Başvuru, ceza infaz kurumunda tutuklu olarak bulunan başvurucunun oğlunun yabancı cisim yutma nedeniyle kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirmesi ve bu ölüm olayına ilişkin etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi nedenleriyle yaşama hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, ceza infaz kurumunda tutuklu olarak bulunan başvurucunun oğlunun yabancı cisim yutma nedeniyle kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirmesi ve bu ölüm olayına ilişkin etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi nedenleriyle yaşama hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 21/2/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşıbeyanda bulunmamıştır. Başvuru formu ve ekleri ile onaylı suretleri Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından gönderilen soruşturma dosyası içeriğinden tespit edilen olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, Mersin E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu iken 15/9/2010 tarihinde yaşamını yitiren 1992 doğumlu S.A.nın annesidir..A. S.A. nın Ceza İnfaz Kurumuna Girişi ve Ölümü Başvurucunun oğlu S.A., kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde kabul etme veya bulundurma suçundan tutuklanarak 13/9/2010 tarihinde Mersin E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna (Ceza İnfaz Kurumu) konulmuştur. S.A., bireysel başvuru ve soruşturma dosyasına yansıdığı kadarıyla Ceza İnfaz Kurumuna girmesinden iki gün sonra, 15/9/2010 tarihinde bir radyo anteni yutmuştur. S.A. bunun üzerine önce Ceza İnfaz Kurumu revirine, akabinde ise Mersin Devlet Hastanesine (Hastane) götürülmüştür. S.A. 15/9/2010 tarihinde saat 00 sıralarında Hastanenin Acil Servisine giriş yapmıştır. S.A., burada yapılan muayenesi neticesinde "batında yabancı cisim" notuyla Hastanenin Genel Cerrahi Servisine yönlendirilmiştir. Bunun üzerine yapılan tetkiklerde S.A.nın karnında 8-10 cm uzunluğunda 0,5-0,8 cm kalınlığında yabancı bir cismin bulunduğu tespit edilmiştir. Hastane kayıtlarına göre vücuttaki yabancı cismin belli bir süre beklendikten sonra çıkmaması hâlinde ameliyatla alınması gerektiği S.A.ya açıklanmıştır. S.A., anılan açıklamayı içeren belgeyi imzalamıştır. Takibe alınan hasta, saat 00 sıralarında kolundaki serumu çıkarmış ve tedaviyi kabul etmediğini bildirmiştir. Hastane kayıtlarına göre hasta tedaviyi kabul etmediği için diazem adlı ilaç hastaya enjekte edilememiştir. Saat 00 sıralarında iğne yapılmak için yanına gidilen hastanın hareketsiz yattığı ve arrest olduğu anlaşılmıştır. Resusitasyona (durmuş olan dolaşım ve solunum sistemini yeniden çalışır hâle getirmek için uygulanan yöntemler bütünü) yanıt vermeyen hasta saat 10 sıralarında ölü kabul edilmiştir.B.Ceza Soruşturması Süreci Soruşturma Kapsamında Yapılan İlk İşlemler ve Alınan Raporlar Hastanede görev yapan polis memurları Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu olarak bulunan bir şahsın Hastanede öldüğünü Mersin Cumhuriyet Başsavcılığına bildirmiştir. Bunun üzerine nöbetçi Cumhuriyet savcısı, zabıt katibi ve diğer bazı kişilerle birlikte Hastaneye gitmiştir. Cumhuriyet savcısı eşliğinde ölü haricî muayene işlemi gerçekleştirilmiştir. Ölü haricî muayenesinde eskiye ait birkaç yara izi dışında herhangi bir darp ve cebir izi tespit edilememiştir. Ölü haricî muayenesi işlemine katılan adli hekim, kesin ölüm sebebinin klasik otopsi işlemi yapılarak tespit edilmesinin yerinde olacağını belirtmiştir. Bunun üzerine kesin ölüm sebebinin tespiti amacıyla 16/9/2010 tarihinde klasik otopsi işlemi gerçekleştirilmiştir. Kesin ölüm sebebinin tespiti amacıyla yapılan klasik otopsi işlemi sonucunda hazırlanan 8/2/2011 tarihli raporun ilgili kısmı şöyledir:"(...)DIŞ MUAYENE(...)Boyun solunda 1x1 cm kurutlu sıyrık, sağ spina iliaca anterior superior üst iç kısımda 2 adet 1 cm çapta kurutlu sıyrık dışında tüm vücudun muayenesinde herhangi bir travmatik lezyona rastlanmadı. Ceset skopiye alındı. Mide içinde anten görünümünde opasite izlendi. Dirsek içlerinde enjeksiyon izleri görülmedi.İÇ MUAYENE(...)Batın Muayenesi: Batın derisi kaldırıldı. Cilt altında kanama, batında serbest sıvı görülmedi. Karaciğer yüzey ve kesitleri doğal bulundu. Midede perforasyon görülmedi. Lümende sıvı gıda içinde 8 cm uzunlukta anten ucu bulundu, alındı. Mukozası doğal bulundu. Böbrekler ve dalağın yüzey ve kesitlerinde makroskopik patolojik özellik görülmedi. Diğer batın/pelvis organ ve yapılarında makroskopik patolojik özellik görülmedi. İskelet sistemi doğal bulundu.(...)SONUÇ(...)1-) Kimya İhtisas Dairesi’nin toksikoloji raporuna göre; kanda alkol (Etanol-Metanol) bulunmadığı, kan ve iç organ parçalarında aranan uyutucu-uyuşturucu ve toksik maddelerden hiçbirisinin bulunmadığı, 2-) Kişinin vücudunda ölümüne müessir travmatik lezyon bulunmadığı, 3-)Kişinin ölüm sebebi ve tıbbi hata yönünden değerlendirilmek üzere tüm adli tahkikat dosyası ve tedavi evraklarının gönderilerek (İstanbul) Adli Tıp Kurumu Başkanlığı ilgili İhtisas Kurulu’ndan görüş alınmasının uygun olacağı kanaatini bildirir rapordur." Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı, ölüm sebebi ve tıbbi hata yönünden değerlendirilmek üzere dosyanın Adli Tıp Kurumuna gönderilmesine karar vermiştir. Adli Tıp Kurumu İhtisas Kurulunun, Hastane kayıtları ile adli dosyada bulunan bilgi ve belgeleri dikkate alarak hazırladığı 25/5/2011 tarihli raporun sonuç kısmı şöyledir:"(...)SONUÇ:(...)1- Otopsi esnasında alınan kan ve iç organ örneklerinde aranan alkol uyutucu, uyarıcı ve toksik maddeler bulunmadığı,2- Ceset muayenesinde boyun solda 1x1 cm’lik ve sağ spina iliaca anterior superior üst iç kısımda 2 adet 1 cm çaplı kurutlu sıyrık dışında yeni oluşmuş travmatik lezyon tarif edilmediği, bu kurutlu sıyrıkların da ölüm tevlid eder nitelikte olmadıkları,3- Midede 8 cm uzunluğunda anten parçası saptanmış olup, otopside mide mukozasında tahribat ve duvarında delinme tespit edilmediğine göre bu anten parçası nedeniyle öldüğünün delilleri bulunmadığı,4- Mevcut klinik ve otopsi bulgularına göre kişinin ölüm nedenlerinin belirlenemediği,5- Hastaneye gelişi ile ölümü arasında geçen sürede (yaklaşık 5-6 saat) yapılan işlemlerin tıp kurallarına uygun olduğu oy birliğiyle mütalaa olunur." Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı, kesin ölüm nedeninin belirlenememesi üzerine dosyayı Adli Tıp Kurumu Genel Kuruluna göndermiş; ölüm sebebi ve tıbbi hata yönünden yeniden bir değerlendirme yapılmasını talep etmiştir. Adli Tıp Kurumu Genel Kurulunun 26/7/2012 tarihli raporunda da mevcut klinik ve otopsi bulgularına göre kişinin ölüm nedeninin belirlenemediği ifade edilmiştir. Bu raporda ayrıca tıbbi bilgi ve belgelerin incelenmesi neticesinde hekimlere ve sağlık personeline atfı kabil bir kusur bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Başvurucu ile Tanık Sıfatıyla Dinlenen Kişilerin Beyanları Cumhuriyet savcısı 17/9/2010 tarihinde müşteki sıfatıyla başvurucunun ifadesini almıştır. Başvurucu ifadesinde özetle oğlunun ölüm olayı ile ilgili olarak gerekli incelemelerin yapılarak sorumlu kişilerin tespit edilmesinive bu kişilerin cezalandırılmasını talep etmiştir. Başvurucu ayrıca muhtelif tarihlerde Mersin Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği dilekçelerle olayın aydınlatılmasını istemiştir. Başvurucu dilekçelerinde özetle oğlunun 12/9/2010 tarihinde saat 00 sıralarında gözaltına alındığını ve ertesi gün tutuklanarak Ceza İnfaz Kurumuna konulduğunu, 15/9/2010 tarihinde ise oğlunun tedavi amacıyla hastaneye kaldırıldığını öğrendiğini ifade etmiştir. Başvurucu, Hastaneye gittiğinde oğlunun Ceza İnfaz Kurumunda bir metal parçası yuttuğunun ancak sağlık durumunun iyi olduğunun kendisine söylendiğini, metal parçasının alınması için yapılacak olan ameliyatın risksiz olduğunun kendisine ifade edildiğini, 30 sıralarında oğluyla ilgilenen doktorun yanına telaşla bir hemşirenin geldiğini ve doktora bir şeyler söylediğini, doktorun ise "Daha ne bekliyorsun git kalçasından iğne yap." dediğini, saat 45'te ise oğlunun ölüm haberinin kendisine bildirildiğini ifade etmiştir. Başvurucu ayrıca söz konusu anten parçasının oğluna zorla yutturulup yutturulmadığı hususunun araştırılmasını talep etmiştir. Cumhuriyet savcısı 23/9/2010 tarihinde S.A.nın Ceza İnfaz Kurumundaki arkadaşlarından B.B.nin ifadesini almıştır. B.B.ninifadesişöyledir:"Ben halen Mersin E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu olarak yaklaşık 8-9 gündür bulunmaktayım. S.A. ile tutuklanmadan önce Osmaniye Polis Merkezi nezaretinde ve çocuk şube müdürlüğünde birlikte kaldık, aynı gün de tutuklanarak cezaevine götürüldük. Cezaevinde B-9 koğuşunda kalıyorduk. S.A. ile 12/09/2010 ile 15/09/2010 tarihleri arasında sürekli beraberdik. [S.A.] Bu süreç içerisinde gittikçe artan bir şekilde uyuşturucu krizine girmeye başlamıştı. Daha doğrusu ilk zamanlar ellerinde ve ayaklarında titreme oluyordu ancak süre geçtikçe krizi artmaya başlıyordu. Ellerindeki ve ayaklarındaki titremeler vücudunda kasılmalara neden olmaya, dili tutularak konuşamamaya başlamıştı. Hatta 14/09/2010 günü geçirdiği krizde dili tutuldu ve bayıldı. Yani gittikçe durumu kötüye gidiyordu, bünyesi de zayıftı, 2-3 gündür yemek de yememişti. Olay günü de S.A koğuşun yanında bulunan volta atmak için kullandığımız etrafı kapalı odaya yatağını koyarak burada müzik dinleyeceğini söyleyerek koğuşumuzda bulunan küçük radyoyu da yanına alarak volta atılan odaya geçti. Ben de S.A.nın odaya geçmesinden yaklaşık 2-3 dakika sonra odaya sigara içmek için gittiğimde S.A. radyonun antenini çıkarmış yutmaya çalışıyordu, hatta yutamadığı için gözlerinden yaş geliyordu parmağıyla da yutmak için zorluyordu. Ben olayı görünce arkadaşların yardım etmesi için bağırdım ve hemen müdahale ettim ancak S.A krize girmişti, kendinde değildi bu arada anteni yuttu. Biz hemen olayı görevlilere haber verdik. S.A.yı önce revire oradan da hastaneye götürdüler. Ancak S.A. girdiği krizde zor konuşuyordu, her tarafı kasılmış bir vaziyette idi. Bu olaylar öğleye doğru oldu. S.A. krize girdiğinde görevlilere haber veriyorduk, revire götürüp tedavisini yapıp tekrar koğuşa getiriyorlardı.” Ceza İnfaz Kurumundaki diğer tanıklar da olay anına ilişkin olarak B.B.nin ifadesine benzer şekilde beyanda bulunmuşlardır. Bu tanıklar yine B.B.nin ifadesine benzer şekilde S.A.nın Ceza İnfaz Kurumunda kaldığı süre içinde birkaç defa uyuşturucu krizine girdiğini, bu durumu Ceza İnfaz Kurumu yetkililerine bildirdiklerindekrize giren S.A.nın her defasında Ceza İnfaz Kurumu yetkililerince kurum revirine götürüldüğünü, revir dönüşlerinde S.A.nın krizi geçmiş bir şekilde yanlarına geldiğini ifade etmiştir.Soruşturma Sonucunda Verilen Karar Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı, soruşturma kapsamında elde ettiği verileri değerlendirerek 11/2/2013 tarihli ve Sor. No. 2010/33883, K.2013/2722 sayılı karar ile kovuşturmayayer olmadığına karar vermiştir. Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı, olay yeri incelemesi ile tanık beyanlarına göre ölen kişinin kaldığı koğuşta herhangi bir tartışma ve kavga yaşanmadığı, ölüm anına kadar koğuşta hayatın olağan akışında seyrettiği, ölen kişiye yönelik fiilî bir müdahalenin bulunmadığı, otopsi raporlarına göre kanda alkol, uyutucu, uyuşturucu madde ve toksik maddeye rastlanmadığı, vücutta bulunan kurutlu sıyrıkların ölüme neden olabilecek nitelikte olmadığı tespitlerine vurgu yaparak ölümün gerçekleşmesinde herhangi bir suç unsuruna rastlanmadığı sonucuna ulaşmıştır. Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı ayrıca, Adli Tıp Kurumundan alınan raporlarda Hastane hekimlerine ve sağlık personeline atfı kabil bir kusur bulunmadığının belirtildiğini dikkate alarak Hastane çalışanları hakkında da herhangi bir suç unsuruna rastlanmadığı sonucuna ulaşmıştır. Başvurucu 12/6/2013 tarihli dilekçesinde özetle kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın eksik inceleme sonucu verildiğini, şikâyet dilekçesinde belirttiği delillerin toplanmadığını, oğlunun vücudunda bulunan metal parçasının vücuda ne şekilde ve nasıl girdiğinin aydınlatılamadığını, doktor ve hemşirelerin kusur ve ihmalinin araştırılmadığını belirterek kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kaldırılmasını talep etmiştir. Silifke Ağır Ceza Mahkemesi 10/10/2013 tarihli kararı ile başvurucunun itirazının reddine karar vermiştir. Anılan karar 31/1/2014 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiştir. Başvurucu 21/2/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. İlgili hukuk için bkz. Nejla Özer ve Müslim Özer, B. No: 2013/3782, 21/4/2016, §§ 74-