10. Hukuk Dairesi 2023/4516 E. , 2023/12715 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi SAYISI : 2019/607 E., 2021/985 K. KARAR : Esastan Ret İLK DERECE MAHKEMESİ : ... İş Mahkemesi SAYISI : 2018/215 Esas, 2018/460 Karar Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı ... İşl. Kurumu Genel Müdürlüğü vekili tarafından istinaf
**10. Hukuk Dairesi 2023/4516 E. , 2023/12715 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi SAYISI : 2019/607 E., 2021/985 K. KARAR : Esastan Ret İLK DERECE MAHKEMESİ : ... İş Mahkemesi SAYISI : 2018/215 Esas, 2018/460 Karar Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı ... İşl. Kurumu Genel Müdürlüğü vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı ... İşl. Kurumu Genel Müdürlüğü vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili özetle; 13.05.2014 tarihinde meydana gelen ... maden kazasında müvekkillerinin murisinin vefat ettiğinden bahisle; davacı anne ... için 100.000,00 TL manevi, davacı kardeşler ... ve ... için 40.000,00'er TL manevi tazminatın davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalı ... Genel Müdürlüğü vekili özetle; İş Kanunu'na göre işin tamamının, bir bütün halinde anahtar teslimi niteliğinde yükleniciye verildiğini; bu yolla işten tamamen el çekildiğini; sigortalı işçi çalıştırılmadığı için de işveren sıfatını haiz olunmadığından bu işi devralan yüklenici firmanın alt işveren ve işi devreden ....'nin ise asıl işveren olarak nitelendirilemeyeceğini; sözleşmenin 16 ncı maddesinde alt yüklenici çalıştırılmayacağı ve işin tamamının yüklenici firma tarafından yapılacağının belirtilmesinin, ... Kömürleri AŞ.'nin asıl işveren ve işyeri sahibi olduğunu gösterdiğini; bu nedenlerle müvekkili Kurum ile davacının çalıştığı müteahhit arasında asıl işveren-alt işveren ilişkisinin mevcut olmadığını; bu nedenle davanın husumet sebebiyle reddine karar verilmesi gerektiğini; müvekkili kurumun linyit üretimi ile ilgili madenleri işletmek veya işlettirmek ve aramak amacı ile bu ve benzeri işleri rodövans veya hizmet alımı (ihale) usulü ile yaptırdığını; müvekkili kurumun bu tarz işlerdeki görevinin her iki işlettirme yönteminde söz konusu işin yürütümü, firma çalışanlarının sevk ve idaresi ve kurum işçilerinin firma işçileri ile birlikte çalışmasının söz konusu olmayıp, Kurum kontrol teşkilatının tespiti, ödenecek hakedişe esas olmak üzere kömürün kalitesi ve miktarının belirlenmesi ile sınırlı olduğunu; işin yüklenicisi ... Teknik tarafından yangınları önlemeye yönelik tedbirlerin alınmaya çalışıldığını ancak yangın gibi diğer madencilik riskleri (metan, yeraltı suyu gibi) nedenlerle yıllık üretim miktarına ulaşamayacakları ihtimalinin şirketlerin mağduriyetine sebebiyet vereceğini ve ileride telafisi mümkün olmayan problemlerle karşılaşabileceklerini bu durumdan hem şirketlerin hem de kurumun olumsuz etkilenebileceğinden mevcut sözleşmeyi devretmek istediklerini; aynı ocağın uygun kısımlarında mekanize, diğer kısımlarında klasik ayak modeli yaparak ve sahada oluşabilecek riskleri göz önüne alarak ilgili işi 30.10.2009 tarihinde ... Kömürleri AŞ.'nin devraldığını; ... Kömür İşletmeleri'nin sözleşmeyi devraldığı tarihten bu yana üretim sırasında ocakta iş güvenliğini tehdit eden herhangi bir unsurdan dolayı ... 'ye başvuruda bulunmadıklarını; ocağın iş sağlığı ve güvenliği açısından denetiminin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı müfettişleri tarafından yapıldığını; işin gereği olarak yalnızca teknik şartnamede belirtilen ekipmanın işe uygun olup olmadığı ve hizmet işleri şartnamesine göre üretilen kömürün teknik şartnamede belirtilen niteliklere uygunluğunun İdare Kontrol Teşkilatı tarafından kontrol edildiğini; hizmet alım sözleşmesine göre işin tanımı dışında herhangi bir kontrol yapılmamakla birlikte, 6331 sayılı Kanun kapsamında denetleme yetkilerinin de bulunmadığını; daha önce meydana gelen ölümlü kazalarda müvekkili kurumun ne idari ne de cezai bir soruşturmaya dahil edilmediğini; kullanılan malzeme ve ekipmanın yeterliliği ve kullanılan malzemelerin uygunluğunun denetiminin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına ait olduğunu; bu nedenle kanunlar tarafından kendisine verilmeyen bir yetkinin kullanılmasını beklemek ve bu nedenle de sorumlu tutulmanın hukuka ve hayatın olağan akışına uygun olmadığını; hizmet işleri şartnamesinin 40 ıncı maddesine göre meydana gelecek kazalardan dolayı her türlü tazminat sorumluluğunun yükleniciye ait olduğunun belirtildiğini; ayrıca İş Kanunu'nun 2 nci maddesine göre kamu kuruluşlarının asıl işveren olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığını ve bu şekilde kamu mağduriyetinin önlenmeye çalışıldığını; müvekkili Kurumun ihale makamı olduğunu ve Borçlar Kanunu'nun 71 inci maddesine göre işletme sahibi olan ve işletmeyi fiilen işleten şirketin ayrı bir SGK işyeri numarası olduğundan müvekkili Kurumun sorumluluğundan bahsedilemeyeceğini; müvekkili kurumun kazanın olmasında kusurunun olmaması nedeniyle davacının elem duymasına da sebebiyet vermediğini; talep edilen manevi tazminatın fahiş olduğunu ve sebepsiz zenginleşmeye neden olmaması gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. Davalı ... Kömür İşletmeleri A.Ş. vekili özetle; gerekse Mahkemece alınan beyanlarında özetle; dava konusu maden kazasının meydana geldiği maden ocağının işletmesinin müvekkillerinden ... Kömür İşletmeleri AŞ.'ne ait olduğunu, meydana gelen maden kazasının oluş sebebinin henüz tespit edilemediğinden şu aşamada bir suçlamadan bahsedilemeyeceğini, müvekkili şirket ile ... arasındaki sözleşmenin muvazaaya dayanmadığını, müvekkili şirketin iş sağlığı ve güvenliği konusunda işçilerine gerekli eğitimleri verdiğini, çalışan her personele iş güvenliği için gerekli olan tüm malzemelerin temin edildiğini, düzenleyici önleyici faaliyet kontrollerinin yapıldığını, gerekli risk değerlendirme çalışmalarının yapıldığını, gerekli sayıda iş güvenliği ve sağlığı uzmanının görevlendirildiğini, tanık anlatımları ile güvenlik tedbirlerinin alındığının ispatlandığını, ayrıca kamu kurumları tarafından gerekli denetimin yapıldığını ve yapılan denetimlerde bir noksan tespit edilmediğini, savcılık tarafından yürütülen soruşturma dosyasının sonucunun beklenmesi gerektiğini, manevi tazminat talebinin felaketi özlenir hale getirecek nitelikte fahiş olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... Genel Müdürlüğü vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı ... Genel Müdürlüğü vekili istinaf dilekçesinde özetle, kusura ilişkin ana bilirkişi raporuna (çoğunluk görüşü), dayanılarak müvekkili kuruma kusur atfedildiğini ve müvekkiliinin davacıların manevi zararının tümünden diğer davalı ... Kömür İşletmeleri A.Ş. ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulduğunu, davanın kabulüne karar verilmesinin usule, yasaya ve içtihatlara aykı olduğundan, anılan kararın istinaf yoluyla incelenerek ortadan kaldırılmasını ve müvekkili kurum yönünden davanın reddine karar verilmesini talep ettiklerini, davacıların davalarını ispatlayamadığını, dava dosyası incelendiğinde görüleceği üzere, manevi tazminat yönünden yeterli araştırmanın yapılmadığı, tanık beyanlarının davacının iddia ettiği zararın somutlaştırılması bağlamında ispata yeterli olmadığını, Yargıtayın yerleşmiş içtihatlarında da yer aldığı üzere gerek maddi gerekse manevi tazminata hükmedilmesi için ölen ile davacılar arasında eylemli ve gerçek bir bağın varlığının mevcudiyetinin şart olduğunu, bu bağın davacılar tarafında ispatlanmaması durumunda davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, bu konuda ispat yükünün davacılarda olduğunu, Mahkemece davanın kabulüne karar verildiğini ve davacılar lehine tazminata hükmedildiğini ancak zararın ve tarafların duyduğu belirtilen manevi zararın somutlaştırılması bakımından yeterli delil bulunmadığını, tazminata hükmedilirken olayın davacılarda yarattığı etkinin boyutlarının yeterince ortaya konulması, davacılarca ispatlanması gerektiğini, bu kapsamda yapılacak değerlendirmenin ve manevi - maddi zararın somutlaştırılmasının hükmedilecek tazminatı sebepsiz zenginleşme aracı ve zararı özendirici olmaktan uzaklaştıracağının açık olduğunu, kararda, olayda ölenin kusurunun olmaması, olayın toplum nezdinde yarattığı infial, kabul anlamına gelmemekle birlikte davalıların kusurunun varlığı, denilmekle birlikte bu acının davacılar üzerindeki etkisinin somutlaştırılması noktasında bir değerlendirme, delil ve gerekçenin kararda yer almadığını, haliyle tazminatların neden bu kadar yüksek verildiğine dair de davacılar özelinde bir değerlendirmenin bulunmadığını, maddi - manevi zarar somutlaştırılmaksızın, davacılar ile ölen işçi arasında eylemli ve gerçek bağ araştırılmaksızın karar verilmesinin hatalı olduğunu kararın bozulması gerektiğini, Akhisar Ağır Ceza Mahkemesinin kararında söz konusu olaya ilişkin ... Genel Müdürlüğünün asli denetim yükümlülüğünün olmadığının açıkça belirtildiğini, ceza hakiminin mahkumiyet kararı ile maddi vakıayı tesbit eden beraat kararının hukuk hakimini bağladığını (B.K. 53), bu hükmün amacının, adalete güveni sağlamak, çelişik hükümlerin çıkmasını önlemek ve kesin hükmün toplum vicdanında haklılığının sarsılmasının engellenmesi olduğunu (Yargıtay 2. HD 30.06.1986 6295-6584 YKD 1987/384), ceza ilamının maddi olayları saptayan kısmının hukuk hakimini bağladığını (Yargıtay HGK 11.12.1985 9-199 E. 1054 K., YKD 1987/6-821), bu kapsamda ceza mahkemesinin verdiği beraat kararları neticesinde kararın bozulması gerektiğini, 6331 sayılı Yasa kapsamında bulunan eksikliklerden idarenin genel itibariyle sorumlu bulunduğunun söylenemeyeceğini, ... ile yüklenici ... Kömür İşletmeleri A.Ş. arasında bir asıl işveren - alt işveren ilişkisi bulunmadığını, uygulama projelerinin ihaleyi alan yüklenici tarafından yapıldığını, projelerin onaylama mercinin ... olduğunu, kontrol teşkilatının görevinin nicelik ve nitelik bakımından üretilen kömürün kalite ve standartlara uygunluğunu kontrol etmekten miktarının tespit edilmesinden ve verilen koordinatlar içerisinde üretim yapılıp yapılmadığının tespitinden ibaret olduğunu, açıklanan nedenlerle somut olay kapsamında yüklenici şirkete ait iddianameye konu kazanın yaşandığı yeraltı maden ocağının denetim yükümlülüğünün münhasıran Türkiye Kömür İşletmelerine bağlı ... Linyitleri İşletmesi Kurumuna ait olmadığının açık olduğunu, mevzuat gereği maden işlerinde asıl dış denetim yükümlüğünün T.C. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Başkanlığı ve T.C. Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı Maden İşleri Genel Müdürlüğü uhdesinde bulunduğunun açık olduğunu, üretim artışının olayın oluşumu ile nedensellik bağının bulunmadığı, revize uygulama projesinin tamamlanması konusunda icrai yetkinin ...'de olduğunu, ... Genel Müdürlüğü'nün 6331 sayılı Kanun kapsamında bir sorumluluğunun olmadığına hükmedildiğini, hükmedilen maddi tazminat miktarlarının fahiş olup, kaza tarihinden itibaren faize hükmedilmesinin ve davacılara AFAD Başkanlığınca ödenen miktarların tazminat tutarında mahsup edilmemiş olmasının hukuka aykırı olduğunu, ayrıca kaza tarihinden itibaren faize hükmolunmasının Kanun'a ve içtihatlara aykırı olduğunu, hükme esas alınan bilirkişi raporunda müvekkili kurumuna % 15 kusur atfedildiği halde müvekkili Kurumun hükmedilen tüm tazminattan diğer davalı şirket ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulmasının hakkaniyete aykırı olduğunu, hükme esas alınan bilirkişi raporunun çelişkilerle dolu olup hüküm kurmaya elverişli olmadığını, raporun SGK kesin raporuyla çelişkili oluşturması dışında anılan raporun kendisi de birbiriyle çelişkili üç farklı görüş içeren rapordan oluştuğunu, bu haliyle raporun hüküm kurmaya elverişli ve yeterli olmadığını, dolayısıyla içerdiği tespit ve değerlendirmelere itibar edilemeyeceğinin açık olduğunu, Yerel Mahkemece de SGK raporunda müvekkili kurumun kusurlu olduğunun kabul edildiği belirtilmiş olmakla birlikte bu kabullerin açıkça gerçeğe aykırı olduğunu, özetle raporların birbiriyle ve dahası kendi içerisinde çelişkiler içerdiğini, objektiflikten uzak olduğunu, tutarlı bilimsel teorileri ortaya koyamadığının açıkta ortada olduğunu, mahkeme tarafından husumet itirazlarının dikkate alınmadığını, müvekkili ile davacının çalıştığı müteahhit arasında asıl işveren - alt işveren ilişkisinin dahi mevcut olmadığını, bu nedenle müvekkili kuruma işbu davada husumet yöneltilmesinin hatalı olduğunu, davaya konu somut olayda asıl işveren - alt işveren ilişkisinin söz konusu olmayıp müvekkili Kurumun ihale makamı olduğunu, Alt İşverenlik Yönetmeliğindeki ve 4857 sayılı İş Kanunu 2 nci maddesindeki asıl ve alt işverenlik şartları olayda gerçekleşmemişken davaya konu kazada müvekkili Kurumun kusurundan söz edilmesinin ve husumet yöneltilmesinin mümkün olmadığını, müvekkili Kurumun ... Kömür İşletmeleri A.Ş.'yi teknik, idari ya da iş sağlığı - güvenliği konularında kendisine kusur atfedilmesini gerektirecek nitelikte bir denetleme görevi, yetki ve sorumluğu bulunmadığını, hükme esas alınan ve müvekkili Kuruma atfedilen raporlarda müvekkili Kurumun denetim görevine ilişkin iddianın iki ana sebebe dayandığını, oysa ki hiçbir yasal düzenlemeyle Kuruma denetim görevi verilmediğini, Kurumun kuruluş amacının ve teşkilat yapısının denetim yapmasına uygun olmadığını, müvekkili Kurumun bu türden bir kuruluş amacı bulunmadığından idari - teknik alt yapısı iş sağlığı güvenliği ya da teknik denetim yapmaya uygun olmadığını, ...'nin sadece kömür üretmek için kurulmadığını, bu amaçlarla ve görevler doğrultusunda enerji hammaddelerini kendisinin işletebileceği gibi başkalarına işlettirme hak ve yetkisine sahip olduğunu, kuruluşunun yasal dayanağı olan 233 sayılı KHK'nın amaç ve kapsamı ile ana statüsü incelendiğinde kurumun maden ocaklarını teknik ya da iş sağlığı - güvenliği yönünden denetlemek üzere kurulmadığının anlaşıldığını, üzerinden hiç bir değişiklik yapma imkanı olmayan ve bu nedenle tüm ihaleli işlerde matbu olarak kullanılmak zorunda olan hizmet alım sözleşmesine atıfla kurumun denetim görevi olduğunun iddia edilemeyeceğini, yani idarelerin tüm hizmet alım işlerinde teknik şartname hariç, aynı sözleşmeyi kullanmak zorunda olduklarını, bu nedenle sözleşmelerde ihale konusu işle bağdaşmayacak genel, soyut ve çok geniş kapsamlı maddeler bulunduğunu, öyle ki dikkatli incelendiğinde maddelerin birbiriyle dahi çelişki içinde olduğunun görüleceğini, idarelerin kontrol yetkisinin sınırını her ihaleye özgü hazırlanan teknik şartnameler ile belirlendiğini, kamu ihale sözleşmelerinin tip niteliği ile somut ihale konusu iş dikkate alınarak değerlendirilmesi ve işbu maddelerin teknik şartnameye uygun düştüğü ölçüde geçerli olduğunun kabulü gerektiğini, kurumun işi durdurma yetkisi bulunmadığını, ... Kurumunun denetim yetkisinin nerede başlayıp nerede bittiğinin, bunun işin sevk ve idaresi anlamına gelip gelmediğinin, müvekkilinin asıl işveren olup olmadığının anlaşılabilmesi için Teknik Şartnamenin Maden Kanunu ve İş Kanunu çerçevesinde bir bütün olarak değerlendirilmesinin zorunlu olduğunu, Kuruma denetim yetkisi gereğince yerine getirmediğinden bahisle ancak devletin kömürünün çalındığının, düşük kalorili kömürlerin teslim alındığının, miktar bakımından hak ediş hesaplarında hile yapıldığının tespiti halinde kusur verilebileceğini, işletme risk ve sorumluluğunun tamamen şirkete ait olduğunu, zira yeraltından kömür çıkarma işine asla müdahale edilmediğini, sınırı belirli sahadan belirli sürede belirli miktarda kömür çıkarma işinin bir bütün olarak diğer davalı şirkete devredildiğini ve işten tamamen el çekildiğini, sözleşme ve teknik şartnamede yer alan denetim yetkisine ilişkin hükümlerin ise Maden Kanunundan kaynaklanan zorluklar sebebiyle sözleşme ve teknik şartnamede düzenlendiğini, Maden Kanunundan kaynaklanan görev ve sorumluluklar gereği kullanılan denetim yetkisinin müvekkili Kurum tarafından aşılmadığını, bu nedenle iş bu davada müvekkili Kurumun asıl işveren olarak nitelendirilmesi ve iş sağlığı ve güvenliği açısından denetim yetkisine sahip olduğunun düşünülmesinin hukuken mümkün olmadığını, müvekkili kuruma % 15 kusur atfeden ve hükme esas alınan bilirkişi raporunda anılan kusur gerekçelerinin kabulünün mümkün olmadığını, müvekkili kuruma atfedilecek hiç bir kusurun bulunmadığını, bilirkişi raporunda müvekkili kurumun projede belirtilen üretim miktarının ... Kömür İşletmeleri A.Ş. tarafından kısa bir zaman süreci içinde önemli miktarda arttırılmasına karşı kayıtsız kaldığından bahsedilmediğini, kurumun yüklenici firmayı yıllık 1.500.000 tonun üzerinde üretim yapmaya zorlamasının söz konusu olmadığını, bilirkişi raporunda müvekkili kurumun ... Kömür İşletmeleri A.Ş tarafından hazırlanan ... Genel Müdürlüğü İşletme Dairesi Başkanı ve Yeraltı Kontrol Müdürü tarafından onaylanan Haziran 2011 tarihli ... Linyitleri İşletmesi Müessesi Müdürlüğü Enyez Karanlıkdere Yeraltı Sahasında kömür üretme işine ait Revize Uygulama Projesinde gündeme getirilen S panoları hava dönüşlerinin ikinci bir yol ile yeryüzüne bağlanması işinin tamamlanması konusunda inisiyatif kullanmadığından bahsettiğini, üretim sırasında şirket tarafından S panoları hava dönüşlerinin ikinci bir yol ile yeryüzüne bağlanmasının öngörüldüğünü, bahsi geçen ve sürülmesi kararlaştırılan galeri, bu rezervin içinde kaldığından planlanan galeri istikametlerinde bazı zorunlu değişikliklere gidildiğini, bunun önüne geçmek için yeryüzü bağlantılı olan ve halen sürülmesi devam eden galeride istikamet değişikliği yapılarak, rezerv zayiatını önlendiğini, sonuç olarak bahsi geçen galerinin iptal edilmediğini, yüklenici firmanın talebi üzerine sadece galerinin istikametinin değiştirildiğini, bilirkişi raporunda müvekkili kurumun işletmedeki havalandırma gaz izleme sistemi ve ocak havasının analizi yangınla mücadele ve tahlisiye konularındaki eksiklik ve hatalı uygulamaların düzeltilmesi için girişimde bulunulmadığından bahsedildiğini, raporda sözü edilen havalandırma, gaz izleme sistemi ve ocak havasının analizi, yangınla mücadele ve tahlisiye konularının denetimi ile görevli kamu kurumlarının belli olduğunu, ... ve T.C. ÇSGBTKB'nin bu konularda herhangi bir eksiklik tespit etmediğini, havalandırma hususuna ilişkin firma bünyesinde ocağın içerisinde güvenli bir çalışma ortamı yaratmak amacıyla gerekli girişimler ve çalışmalar yapıldığını, müvekkili Kurumun bu hususlarda inisiyatif kullanmadığı yolundaki bilirkişi görüşlerinin gerçeğe aykırı olduğunun yapılan bu çalışmalarla ortaya çıktığını, tahlisiye ve yangın mücadele hususunda da müvekkili Kuruma kusur atfedilemeyeceğini savunarak müvekkili kuruma kusur atfeden çelişkili ve yetersiz bilirkişi raporuna dayanılarak müvekkili aleyhine kurulan hükmün istinaf yoluyla ortadan kaldırılmasını ve müvekkili Kurum yönünden davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde, usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından bahisle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... Genel Müdürlüğü vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı ... Genel Müdürlüğü vekili temyiz dilekçesinde özetle, zamanaşımı itirazlarının Bölge Adliye Mahkemesi tarafından dikkate alınmadığını, Bölge Adliye Mahkemesi karar harcının hatalı olduğunu, davacıların davalarını ispatlayamadıklarını, müvekkiline kusur verilmesinin hatalı olduğunu, müvekkilinin asıl işveren olmadığını, kusurun oran ve aidiyetinin hatalı tespit edildiğini, yalnızca soyut gerekçelerle hükmedilen manevi tazminat miktarlarının fahiş olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe a. Davalı ... Genel Müdürlüğü vekilinin davacı kardeşlerin manevi tazminat istemleri hakkında kurulan hükümlere yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nu 110 uncu maddesi kapsamında dava yığılması (objektif dava birleşmesi) kapsamında her bir talebin ayrı bir dava olduğu ve ayrı ayrı hüküm ve sonuç doğuracağı açıktır. Dosya içeriğine göre davacılar vekilinin davacı anne ... için 100.000,00 TL manevi, davacı kardeşler ... ve ... için 40.000,00'er TL manevi tazminatın davalılardan tahsilini talep ve dava ettiği, İlk Derece Mahkemesi'nce davanın kabulüne karar verildiği, Bölge Adliye Mahkemesi'nin 14.06.2021 tarihli kararı ile istinaf yoluna başvuran davalı ... Genel Müdürlüğü vekilinin istinaf istemlerinin esastan reddine karar verildiği gözetildiğinde, davacı kardeşler yönünden kabulüne karar verilen manevi tazminat miktarlarının Bölge Adliye Mahkemesi karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 78.630,00 TL’nin altında kaldığı anlaşıldığından davalı ... Genel Müdürlüğü vekilinin bu kısma yönelik temyiz itirazlarının miktardan reddine karar verilmiştir. b. Davalı ... Genel Müdürlüğü vekilinin diğer hükümlere yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, iş kazasından kaynaklanan manevi tazminat istemlerine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 3. Değerlendirme Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelerle temyiz edenin sıfatına temyizin kapsam ve nedenlerine göre, davalı ... Genel Müdürlüğü vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışındaki sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Dosya kapsamındaki kayıt ve belgelerden, ruhsat sahibi ... Genel Müdürlüğü olan ... yer altı sahasındaki kömür üretim işinin davalı ... Genel Müdürlüğü tarafından 22.07.2006 tarih ve 24046 yevmiye sayılı noter onaylı hizmet alım sözleşmesi ile ... Tek. Elk. Mad. Tur. San.ve Tic. AŞ.'ne verildiği ancak 30.10.2009 tarihinde davalı ... Genel Müdürlüğü'nün muvafakati ile kömür üretim işinin aynı şartlar altında ... Kömür İşletmeleri A.Ş.'ne devredildiği anlaşılmaktadır. Sözleşmenin eki konumundaki Teknik Şartname'nin 2 nci maddesinde işin konusunun "1 inci maddede cins, mevkii ve sınır koordinatları belirtilen sahadan, idare tarafından bir kısmı yüklenicinin kullanımına bedelsiz olarak verilecek bina, tesis, makine, teçhizat, ve yeraltı galerileri ile yüklenicinin temin edeceği ilave makine, teçhizat, tesis ve personel ile bütün masraflar yükleniciye ait olmak üzere yeraltı işletme yöntemi ile kömür üretme işi" olarak tanımlandığı, bu kapsamda sahada mevcut bulunan şalt tesisleri, jeneratör, karo sahası, vantilatör tesisi, kompresör tesisi, tertip binası, işçi banyoları, lambahane, teshin merkezi, atölye, pres, kül tesisi, kriblaj tesisi, nefeslik vb. gibi tesislerle, Teknik Şartname'nin EK-2 listesinde tanımlanan makine ve teçhizat yüklenicinin kullanımına bedelsiz olarak bırakıldığı, EK-12 olarak tanımlanan listede işin yapılacağı yeraltı maden ocağında idareye ait zincirli ve bant konveyörler bulunduğu görülmektedir. Teknik Şartname'de yüklenici tarafından yapılacak iş programının ve işletme projesinin davalı ... Genel Müdürlüğüne sunulacağı, programın veya projenin yeterli bulunmaması halinde tespit edilen noksanlıkların idarece verilen süre içerisinde giderileceği, idarece onaylanan uygulama projesine yüklenicinin aynen uymak zorunda olduğu, uygulama projesinde ancak idarenin onayı ile revizyon yapılabileceği, sözleşmenin eki olan İdari Şartname'nin 7.3.2 maddesinde yüklenicinin çalıştıracağı işletme müdürü, proje mühendisi, vardiya daimi nezaretçisi, teknik nezaretçinin en az sayısı ve meslek kıdeminin davalı idare tarafından belirlendiği, Sözleşmenin eki olan Hizmet İşleri Genel Şartnamesi'nin 11 inci maddesinde ise idarenin, uygunsuz davrandığı, görevlerini yerine getirmekte yetersiz olduğu kanısında olduğu veya işyerinde çalıştırılmasında sakınca gördüğü her kademe ve nitelikteki elemanların iş başından ve işyerinden uzaklaştırılmasını isteyebileceği, yüklenicinin buna uymak zorunda olduğu kurallar getirilmiştir. Dosya kapsamından meydana gelen iş kazası dolayısı ile alınan bilirkişi kusur raporlarının hiçbirinde ölen veya yaralanan sigortalılara kusur izafe edilmemiştir. Olay tarihinde yürürlükte bulunan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun "İşverenin Genel Yükümlülüğü" kenar başlıklı 4 üncü maddesine göre; "(1) İşveren, çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olup, bu çerçevede; a) Mesleki risklerin önlenmesi eğitim ve bilgi verilmesi dahil her türlü tedbirin alınması, organizasyonun yapılması, gerekli araç ve gereçlerin sağlanması, sağlık ve güvenlik tedbirlerinin değişen şartlara uygun hale getirilmesi ve mevcut durumun iyileştirilmesi için çalışmalar yapar. b) İş yerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını izler, denetler ve uygunsuzlukların giderilmesini sağlar. c) Risk değerlendirmesi yapar ve yaptırır. ç) Çalışana görev verirken, çalışanın sağlık ve güvenlik yönünden işe uygunluğu göz önüne alır. d) Yeterli bilgi ve talimat verilenler dışındaki çalışanların hayati ve özel tehlike bulunan yerlere girmemesi için gerekli tedbirleri alır. (2) İşyeri dışındaki uzman kişi ve kuruluşlardan hizmet alınması, işverenin sorumluluklarını ortadan kaldırmaz. (3) Çalışanların iş sağlığı ve güvenliği alanındaki yükümlülükleri, işverenin sorumluluklarını etkilemez. (4) İşveren , iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin maliyetini çalışanlara yansıtamaz.". Aynı kanunun " Risklerden Korunma İlkeleri " kenar başlıklı 5 inci maddesine göre, "(1) İşverenin yükümlülüklerinin yerine getirilmesinde aşağıdaki ilkeler gözönünde bulundurulur. a)Risklerden kaçınmak. b)Kaçınılması mümkün olmayan riskleri analiz etmek. c) Risklerde kaynağında mücadele etmek. ç) İşin kişilere uygun hale getirilmesi için işyerlerinin tasarımı ile iş ekipmanı çalışma şekli ve üretim metodlarının seçiminde özen göstermek, özellikle tekdüze çalışma ve üretim temposunun sağlık ve güvenliğe olumsuz etkilerini önlemek, önlenemiyor ise en aza indirmek. d) Teknik gelişmelere uyum sağlamak. e) Tehlikeli olanı tehlikesiz veya daha az tehlikeli olanla değiştirmek. f) Teknoloji, iş organizasyonu, çalışma şartları, sosyal ilişkiler ve çalışma ortamı ile ilgili faktörlerin etkilerini kapsayan tutarlı ve genel bir önleme politikası geliştirmek. g)Toplu korunma tedbirlerine, kişisel korunma tedbirlerine göre öncelik vermek. ğ)Çalışanlara uygun talimatlar vermek." Yine 6331 sayılı Kanun " Risk Değerlendirmesi; Kontrol, Ölçüm ve Araştırma" karar başlıklı 10 uncu maddesinde şu hüküm düzenlenmiştir. "(1) İşveren, iş sağlığı ve güvenliği yönünden risk değerlendirmesi yapmak veya yaptırmakla yükümlüdür. Risk değerlendirmesi yapılırken aşağıdaki hususlar dikkate alınır. a) Belirli risklerden etkilenecek çalışanların durumu, b) Kullanılacak iş ekipmanı ile kimyasal madde ve müstahzarların seçimi, c) İşyerinin tertip ve düzeni, ç) Genç, yaşlı, engelli, gebe veya emziren çalışanlar gibi özel politika gerektiren gruplar ile kadın çalışanların durumu, 2) İşveren, yapılacak risk değerlendirmesi sonucu alınacak iş sağlığı ve güvenliği tedbirleri ile kullanılması gereken koruyucu donanım veya ekipmanı belirler. (3) İşyerinde uygulanacak iş sağlığı ve güvenliği tedbirleri, çalışma şekilleri ve üretim yöntemleri, çalışanların sağlık ve güvenlik yönünden korunma düzeyini yükseltecek ve işyerinin idari yapılanmasının her kademesinde uygulanabilir nitelikte olmalıdır. (4) İşveren, iş sağlığı ve güvenliği yönünden çalışma ortamına ve çalışanların bu ortamda maruz kaldığı risklerin belirlenmesine yönelik gerekli kontrol, ölçüm, inceleme ve araştırmaların yapılmasını sağlar." Görüldüğü üzere, işverenin çalışanlarla ilgili sağlık ve güvenliği sağlama yükümlülüğünün çerçevesi, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 4 üncü maddesinde çizilmiştir. Bu çerçevede işverenin, " Çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olduğu belirtildikten sonra, yapacağı ve uymakla yükümlü bulunacağı bir takım esaslara yer verilmiştir. Bunun gibi 5 inci maddede işverenin anılan yükümlülüklerle gerçekleştireceği koruma sırasında uyacağı ilkeler belirlenmiştir. 10 uncu maddede ise işyerinde sağlık ve güvenlik sağlanırken, işverenin yapacağı risk değerlendirmesi çalışmasında dikkate almakla yükümlü bulunduğu hususlar belirlenmiştir. (HGK . 09/10/2013 tarih, 2013/21-102 Esas, 2013/1456 Karar ) Yukarıda yapılan bu açıklamalardan sonra 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 332 nci maddesinin karşılığı olarak çağdaş yaklaşımla düzenlenen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417 nci maddesinin 2 nci fıkrasında; "İşveren, iş yerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçilerde iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlü" olacağı belirtilerek, İş Kanununun mülga 77/1 inci maddesiyle bütünlük sağlandığı gibi 3 üncü fıkrasında; "İşverenin yukarıdaki hükümler dahil kanuna ve sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle işçinin ölümü, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmini sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabi" olduğu hükme bağlanmak suretiyle, hizmet sözleşmesinden kaynaklanan sorumluluğun hukuki niteliği konusunda tartışmalar sona erdirilmiş, sözleşmeye aykırılıktan kaynaklanan ölüme ve vücut bütünlüğünün zedelenmesine veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmininde sözleşmeden doğan sorumluluk hükümlerinin uygulanacağı öngörülmüştür. 4857 sayılı İş Kanunu'nun mülga 77 nci ve devamı maddelerini yürürlükten kaldıran 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu 4 ve 5 inci maddeleri işverenin yükümlülüklerini, 19 uncu madde de çalışanların yükümlülüklerini çağdaş anlaşıyla daha ayrıntılı ve somut olarak ortaya koymuş ve kusur sorumluluğunun sınırlarını kusursuz sorumluluğun sınırlarına yaklaştırmıştır. 6331 sayılı Kanun'un 4 ve 5 inci maddeleri ile buna uygun olarak çıkarılan iş sağlığı ve güvenliği yönetmelikleri hükümlerini işverenin sorumluluğunu objektifleştiren kriterler olarak değerlendirmek gerekmektedir. Bu sebeple mevzuatta yer alan tenik iş kurallarına uyulmaması işverenin kusurlu davranışı olarak kabul edilmelidir. Ancak işveren sadece anılan yazılı kurallara değil, yazılı olmayan ve teknolojinin gerekli kıldığı önlemlere aykırı davrandığında da kusurlu görülerek oluşan zararı karşılamalıdır. Öte yandan objektifleştirilen kusur, kusur sorumluluğunu kusursuz sorumluluğa yaklaştırsa da, onu kusursuz sorumluluk haline dönüştüremez. Çünkü, bazı istisnalar dışında işverenin sorumluluğu için kusurun varlığı şarttır. Ancak Türk Borçlar Kanununun 417/2 nci maddesi, Anayasa ve 6331 sayılı Kanun hükümleri objektifleştirilmiş kusur sorumluluğu ilkesi gereğince işverenin sorumluluğunu oldukça genişletmiştir. İşvereni, zararlandırıcı olay nedeniyle sorumluluktan kurtaracak olan durum, eylem ile meydana gelen zarar arasındaki uygun illiyet bağının kesilmesidir. Kusursuz sorumlulukta olduğu gibi kusur sorumluluğunda da illiyet bağı; mücbir sebep, zarar görenin ve üçüncü kişinin ağır kusuru nedenleriyle kesilebilir. Uygun illiyet bağının kesildiğinin ispatı halinde, işverenin sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir. (HGK, 20/03/2013 tarih, 2012/21-1121 Esas, 2013/386 Karar) Yargılamaya konu ihtilafın sağlıklı biçimde çözülmesi için asıl işveren-alt işveren kavramlarının açıklanmasında fayda vardır. 4857 sayılı Kanun'un 2 nci maddesine göre bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişiye işçi, işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişiye yahut tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlara işveren, işçi ile işveren arasında kurulan ilişkiye iş ilişkisi denir. İş Kanunu'nun 2 nci maddesinin 7 nci fıkrasına göre bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir. Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur. 4857 sayılı Kanun'un 2/7 nci maddesi ile işçilerin İş Kanunu'ndan, sözleşmeden ve toplu iş sözleşmesinden doğan hakları koruma-güvence altına alınmak istenmiştir. Aksi halde, 4857 sayılı Kanun'dan kaynaklanan yükümlülüklerinden kurtulmak isteyen işverenlerin işin bölüm veya eklentilerini muvazaalı bir biçimde başka kişilere vermek suretiyle yükümlülüklerinden kaçması mümkün olurdu. Asıl işveren ile alt işverenin birlikte sorumluluğu "müteselsil sorumluluktur". Asıl işveren, doğrudan bir hizmet sözleşmesi bulunmamakla birlikte İş Kanunu'nun 2 nci maddesinin 6 ncı fıkrası gereğince alt işverenin işçilerinin iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle uğrayacakları maddi ve manevi zarardan alt işveren ile birlikte müteselsilen sorumludur. Bu nedenle meslek hastalığına veya iş kazasına uğrayan alt işverenin işçisi veya ölümü halinde mirasçıları tazminat davasını müteselsil sorumlu olan asıl işveren ve alt işverene karşı birlikte açabilecekleri gibi yalnızca asıl işverene veya alt işverene karşı da açabilirler. Öte yandan asıl işveren ile alt işveren arasında yapılan sözleşme ile iş kazası veya meslek hastalığına bağlı maddi ve manevi tazminat sorumluluğunun alt işverene ait olduğunun kararlaştırılması; bu sözleşmenin tarafı olmayan işçi veya mirasçıları bağlamaz. Bunun yanında, gerek mülga BK’nun 47 ve gerekse yürürlükteki 6098 sayılı TBK’nın 56 ncı maddesinde hakimin bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene veya ölenin yakınlarına manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verebileceği öngörülmüştür. Hakimin manevi zarar adı ile zarar görene veya ölenin yakınlarına verilmesine karar vereceği para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Manevi tazminat davalarında, gelişmiş ülkelerde artık eski kalıplardan çıkılarak caydırıcılık unsuruna da ağırlık verilmektedir. Gelişen hukukta bu yaklaşım, kişilerin bedenine ve ruhuna karşı yöneltilen haksız eylemlerde veya taksirli davranışlarda tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranlarda manevi tazminat takdir edilmesi gereğini ortaya koymakta; kişi haklarının her şeyin önünde geldiğini önemle vurgulamaktadır. Bu ilkeler gözetildiğinde; aslolan insan yaşamıdır ve bu yaşamın yitirilmesinin yakınlarında açtığı derin ızdırabı hiçbir değerin telafi etmesi olanaklı değildir. Burada amaçlanan sadece bir nebze olsun rahatlama duygusu vermek; öte yandan da zarar veren yanı da dikkat ve özen göstermek konusunda etkileyecek bir yaptırımla, caydırıcı olabilmektir.(HGK 23.6.2004, 13/291-370) ... ili ... ilçesinde bulunan ... yeraltı maden ocağında 13.05.2014 tarihinde meydana gelen yargılamaya konu iş kazasının 301 kişinin ölümüne ve 486 kişinin yaralanmasına yol açtığı, son yüz yılın en büyük iş kazalarından birisi olan bu iş kazasının yalnızca iş kazasına uğrayanlarda veya kazalıların yakınlarında değil toplumun tamamında derin bir üzüntü meydana getirdiği, bu kapsamda ... maden kazası gibi toplumu derinden etkileyen facialarda hüküm altına alınan manevi tazminat tutarları değerlendirilirken manevi tazminatın caydırıcılık unsurunun öne çıkması gerektiği kabul edilmelidir. Bunlar yanında 6100 sayılı HMK’nın 297/1-b maddesine göre hüküm tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adreslerini içermelidir. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında, ölenin olayda kusurunun bulunmadığının anlaşılıp iş kazasının meydana gelmesinde kusuru bulunanlar arasındaki kusur dağılımının ilerde kendi aralarında açılabilecek rücu davasında yeniden değerlendirilmesinin mümkün bulunmasına, temyiz edenin sıfatına, temyizin kapsam ve nedenlerine göre kararda sair yönlerden bir yanlışlık yok ise de, davalı ... Genel Müdürlüğünün ünvanının İlk Derece Mahkemesi gerekçeli karar başlığında eksik gösterilmesi isabetsiz olmuştur. Ne var ki bu hatanın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca kararın düzeltilerek onanması gerekir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle, Davalı ... Genel Müdürlüğü vekilinin davacı kardeşlerin manevi tazminat istemleri hakkında kurulan hükümlere yönelik temyiz itirazlarının miktardan REDDİNE, Davalı ... Genel Müdürlüğü vekilinin diğer hükümlere yönelik temyiz itirazları açısından, temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçeli karar başlığında yer alan "... Genel Müdürlüğü" ibarelerinin silinerek yerine geçmek üzere "... Genel Müdürlüğü" ibarelerinin yazılması suretiyle kararın DÜZELTİLEREK ONANMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 12.12.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.