Başvuru, tıbbi ihmal sonucu aort damarının yaralanması nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, tıbbi ihmal sonucu aort damarının yaralanması nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 14/7/2015 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu askerlik görevini yaparken bel ve bacak rahatsızlığı nedeniyle uygulanan fizik tedaviden sonuç alınamayınca Gülhane Askeri Tıp Akademisi (GATA)Beyin ve Sinir Cerrahisi Kliniğinde 18/5/2011 tarihinde bel fıtığı ameliyatı olmuştur. Ameliyat sonucunda rahatsızlığın artması sonucu yapılan muayenede aort damarının yaralandığı tespit edilerekKalp ve Damar Cerrahisi ile Genel Cerrahi Klinikleri tarafından tekrar ameliyat yapılmıştır. Başvurucu bir buçuk aylık bir tedavi sonunda taburcu edilmiştir. Başvurucu 18/12/2012 tarihinde Millî Savunma Bakanlığı aleyhine Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde (AYİM) maddi ve manevi tazminat talepli dava açmıştır. Dava dilekçesinde başvurucu, bel fıtığı ameliyatı sırasında yapılan hata sonucu tekrar ameliyat edildiğini, ilk ameliyat sonrası ağrıları ve şikâyetleriyle kimse ilgilenmediği içinyapılan hatanın geç farkedildiğini belirtmiştir. Başvurucu ikinci ameliyat sonrası bir hafta yoğun bakımda kaldığını, kendine geldiğinde durumunu görünce şok yaşadığını, midesinden kasıklarına kadar dikiş atıldığını, taburcu olana kadar Dolantin adı verilen ve bağımlılık yapan ağrı kesici verildiğini ifade etmiştir. Başvurucu, taburcu olduktan sonra sol ayağının şişmesi nedeniyle Osmaniye Devlet Hastanesine başvurduğunu, toplar damar tıkanması nedeniyle anjiyo olmak zorunda kaldığını ve kendisine anksiyete bozukluğu tanısı konulduğunu belirterek ameliyat ve tedavi sürecince dört beş ay boyunca çalışamadığını, yaşadıklarından dolayı psikolojisinin bozulduğunu vurgulamıştır. Mahkeme, konu hakkında Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesinde görevli öğretim üyelerinden oluşan heyetten bilirkişi raporu almıştır. Bilirkişi heyetinin 18/6/2014 tarihli raporunda ve itiraz sonucu verilen 31/10/2014 tarihli ek raporda özetle; başvurucuda bulunan L3-4 ekstraforimanal far lateral kalsifiye disk henrisinin bünyesel bir durum olduğu, başvurucunun hastalığının uzun süreden beri devam eden eski bir hastalık olduğu, askerlik hizmet koşullarının sebep ve tesirinin bulunmadığı belirtilmiştir. Ayrıca disk cerrahisinin en önemli ve ölümcül komplikasyonunun batın içi organ ve büyük damar yaralanması olduğu ve doktrindegerçekleşme oranının %016-17 arasındakabul edildiği, nadir de görülse bu komplikasyonun bilimsel bir gerçek olduğu belirtildikten sonra ciddi komplikasyona rağmen hastanın yaşatılabilmiş olmasının müdahalenin zamanında ve yerinde yapıldığını gösterdiği vurgulanmıştır. Raporlarda sonuç olarak DHL isimli ilacın birkaç günlük kullanımda bağımlılık yaratmayacağı, toplar damar tıkanmasının ameliyatın mutlak sonucu olarak görülemeyeceği belirtilerek komplikasyonun tanısı ve idaresinde cerrahi operasyonlar ile teşhis ve tedavilerde kullanılan ilaçların seçiminde eksiklik, ihmal, kusur ve gecikme bulunmadığı ifade edilmiştir. Mahkeme 4/2/2014 tarihinde davayı oyçokluğu ile reddetmiştir. Karar gerekçesinde alınan bilirkişi raporuna taraflarca itiraz edilmediği, raporun Mahkeme tarafından da yeterli bulunduğu belirtilmiştir. Kararda, hastalığın ortaya çıkmasında askerlik görevinin sebep ve tesirinin bulunmadığı, uygulanan teşhis ve tedavilerde hata ya da gecikme olmadığı hususları vurgulanarak idarenin meydana gelen zararı tazminle sorumlu tutulamayacağı belirtilmiştir. Öte yandan bir üye çoğunluk kararına katılmayarak, eylemin askerî hizmete ilişkin olmadığı gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmesi gerektiğini ifade etmiştir.Başvurucunun karar düzeltme talebi 3/6/2015 tarihli karar ile reddedilmiştir.Nihai karar başvurucu vekiline 19/6/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir.14/7/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur. A. Ulusal Hukuk 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısımları şöyledir: “İdari dava türleri şunlardır:...b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları,...”B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) “Özel ve aile hayatına saygı hakkı” kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:"(1) Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), kişilerin fiziksel ve ruhsal bütünlüklerinin korunması, kendilerine uygulanan tedaviye dahil olmaları, bu hususta rıza göstermeleri ve maruz kaldıkları sağlık risklerini değerlendirmelerine yardımcı olan bilgilere erişimlerinin Sözleşme'nin maddesi kapsamı içerisinde yer aldığını kabul etmektedir (Trocellier v. Fransa (k.k.), B. No: 75725/01, 5/10/2006; İclal Karakoca ve Hüseyin Karakoca/Türkiye (k.k.), B. No: 46156/11, 21/5/2013). AİHM kararlarına göre devletler, ister kamu isterse özel sağlık kuruluşları tarafından yerine getirilsin, sağlık hizmetlerini, hastaların yaşamları ilefiziksel ve ruhsal bütünlüğünün korunmasına yönelik gerekli tedbirlerin alınabilmesini sağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır (Vo/Fransa [BD], 53924/00, 8/7/2004, § 89; Calvelli ve Ciglio/İtalya [BD], 32967/96, 17/1/2002, § 49; İclal Karakoca ve Hüseyin Karakoca/Türkiye). AİHM'e göre taraf devletler,uygulanması planlanan tıbbi işlemin öngörülebilir sonuçları hakkında doktorların hastalara önceden bilgi vermelerini sağlayacak gerekli düzenleyici tedbirleri almak zorundadır. Bunun bir sonucu olarak hastanın önceden bilgilendirilmesi sözkonusu olmadan öngörülebilir nitelikte bir riskin ortaya çıkmasıdurumunda, ilgili devlet hastaya bilgi verilmemesinden doğrudan sorumlu tutulabilmektedir (Şerif Gecekuşu/Türkiye (k.k.), B. No: 28870/05, 25/5/2010; Trocellier/Fransa). Tıbbi bir hatanın ve hastane hizmetlerindeki eksikliklerin sorumluluğunun Sözleşme'nin maddesi kapsamında doğrudan devlete aftedilmesi için yeterli olup olmaması hususunda AİHM, farklı tıbbi bilirkişi raporlarında ve hatta iç yargı organlarının kararlarında her türlü tıbbi hata ve ihmalin ihtimal dışı bırakıldığı bir davada (Yardımcı/Türkiye, B. No: 25266/05, 5/1/2010, § 59) her halükârda bu sonuçları sorgulamanın veya sahip olduğu tıbbi bilgilerden hareketle bilirkişilerin vardığı sonuçların doğruluğu hakkında tahminlere dayalı olarak fikir yürütmenin görevleri arasında olmadığına işaret etmiştir (Tysiac/Polonya, B. No: 5410/03, 20/3/2007, § 119; Yardımcı/Türkiye, § 59).