Başvuru, terör olaylarından doğan maddi zararların eksik tazmin edilmesi, manevi zararların ise tazmin edilmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının; buna ilişkin idari ve yargısal sürecin makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, terör olaylarından doğan maddi zararların eksik tazmin edilmesi, manevi zararların ise tazmin edilmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının; buna ilişkin idari ve yargısal sürecin makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 24/2/2015 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyon başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, Tunceli'nin Ovacık ilçesi Bilgeç köyünde ikamet etmekte iken 1994 yılında meydana gelen terör olayları neticesinde köyünün boşaltılmasıyla yerleşim yerinden göç etmek zorunda kaldığını iddia etmiş ve 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında zararlarının karşılanması talebiyle Tunceli Valiliği Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zarar Tespit Komisyonuna (Komisyon) başvurmuştur. Komisyon 6/10/2009 tarihli kararıyla başvurucuya 142,93 TL ödenmesine karar vermiştir. Söz konusu tutarı yeterli bulmayan başvurucu dava açmıştır. Dava dilekçesinde, zararının Komisyonca belirlenen tutardan çok daha yüksek olduğu belirtilerek Komisyonun 6/10/2009 tarihli işleminin iptaline ve 5233 sayılı Kanun'daki esaslar çerçevesinde 000 TL maddi ve 000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini istemiştir. Elazığ İdare Mahkemesi 25/9/2012 tarihli kararıyla eksik incelemeye dayalı olduğu gerekçesiyle Komisyon kararının iptaline, maddi tazminat istemi hakkında bu aşamada karar verilmesine yer olmadığına, manevi tazminat isteminin ise 5233 sayılı Kanun'da düzenlenmediğinden reddine karar vermiştir. Danıştay Onbeşinci Dairesi (Daire); ilk derece mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğunu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediğini belirterek kararı 20/2/2014 tarihinde onamıştır. Karar düzeltme talebi de aynı Dairenin 4/12/2014 tarihli kararı ile reddedilmiştir. Bu karar 30/1/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 24/2/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Bu arada iptal kararı üzerine anılan Komisyon tarafından yeniden yapılan inceme ve değerlendirme sonucu 2/11/2012 tarihli kararla başvurucuya 832,75 TL ödenmesine karar verilmiştir. Başvurucu bu tutarı da kabul etmeyerek Komisyon kararının iptaliyle 000 TL maddi tazminat ödenmesine karar verilmesi istemiyle yeniden dava açmıştır. Elazığ İdare Mahkemesi 10/4/2014 tarihli kararıyla dava konusu işlemin hukuka uygun olduğunu belirterek davayı reddetmiştir. Karar, Danıştay Onbeşinci Dairesinin11/10/2017 tarihli kararıyla ev ve ahıra ilişkin amortisman oranının evin inşa tarihine göre yanlış uygulandığı gerekçesiyle bu kısım yönünden bozulmuştur. Elazığ İdare Mahkemesi, bozmaya uyarak yaptığı inceleme sonucu binanın inşa tarihi yanlış belirtilmiş ise de amortisman oranının doğru oran üzerinden uygulandığını belirterek ilk kararıyla aynı sonuca varmıştır. Bu arada başvurucu, idarenin 832,75 TL ödenmesi teklifini içeren, 5233 sayılı Kanun’un maddesi gereğince davet yazısı ile birlikte gönderilen ve “Yukarıda nakdi olarak belirtilen zararımın/zararlarımın karşılanması sonucunda Komisyonun tespitine esas olay ile ilgili olarak uğradığım zararımın tamamının karşılanmış olduğunu kabul ve taahhüt ederim.” beyanını içeren 9/4/2015 tarihli sulhnameyi kabul etmiştir. Sulhname başvurucunun avukatı tarafından imzalanmış ve söz konusu tutar başvurucunun avukatının hesabına 10/6/2015 tarihinde ödenmiştir. A. Ulusal Hukuk 5233 sayılı Kanun'un , , , , , , geçici , geçici maddeleri (Celal Demir, B. No: 2013/3309, 6/2/2014, §§ 15-21, 23). İlgili diğer ulusal hukuk için bkz. Ali Ekber Çeçi ve diğerleri (B. No: 2015/5463, 23/1/2019,§ §18-25) başvurusu hakkında verilen karar.B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), söz konusu başvuruya benzer şekilde terör olaylarından dolayı köyü terke mecbur kalınması nedeniyle uğranılan zararın tazminine ilişkin olarak sulhname imzalanmasının ardından köyü terkten önce var olan hayvanlarına ilişkin zarar ile manevi zararının tazmin edilmediği iddialarıyla yapılan şikâyetleri kapsayan bir grup başvuruyu incelediği Akbayır ve diğerleri/Türkiye (B. No: 30415/08, 28/6/2011) kararında sulhname imzalanmasının -taleplerden feragat edilmesini gerektirdiği için- yerel boyuttaki bu uzlaşmanın tartışmasız olarak ihtilaflı tazminat hakkında öne sürülen itiraza son verdiği gerekçesiyle başvuruları kabul edilemez bulmuştur. AİHM, başvuranlar tarafından imzalanan dostane çözüm beyanlarında (sulhnamelerin) manevi tazminattan söz edilmediğini gözlemlediğini belirterek dostane çözüme dair bu beyanların (sulhname) ilgili tarafların prosedürü sona erdirmeye ilişkin açık iradesinin tezahürü olduğunu ifade etmiştir. AİHM; tüm başvuru sahiplerinin iç hukukta ve AİHM huzurunda avukatlar tarafından temsil edildiğini, bu hâlde başvuranların ne 5233 sayılı Kanun ve kendi beyanlarının manevi zarara ilişkin hiçbir talep içermediği iddiasını ne de bu anlaşmaların sonuçlarından habersiz oldukları iddiasını ileri süremeyeceklerini belirtmiştir. AİHM'e göre söz konusu düzenleme, başvuranların prosedürle ilgili her türlü iddiadan feragat etmelerini gerektirmektedir ve uluslararası boyutta bu anlaşmanın söz konusu ödemeyle ilgili anlaşmazlığı tartışmasız bir şekilde sonlandırması nedeniyle başvuranların şikâyette bulunamayacakları sonucuna ulaşılmıştır (Akbayır ve diğerleri/Türkiye, § 77). AİHM sürü hayvanlarının farklı türlerine göre besicilikten elde edilen gelirlerin tazminatının komisyonlarca yanlış değerlendirilmesine ilişkin şikâyetle ilgili olarak da dostane çözümün kabul edilmesiyle ilgili yukarıda belirtilen sonuçların ayrıca bu şikâyete de uygulanabilir olduğu kanaatinde olup AİHM'e göre sulhnamelerin imzalandığı ve ödemeler gerçekleştiği andan itibaren Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) bağlamında başvuranların mağdur sıfatı yok olmaktadır (Akbayır ve diğerleri/Türkiye, § 78).