSU Genel Müdürlüğünün yargılama gideri ve vekâlet ücretinden sorumlu tutulmasına karar vermiştir. Karar, başvurucu ve davalılardan İZSU Genel Müdürlüğü tarafından temyiz edilmiş, temyiz incelemesini yapan Yargıtay Hukuk Dairesi, 9/10/2008 tarihli ve E.2008/9350, K.2008/11640 sayılı kararıyla, dava konusu taşınmazın imar planında halen belediye hizmet alanı içinde kaldığı, bu nedenle el atmaya son verilmesinin sonuca etkili olmadığı ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı yönünden davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği; İZSU Genel Müdürlüğü bakımından ise konusu kalmayan davanın reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararını bozmuştur. Yargıtay’ın bozma kararına karşı İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı karar düzeltme talebinde bulunmuş ve Yargıtay Hukuk Dairesi, 6/4/2009 tarihli ve E.2008/17874, K.2009/5301 sayılı kararıyla bu defa yolun hangi idare tarafından açıldığı, idarelerin halen taşınmazı yol olarak kullanıp kullanmadıkları konusunun netleştirilmesi ve buna göre karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararının bozulması gerektiğine hükmetmiştir. Yargıtay’ın bozma ilamından sonra davayı tekrar inceleyen İzmir Asliye Hukuk Mahkemesi 11/6/2009 tarihli ve E.2009/196, K.2009/226 sayılı kararıyla Yargıtay Hukuk Dairesinin bozma ilamına uymayarak eski kararında direnmiştir. Direnme kararını, davacı vekili esasa ilişkin nedenlerle, davalı İZSU Genel Müdürlüğü ise vekâlet ücretine ilişkin nedenlerle temyiz etmişlerdir. Bunun üzerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 11/11/2009 tarihli ve E.2009/5-439, K.2009/494 sayılı kararıyla, İZSU Genel Müdürlüğünün vekâlet ücretine ilişkin temyiz talebinin reddine; İZSU Genel Müdürlüğü lehine usuli kazanılmış hak doğduğundan davacının İZSU Genel Müdürlüğü aleyhine ileri sürmüş olduğu temyiz nedenlerinin reddine; davacının İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı aleyhine ileri sürdüğü temyiz itirazlarının yeni hükme yönelik olmasından dolayı dosyanın Yargıtay Hukuk Dairesine gönderilmesine karar vermiştir. Yargıtay Hukuk Dairesi 13/5/2010 tarihli ve E.2010/4004, K.2010/8660 sayılı kararıyla, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı yönünden ilk derece mahkemesinin vermiş olduğu kararı onamıştır. Başvurucu, Yargıtay’ın bu onama kararı hakkında karar düzeltme talebinde bulunmuştur. Karar düzeltme talebini inceleyen Yargıtay Hukuk Dairesi 5/7/2011 tarihli ve E.2011/5422, K.2011/12304 sayılı kararıyla ve 3194 sayılı İmar Kanununun maddesine göre kesinleşen 1/1000’lik imar planından sonra 5 yıl içinde tahsis amacına uygun olarak kamulaştırılmayan taşınmazın malikinin mülkiyet hakkının süresi belirsiz şekilde kısıtlanması nedeniyle taşınmazın tamamı için bedel ödenmesi gerektiğine hükmederek ilk derece mahkemesinin kararını bozmuştur. Başvurucu, bozmadan sonra 25/8/2011 tarihinde İzmir Asliye Hukuk Mahkemesinde E.2011/457 sayılı dosya ile 643,67 TL değerinde ek dava açmıştır. Bu dava da asıl dava ile birleştirilmiştir. Bozma kararı üzerine İzmir Asliye Hukuk Mahkemesi bozma kararına uymuş; birleşen dosyalar ile birlikte taşınmazın değeri ve başvurucuya düşen kısımların değeri bilirkişi marifetiyle tespit edilmiştir. İzmir Asliye Hukuk Mahkemesi, 29/11/2011 tarihli ve E.2011/415, K.2011/650 sayılı kararıyla, İZSU Genel Müdürlüğü yönünden davanın reddine, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı yönünden davanın kabulüne, başvurucuya kamulaştırmasız el atma tazminatı olarak talep ettiği toplam 643,67 TL’nin ödenmesine ve taşınmazın İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı adına tapuya tesciline karar vermiştir. Başvurucu kararın kesinleşmesini beklemeden 21/12/2011 tarihinde alacağını icra takibine konu yapmış ve davalı İzmir Büyükşehir Belediyesi (İdare) icranın durdurulması için dosyaya teminat olarak 015,05 TL depo etmiştir. Depo işlemi sonrasında İcra Müdürlüğü tarafından davalı idareye tehiri icra kararı almak üzere 90 günlük mehil verilmiştir. İdare tarafından 6/2/2012 tarihinde Yargıtay’dan tehiri icra kararı alınarak süresi içerisinde dosyaya konulmuştur. Başvurucu ve davalılardan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından yapılan başvuruları inceleyen Yargıtay Hukuk Dairesi 17/5/2012 tarihli ve E.2012/1600, K.2012/10107 sayılı kararıyla, İlk Derece Mahkemesi kararını yasal faiz başlangıç tarihini tüm talepler için ilk dava tarihi olan 15/5/2006 olacak şekilde düzelterek onamıştır. Onama kararı sonrasında başvurucu depo edilen bedelin tamamını 21/6/2012 tarihinde bankadan çekmiştir. Karar düzeltme talebi de aynı Dairenin 28/11/2012 tarihli ve E.2012/16689, K.2012/24335 sayılı kararıyla reddedilmiş ve karar aynı tarihte kesinleşmiştir. Karar, başvurucuya 10/1/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir. Kararın kesinleşmesi üzerine teminat olarak depo edilmiş para mahsup edilerek bakiye borç hesabı çıkarılmış ve 10/1/2013 tarihinde başvurucunun hesabına idare tarafından 650,36 TL daha yatırılmıştır. Başvurucu 11/2/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunmuştur.B. İlgili Hukuk 4/11/1983 tarih ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun maddesinin fıkrası şöyledir: “Kamulaştırma kararının alınmasından sonra kamulaştırmayı yapacak idare, bu Kanunun 11 inci maddesindeki esaslara göre ve konuyla ilgili uzman kişi, kurum veya kuruluşlardan da rapor alarak, gerektiğinde Sanayi ve Ticaret Odalarından ve mahalli emlak alım satım bürolarından alacağı bilgilerden de faydalanarak taşınmaz malın tahmini bedelini tespit etmek üzere kendi bünyesi içinden en az üç kişiden teşekkül eden bir veya birden fazla kıymet takdir komisyonunu görevlendirir”. 2942 sayılı Kanunu’na 18/6/2010 tarih ve 5999 sayılı Kanunla ilave edilen geçici maddenin 24/5/2013 tarih ve 6487 sayılı Kanun’un maddesiyle değişmeden önceki , ve fıkraları şöyledir:“Kamulaştırma işlemleri tamamlanmamış veya kamulaştırması hiç yapılmamış olmasına rağmen 9/10/1956 tarihi ile 4/11/1983 tarihi arasında fiilen kamu hizmetine ayrılan veya kamu yararına ilişkin bir ihtiyaca tahsis edilerek üzerinde tesis yapılan taşınmazlara veya kaynaklara kısmen veya tamamen veyahut irtifak hakkı tesis etmek suretiyle malikin rızası olmaksızın fiili olarak el konulması sebebiyle, malik tarafından ilgili idareden tazminat talebinde bulunulması halinde, öncelikle uzlaşma yoluna gidilmesi esastır. Tazminat müracaatı üzerine, fiilen el konulan taşınmazın veya üzerinde tesis edilen irtifak hakkının malikin müracaat ettiği tarihteki tahmini değeri; bu Kanunun 8 inci maddesinin ikinci fıkrasına göre teşkil edilen kıymet takdir komisyonu marifetiyle, taşınmazın el koyma tarihindeki nitelikleri esas alınmak ve bu Kanunun 11 inci ve 12 nci maddelerine göre hesaplanmak suretiyle tespit edilir. Tespitten sonra, bu Kanunun 8 inci maddesinin üçüncü fıkrasına göre teşkil olunan uzlaşma komisyonunca, müracaat tarihinden itibaren en geç altı ay içerisinde 7201 sayılı Kanun hükümlerine göre tebliğ edilen bir yazı ile, tahmini değer bildirilmeksizin, talep sahibi uzlaşma görüşmelerine davet edilir.…İdare ve malik arasında uzlaşma sağlanamadığı takdirde, uzlaşmazlık tutanağının tanzim edildiği veya ikinci fıkradaki sürenin uzlaşmaya davet olmaksızın sona erdiği tarihten itibaren üç ay içerisinde malik tarafından sadece tazminat davası açılabilir. Dava açılması halinde, fiilen el konulan taşınmazın veya üzerinde tesis edilen irtifak hakkının müracaat tarihindeki değeri, ikinci fıkranın birinci cümlesindeki esaslara göre mahkemece tespit ve taşınmazın veya hakkın idare adına tesciline veya terkinine ve malike tazminat ödenmesine hükmedilir. Tescile veya terkine ilişkin hüküm kesin olup tarafların hükmedilen tazminata ilişkin temyiz hakkı saklıdır.” 13/2/2011 tarih ve 6111 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması İle Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un iptal edilen geçici maddesi şöyledir: "Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren onbeş yıl süreyle geçerli olmak üzere; 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun geçici 6 ncı maddesi hükmü, 4/11/1983 tarihinden sonraki kamulaştırmasız el koyma işlemlerine de uygulanır. Ancak, bu tarihten sonraki kamulaştırmasız el koyma işlemleri sebebiyle açılan tazminat davalarında verilen ve kesinleşen mahkeme kararlarına istinaden 2942 sayılı Kanunun geçici 6 ncı maddesinin yedinci fıkrası uyarınca ödemelerde kullanılmak üzere, ihtiyaç olması halinde, idarelerin yılı bütçelerinde sermaye giderleri için öngörülen ödeneklerden ayrıca yüzde beş pay ayrılır.” 2942 sayılı Kanun’un 24/4/2001 tarih ve 4650 sayılı Kanunla değişik maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:“Taşınmaz malın değerinin tespitinde, kamulaştırmayı gerektiren imar ve hizmet teşebbüsünün sebep olacağı değer artışları ile ilerisi için düşünülen kullanma şekillerine göre getireceği kâr dikkate alınmaz.” 12/1/2011 tarih ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Usul ekonomisi ilkesi” kenar başlıklı maddesi şöyledir:“Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.” Yargıtay Hukuk Dairesinin 15/11/2011 tarih ve E.2011/5396, K.2011/22096 sayılı kararında şöyle denilmektedir:“…Kamulaştırmasız el atma davaları uygulamada sıklıkla karşılaşılan davalardan olmakla birlikte, yasa ile düzenlenmiş değildir. Bu konuya ilişkin tek yasal düzenleme olan 2942 Sayılı Kamulaştırma Kanununun maddesi de 2003 tarih ve 2002/112 E. 2003/33 K. sayılı Anayasa Mahkemesi kararı ile iptal edilmiştir. Uygulamada kamulaştırmasız el atma davaları; İBK, HGK ve Hukuk Dairelerinin içtihatlarıyla yön bulmaktadır. Konunun Dairemizi ilgilendiren yönü ise, bu nevi davalarda hükmedilen tazminatların zamanında ödenmemesi halinde uygulanacak faizin ne tür ve oranda olması gerektiği noktasındadır. Zira kamulaştırma yasası gecikme faizini öngörmemektedir. Bu cümleden olmak üzere, HGK kararları ve Dairemizin istikrar bulmuş içtihatlarında; “Kamulaştırma bedelinin arttırılması ilamlarında uygulanan T.C Anayasasının 4709 Sayılı Yasanın maddesi ile değişik 46/son maddesinde yer alan kamulaştırma bedelleri ile mahkemece kesin hükme bağlanan arttırma bedellerine, son fıkraya göre kamu alacakları için öngörülen en yüksek faiz oranının uygulanacağı” hükmünden farklı olarak, “Kamulaştırmasız el atmanın hukuksal niteliği itibariyle bir haksız eylem olduğu, haksız eylemden doğan borçların, tazmini nitelikte olmaları nedeniyle uygulanacak faizin 3095 Sayılı Yasada belirlenen yasal faiz olduğu belirtilerek, uygulama bu güne kadar yasal faizin uygulanması şeklinde sürdürüle gelmiştir. Ancak, Anayasa'nın maddesi ile koruma altına alınmış olan mülkiyet hakkının, hak sahibinin rızasına bakılmaksızın kamulaştırmasız el atma nedeniyle ihlali halinde, toplumun genel menfaatleri ile bireyin temel haklarının korunması arasında adil bir denge gözetilmesi gerektiği düşüncesinden hareketle, mülkün gerçek değeriyle orantılı makul bir tazminat ödenmediği sürece, bir mülkten mahrum bırakılmanın genelde aşırı bir ihlal teşkil edeceği, yasal faiz oranında gecikme faizi ödenmesinin yeterli olmadığı görüşü gerek öğretide gerekse uygulamada ağırlık kazanmaya başlamıştır.Bu bağlamda mülkiyete saygı hakkının ihlalinin, mahkemelerin, kamulaştırmasız el atmaya maruz kalan kişiler lehine hükmettikleri tazminat tutarının tayininde, yargılama süresi ile enflasyon arasındaki etkileşim sonucu ortaya çıkan değer kaybını dikkate almalarına imkân sağlayan yasal bir düzenlemenin olmayışından da kaynaklandığı, bu nedenle adil tatmin taleplerinin karşılanması gerektiği hususu benimsenmeye başlanmıştır.Tüm bu açıklamalar ışığında idare, kendisine Anayasa tarafından tanınan olanak ve yetkileri yasaya uygun bir biçimde kullanmaksızın taşınmaza el atarak kamulaştırma ilkelerine aykırı davranamaz. Anayasa'nın maddesinde öngörülen kamulaştırma, Anayasa'nın maddesinde güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkına getirilmiş anayasal bir sınırlama olmakla, Dairemizce içtihat değişikliğine gidilerek, özü ve vardığı hukuki sonuç itibariyle aynı nitelikler taşıyan kamulaştırmasız el atmaya ilişkin ilamlarda hüküm altına alınan tazminatlara da Anayasanın 46/son maddesinde düzenlenmiş olan kamu alacakları için öngörülen en yüksek faiz oranının uygulanması gerektiği sonucuna varılmıştır…” (Aynı yönde diğer bir karar için bkz. Yargıtay HD., 26/10/2011, tarih, E.2011/5698,, K.2011/20397)