Başvuru, idari yargıda görülen uyuşmazlıkta müdahilin davaya etkili katılımının sağlanmaması ve asıl taraf olmaksızın müdahilin kanun yollarına başvuramayacağı gerekçesiyle temyiz talebinin incelenmeksizin reddedilmesi nedenleriyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, idari yargıda görülen uyuşmazlıkta müdahilin davaya etkili katılımının sağlanmaması ve asıl taraf olmaksızın müdahilin kanun yollarına başvuramayacağı gerekçesiyle temyiz talebinin incelenmeksizin reddedilmesi nedenleriyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 17/2/2015 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir. Birinci Bölümün 5/4/2018 tarihinde yaptığı toplantıda, ferî müdahilin asıl taraftan bağımsız olarak tek başına kanun yollarına başvuru hakkı bulunmadığıyla ilgili idari yargı uygulamasının mahkemeye erişim hakkına etkileri yönünden ilkelerin ilk defa oluşturulacak olması sebebiyle başvurunun Genel Kurul tarafından karara bağlanması gerekli görüldüğünden Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün Maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca Genel Kurula sevkine karar verilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, inşaat işi ile iştigal eden bir anonim şirkettir.A. Bireysel Başvurudan Önceki Süreç Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, İstanbul ili Bakırköy ilçesi Kartaltepe Mahallesi hudutlarında bulunan ve içinde mülkiyeti özel şahıslara ait bir kısım taşınmazın da yer aldığı alanı özel proje alanı olarak ilan etmiş; buna uygun şekilde söz konusu yerleşim yerine ilişkin nazım ve uygulama imar planlarında da tadilat yapmıştır. Tadilata konu imar planları 26/12/2012 tarihinde onaylanarak kesinleşmiştir. Başvurucu Şirket, özel proje alanı olarak ilan edilen ve imar planı tadilatına da konu olan bu saha içinde yer alan bazı taşınmazların malikleri ile arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi imzalamış ve müteahhitliğini üstlendiği konut projesinin inşasına başlamıştır. Bakırköy Belediye Başkanlığı (Belediye) imar planı tadilatının iptali istemiyle 30/4/2013 tarihinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığına karşıdava açmıştır. İstanbul İdare Mahkemesinde (Mahkeme) görülen davada Mahkeme 6/12/2013 tarihinde verdiği ara kararıyla dava konusu işlemlerin yürütmesini durdurmuştur. Kararın gerekçesinde; dava konusu plan tadilatında konut fonksiyonu belirlenirken donatı alanlarında Plan Yapımına Ait Esaslara Dair Yönetmelik (Yönetmelik) hükmüne aykırı biçimde azalma öngörüldüğü, parseller üzerinde sağlanan yapılaşmaya bağlı projeksiyon nüfus itibarıyla bölge ulaşımı açısından bir değerlendirme ve kolaylık getirilmediği, tarihî yarımada iluetinin bozulmaması için yerel yönetimce belirlenen yükseklik koşulunun dikkate alınmadığı tespitlerine yer verilmiştir.Dava konusu plan tadilatının barındırdığı aykırılıkların fonksiyonlardan ayrıştırılması hâlinde kendi bütünlüğünün de bozulacağı ifade edilen kararda, planlama ve şehircilik ilkelerine aykırılığı saptanan dava konusu planlara göre yapılaşmaya geçilmesi durumunda telafisi güç ve imkânsız zararların doğacağının anlaşıldığı gerekçesiyle yürütmenin durdurulması isteminin kabul edildiği belirtilmiştir. Davalı idare 3/1/2014 tarihinde yürütmenin durdurulması kararına karşı İstanbul Bölge İdare Mahkemesine (Bölge İdare Mahkemesi) itiraz etmiştir. Bu süreçte 6/12/2013 tarihli yürütmenin durdurulması kararı gereğince 27/12/2013 tarihinde başvurucu Şirketin konut projesi inşaatı mühürlenerek inşaatın faaliyeti durdurulmuştur. İnşaat faaliyetinin durdurulmasıyla davadan haberdar olduğunu belirtenbaşvurucu Şirket 3/1/2014 tarihinde Mahkemeye verdiği dilekçe ile davalı idare yanında davaya müdahil olma talebinde bulunmuştur. Başvurucu Şirket; müdahale talep dilekçesinde taşınmazın imar durumunun projenin inşası bakımından en temel unsur olduğunu, dolayısıyla imar planı değişikliğine ilişkin söz konusu davanın hak ve menfaatlerini doğrudan etkilediğini belirtmiştir. Başvurucu Şirket 7/1/2014 tarihinde Mahkemeye iki ayrı dilekçe daha sunmuştur. Bu dilekçelerden biri6/12/2013 tarihli yürütmenin durdurulması kararına karşı itiraz istemini de içerecek şekilde ve Mahkeme aracılığıyla Bölge İdare Mahkemesine gönderilmek üzere, bir diğeri ise doğrudan Mahkemeye hitaben yazılmış; dilekçelerde başvurucu Şirketin dava konusu parselleri kapsayan alanda inşasına başlanan konut projesinin müteahhidi olduğu hatırlatılarak müdahale istemi yinelenmiştir. Bölge İdare Mahkemesine hitaben yazılan dilekçede başvurucu Şirket ayrıca, uyuşmazlık konusu imar planı tadilatının hukuka uygun olduğunu belirterek davanın reddini talep etmiştir. Başvurucu Şirket dilekçesinde; uyuşmazlığın çözümü teknik bilgiyi gerektirdiğinden keşif ve bilirkişi incelemesi yapılması gerektiği, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından gerçekleştirilen planlarda hukuka ve kamu yararına aykırı bir yön bulunmadığı, normlar hiyerarşisine bağlı planların kabul edildiği, sağlıklı kentsel dönüşümün hedeflendiği, kanunda verilen yetkinin dışında Büyükşehir Belediye Meclisi tarafından ayrı bir plan notu belirlenmesinin hukuki dayanağının bulunmadığı, bu sebeple söz konusu plan notlarının geçerli olmadığı, ilgili mevzuatta bina yükseklik kısıtlamasına yer verilmediği gibi argümanlar ileri sürmüştür. Bölge İdare Mahkemesi 14/1/2014 tarihli kararıyla davalı idarenin yürütmenin durdurulması kararına karşı yaptığı itirazı reddetmiş ve 16/1/2014 tarihinde dosyayı Mahkemeye iade etmiştir. Mahkeme 21/1/2014 tarihli ara kararıyla başvurucu Şirketin müdahale dilekçelerini taraflara tebliğ etmiş ve müdahillik istemi konusundaki cevaplarını sunabilmeleri için on gün süre vermiştir. Davacı taraf 10/2/2014 tarihli dilekçesi ile müdahale talebinin reddedilmesi gerektiğini; davalı taraf ise 13/2/2014 tarihli dilekçesi ile müdahale talebinin kabul edilmesinde kendileri yönünden bir mahzurun bulunmadığını, bu husustaki takdirin Mahkemeye ait olduğunu belirtmiştir. Mahkeme 14/2/2014 tarihli kararıyla öncelikle başvurucu Şirketin müdahale isteminin kabul edildiğini belirttikten sonra dava konusu işlemlerin iptaline hükmetmiştir.Kararın gerekçesinde şu tespitler yer almaktadır:i. Uyuşmazlık konusu imar planı tadilatında özel proje alanı olarak ilan edilen sahada kalan parsellerin kısmen konut, kısmen ticaret, kısmen dinî tesis alanı, kısmen rekreasyon alanı, kısmen yeşil alan ve kısmen de yol alanında bırakıldığı tespit edilmiştir. İlgili plan paftalarının incelenmesinden söz konusu parsellerin çevre düzeni planında birinci derece merkez lejantında kaldığı ve dava konusu plan tadilatı ile konut alanı fonksiyonu verilen parsellere 70 metre, ticaret alanı fonksiyonu verilen parsellere 30,5 metre, rekreasyon alanı fonksiyonu verilen parsellere 6,5 metre azami yüksekliklerde, dinî tesis alanı fonksiyonu verilen parsellere serbest irtifada yapılaşma koşullarının sağlandığının anlaşıldığı belirtilmiştir. ii. Kararda, plan tadilatı kapsamındaki bazı fonksiyon ve yapılaşma koşullarında planlama ilkelerine aykırılık bulunmadığı tespit edilmekle birlikte plan teklif ve askı süresi aşamalarında gerek davacı Belediye gerekse dava dışı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı (Büyükşehir Belediyesi) tarafından yapılan donatı alanlarının azaltıldığı, yapı yoğunluğunun artırıldığı ve ulaşımın engellendiği, tarihî yarımada iluetinin etkilendiği yolundaki itirazların davalı idarece değerlendirilmediğine dikkat çekilmiş ve ardından dosya kapsamına göre bu hususta tespit edilen hukuka aykırılıklara yer verilmiştir. iii. Bu bağlamda tadilata tabi kılınan planlarda öngörülen konut fonskiyonu ile bölgede nüfus yoğunluğu ve dolayısıyla sürekli biçimde araç ve kişi hareketliliği getirilirken tadilat ile donatı alanlarında Yönetmelik’in açık ve tartışma götürmez hükmüne aykırı biçimde ciddi oranda azalma öngörüldüğü ve doğal olarak bu nispette de parseller üzerinde sağlanan yapılaşmaya bağlı projeksiyon nüfus itibarıyla bölgesel ulaşım açısından bir değerlendirme ve kolaylık getirilmediği belirtilmiştir. Bu açık eksiklik Büyükşehir Belediyesi Ulaşım Planlama Müdürlüğünün 15/3/2013 tarihli yazısı ile ortaya konulmasına rağmen bu hususa dair davalı idarece planlama hazırlık safhasında herhangi bir inceleme ve telafi yaklaşımına tadilat bünyesinde yer verilmediği ifade edilmiştir. iv. Tarihî yarımada iluetinin bozulmaması için emsali kötü bir örneğin hâlen İstanbul ili için tecrübe edildiği ve bunun Mahkeme kararı ile de ortaya konulduğu hâlde Büyükşehir Belediye Meclisince anılan yarımadanın korunması adına ve kamusal yarar gereği belirlendiği ve geçerliliğini koruduğu anlaşılan yükseklik koşulunun (sınırlamasının) davalı tarafça hukuken itibar edilebilir bir neden gösterilmeksizin dikkate alınmadığı belirtilmiştir. Mahkeme, yükseklik sınırlamasına ilişkin aykırılığa plan tadilatı kapsamında bir çözüm getiremeyen davalı idarenin proje aşamasında bu hususun dikkate alınabileceği yönündeki yaklaşımının ise yapılaşma koşullarının plan yapım aşamasında belirlenmesi yönündeki en temel planlama ilkesi ile bağdaşmadığını vurgulamıştır. v. Şehircilik ilkesine açık aykırılık teşkil ettiği görülen bu irtifadaki yapılaşma hakkı veren dava konusu plan tadilatının, barındırdığı kamu yararının açıkça aleyhine veilgili mevzuatın temel ve bariz hükümlerine aleni aykırılıklarının planlama ilkesine ve şehircilik esaslarına aykırı bulunmayan diğer fonksiyonlardan ayrıştırılmasının ise imkânsız olduğunun ve bunun planların kendi bütünlüğünü de bozacağının anlaşıldığı ifade edilmiş; bu itibarla uyuşmazlık konusu imar planı tadilatının şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına aykırı olduğu sonucuna ulaşıldığı belirtilmiştir. vi. Mahkeme söz konusu kararında; yükseklik kısıtlamasının ihlali ve yeşil alan donatı alanında azaltmaya gidilmesi, eş değer bir alanın planlama sahasında ayrılmaması ve bu aykırılığın sınırlı parsellere yönelik bir plan tadilatı ile doğumu nedeniyle başka parsellere atfedilecek park/dinlenme alanı lejantı ile donatı kaybının karşılanmasının fiilî ve hukuki imkânsızlığı, aksine donatı alanındaki azaltıma bağlı elde edilen parsellere ilave yapılaşma hakkı verilmesi ve yapılaşma yoğunluğuna bağlı nüfus ve trafik hareketliliğine çözüm getirilmemesi şeklindeki aykırılıkların Büyükşehir Belediyesinin 15/3/2013 tarihli yazısından, dava konusu planlara ait plan raporu ve lejantlarından rahatlıkla anlaşılabildiğini özellikle vurgulamıştır. Bu itibarla Mahkeme, söz konusu açık aykırılıkların bir kez de bilirkişi eliyle tespiti ve müşahedesi için ayrıca bir keşif icrasına gerek görmediği açıklamasına da gerekçeli kararında ayrıca yer vermiştir. Karar taraflara ve başvurucu Şirkete tebliğ edilmiştir. Yargılama sonucunda aleyhine hüküm kurulan ve başvurucu Şirketin davaya yanında müdahil olduğu davalı idare, kararı temyiz etmediği gibi lehine hüküm kurulan davacı Belediye de herhangi bir yönüyle bozulması talebiyle karara karşı temyiz yoluna gitmemiştir. Buna karşılık başvurucu Şirket kararı temyiz etmiştir. Danıştay Altıncı Dairesi 20/11/2014 tarihli kararıyla başvurucu Şirketin temyiz istemini incelenmeksizin reddetmiştir. Kararın gerekçesinde müdahilin, yanında davaya katıldığı tarafın işlem ve açıklamalarına aykırı usul işlemlerini yapamayacağı ifade edilmiştir. Davalı idare tarafından kararın temyiz edilmemiş olması karşısında başvurucu Şirketin davalı idarenin bu iradesine aykırı olarak müdahil sıfatıyla tek başına temyiz yoluna müracaat edemeyeceği belirtilmiştir. Başvurucu Şirket, temyiz isteminin incelenmeksizin reddine dair karara karşı karar düzeltme yoluna gitmiştir. Başvurucu Şirket 29/1/2015 tarihli dilekçesinde 20/11/2014 tarihli kararın düzeltilmesini ve temyize konu ilk derece mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir. Başvurucu Şirket, Danıştaydaki karar düzeltme incelemesi devam ederken 17/2/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.B. Bireysel Başvurudan Sonraki Süreç Dava konusu imar planı tadilatı kapsamında kalan ve üzerinde konut projesi inşa edilecek taşınmazlardan birinin hisseli maliklerinden olan başka bir şirket, 29/9/2015 tarihinde Danıştay Altıncı Dairesine sunduğu dilekçe ile davaya davalı idare yanında müdahil olmak istediğini belirtmiş ve 20/11/2014 tarihli kararın düzeltilerek temyize konu ilk derece mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir. Anılan şirket söz konusu dilekçesinde; davalı idarenin uyuşmazlığı takipsiz bırakma yönünde bir yaklaşım sergilediğini, nitekim verilen karar aleyhine olmasına rağmen kararı temyiz etme yoluna dahi gitmediğini ancak kararın sonuçlarının taşınmaz maliki olması hasebiyle şirketi doğrudan etkilediğini ve mağdur ettiğini ifade etmiş; bu sebeple karar düzeltme isteminin kabul edilmesi ve kararın bozulması gerektiğini belirtmiştir. Danıştay Altıncı Dairesi 8/12/2015 tarihli ara kararıyla bu şirketin davanın sonucuyla yakından ilgili olması nedeniyle davalı idare yanında davaya katılma istemini kabul etmiştir. Danıştay Altıncı Dairesi 4/2/2016 tarihli kararıyla davaya davalı idare yanında müdahil olan başvurucu ve diğer şirketin karar düzeltme istemlerini kabul etmiş, temyize konu ilk derece mahkemesi kararını bozmuştur. Bozma kararının gerekçesinde, taraflardan birinin temyiz ya da kararın düzeltilmesi safhasında sunduğu dilekçenin bir gerekçe olmaksızın reddedilmiş ya da incelenmemiş olmasının mahkemeye erişim hakkına aykırı olacağı vurgulanmıştır. Buradan hareketle davanın konusunun müdahilin sahip olduğu hak ya da şey olduğu hâllerle sınırlı olarak müdahilin tek başına kanun yoluna başvurması hâlinde müdahilin talebinin yanında katıldığı tarafın iddia ve savunmalarına aykırı olmaması durumunda incelenmesi gerektiği belirtilmiştir. Somut uyuşmazlıkta müdahil (başvurucu Şirket) tarafından yapılan temyiz başvurusunun da bu kapsamda olduğu görüldüğünden davalının temyiz isteminde bulunmaksızın davalı yanında davaya katılan müdahilin yaptığı başvurunun incelenerek istem hakkında bir karar verilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Kararda ayrıca, başvurucu Şirket tarafından yapılan davalı yanında davaya müdahale isteminin ilk derece mahkemesince davanın esası hakkında verilen karar ile birlikte karara bağlandığına da dikkat çekilmiştir. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda davanın ihbarının mahkeme tarafından resen yapılacağına dair hükme de atıfta bulunularak daha sonra katılma talebinde bulunan şirket yönünden davanın ihbarı için geçerli koşullar oluşmasına rağmen idare mahkemesince ihbar müessesesinin işletilmemiş olması bir eksiklik olarak saptanmıştır. İdare Mahkemesince müdahale isteminde bulunanın iddiaları ve somut olguları tartışılmadan ve dava ihbar edilmeden işin esası hakkında karar verilmesinde isabet görülmediği ifade edilmiştir. Müdahillerin iddia ve somut değerlendirmeleri gözönünde bulundurulmak ve değerlendirilmek suretiyle uyuşmazlık konusu planların kendi içindeki tutarlılığı, taşınmazların bulunduğu bölgenin yapılaşma durumu gibi hususlar da dikkate alınarak -gerekirse keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmak suretiyle- bir karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir. Bozma kararı üzerine dava dosyasını yeniden esasa kaydeden Mahkeme 28/4/2016 tarihli kararıyla bozma kararına uymadığını ve 14/2/2014 tarihli kararında ısrar ettiğini belirterek dava konusu işlemlerin iptaline hükmetmiştir. Mahkeme, bozma kararına uymamasının gerekçesi olarak davanın asıl tarafının talebi olmadan müdahilin talebi üzerine karar düzeltme yoluna başvurulmasının mümkün olmamasını göstermiştir. Israr kararında idari yargıda görülen uyuşmazlıklarda davalının her zaman idare olduğuna dikkat çeken Mahkeme, idarenin mahkemece verilmiş bir karara karşı kanun yollarına başvurmama iradesini ortaya koyması hâlinde müdahilin temyiz ya da karar düzeltme isteminin kabul edilmesinin özel hukuk kişilerinin iradesinin davalı idarenin iradesinin yerine geçmesi sonucunu doğuracağını, bunun ise hem idari yargı tekniği hem de ferî müdahil ile ilgili hükümlerle bağdaşmayacağını vurgulamıştır. Başvurucu Şirket ve diğer müdahil şirket, Mahkemenin 28/4/2016 tarihli ısrar kararını temyiz etmiştir. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu (İDDK) 27/2/2017 tarihli kararıyla müdahillerin temyiz istemlerini incelenmeksizin reddetmiştir. Kararın gerekçesinde; davanın taraflarından olmayan, dava sonucunda hakkında hüküm kurulmayan ve ancak yanında katıldığı tarafa yardımcı olabilen müdahilin, yanında davaya katıldığı tarafın kanun yollarına başvurmaması durumunda tek başına kanun yollarına başvurmasına hukuken olanak bulunmadığı belirtilmiştir. Somut davada müdahillerin yanında davaya katıldığı tarafın temyiz isteminde bulunmamış olması nedeniyle talebin incelenmesine hukuken olanak bulunmadığı ifade edilmiştir. A. Ulusal Hukuk 2577 sayılı Kanun’un Maddesinin ilgili kısmı şöyledir:“Bu Kanunda hüküm bulunmayan hususlarda; … üçüncü şahısların davaya katılması, davanın ihbarı, … hallerinde …Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu hükümleri uygunlanır. Ancak, davanın ihbarı Danıştay, mahkeme veya hakim tarafından re’sen yapılır.” 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Yargılamaya Hâkim Olan İlkeler” ana başlıklı İkinci Bölüm’ünde yer alan Maddesinde “Hukuki dinlenilme hakkı” düzenlenmiştir. Anılan madde şöyledir:“(1) Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler. (2) Bu hak;a) Yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını,b) Açıklama ve ispat hakkını,c) Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini,içerir.” 6100 sayılı Kanun’un “İhbar ve şartları” kenar başlıklı Maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:“Taraflardan biri davayı kaybettiği takdirde, üçüncü kişiye veya üçüncü kişinin kendisine rücu edeceğini düşünüyorsa, tahkikat sonuçlanıncaya kadar davayı üçüncü kişiye ihbar edebilir.” 6100 sayılı Kanun’un “İhbarda bulunulan kişinin durumu” kenar başlıklı Maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:“Dava kendisine ihbar edilen kişi, davayı kazanmasında hukuki yararı olan taraf yanında davaya katılabilir.” 6100 sayılı Kanun’un “Fer’î müdahale” kenar başlıklı Maddesi şöyledir:“(1) Üçüncü kişi, davayı kazanmasında hukuki yararı bulunan taraf yanında ve ona yardımcı olmak amacıyla, tahkikat sona erinceye kadar, fer’î müdahil olarak davada yer alabilir.” 6100 sayılı Kanun’un “Fer’î müdahilin durumu” kenar başlıklı Maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:“Müdahale talebinin kabulü hâlinde müdahil, davayı ancak bulunduğu noktadan itibaren takip edebilir. Müdahil, yanında katıldığı tarafın yararına olan iddia veya savunma vasıtalarını ileri sürebilir; onun işlem ve açıklamalarına aykırı olmayan her türlü usul işlemlerini yapabilir.”B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) Maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:“Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar … konusunda karar verecek olan,… bir mahkeme tarafından … görülmesini isteme hakkına sahiptir…” Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme’nin Maddesinin (1) numaralı fıkrasının açık bir biçimde mahkeme veya yargı merciine erişim hakkından söz etmese de maddede kullanılan terimler bir bütün olarak bağlamıyla birlikte dikkate alındığında mahkemeye erişim hakkını da garanti altına aldığı sonucuna ulaşıldığını belirtmiştir (Golder/Birleşik Krallık [GK], B. No: 4451/70, 21/2/1975, §§ 28-36). AİHM’e göre mahkemeye erişim hakkı, Sözleşme’nin Maddesinin (1) numaralı fıkrasında mündemiçtir. Bu çıkarsama, Sözleşmeci devletlere yeni yükümlülük yükleyen genişletici bir yorum olmayıp Maddenin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin lafzının Sözleşme’nin amaç ve hedefleri ile hukukun genel prensiplerinin gözetilerek birlikte okunmasına dayanmaktadır. Sonuç olarak Sözleşme’nin Maddesinin (1) numaralı fıkrası, herkesin medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili iddialarını mahkeme önüne getirme hakkına sahip olmasını kapsamaktadır (Golder/Birleşik Krallık, § 36). AİHM; adil yargılanmanın bir unsurunu teşkil eden mahkemeye erişim hakkının mutlak olmadığını, doğası gereği devletin düzenleme yapmasını gerektiren bu hakkın belli ölçüde sınırlanabileceğini kabul etmektedir. Ancak AİHM, bu sınırlamaların kişinin mahkemeye erişimini hakkın özünü zedeleyecek şekilde ve genişlikte hakkı kısıtlamaması ve zayıflatmaması gerektiğini ifade etmektedir. AİHM’e göre, meşru bir amaç taşımayan ya da uygulanan araç ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir orantılılık ilişkisi kurmayansınırlamalar Sözleşme’nin Maddesinin birinci fıkrasıyla uyumlu olmaz (Sefer Yılmaz ve Meryem Yılmaz/Türkiye, B. No: 611/12, 17/11/2015, § 59; Eşim/Türkiye, B. No: 59601/09, 17/9/2013, § 19; Edificaciones March Gallego S.A./İspanya, B. No: 28028/95, 19/2/1998, § 34). AİHM’e göre iç hukuktaki başvuru yollarına erişimi engelleyen bir kanununbulunmaması Maddenin (1) numaralı fıkrasındaki gerekliliklerin yerine getirilmesi bakımından her zaman için yeterli olmayabilir. Hukuk devleti ilkesinin demokratik toplumdaki işlevi gözönünde bulundurulduğunda kanun koyucu tarafından temin edilen erişimin derecesinin aynı zamanda bireylerin mahkeme hakkının güvenceye bağlanması bakımından yeterli olması gerektiği anlaşılmaktadır. Erişim hakkının etkili olabilmesi için bireyin hakkına müdahale teşkil eden eylem ve işleme karşı argümanlarını dile getirebileceği açık ve pratik fırsatlara sahip olması gerekir (Bellet/Fransa, B. No: 23805/94, 4/12/1995,§ 36). AİHM mahkemeye erişim hakkının sadece ilk derece mahkemesinde dava açma hakkını değil eğer iç hukukta itiraz, istinaf veya temyiz gibi kanun yollarına başvurma imkânı tanınmış ise üst mahkemelere başvurma hakkını da içerdiğini belirtmektedir (Bayar ve Gürbüz/Türkiye, B. No: 37569/06, 27/11/2012, § 42). AİHM’in idari yargıda ihbar müessesesini incelediği Menemen Minibüsçüler Odası-Türkiye (B. No: 44088/04, 9/12/2008, §§ 4-14) kararına konu olayda Valilik tarafından belli kategorideki araçlara sigorta yaptırmak kaydıyla geçici güzergâh yetki belgesi verilmesini öngören bir düzenleyici işlem çıkarılmıştır. Bu düzenleyici işlem, Menemen-İzmir hattında faaliyet gösteren Menemen Minibüsçüler Odasını doğrudan ilgilendirmektedir. Menemen Yolcu Otobüsleri Motorlu Taşıtlar Kooperatifi tarafından söz konusu düzenleyici işleme karşı Valilik aleyhine açılan dava üzerine idare mahkemesi düzenleyici işlemi iptal etmiştir. Valilik, kararı temyiz etmiştir. Menemen Minibüsçüler Odası temyiz safhasında müdahale dilekçesi vermiştir. Danıştay 16/3/2004 tarihinde başvurucunun müdahale talebini kabul ettikten kısa bir süre sonra ilk derece mahkemesi kararını onamıştır. Valilik 7/5/2004 tarihinde başvurucunun araçlarına izin veren yeni bir düzenleyici işlem çıkarmış ise de bu işlem de 11/1/2005 tarihinde idare mahkemesince iptal edilmiştir. 23/5/2005 tarihinde başvurucuya taşımacılık faaliyetine son vermesi hususu tebliğ edilmiştir. AİHM, 2577 sayılı Kanun’un davanın ihbarı usulüyle ilgili olarak Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’na atıfta bulunan Maddesinin özellikle davanın dava konusu uyuşmazlık nedeniyle menfaati etkilenen üçüncü kişilere bildirilmesinin mahkeme tarafından resen yapılmasını öngördüğüne işaret etmiştir (Menemen Minibüsçüler Odası/Türkiye, § 25). AİHM, anılan maddenin açık lafzına rağmen mahkemenin başvurucuyu ihtilaf konusu uyuşmazlıktan haberdar etmediğini vurgulamıştır. AİHM’e göre sonuç olarak başvurucu -ilk davada- ilk derece safhasında yargılamaya katılamaması nedeniyle dinlenilme imkânından mahrum kalmıştır. Temyiz nedenlerinin sınırlı sayı kuralına tabi olması nedeniyle başvurucu, esasa ilişkin itirazlarını Danıştayda da ileri sürememiştir. İkinci davaya ilişkin ise 2577 sayılı Kanun’un Maddesine uyulmaması nedeniyle başvurucu, uyuşmazlıkla tamamen irtibatsız kalmış; asıl taraf olarak Valiliğin kararı temyiz etmemesi sebebiyle başvurucu, Danıştayda -sınırlı da olsa- iddialarını öne sürme imkânı bulamamıştır (Menemen Minibüsçüler Odası/Türkiye, § 26). Bu çerçevede başvuruyu değerlendiren AİHM, ulusal mahkemelerin 2577 sayılı Kanun’un Maddesindeki gereklilikleri yerine getirmede başarı sağlayamamalarının başvurucuyu hak ve yükümlülüklerini doğrudan etkileyen uyuşmazlıkla ilgili olarak dinlenilmekten alıkoyduğu ve başvurucunun mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır (Menemen Minibüsçüler Odası/Türkiye, §§ 27, 28).