9. Ceza Dairesi 2011/4675 E. , 2011/28382 K. Mahkemesi :Ağır Ceza Mahkemesi Erzincan Valiliğinin 07/11/2006 tarihli ve 333 sayılı yazısı ile, Dersim Kültür Derneği'nin, 5253 sayılı Dernekler Kanunu'nun 17. maddesi gereğince kanunla belirlenen 30 günlük süre zarfında eksiklikleri tamamlamaması nedeniyle derneğin feshine ilişkin yapılan talep üzerine, 5253 sayılı Kanun'a muhalefet etmek suçundan dolayı şüpheli ... hakkında yapılan soruşturma evresi sonucunda Erzincan Cumhuriyet…
**9. Ceza Dairesi 2011/4675 E. , 2011/28382 K.** **"İçtihat Metni"** Mahkemesi :Ağır Ceza Mahkemesi Erzincan Valiliğinin 07/11/2006 tarihli ve 333 sayılı yazısı ile, Dersim Kültür Derneği'nin, 5253 sayılı Dernekler Kanunu'nun 17. maddesi gereğince kanunla belirlenen 30 günlük süre zarfında eksiklikleri tamamlamaması nedeniyle derneğin feshine ilişkin yapılan talep üzerine, 5253 sayılı Kanun'a muhalefet etmek suçundan dolayı şüpheli ... hakkında yapılan soruşturma evresi sonucunda Erzincan Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 20/11/2006 tarihli ve 2006/4078-2708 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılan itirazın reddine ilişkin, mercii Tunceli Ağır Ceza Mahkemesi Başkanınca verilen 09/01/2007 tarihli ve 2006/239 değişik iş sayılı kararı ile ilgili olarak; Dosya kapsamına göre, Erzincan Valiliğinin 07/11/2006 tarihli ve 333 sayılı yazısı ile, Dersim Kültür Derneği'nin, yasayla belirlenen 30 günlük süre zarfında eksiklikleri tamamlamaması üzerine derneğin feshine ilişkin yapılan talebin reddine, ayrıca ceza mevzuatımızda, kurulan dernek tüzüklerindeki eksikliklerin giderilmemesi bir suç olarak düzenlenmediğinden bahisle Erzincan Cumhuriyet Başsavcılığınca kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karar verilmesini müteakip, yapılan itirazın reddine karar verilmiş ise de, Dersim Kültür Derneği Tüzüğünün 2. madde (B) başlığının (ı) bendinde yer alan "Ana dilde öğrenim amacıyla yasalar çerçevesinde dil kursu açmak " ibaresinin, 2709 sayılı Anayasanın 3. maddesinde yer alan "Türkiye Devleti, ülkesiyle ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçe'dir..." ve Anayasanın 42. maddesinin son fıkrasında yer alan "Türkçeden başka hiçbir dil eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına ana dilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez. Eğitim ve öğretim kurumlarında okutulacak yabancı diller ile yabancı dilde eğitim ve öğretim yapan okulların tabi olacağı esaslar kanunla düzenlenir..." şeklindeki düzenlemelere aykırı olduğu, ayrıca 2923 sayılı Yabancı Dil Eğitimi ve Öğretimi Kanunu'nun Türk vatandaşlarının farklı dil ve lehçelerde dil öğretilmesi hakkındaki 2. maddesinin (a) bendi gereği "Eğitim ve öğretim kurumlarında, Türk vatandaşlarına Türkçe'den başka hiçbir dil, ana dilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez. Ancak, Türk vatandaşlarının günlük yaşamlarında geleneksel olarak kullandıkları farklı dil ve lehçelerin öğrenilmesi için, 625 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu hükümlerine tabi olmak üzere özel kurslar açılabilir..." hükmü uyarınca vatandaşların günlük yaşamlarında geleneksel olarak kullandıkları farklı dil ve lehçelerin öğretilmesi amacıyla özel kurs açılması mümkün iken, vatandaşların günlük yaşamlarında geleneksel olarak kullandıkları dillerin ana dil olarak kabul edilip öğrenim amacıyla kurs açmanın mümkün bulunmadığı, "Ana dilde öğrenim amacıyla yasalar çerçevesinde dil kursu açmak" ifadesinin kastı aşan bir ifade olması sebebiyle Anayasanın 3. ve 42. maddesinin 6. fıkrası ile 2923 sayılı Kanun'un 2. maddesine aykırı olması karşısında, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 89. maddesinde; "Derneğin amacı, kanuna veya ahlaka aykırı hale gelirse; Cumhuriyet savcısının veya bir ilgilinin istemi üzerine mahkeme, derneğin feshine karar verir..." şeklindeki düzenlemesi gereği Cumhuriyet savcısı tarafından dava name düzenlenerek delillerin mahkemesince takdir ve değerlendirilmesi gerekeçeği gözetilmeksizin, Dersim Kültür Derneğinin feshine ilişkin dava açılması yönündeki talebin reddine karar verilemeyeceği cihetle, itirazın bu yönden kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığının 25/10/2007 gün ve 2007/53986 sayılı kanun yararına bozma talebine atfen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 30/11/2007 gün ve 2007/240799 sayılı tebliğnamesi ile daireye ihbar ve dava evrakı tevdi kılınmakla; 4721 sayılı Medeni Kanunun 60/2. maddesi ile yerleşim yerinin en büyük mülki amirine derneğin kuruluş bildirimi, tüzüğü ve kurucuların hukuki durumlarında tespit edilecek kanuna aykırılık veya noksanlığın bildirilmesine rağmen giderilmemesi halinde, derneğin feshi konusunda Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açması için Cumhuriyet Savcısına bildirimde bulunma görevi verildiği, belirtilen konular bakımından fesih davası açmak için mülki amirliğe ya da başka bir ilgiliye görev ve yetki verilmediği, Dernekler Yönetmeliğinin 6/3. maddesindeki düzenleme'nin de aynı doğrultuda, kanuna aykırılık veya noksanlığın giderilmemesi halinde asliye hukuk mahkemesinde derneğin feshi konusunda dava açılması için mülki idare amir tarafından durumun Cumhuriyet Savcılığına bildirilmesine işaret ettiği, Anılan düzenlemelerin içeriği, derneğin kuruluş evresinde mülki amirlikle dernek kurucuları arasında belirtilen konularda ortaya çıkan uyuşmazlığın niteliği ve bu aşamadaki hukuksal denetim ihtiyacı, mülki amirliğin bildirimi üzerine Cumhuriyet Savcılığının asliye hukuk mahkemesinde bir fesih davası açmasını zorunlu kıldığı, dava açıp açmamayı değerlendirme yetkisi bulunmayan Cumhuriyet Savcılığının hukuksal denetimin asliye hukuk mahkemesince yapılmasını sağlamak üzere fesih davası açmak zorunda bulunduğu, aksi düşüncenin derneğin kuruluşuna ilişkin konularda çıkacak uyuşmazlığın ve medeni hukuk bakımından yapılması gerekli hukuksal denetimin suç soruşturması ve ceza muhakemesi alanında uzman olan Cumhuriyet Savcılığına bırakılmış olduğunu kabul etmek anlamına geleceği, Diğer yandan; Ceza Muhakemesi Kanununun 172. maddesi uyarınca kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın, ancak; bir suça ilişkin olarak soruşturma evresi sonunda kamu davası açmak için gerekli koşulların bulunmaması halinde verilebileceği, inceleme konusu kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın bir suç soruşturması sonucunda verilmediği, Medeni Kanunun 60/2 ve Dernekler Yönetmeliğinin 6/3. maddeleri uyarınca mülki amirlikçe yapılan bildirim üzerine isabetsiz bir değerlendirmeyle dava açmama sonucuna varılmış olsa bile, bu sonucun bir kovuşturmaya yer olmadığına dair karar ile ortaya konulmasının CMK’nın 172. maddesine aykırı olacağı ve Erzincan Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 20.11.2006 tarih ve 2006/2708 numaralı kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın bu sebepten dolayı hukuken geçersiz ve yok hükmünde bulunduğu, Kaldı ki; Cumhuriyet Savcılığınca verilmiş bulunan kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı itiraz edebilecek olan kişilerin CMK’nın 173. maddesinde gösterildiği ve bu düzenleme karşısında İl Valiliğinin anılan kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı itirazının da mümkün bulunmadığı, Bu belirlemeler çerçevesinde; kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı il Valiliğince yapılan itirazın mercii olan Tunceli Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı tarafından belirtilen gerekçelerle incelenmeksizin iade edilmesi gerekirken yazılı gerekçelerle kabul edilmesine ilişkin 09.01.2007 tarih ve 2006/239 değişik iş sayılı kararın da hukuken geçersiz ve yok hükmünde bulunduğu ve ayrıca CMK’nın 309/1. maddesinde gösterilen nitelikleri taşıyan ve usulüne uygun olarak verilmiş bir hakim kararı niteliğinde bulunmadığı, bu sebeplerden dolayı da kanun yararına bozma talebine konu edilemeyeceği anlaşılmakla; Kanun yararına bozma talebine dayanılarak düzenlenen tebliğnamedeki bozma isteği incelenen dosya kapsamına nazaran bu gerekçelerle yerinde görülmediğinden incelenmesine yer olmadığına, yetkili asliye hukuk mahkemesinde derneğin feshi davası açılması bakımından müteakip işlemlerin mahallinde yapılmasına, dosyanın gereği için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 03.11.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.