Başvuru, tıbbi ihmal sonucu zarara uğranılması nedeniyle kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, tıbbi ihmal sonucu zarara uğranılması nedeniyle kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 8/1/2019 tarihinde yapılmıştır. Komisyon başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu 19/7/2015 tarihinde, kulağına yabancı cisim (sinek) kaçtığını belirterek Sivas Numune Hastanesi (Hastane) Acil Servisine müracaat etmiştir. Acil Serviste bulunan Dr. S.Ö.nün müdahalesi sonrasında şiddetli kusma, bulantı ve baş dönmesi şikâyeti ortaya çıkmış ve S.Ö. tarafından Kulak Burun Boğaz (KBB) Uzmanı Dr. S.A.ya haber verilmiştir. KBB Uzmanı Dr. S.A. tarafından ameliyata alınan başvurucunun kulağındaki yabancı cisim çıkarılmış ve ertesi gün başvurucu taburcu edilmiştir. Hastane tarafından düzenlenen 19/7/2015 tarihli yatan hasta bilgi formunda, Acil Servise başvuran başvurucunun fiziki muayenesinde bilateral (iki taraflı) kulak zarlarının perfore (delik) olduğu, sol kulağında yabancı cisim bulunduğu ve lokal anestezi altında sol dış kulak yolundan yabancı cismin çıkarıldığı belirtilmiştir. Anılan formun hikâye kısmında "acil servise başvuran hastanın kulağına alkol damlatılmış, kulak zarı perfore olan hastanın şiddetli bulantı, kusması oluyormuş" ibaresi yer almaktadır. Başvurucu devam eden süreçte kulağında çınlama, baş dönmesi ve duyu kaybı şikâyetleriyle muhtelif tarihlerde hastanelere müracaat etmiş, birtakım testlere tabi tutulmuş ve kendisine ilaç tedavisi uygulanmıştır. Başvurucu, Acil Serviste görevli doktor S.Ö. tarafından kendisine hatalı tıbbi müdahalede bulunulması nedeniyle kulakta çınlama, duyu ve denge kaybı ortaya çıktığını, akabinde bütün tetkik ve ilaçlara rağmen şifa bulamadığını ve bu durumun mensubu olduğu beden öğretmenliği mesleğini de etkilediğini belirterek maddi ve manevi zararlarının tazminine karar verilmesi talebiyle 7/9/2016 tarihinde Sivas İdare Mahkemesinde (İdare Mahkemesi) tam yargı davası açmıştır. Dava dilekçesinde başvurucu, S.Ö.nün elinde cımbıza benzer bir aletle sineği çıkarmaya çalıştığını fakat başarılı olmadığını, daha sonra sineği öldürmek için kulağına fazla miktarda ve tazyikte alkol boşalttığını belirtmiştir. Başvurucu bu müdahaleden sonra şiddetli bir acı duyduğunu, baş dönmesi ve kusma meydana geldiğini ve akabinde ameliyata alındığını ifade etmiştir. Yargılama sürecinde Adli Tıp Kurumu (ATK) İhtisas Kurulu tarafından hazırlanan 28/2/2018 tarihli raporda, başvurucunun olay sonrasında yapılan odyolojik testlerinde sol kulakta sensörinöral tip işitme kaybının olduğunun anlaşıldığı, mevcut işitme kaybına kişinin kendisinde önceden var olan kronik otitis media rahatsızlığının da katkısının olduğu belirtilmiştir. Benzer müdahalelerde alkol veya serum fizyolojik tercih edilebileceği, bu amaçla kulak burun boğaz kliniklerinde kullanılan alkol satürasyonunun %2-5 olduğu, bunun kullanılması hâlinde bu seviyede sensörinöral tipte işitme kaybına neden olmayacağı cihetle sağlık çalışanlarının uygulamalarının tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu, dolayısıyla sağlık çalışanlarına ve idareye atfı kabil kusur bulunmadığı ifade edilmiştir. Bununla birlikte bahse konu ATK raporunda, acil servislerde pansuman için kullanılan alkolün satürasyonunun %90 olduğu, bunun kullanılması hâlinde işitme kaybı meydana geleceği ve uygulamayı yapan sağlık çalışanının kusurlu olacağı vurgulanarak kulağa uygulanan sıvı ile ilgili çelişkili ifadeler bulunduğundan mevcut müdahalede ne kullanıldığı hususunun adli tetkiklerle aydınlatılmasının uygun olduğu mütalaa edilmiştir. Başvurucu, ATK raporuna itiraz dilekçesinde kulağına damlatılan sıvının pansuman için kullanılan alkol olduğunu, bu hususunun tanık beyanlarıyla da sabit olduğunu belirtmiştir. İdare Mahkemesince 10/5/2018 tarihli ara kararı ile bilhassa olay tarihinde ve genel olarak Hastanenin Acil Servisinde, kulak burun boğaz kliniklerinde kullanılan alkol satürasyonu %2-5 olan alkolün bulunup bulunmadığı, sadece pansuman için kullanılan alkol satürasyonu %90 olan alkolün mü bulunduğu hususunun sorulmasına ve buna ilişkin bilgi ve belgelerin istenilmesine karar verilmiştir. Cevaben gönderilen yazıda, acil serviste %90 satürasyonu olan alkol kullanıldığı, başvurucuya Acil Serviste yapılan müdahalede kullanılan sıvının içeriğine ilişkin belge ve epikriz raporunun bulunamadığı ve başvurucunun KBB epikrizinde yer alan "alkol damlatılmış" ibaresinin başvurucunun beyanına dayalı olarak yazıldığı belirtilmiştir. İdare Mahkemesi 28/6/2018 tarihinde, ATK raporundaki ayrıntılı bilimsel açıklamalar karşısında başvurucunun rapora itirazlarını yerinde görmemiş, ATK raporuna ve ara kararı sonucunda gönderilen bilgi ve belgelere değinerek davanın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, başvurucuya yapılan müdahalenin kulaktan yabancı cisim çıkarılması amacıyla kullanılan yöntemlerden ve tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu ve kulağa %90 satürasyonu olan alkol damlatılıp damlatılamadığı da tespit edilemediğinden başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi ve manevi zararların hizmet kusuru ilkesi uyarınca tazmini söz konusu olmamakla birlikte kusursuz sorumluluk ilkesine göre de davalı idarenin sorumlu tutulmasına hukuken olanak bulunmadığı belirtilmiştir. Başvurucu bu karara karşı istinaf başvurusunda bulunmuştur. İstinaf dilekçesinde başvurucu, ameliyat öncesinde bilincinin kapalı olduğunu, nitekim onam formunun da kardeşi tarafından imzalandığını, dolayısıyla "alkol damlatılmış" şeklindeki ibarenin kendi beyanıyla yazılmadığını belirtmiştir. Kulağına pansuman için kullanılan alkolün damlatıldığını ve İdare Mahkemesince acil serviste kullanılan sıvı tespit edilmeden karar verildiğini vurgulayan başvurucu kararın kaldırılmasını talep etmiştir. Ankara Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi tarafından 14/11/2018 tarihinde, İdare Mahkemesi kararı hukuka uygun bulunduğundan ve başvuru dilekçesinde ileri sürülen iddialar söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediğinden istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. Nihai karar 11/12/2018 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Öte yandan başvurucu tarafından, hatalı tıbbi müdahale nedeniyle kendisinde duyu kaybı meydana geldiğinden bahisle S.Ö. hakkında taksirle yaralama suçundan Sivas Cumhuriyet Başsavcılığına şikâyette bulunulmuş; bunun üzerine Başsavcılık şikâyet olunan hakkında 2/12/1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun'un ilgili maddeleri uyarınca gerekli ön incelemenin yapılarak sonucunun bildirilmesine karar vermiştir. Akabinde Hastane tarafından konuyla ilgili olarak 16/5/2016 tarihli ön inceleme raporu hazırlanmıştır. Bahse konu raporda konuyla ilgili tanık beyanlarına yer verilmiştir. Hemşire Ö., doktor S.Ö.nün sineği hareketsiz hâle getirmek için serum fizyolojik sıvısını hastanın kulağına damlattığını belirtmiştir. Ameliyatı gerçekleştiren KBB Uzmanı Dr. S.A. ise "net hatırlamamakla birlikte hastanın sol kulağına epikrizden gördüğüm üzere alkol damlatıldığını öğrendim" şeklinde beyanda bulunmuştur. Bununla birlikte bilirkişi tayin edilen Dr. E.nin hazırladığı raporda, kulağa alkol damlatılmasının zaman zaman yapılan bir uygulama olduğu, alkol, su ya da serum fizyolojik maddesinin kısa süre denge bozukluğu ve işitme kaybı ortaya çıkarabileceği, ilgili hekimin yapmış olduğu müdahalenin yanlış olarak değerlendirilemeyeceği belirtilmiştir. Netice itibarıyla ön inceleme raporunda S.Ö. ile ilgili soruşturma izni verilmemesi görüş ve kanaatine varılmıştır. Bunun üzerine Sivas Valiliğinin 17/5/2016 tarihli kararıyla S.Ö. hakkında soruşturma izni verilmemesine karar verilmiştir. Başvurucunun bu karara itirazı Sivas Bölge İdare Mahkemesinin 9/6/2016 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Ayrıca konuyla ilgili olarak 17/12/2015 tarihinde düzenlenen disiplin soruşturma raporunda, herhangi bir kusurunun olmadığı gerekçesiyle S.Ö. hakkında herhangi bir işlem yapılmasına gerek olmadığı kanaatine varılmıştır. İlgili hukuk için bkz. Engin Aslan B. No: 2017/15517, 30/6/2021, §§ 16-22; Fesih Aydar, B. No: 2015/4259, 10/1/2019, §§ 24-30, Ahmet Acartürk, B. No: 2013/2084, 15/10/2015, §§ 19-