T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 26. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2023/1174 - 2025/1239 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 26. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2023/1174 KARAR NO : 2025/1239 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 14.06.2023 NUMARASI : 2020/334 Esas 2023/459 Karar DAVANIN KONUSU : Tazminat KARAR TARİHİ : 17.10.2025 GEREKÇELİ KARAR YAZILMA TARİHİ : 17.11.2025 İlk derece mahkemesince verilen k…
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 26. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2023/1174 - 2025/1239 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 26. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2023/1174 KARAR NO : 2025/1239 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 14.06.2023 NUMARASI : 2020/334 Esas 2023/459 Karar DAVANIN KONUSU : Tazminat KARAR TARİHİ : 17.10.2025 GEREKÇELİ KARAR YAZILMA TARİHİ : 17.11.2025 İlk derece mahkemesince verilen karara karşı davalı vekili tarafından süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuş olup, başvuru şartlarının yerine getirildiği dosya üzerinde yapılan ön inceleme ile anlaşılmakla yapılan istinaf incelemesi sonunda; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARI Davacı vekili dava dilekçesinde; 06.07.2019 tarihinde, davalı sigorta şirketine zorunlu mali sorumluluk sigortası ile sigortalı araç sürücüsünün neden olduğu tek taraflı kazada araçta yolcu olarak bulunan davacıların kızı olan ...'ın vefat ettiğini, davacıların, kızlarının desteğinden mahrum kaldıklarını zararlarından davalı sigorta şirketinin sorumlu olduğunu ileri sürerek şimdilik toplam 1.000,00-TL destekten yoksun kalma tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesinin talep etmiş, 17.04.2023 tarihli dilekçesi ile; destekten yoksun kalma tazminatını davacı ... için 212.562,60 TL, davacı ... için 99.437,30TL olarak ıslah etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde; sorumluluklarının sigorta limiti kusur ve zarar ile sınırlı olduğunu, davacıların davasını kanıtlaması gerektiğini, ayrıca davacılar tarafından ekli temlik belgesi uyarınca başvuru sahibi tarafın konu kazaya ilişkin tazminat alacaklarının %20’sini ... Yön. Dan. ve Güv. Sis. AŞ adında bir şirkete temlik yoluyla devretmiş olduğu gözetilerek işbu oranın hesaplanacak tazminattan tenzil edilmesi gerektiğini, öncelikle kaza ile ölüm arasındaki illiyet bağının ispatlanması gerektiğini, müteveffanın sigortalı araçta hatır yolcusu olması ve emniyet kemeri vs. koruyucu teçhizatı bulunmadan yolculuk ettiği gözetilerek, yaralanmasına ya da durumunun ağırlaşmasına bu sebeplerle kendisi yol açtığı düşünülmeli ve tazminattan uygun oranda müterafik kusur indirimi ile hatır indirimi yapılması gerektiğini, tazminat hesaplamasında TRH 2010 yaşam tablosunun kullanılması ve teknik faizin 1,8 olarak esas alınması gerektiğini, müteveffanın gelirinin resmi belgelerle kanıtlanması aksi takdirde asgari ücret olarak alınmasını, davacıların kaza sebebiyle elde ettiği gelir ve tazminatların mahsubu gerektiğini, savunarak davanın reddini istemiştir. Davacılar vekili, davalının cevabına karşı beyanında; ... Yön. Dan. ve Güv. Sis. AŞ Adli şirkete tazminat alacaklarının %20'si oranında temlik yoluyla devretmiş olduğundan bahisle bu oranda indirim yapılmasını talep etmiş ise de, davacıların söz konusu şirketi ve diğer yetkilileri vekaletnamelerinden azlettiğini, bu nedenle konuya ilişkin olarak hasar şirketinin herhangi bir alacağı bulunmadığını, söz konusu temliknamenin hukuken geçersiz bir temlikname niteliğinde olduğunu beyan ederek, talepleri gibi davanın esası hakkında karar verilmesini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece; dava, trafik kazası sonucu ölüm nedeniyle, ölenin yakınlarının maddi tazminat istemine ilişkin olduğu; somut olayda davalı tarafından ZMMS ile sigortalı araç sürücüsünün, tek taraflı trafik kazası neticesinde, davacıların kızlarının vefat ettiği, davalı tarafından sigortalı araç sürücüsünün kazanın meydana gelmesinde tam kusurlu olduğunun tespit edildiği, davacıların vefat edenin anne ve babası olması nedeniyle destekten yoksun kalma tazminatı talep edebileceği, aktüer hesap bilirkişisinden alınan raporda, davacı ...’nin destek zararının 265.703,27 TL, davacı ...’nın destek zararının 124.296,73 TL olarak hesaplandığını, kazanın meydana gelmesinde araçta yolcu bulunan desteğin müterafik kusurunun kanıtlanamadığı, davalı tarafından hatır taşıması savunmasında bulunulduğu ve desteğin araçta hatır için taşındığının anlaşılması nedeniyle, hesaplanan destek tazminatından hatır taşıması nedeniyle takdiren %20 oranında indirim yapılması gerektiğini, buna göre davacı ...’ın, -yüzde yirmi hatır taşıması indirimi uygulanarak- 212.562,60 TL, davacı ...’ın, -yüzde yirmi hatır taşıması indirimi uygulanarak- 99.437,30 TL destekten yoksun kalma tazminatı talep edebileceği gerekçesiyle; Davanın kısmen kabulü ile; davacı ...’ın, -yüzde yirmi hatır taşıması indirimi uygulanarak- 212.562,60 TL destekten yoksun kalma tazminatının temerrüt tarihi olan 09.01.2020 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı şirketten (sigorta teminat limiti ile sınırlı olmak üzere) tahsili ile davacı ...’a ödenmesine, davacı ...’ın, -yüzde yirmi hatır taşıması indirimi uygulanarak- 99.437,30 TL maddi destekten yoksun kalma tazminatının temerrüt tarihi olan 09/01/2020 tarihinden itibaren itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı şirketten (sigorta teminat limiti ile sınırlı olmak üzere) tahsili ile davacı ...’a ödenmesine,karar verilmiş hüküm davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde; davayı kabul etmemekle birlikte, davacıların alacaklarının %20’sini ... Yön. Dan. ve Güv. Sis. A.Ş adında bir şirkete devrettiklerinden iş bu oranı devretmiş olduğu gözetilerek, bu oranın tazminattan tenzil edilmesi gerektiğini, müterafik kusur nedeniyle de indirim yapılması gerektiğini, mahkemece müterafik kusur incelemesi yapılmadan davanın esası hakkında karar verildiğini, vefat edenin kafa travması nedeniyle vefat ettiğinden emniyet kemerinin takılı olmadığının anlaşıldığını, SGK tarafından gelir bağlanıp bağlanmadığı araştırılmadan, davanın esası hakkında karar verilmiş olması nedeniyle kararın hatalı olduğunu, hesaplamanın TRH 2010 Yaşam Tablosu uygulanarak ve 1,65 teknik faiz uygulanma suretiyle yapılması gerektiğini, prograsif rant uygulamasının hatalı olduğunu, davacıların, ölenin desteklik durumunu kanıtlaması gerektiğini, aktüer hesap raporunun hatalı olduğunu, poliçe limitlerinin gözetilmediğini belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE Mahkemece verilen kararda kamu düzenine aykırılık görülmediğinden, HMK'nın 355. maddesi gereğince istinaf edenin sıfatına göre ve istinaf sebepleri ile sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonucunda; Dava, trafik kazasından kaynaklanan ölüm sebebiyle destekten yoksun kalma nedeniyle, maddi tazminat istemidir. Davacılar, 06.07.20219 tarihinde, kızlarının ve damatlarının yolcu olarak bulunduğu aracın sürücüsünün direksiyon hakimiyetini kaybetmiş olması sonucunda, meydana gelen kazada, kızları dahil 4 kişinin vefat ettiğinden, bahisle, kızlarının vefatı nedeniyle ölenin desteğinden mahrum kaldıklarını belirterek destek tazminatı talep etmiş, mahkemece davacıların kızlarının araçta hatır için taşındığı gerekçesiyle belirlenen tazminattan hatır taşıması indirimi yapılmak suretiyle, alınan rapora göre davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir. Dosya kapsamına, kararın dayandığı delillerle, yasaya uygun gerektirici nedenler ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkeme kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmamasına, hesaplamanın Yargıtay 4. Hukuk Dairesi tarafından gerçek zarar hesabında benimsenen ilke ve yöntemler çerçevesinde yapılmış olmasına ve hesaplamada davalı aleyhine olabilecek bir hata bulunmamasına, davacıların kızlarının vefatı nedeniyle destek zararına uğradıklarının anlaşılmasına, davalı tarafından kazanın meydan gelmesinde vefat edenin müterafik kusuru olduğu ileri sürülmüş ise de, kaza neticesinde 4 kişinin vefat etmiş olması, kazanın şiddeti nazara alındığında, desteğin zararın meydan gelmesine ve artmasına müterafik kusuru olduğunun kanıtlanamamasına göre davalı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Davalı tarafından, davacının tazminat alacağının bir kısmını temlik etmiş olması nedeniyle, davacının tazminat alacağının tamamına yönelik kabul kararı verilmeyeceği ileri sürülmüş ise de, alacağın temliki ile kısmi temlikte temlik edilen miktarın alacaklısının yerine yeni bir alacaklının geçeceği bu itibarla; hukuken geçerli biçimde yapılmış olan geçerli temlik nedeniyle, davacı tarafın temlik edilen alacak kısmı için aktif husumet ehliyeti bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. Ancak yargılama aşamasında davalı sigorta şirketi tarafından alacağın bir kısmının temlik edildiğine ilişkin hasar dosyasının sunulduğu, hasar dosyasında temlik sözleşmesi ve vekaletnamelerin bulunmadığı, davalının savunmasına karşı davacılar vekili tarafından verilen cevapta davacıların söz konusu şirketi ve diğer yetkilileri vekaletnamelerinden azletmiş olduklarını, azilnamenin sunulduğunu belirterek hasar şirketinin herhangi bir alacağı bulunmadığını, temliknamenin hukuken geçersiz bir temlikname niteliğinde olduğunu savunduğuna göre davacılar ile dava dışı üçüncü kişi arasında düzenlenmiş olan temlik sözleşmesinin geçerli olup olmayacağının bu davanın konusu olmadığı, temlik sözleşmesinin tarafları arasındaki temlik sözleşmesinin geçerli olup olmadığı hususundaki uyuşmazlığın çözümünden sonra sözleşmenin taraflarının sözleşmeye dayalı olarak birbirlerinden talepte bulunabileceği, bu davada davacının temlikin geçersiz olduğunu ve temliknameye dayalı olarak vekalet verilen şirket ve avukatları azledildiğini belirtmiş olması yanı sıra, davalı sigorta şirketi tarafından dava dışı temlik aldığı iddia edilen şirkete davanın ihbar edilmesi talebinde bulunulmadığı gibi temlik alanının da davaya katılma talebi ve müdahalesinin bulunmaması karşısında, mahkemece hükmün sadece davanın tarafları ile ilgili kurulması gerektiği de nazara alınarak bilirkişi tarafından hesaplanan miktar üzerinden davanın kabulüne karar verilmesinde isabetsizlik olmasına göre; davalı vekilinin tüm istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden, istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-b-1. maddesi gereğince esastan reddine oy çokluğu ile karar verilmesi gerekmiş, aşağıdaki hüküm tesis edilmiştir HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; 1-Davalı vekilinin yerel mahkeme kararına yönelik istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b-1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Davalıdan alınması gereken 21.312,71 TL nispi istinaf karar ve ilam harcından, peşin alınan 10.657,17 TL harcın mahsubu ile bakiye 10.655,54 TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 3-Davalı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Kararın taraflara usulüne uygun şekilde tebliğine, 5-HMK'nın 333. maddesi gereğince kullanılmayan istinaf gider avansının karar kesinleştiğinde yatırana iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 361/1 maddesi uyarınca kararın usulen tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde TEMYİZ YASA YOLU açık olmak üzere 17.10.2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi. Başkan Üye Katip AZLIK OYU Aktif husumet ehliyeti, dava şartı olup, davacıların dava konusu tazminat alacağının tamamı üzerinde tasarruf edebilme hakkının, davanın açılması sırasında bulunması yanı sıra yargılamanın devamı sırasında da, bu hakkı korumuş olması asıldır. Davacının, tazminat alacağının tamamı yönünden, yahut bir kısmı yönünden, talep etme hakkını yitirmesi halinde, davacının aktif husumet ehliyeti sona ereceğinden, tamamına yönelik hakkının sona ermesi halinde davanın usulden reddine, kısmen reddi durumunda ise hakkın sona erdiği ölçüde usulden kısmen reddine karar verilmelidir. Aktif husumet ehliyeti, dava şartı olduğundan, bu husus hadise (ön sorun) olarak değerlendirilmeksizin davanın esası hakkında karar verilemez. Bu çerçevede, alacağın devri (temliki) de, husumeti sonra erdiren bir tasarruf işlemi olduğundan, davadan önce kısmen ya da tamamen alacağın temlik edilmesi ve bu durumun yargılamada ön sorun olarak ileri sürülmesi halinde mahkemece, alacağın devri (temliki) nedeniyle husumete yönelik savunmalar ön sorun olarak incelenmeli, eldeki davada çözüme imkanı bulunmaması halinde, mesele olarak değerlendirilerek, tarafa dava açması hususunda süre verilerek, sonucuna göre davanın esası hakkında karar verilmelidir. Somut olayda; davalı, Sigortacılık Kanunda devir yasağına ilişkin düzenlemeden önce 17.01.2019 tarihli temlikname ile davacıların tazminat alacağının %20'sini ... Hasar Yön Dan. Ve Güv. Sis AŞ'ye temlik ettiğini, bu kısım yönünden davacıların talep hakkının olmadığını ileri sürmüş, temlikname suretini dosyaya ibraz etmiştir. Davacı vekilinin de, temliknamenin varlığına yönelik itirazı olmayıp, temliknamenin, temlik alana verilen vekaletname çerçevesinde verildiğini, vekaletin azil ile sonra ermesi nedeniyle, temliknamenin geçersiz olduğunu ileri sürmüştür. Alacağı temlik alanın, dosyada bu yönde bir beyanı olmadığı gibi, bu hususta temliknamenin geçersizliğine yönelik mahkeme kararı da bulunmamaktadır. Bununla birlikte, söz konusu temlikname Sigortacılık Kanunda, sigortadan olan alacakların devrinin yasaklanmasından önce tanzim edildiğinden geçersiz bir sözleşme olarak kabulü de mümkün görülmemektedir. Sayın Heyet çoğunluğu tarafından, davalının savunmasının eldeki davada dinlemeyeceği, temlik alanın davaya müdahil olmaması nedeniyle, mahkemece bu hususta davacının talebi gibi karar verilmesinde isabetsizlik olmadığı kabul edilmiş ise de; Alacağın devri, TBK'nın 183. ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olup, TBK'nın 183. Maddesinde "(1) Kanun, sözleşme veya işin niteliği engel olmadıkça alacaklı, borçlunun rızasını aramaksızın alacağını üçüncü bir kişiye devredebilir. (2)Borçlu, devir yasağı içermeyen yazılı bir borç tanımasına güvenerek alacağı devralmış olan üçüncü kişiye karşı, alacağın devredilemeyeceğinin kararlaştırılmış bulunduğu savunmasını ileri süremez. " denilerek, alacaklının Kanun, Sözleşme ve işin niteliği engel olmadıkça, borçlunun rızası olmaksızın alacağını devredebileceği kabul edilmiş ve borçlunun bu kapsamdaki yapılan devirde alacağın devredilemeyeceği savunmasını temlik alana karşı ileri sürmeyeceği kanun ile açıkça düzenlemiştir. Alacağın devri (temliki) sözleşmesi, taahhüt işlemi barındırmayan, tasarruf işlemi olduğundan, temliknamenin temlik edenler tarafından düzenlendiği anda, alacağı talep etme hakkı, alacağı temlik alana geçeceğinden, temlik eden, temliknamenin temlik eden ve temlik alanın anlaşması ile iptal edildiğini yahut mahkeme kararına istinaden iptal ediliğini kanıtlamadıkça, "alacağın tamamına yönelik bir temlik ise; alacağın tahsili için, kısmen temlik ise temlik edilen kısım açısından," borçludan talepte bulunamaz. Nitekim TBK'nın 186. maddesinde "Borçlu, alacağın devredildiği, devreden veya devralan tarafından kendisine bildirilmemişse, önceki alacaklıya; alacak birkaç kez devredilmişse, son devralan yerine önceki devralanlardan birine iyiniyetle ifada bulunarak borcundan kurtulur." denilerek, temlik sözleşmesinin borçluya bildirmesi halinde, borçlunun artık alacağını temlik edene ödemeden imtina etmesi gerekiği, aksi durumda temlik alana karşı sorumluluğun devam edeceği öngörülmüştür. Alacağın temliki tasarruf işlemi olduğundan, davalının ihbarını sağlayarak da, davalı bu sorumluluğundan kurtulması mümkün değildir. Yeri gelmiş iken, temlik alanın, temlik eden tarafından açılan dava öncesinde veya sonrasında, temlik alacağına yönelik yargı yoluna gitmemiş olması, temlik edenin alacağın tamamını talep etmesine imkan tanımaz. Tüm bunların yanında Sigortacılık Kanunla getirilen devir yasağından önce sigorta alacakları, Yargıtay tarafından da, temlike konu alacak olarak kabul edilmekte olduğundan, temlik sözleşmesi de yasal düzenlemeden önce yapıldığından, yasal düzenleme ile de maddi hukuka ilişkin sözleşme geçmişe etkili olarak geçersiz kılınamayacağından, temlik tarihinde kanuna aykırı bir sözleşmenin varlığından söz etmek mümkün değildir. Bu itibarla; davacı tarafından, kısmi temlik sözleşmenin varlığı kabul edilmiş olup, vekaletnameye istinaden verildiğini ve vekaletnamenin azil ile sona erdiğini ileri sürmüş ise de, temliknamenin taraflarca veya mahkemece iptaline yönelik delil sunulmadığından, öncelikle davacı vekiline bu hususta taraflarca temliknamenin iptal edildiğine yahut mahkemece iptaline yönelik verilen bir karar olup olmadığı husus sorularak, tarafların iptale ilişkin anlaşmaları yahut mahkemece verilen bir karar bulunmaması halinde, davacıya bu hususta dava açması için süre verilerek, söz konusu dava bekletici mesele yapılarak, sonucuna göre yargılamaya devam edilerek, talepler hakkında olumlu olumsuz bir karar verilmesi gerekirken, vekaletname azlinin, tek başına tasarruf işleminin geçersizliği sonucunu doğurmayacağı nazara alınmaksızın, yargılamaya devam edilerek esastan karar verilmiş olması doğru olmadığından, kararın HMK'nın 353/1-a-4-6 maddesi gereğince kaldırılması, kanaatinde olduğumdan, Dairemiz, Sayın Çoğunluk görüşüne katılmıyorum. Üye * Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümleri gereğince elektronik imza ile imzalanmıştır.