Başvuru, nüfus kaydında yer alan anne adının mahkeme kararıyla silinmesi nedeniyle aile hayatına saygı hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru; nüfus kaydında yer alan anne adının mahkeme kararıyla silinmesi nedeniyle aile hayatına saygı hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvurucu, nihai kararı 9/2/2021 tarihinde öğrendikten sonra başvuruyu 1/3/2021 tarihinde yapmıştır. Başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: 1976 yılında dünyaya gelen başvurucu, F.S.Y.nin çocuğu olarak 1981 yılında nüfusa kaydedilmiştir. Başvurucunun ve F.S.Y.nin nüfus kayıtları incelendiğinde aralarında mahkeme kararıyla evlatlık ilişkisi kurulmadığı ve beyana dayalı olarak nüfusa kayıt işlemi yapıldığı tespit edilmiştir. Başvurucunun nüfus kaydında annesi olarak kayıtlı olan F.S.Y. başvurucuya karşı 22/1/2007 tarihinde Kartal Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) nüfus kaydının düzeltilmesi davası açmıştır. F.S.Y. dava dilekçesinde; başvurucuyu iki yaşındayken evlatlık olarak yanına alıp ona baktığını, sonra onu kendisi doğurmuş gibi nüfusuna tescil ettirdiğini ileri sürerek başvurucunun nüfus kaydından silinmesini talep etmiştir. Başvurucu; F.S.Y.nin kendisini evlat edindiğini, tek eksiğin kanunun öngördüğü şekil şartlarına uyulmaması olduğunu, dava açılmasının ise dürüstlük kuralına aykırı olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Yargılama sırasında F.S.Y.nin doğum yapıp yapmadığının tespiti için Adli Tıp Kurumundan (ATK) rapor düzenlenmesi talep edilmiştir. ATK İhtisas Kurulunun 7/12/2009 tarihli raporunda F.S.Y.nin yapılan muayenesi sonucunda doğum yaptığına delalet edebilecek herhangi bir tıbbi bulguya rastlanmadığı tespit edilmiştir. Mahkemece 24/6/2010 tarihinde verilen kararda; F.S.Y. ile başvurucunun uzun süredir bir arada evlat edinen-evlatlık ilişkisi içinde yaşadıkları, evlatlık sözleşmesinde şekil şartlarının eksik olmasının bu ilişkiyi zedelemeyeceği, aksinin ileri sürülmesinin hakkın kötüye kullanımı sayılacağı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. Bu kararın F.S.Y. tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Hukuk Dairesince bozma kararı verilmiştir. Karar gerekçesinde; davanın nüfusta anne adına yanlış beyanla oluşan kaydın iptali davası olarak görülmesi ve başvurucunun gerçek annesi olarak bildirilen nin mirasçılarının da davaya katılımlarının sağlanarak yargılamaya devam edilmesi gerektiği belirtilmiştir. Bozma kararında ayrıca Mahkemenin kabulüne göre evlatlık ilişkisinin iptali (kaldırılması) davasının 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun ikinci kitabında yer alan davalardan olması sebebiyle aile mahkemesince görülmesi gerekirken asliye hukuk mahkemesinde görülerek davanın esası hakkında karar verilmesinin usul ve kanuna aykırılık taşıdığı ifade edilmiştir. Bozma kararı sonrasında Mahkemece 17/1/2017 tarihli kararla davanın kabulüne, başvurucunun F.S.Y.nin çocuğu olmadığının tespiti ile buna ilişkin nüfus kaydının iptaline, başvurucunun nin çocuğu olarak nüfusa tescili suretiyle nüfus kaydının düzeltilmesine karar verilmiştir. Karar gerekçesinde; taraflar arasında resmî şekilde kurulmuş bir evlatlık ilişkisi olmadığı, F.S.Y.nin küçük yaşta öksüz kalan başvurucuyu şefkat duygusuyla kendisi doğurmadığı hâlde beyana dayanarak nüfusuna tescil ettirdiği, bu suretle nüfus kaydının yanlış oluştuğu belirtilmiştir. Başvurucunun temyiz yoluna başvurması üzerine Yargıtay Hukuk Dairesince (Daire) nüfus kayıtlarında düzeltme talebine ilişkin davalarda mahkemelerin hiçbir kuşku ve duraksamaya neden olmaksızın doğru sicil oluşturmak zorunluluğu olduğu, somut olayda Mahkemece salt tarafların ve tanıkların beyanları ile yetinilmeyip gerçek annenin olduğu iddiası ile ilgili olarak DNA testi yaptırılıp alınacak rapor da gözetilerek karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozma kararı verilmiştir. Başvurucu, davanın aile mahkemesinde görülmesi gerektiği yönünden inceleme yapılması için karar düzeltme talebinde bulunmuştur. Bu talep üzerine yapılan incelemede başvurucunun gerçek annesinin tespiti ve nüfusa tescili talebi olmadığı gibi bu hususun tespit edilmesinde F.S.Y.nin aktif husumet ehliyeti ile hukuki yararının da olmadığı vurgulanarak Mahkemece başvurucunun F.S.Y.nin çocuğu olmadığının tespiti ve buna dair nüfus kaydının iptali ile yetinilmesi gerektiği belirtilmiştir. Bunun yanında başvurucunun gerçek annesinin olduğunun tespiti ile bu şekilde nüfusa tesciline karar verilmesinin doğru olmadığı ifade edilmiştir. Daire ayrıca F.S.Y.nin adının karar başlığında hatalı olarak gösterilmesine ve başvurucunun gerçek annesinin tespiti ile nüfusa tesciline karar verilmesine değinerek yeniden yargılama yapılmasına gerek görülmemesi nedeniyle hükmün anılan kısımlarının düzeltilerek onanmasına karar vermiştir. 25/4/2006 tarihli ve 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu'nun maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:"(1) Kesinleşmiş mahkeme hükmü olmadıkça nüfus kütüklerinin hiçbir kaydı düzeltilemez ve kayıtların anlamını ve taşıdığı bilgileri değiştirecek şerhler konulamaz. Ancak olayların aile kütüklerine tescili esnasında yapılan maddî hatalar nüfus müdürlüğünce dayanak belgesine uygun olarak düzeltilir." 5490 sayılı Kanun'un maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"(1) Mahkeme kararı ile yapılan kayıt düzeltmelerinde aşağıdaki usûllere uyulur:a) Nüfus kayıtlarına ilişkin düzeltme davaları, düzeltmeyi isteyen şahıslar ile ilgili resmî dairenin göstereceği lüzum üzerine Cumhuriyet savcıları tarafından yerleşim yeri adresinin bulunduğu yerdeki görevli asliye hukuk mahkemesinde açılır. Kayıt düzeltme davaları (..) nüfus müdürü veya görevlendireceği nüfus memuru huzuru ile görülür ve karara bağlanır..."