. T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2025/1408 KARAR NO : 2026/436 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 15/02/2024 NUMARASI : 2023/810 E. 2024/137 K. DAVANIN KONUSU : İstirdat KARAR TARİHİ : 11.03.2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 11.03.2026 Taraflar arasındaki davadan dolayı İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 15.02.2024 gün ve …
. T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2025/1408 KARAR NO : 2026/436 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 15/02/2024 NUMARASI : 2023/810 E. 2024/137 K. DAVANIN KONUSU : İstirdat KARAR TARİHİ : 11.03.2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 11.03.2026 Taraflar arasındaki davadan dolayı İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 15.02.2024 gün ve 2023/810 E. sayılı hükmün istinaf yoluyla Dairemizce incelenmesi davacılar vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için üye ... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA : Davacılar vekili, davacılardan ..., ...., .... ve ...'in murisi ve davacı şirketin o zamanki yetkili ortağı ...'nun 02/06/2014 tarihinde vefat ettiğini, davacıların bu süreçte, bir hayat sigortası poliçesinin varlığından haberdar olduklarını, davacıların poliçenin ne amaçla düzenlendiğini bilmedikleri için bankaya yazılı başvuru yaptıklarını ve bankanın cevabında davacı şirket adına davalı bankadan çekilen taksitli ticari kredi borcuna ilişkin olarak düzenlendiğini öğrendiklerini, poliçeye göre davalı bankanın aynı zamanda dain-i mürtein sıfatına haiz olduğunu, davalı bankanın buna haciz olmasına rağmen davalı sigorta şirketine başvuruda bulunmadığını, varislerin davalı sigorta şirketine başvurusunun ise haksız olarak reddedildiğini, bu nedenle bakiye kredi borcunun davacı şirket tarafından taksitlere uygun olarak ödenmek zorunda kalındığını, son taksitin 13/03/2017 itibariyle davalı bankaya ödendiğini, davalı bankaya herhangi bir borç kalmadığını, hal böyle iken davalı bankanın hak sahipliğinin 13/03/2017 tarihinde sona erdiğini, davacıların da bu tarih itibariyle hak sahipliği sıfatını kazanarak dava açma yetkisine haiz olduğunu, davacıların başvurusunun, murisin kalp krizi, 10 yıldır mevcut olan koroner arter rahatsızlığı ve 15 yıldır mevcut olan şeker hastalığı sonucu vefat ettiği ve murisin kendisi tarafından imzalanan sağlık beyanı formunda açıkça sorulmuş olmasına rağmen bu rahatsızlıklarını beyan etmediği gerekçesiyle reddedildiğini, ancak akdin yapılması sırasında murise imzalatılmış herhangi bir soru formuna rastlanılmadığını, formların hiçbirinde murisin imzasının olmadığını, ne davalı banka tarafından ne de sigorta şirketi tarafından murise herhangi bir soru yöneltilmediğini, aksine soruların cevaplarının matbu olarak davalılar tarafından cevaplandığının görüleceğini, davalı banka ile davalı sigorta şirketinin birlikte hareket ettiğini, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla davacıların bankaya ödemek zorunda kaldığı kredi borcunun sigorta poliçesi limitleri dahilinde şimdilik 15.000,00-TL'sinin dava tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen istirdadına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacılar vekili 08.03.2019 tarihli sunmuş olduğu ıslah dilekçesi ile, 15.000,00 TL'lik talebini 85.000,00 TL daha arttırarak 100.000,00 TL'ye çıkarmıştır. CEVAP : Davalı .... AŞ vekili, öncelikle davanın zamanaşımı nedeniyle de reddi gerektiğini, davalı şirketin, murise .... A.Ş. aracılığıyla sigorta ürününü satın aldığını ve aynı tarihte murisin, bilgilendirme formunu da imzaladığını, sigortalı sağlığında verdiği beyanların tam olduğu ve bunların doğruluğundan da sorumlu olduğunu, murisin, davalı şirket nezdindeki poliçe kapsamında sağlığıyla ilgili olarak özetle hiçbir hastalığı bulunmadığını beyan etmiş, beyanını sigorta ürününü satın alan şirket yetkili temsilcisinin imzası ile de teyit ettiğini, 13.03.2014 başlangıç tarihli poliçe kapsamındaki bilgilendirme formunun “Sigortalının Soru Listesi” kısmına özetle “…şeker ve kalp damar hastalığı bulunmadığını….şu anda ve son 5 yıl içerisinde…tıbbi tedavi görmediğini, ilaç kullanmadığını, ilaç kullanmasını gerektiren bir hastalığı bulunmadığını…beyan ederim” şeklinde cevap verilmiş bu beyanlari imza ile tasdik edildiğini, bu noktada davacıların murislerinin “akdin imzası sırasında murislerine imzalatılmış soru listesi bulunmadığı” yönündeki itirazlarının özellikle şirketi temsile yetkili olan murisin kızı sigorta ettiren ....tarafından ileri sürülmesinin kabul edilemez olup, reddinin gerektiğini, davacı sigorta ettiren .... murisin kızı olmakla babasına ait hastalıklar ile kalbine stent takıldığından haberdar olduğunu, somut olayda, mezkur formlarda sigortalının sağlığı ve geçmişte kendisinde mevcut olan rahatsızlıkları ile ilgili herhangi bir beyanda bulunulmamış, “düzenli ilaç kullanmadığı”, “tedavi görmediği” yanıtı verilmiş ve beyan imza ile de tasdik edildiğini, murisin hastalıklarının sözleşmenin kurulması esnasında ve sonrasında kasten beyan edilmediğinin açık olduğunu ve müteveffanın ölüm sebebi geçmiş sağlık öyküsünden kaynaklandığını, sözleşmenin kurulması esnasında beyan edilmeyen hastalıklar ile sigortalının ölümü arasında uygun illiyet bağının bulunduğunu ve müvekkili şirketin gizlenen bu hususların beyan edilmesi durumunda muris ile sigorta ilişkisi kurulmayacağının ise izahtan vareste olduğunu, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı .... Aş vekili, davanın zamanaşımına uğradığını, davalının davacıların murisinin sigortalanması ilişkisi kapsamında "acente" sıfatına sahip olup, acenteye sorumluluk yüklenemeyeceğinden, davacının davalı açısından pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiğini, acentenin vekil gibi sorumlu olduğunu, dolayısıyla borçtan şahsi sorumluluğunun doğmadığını, haksız ve mesnetsiz davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. DAİREMİZİN KALDIRMA KARARINDAN ÖNCEKİ İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, dosyaya sunulan bilgi ve belgelerden sigortalının poliçe tanzimi sırasında mevcut hastalıklarına ilişkin bir bildirim yapılıp yapılmadığının anlaşılamadığını, zira dosyaya sunulan beyan formunun sigortalı tarafından değil sigortalının vefatından sonra davacı tarafından imzalandığının anlaşıldığını, bu durumda sigortalının poliçenin düzenlendiği tarihte hastalıkları ile ilgili beyanda bulunmadığını ispat külfetinin davalı sigortacının üzerinde olduğunu, dosyaya sunulmuş hiçbir beyan formu bulunmadığını, sigortacının tacir olup, bu iş ile iştigal ettiğinden basiretli bir tacir gibi hareket ederek sigortalıya gerekli soruları sormak ve cevaplarını kayda geçirmekle mükellef olduğunu, sigortalıdan imzalı bir beyan alınmamış olması halinde artık sigortalının beyan yükümlülüğüne aykırı davrandığının iddia edilemeyeceğini, elbette sigortalının kendisinde bulunan bir hastalıkla ilgili olarak sigortacının sormasından evvel kendiliğinden bildirimde bulunma yükümlülüğü bulunduğunu, fakat uyuşmazlık konusu olayda sigortalının sigortacıya bildirimde bulunup bulunmadığı hususunun kanıtlanamadığını, sigortalının mevcut hastalıklarının beyan edildiği bir formu imzalamış ise dahi bu formun davalı elinde bulunduğu gözetildiğinde ispat külfetini sigortalı ve mirasçılarına yüklemenin adil olmayacağını, zira imzalı bildirim formunu elinde bulunduran sigortacının bu formu yok etmekle sigortalının bildirim yükümlülüğüne aykırı davrandığını ileri sürmesi ihtimalinde sigortalı yönünden sigortanın semeresinden yararlanmanın imkansız olacağını, o halde basiretli bir tacir gibi hareket etme yükümlülüğü bulunan sigortacı tarafından sigortalının hastalıkları ile ilgili olumlu veya olumsuz bir beyanın alındığına dair herhangi bir delilin dosyaya sunulmadığı gözetildiğinde, sigortacının beyanda bulunup bulunmadığı hususunun kanıtlanamadığını, bu noktada ispat külfetinin sigortacıda bulunduğunu, davada her ne kadar .... davalı olarak gösterilmiş ise de, davalı bankanın sigorta sözleşmesinin tarafı olmayıp, teminat altına alınan kredinin alacaklısı olması nedeniyle sözleşmenin tarafı olduğunu, rizikonun gerçekleşmesi ile poliçedeki teminattan sorumlu tutulamayacağı değerlendirilerek davanın davalı .... .. A.Ş. yönünden kabulü ile 100.000,00-TL'nin davalı .... A.Ş.'den alınarak davacılar ...., ...., ... ...ve ....'na mirasçılık hisseleri oranında verilmesine, alacağın 15.000,00-TL'sine dava tarihinden itibaren, 85.000,00-TL'sine ıslah tarihi 08/03/2019 tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesine, davalı ....A.Ş. Yönünden davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir. DAİREMİZİN KALDIRMA KARARININ ÖZETİ: Dairemizce, 13.03.2014 tanzim tarihli, 21205163 poliçe numaralı ...Sigortası Başvuru Formu, Bilgilendirme Formunun ve ....Sigortası Katılım Sertifikası ile Poliçe'nin incelenmesinde; sigorta başlangıç tarihinin 13.03.2014, bitiş tarihinin 13.04.2015 olduğu, sigortalı ...'nun Bornova 3. Noterliği'nin 16443 yevmiye numaralı mirasçılık belgesinden 02.06.2014 tarihinde vefatı ile geriye mirasçıları olarak eşi... . ile çocukları ..., ... ..ve....'nun kaldığı görülmüş, sigorta poliçesinin davalı banka tarafından açılan krediye teminat olarak düzenlendiği, kredi borcu ödenmemiş ise sigorta bedelini talep hakkı öncelikle bankaya ait olup, ancak artan kısım varsa davacıların bunu istemesi mümkündür. Kredi borcunun poliçe teminatından daha düşük miktarda olduğu durumda kredi borcunun artan kısım için bankanın onayına da ihtiyaç bulunmamaktadır. Dain-i mürtehin tarafından verilen muvafakat davanın her aşamasında tamamlanabilen dava şartı olup, banka tarafından kredi borcunun kapatıldığı bildirilmesi halinde menfaati kalmayan bankanın davaya muvafakatinin aranmasına da gerek yoktur. ( Yargıtay 17. HD'nin 29/06/2020 tarih ve 2018/5516 E. - 2020/4069 K. ) Dosyada kredi borcunun 13.03.2017 tarihinde kapatıldığının .... Ortaklığı Genel Müdürlüğü tarafından gönderilen 13.07.2017 tarihli yazıda belirtilmiş olduğu görülmekle, muris ...'nun mirasçıları olan davacı şahıslar yönünden dava ehliyetlerinin bulunduğu, aktif dava ehliyetine haiz oldukları, ancak sigorta sözleşmesinin tarafı olmayan davacı şirketin kredi sözleşmesinin borçlusu olmakla birlikte aktif husumetinin bulunmadığının kabulü ile, davacı şirket yönünden verilen usulden red kararı verilmesinde herhangi bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Her ne kadar ilk derece mahkemesince davalı ... A.Ş yönünden açılan davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiş, .... Sigorta Sözleşmesinin ... 3. Sanayi Sitesi Şubesi üzerinden sigorta şirketinin acentesi olarak sözleşmenin akdedilmiş olmasına karşın; Hazine Müsteşarlığı tarafından 17.01.2009 tarih 2711 Sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan Bireysel Kredilerle Bağlantılı Sigortalar Uygulama Esasları Yönetmeliği'nin 6.maddesi gereğince "Kredi konusuna ilişkin ihtiyari sigortalar bulunduğu takdirde, bu sigortalar konusunda kredi kullanana kredi kuruluşu tarafından bilgi verilir. Bilgilendirme; sigortanın türü, süresi, yenilemeleri ve yenileme dönemlerinde primin tahsil edilme yöntemi, prim tutarı, primin nasıl tahsil edileceği, sigortanın teminatı kapsamı varsa muafiyet, tazminat limiti vb. konuları içerir." şeklinde olup, dosyada toplanan deliller, bilgilendirme formu ve tüm dosya kapsamında davalı bankanın bilgilendirme yükümlülüğünün yasal düzenlemeler çerçevesinde yapmadığı anlaşılmakla, bankanın sorumluluğu ve varsa müterafik kusur ve miktarının değerlendirilmesi gerekmekle dosyanın uzman bilirkişiye tevdii edilerek, müterafik kusur yönünden rapor aldırılmaksızın karar verilmesi isabetli olmamıştır. Davacılar vekilinin bu yöndeki istinaf istemi yerindedir. Davalı .... A.Ş vekilinin istinaf isteminin incelenmesinde; davalı sigorta tarafından süresinde zamanaşımı definde bulunulmuştur. 6102 sayılı TTK'nın 1420. maddesine göre sigorta sözleşmesinden doğan bütün istemler, alacağın muaccel olduğu tarihten başlayarak iki yıl, sigorta bedeline ilişkin istemler her hâlde rizikonun gerçekleştiği tarihten itibaren altı yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Somut olayda, taraflar arasında 13.03.2014 tarihinde düzenlenen 12 aylık süreli ... sigortası poliçesine konu davacının alacağına yönelik zamanaşımı itirazının değerlendirilerek gerekçeli kararda tartışılmaksızın karar verilmesi isabetli görülmediğinden davalı sigortanın davanın zamanaşımına uğradığı iddiasına yönelik istinaf istemi yerindedir. Bu durumda, ilk derece mahkemesince uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış ve değerlendirilmemiş olması nedeniyle istinaf istemine konu karara yönelik denetim yapılması mümkün değildir. O halde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-6 maddesi uyarınca davacılar vekilinin ve davalı sigorta vekilinin istinaf başvurularının esasa ilişkin hususlar incelenmeksizin kısmen kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmiştir. DAİREMİZİN KALDIRMA KARARINDAN SONRAKİ İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalı ....A.Ş. Adına çıkartılan dava dilekçesi ekli tebligatın bankanı... Mahallesi .... Bulvarı No:.... adresinde yer alan Manavkuyu Şubesi'nde, "Adreste evrak memuru .....'ya teslim edildi." şerhi ile 07/07/2017 tarihinde ... imzasına tebliğ edildiği görülmüştür. Tebliğ mazbatası üzerinde şirket veya şubeyi temsile yetkili şirket yetkili veya yetkililerinin tebliğ anında şubede bulunup bulunmadıklarına dair bir kayıt bulunmadığı, bu haliyle davalıya yapılan tebligatın usulsüz tebligat niteliğinde olduğu ve öğrenme tarihinin tebliğ tarihi olarak değerlendirilmesi gerektiği, davalı tarafça davadan 20/09/2017 tarihinde haberdar olunduğu beyan edildiği ve bu tarihten önce davalı .... A.Ş.'nin tebliğden haberdar olduğuna dair bir delil bulunmadığı, sonuç olarak 27/09/2017 tarihinde sunulan cevap dilekçesi ve zamanaşımı definin süresinde olduğunun kabulü gerektiği değerlendirilmiş, 6102 sayılı TTK'nın 1420. maddesine göre sigorta sözleşmesinden doğan bütün istemler, alacağın muaccel olduğu tarihten başlayarak iki yıl, sigorta bedeline ilişkin istemler her hâlde rizikonun gerçekleştiği tarihten itibaren altı yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Somut uyuşmazlıkta davacıların murisi ... 02/06/2014 tarihinde vefat etmiş olup, dosyaya sunulan bilgi ve belgelere göre davalı tarafın 30/10/2017 tarihli cevaba cevap dilekçesi ile dava konusu poliçenin 11/06/2014 tarihli e-posta ile davacılardan ....'a iletildiği, davacıların en geç 11/06/2014 tarihi itibariyle poliçeden ve rizikonun gerçekleşmesinden bilgi sahibi olduklarının anlaşıldığı, 11/06/2014 tarihi ile dava tarihi 07/06/2017 tarihleri arasında 2 yıllık zamanaşımı süresinin sona erdiği, öğrenme tarihi ile dava tarihi arasında zamanaşımı sürelerini kesen bir takip veya dava işlemi bulunmadığı ve davalılarca süresinde zamanaşımı defileri ileri sürüldüğü anlaşıldığından davanın her iki davalı yönünden zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş, yargılama sırasında davacı tarafça poliçe teminatı üzerinde davalı bankanın daini mürtein sıfatıyla hak sahibi olduğu, davacıların kredi borcunu 13/03/2017 tarihinde ödemesiyle birlikte dava açılabilir hale geldiğini, 2 yıllık zamanaşımı süresinin 13/03/2017 tarihinden itibaren başlayacağı yönünde beyanda bulunulmuş ise de, poliçe üzerinde kredi kullandıran bankanın daini mürtein sıfatıyla hak sahibi olmasının tek başına dava açılmasını engellemeyeceği, davacıların bankanın muvafakati ile poliçe teminatının tahsili talebiyle takip ve dava yoluna gidebilecekleri, davacıların davalı bankadan muvafakat istediklerine dair bir kayıt yer almadığı gibi, kredi tahsilat tablolarına göre 13/05/2015 tarihine kadar kredi borcunun ödendiği ve bu tarihte 77.005,93-TL kredi bakiyesi kaldığı, bakiye borcun üzerindeki kısım yönünden daini mürtein rızası alınmaksızın dahi dava açılabileceği ancak davacılar tarafından dava ve takip yoluna gidilmediği, bu haliyle zamanaşımı koşullarının oluştuğu gözetilerek davacılar vekilinin bu yöndeki iddiaları yerinde görülmemiş, davacılardan kredi sözleşmesinin borçlusu konumunda olan .... A.Ş.'ye husumet düşüp düşmeyeceği yönünden yapılan değerlendirmede, davacı şirket kredi borçlusu olmakla birlikte sigorta sözleşmesinin taraflarından biri değildir. Diğer davacıların sigorta sözleşmesinden dolayı talep hakları mirasçılık ilişkisinden kaynaklanmakta olup davacı şirket yönünden poliçe teminatı üzerinde bu şekilde bir talep hakkı doğuracak hak sahipliği bulunmadığından aktif husumet yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmiştir. Karara karşı davacılar vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ : Davacılar vekili, mahkemenin kabulünün aksine olayda zamanaşımının dolmadığı, haksız tahsil edilen kredi borcunun tamamının 13.03.2017 tarihi itibariyle geri istenebilir hale geldiği, eldeki davanın ise 07.06.2017 tarihinde açılmış olup süresinde olduğu, aksi düşünülse bile 11.06.2014 tarihli e-posta içeriğindeki poliçelerin kimin hangi kredi borcunun teminatı olarak düzenlendiği, geçerli olup olmadığının belli olmadığı gibi imzasız olduğu, davacılardan ...'e gönderilen e-postanın içeriğinde bir açıklama olmadığı, gerçek durumun sonradan öğrenilmekle 08.06.2015 tarihli e-posta ekinde eksiksiz gönderilen belgeler sayesinde duruma vakıf olunduğu ve bu tarih söz önüne alındığından 2 yılık zamanaşımı süresinin dolmadığı, dain-i mürtehin yönünden mahkeme değerlendirmesinin doğru olmadığı zira karara esas alınan emsal yargı kararının süpriz karar niteliğinde olduğu, davacı şirketin kredi borcunun kendisi tarafından ödenmesinden bahisle istirdat isteminin bulunması sebebiyle dava konusuna dair hak ve yetkisi olduğu hususları istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını istemiştir. GEREKÇE : Dava, ...sigorta poliçesinden kaynaklı ödenen tutarın iadesine yönelik isteme ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davacı şirket yönünden açılı davanın aktif husumet yokluğundan reddine, diğer davacılar yönünden açılı davanın ise zamanaşımı sebebiyle reddine karar verilmiştir. Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır. Somut olayda, davacı şirket ile davalı Banka arasında imzalanan 13/03/2014 tarihli ve 120.000,00 TL bedelli taksitli ticari kredi sebebiyle davacılar ...., ...., ...... ve ...'nun mirasbırakanı ... yönünden davalı ... şirketi ile krediye bağlı hayat sigorta poliçesi kapsamında ilişki kurulduğu, adı geçen ...'in 02/06/2014 tarihinde vefat ettiği, davacılar tarafından açılı iş bu davada kaldırma ilamında önce sigorta bilirkişisince hazırlanan 08/02/2019 tarihli rapor kapsamında yukarıda belirtilen şekilde karar verilmekle birlikte Dairemizin kaldırma kararı kapsamında sigorta bilirkişisi tarafından hazırlanan 12/12/2023 havale tarihli raporda davalı bankanın diğer davalı ile birlikte kusura dayalı sorumluluğunun olduğu yönünde kanaat bildirilmekle birlikte zamanaşımı konusunda davacılardan ... ...'a gönderilen e-mail ile davacıların en geç 11/06/2014 tarihinde poliçe ve rizikodan haberlerinin olduğu, bu tarih ile dava tarihi arasında ise iki yıllık süre dolduğundan davanın zamanaşımı sebebiyle reddine karar verildiği anlaşılmıştır. Öncelikle şu hususun belirtilmesinde fayda vardır: her ne kadar bankaca husumetin kendisine yöneltilemeyeceği belirtilmiş ise de dosyaya kazandırılan 12/12/2023 tarihli rapor kapsamında şirket hariç diğer davacılar mirasbırakanı tarafından bilgilendirme formunun imzalanmadığı, bu formun davacılardan .... tarafından imzalandığı anlaşılmakla bankanın sigortalıyı gerekli şekilde bilgilendirmediği, hayat sigorta poliçesine ve bilgilendirme formuna sigorta ettirenin imzasının dahi alınmadığı, somut olayda davalı sigortanın acentesi konumundaki bankanın sigorta ile birlikte kusur sorumluluğunun bulunduğu yönündeki kanaatinin dosya kapsamı ile uyumlu olduğu gibi içeriğine iştirak edilmekle birlikte davalı bankanın da diğer davalı sigorta şirketi gibi sorumlu olduğundan husumetin bankaya da yöneltilmesinde bir isabetsizlik olmadığı anlaşılmıştır. Kural olarak mirasçılardan birine yapılan ihtarın diğer mirasçılara sirayet etmeyeceği, bunun sebebinin mirasçıların ayrı bir hak subjesi olmasından kaynaklandığı dolayısıyla hukuki işlemler ve irade açıklamasının her mirasçıya ayrı ayrı yöneltilmesinin gerektiği, bir mirasçıya yapılan ihtarın yahut bildiriminin diğer mirasçılar nazarında sonuç doğurabilmesi için o mirasçının ya tereke temsilcisi olarak atanmış olması ya da diğer mirasçılar adına açık temsil yetkisine sahip olması gerekir. Açıklanan hususlar kapsamında mahkemece kaldırma ilamı doğrultusunda TTK 1420. Maddesinde bahsedilen zamanaşımı savunması yönelik yaptığı değerlendirmede 02.06.2014 tarihinde meydana gelen vefat olayından kaynaklı davacılardan ... ..a gönderilen 11.06.2014 tarihli e-posta ile davacıların rizikodan ve poliçeden bilgi sahibi oldukları, 07.06.2017 dava tarihi ile 11.06.2014 tarihi arasında 2 yıllık zamanaşımı süresinin sona erdiği gibi zamanaşımını kesen bir işlem olmadığından davanın zamanaşımından reddine karar verilmiş ise de az önce açıklanan husular kapsamında davacı ....'ye gönderilen e-mailin diğer davacı mirasçıları yönünden bir bildirim olarak kabulünde imkan olmadığı, dosya kapsamına göre... harici diğer mirasçılar yönünden az önce belirtilen yasal mevzuat kapsamında 2 yıllık zamanaşımı süresinin dava tarihi itibariyle dolduğuna dair herhangi bir bilgi ya da belge olmadığı, tam tersine davacılar vekilince 14.05.2015 tarihli sigorta şirketinin davacılara yaptığı bildirim göz önüne alındığında mahkemenin kabulünün aksine bu mirasçılar yönünden zamanaşımı nedeniyle verilen red kararının gerekçesinin doğru olmadığı, bunun yanında davacı ... yönünden yapılan inceleme neticesinde Yasa maddesinde belirtilen 2 yıllık zamanaşımı süresinin başlaması için açık ve anlaşılabilir bir bildirimin yapılmasının gerektiği, vefattan 9 gün sonra gönderildiği anlaşılan mailin içeriğinin ".... Hanım merhaba, veraset ilamı ile Vergi Dairesinden ilişiksizlik belgesi talep ediliyor, ....'in görüşmenizde talep ettiği poliçede ektedir. Bir de yeni kurulan şirketin kuruluş evraklarını gönderebilirseniz çok sevinirim. Teşekkürler." şeklinde olduğu, mail ekinde sigorta sözleşmesine ilişkin başvuru ve bilgilendirme formunun gönderildiği belirtilmekte ise de söz konusu belgelerin imzasız olduğu gibi belge içeriği itibariyle yeterli bilgilendirmeye sahip olup olmadığı yönünde mahkemece bir inceleme ve değerlendirme yapılmadığı zira başka bir delilin olmaması halinde eldeki delillere göre davacı .... yönünden de ayrıntılı ve açıklayıcı nitelikte bilgi paylaşımı yapılmadığı kaldı ki bu hususun kaldırma ilamından sonra alınan raporda da belirtildiği göz önüne alındığında ... yönünden yapılan bildirimin zamanaşımını başlatacak nitelikte olmadığının kabul edilmesi gerektiğinden ... yönünden varılan kanaat eksik incelemeye sebebiyet verdiğinden, eksik inceleme sebebiyle de hüküm kurulamayacağından belirtilen yönlerden ileri sürülen istinaf isteminin yerinde olduğu kabul edilmiştir. O halde mahkemece davacılardan ... . yönünden TTK 1420 maddesinde belirtilen zamanaşımı süresinin uygulanıp uygulanmayacağı yönünde gönderilen mail haricinde başka bir bilgilendirme yapılıp yapılmadığı, adı geçen yönünde yasa maddesi ile belirlenen şekilde alacağın muaccel hale gelip gelmediği yönünden ayrıntılı ve açıklayıcı şekilde bilgilenmesinin olup olmadığı konularında inceleme yapılarak oluşacak sonuca göre e-mail haricinde bir başka delil elde edilerek ...'nin az önce açıklanan şekilde bilgilendirildiği kanaatine varılır ise bilgilendirme tarihi 2 yıllık zamanaşımı süresinden önce ise yine aynı yönde davacı ...yönünden talebin zamanaşımı savunması kapsamında değerlendirilmesi, e-mail haricinde bir delil elde edilememesi halinde ise bu bilgilendirme yetersiz kabul edilerek adı geçen yönünden zamanaşımı savunmasına itibar edilmeksizin ve diğer mirasçı davacılar yönünden de olayda zamanaşımı uygulanamayacağından ileri sürülen iddia ve savunmalar kapsamında davacıların talep edebileceği alacak tutarının yerindeliğine yönelik bankacı bilirkişi vasıtasıyla da inceleme yaptırılarak oluşacak sonuca göre davacılar alacağının net tespitinden sonra bir karar verilmesi gerektiği kabul edilmiştir. Bu durumda, ilk derece mahkemesince uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış ve değerlendirilmemiş olması nedeniyle istinaf istemine konu karara yönelik denetim yapılması mümkün değildir. O halde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-6 maddesi uyarınca istinaf başvurularının esasa ilişkin hususlar incelenmeksizin kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve kaldırma kararının sebep ve şekline göre sair istinaf itirazlarının incelenmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekmiştir. HÜKÜM :Yukarıda açıklanan nedenenlerle; 1-Davacılar .., ... .., .... ve ... vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca ESASA İLİŞKİN SEBEPLER İNCELENMEKSİZİN KABULÜNE, 2-İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 15.02.2024 tarihli 2023/810 Esas ve 2024/137 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 3-Dairemizin kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın mahal mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 4-Kaldırma kararının sebep ve şekline göre sair istinaf itirazlarının incelenmesine yer olmadığına 5-İstinaf yoluna başvuran tarafından yatırılan istinaf karar harcının istek halinde istinaf yoluna başvurana iadesine, 6-Karar tebliği ve avans iadesi işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-6 maddesi gereğince kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 11/03/2026 .