Başvuru, özel hayat kapsamında kalan eylemi gerekçe gösterilerek başvurucunun naklen atanması nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, özel hayat kapsamında kalan eylemi gerekçe gösterilerek başvurucunun naklen atanması nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 17/8/2016 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık cevabında, başvuru ile ilgili görüş sunulmasına gerek görülmediği ifade edilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Balıkesir Edremit İlçe Millî Eğitim Müdürlüğünde şube müdürü olarak çalışan başvurucu hakkında, S.Y. isimli bir öğretmen ile ilişki yaşadığı, ailesine kötü davrandığı ve hakkında dedikodular çıktığı iddiaları nedeniyle disiplin soruşturması başlatılmıştır. İddialar ile ilgili olarak 3/6/2014 tarihli tevsi tahkikat raporu hazırlanmıştır. Tanık ifadelerine yer verilen raporda özetle; başvurucu ile S.Y. isimli anaokulu öğretmeni arasında duygusal ve yakın bir ilişkinin sabit olduğu, anılan eylemin 23/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun maddesinde düzenlenen "Hizmet dışında Devlet memurunun itibar ve güven duygusunun sarsacak nitelikte davranışta bulunmak" kapsamında kaldığı belirtilmiştir. Başvurucu ile S.Y.nin devlet memuruna olan güven ve itibarı sarsacak nitelikteki davranışlarının, görev yaptıkları yerleşim biriminde, eğitim ve öğretim kurumları ile halk arasında duyulduğu dikkate alındığında başvurucu ile S.Y.nin aynı ilçede birlikte görev yapmalarının mümkün olmadığı vurgulanmıştır. Sonuç olarak S.Y.nin uygun görülecek başka bir ile atanması, eşinden boşanan başvurucunun ise müşterek çocuğun velayetinin annede olduğu için çocuğun başvurucu ile şahsi ilişki kurmasının önemi ve çocuk hakları da hatırlatılarak Balıkesir ilinin takdir edilecek bir ilçesine şube müdürü olarak atanması, kadro olmaması hâlinde ise yakın bir ile atanmasının kamu hizmetinin gereği gibi yürütülmesi amacına uygun olduğu belirtilmiştir. Ayrıca başvurucu ve S.Y. hakkında kınama cezası uygulanması gerektiği ifade edilmiştir. Anılan rapor doğrultusunda; başvurucu hakkında 2/9/2014 tarihinde başvurucunun kınama cezası ile cezalandırılmasına ve Çorum Alaca İlçe Millî Eğitim şube müdürü olarak atanmasına karar verilmiştir. Başvurucu, atama işleminin iptali istemli dava açmıştır. Balıkesir İdare Mahkemesi 24/12/2014 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Karar gerekçesinde; öncelikle kamu görevlilerinin bir soruşturma nedeniyle naklen atanmalarının koşulları hatırlatılarak soruşturma konusu isnatların hizmete ilişkin veya bulunduğu yerde görev yapmasını engelleyecek nitelikte özel hayata ilişkin olması ve her iki durumda da isnatların sübuta erdirilerek disiplin cezası ile yaptırıma bağlanması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu hakkında disiplin cezası verilmesi sonucunu doğuran olayların oluş şekli ve içeriği gözetilerek yapılan değerlendirmede, başvurucu ile boşandığı eşinin aynı ilçede, aynı idari teşkilat içinde hiyerarşik bağ kapsamında alt üst ilişkisi konumunda oldukları, soruşturma konusu olaylar nedeniyle yıprandıkları vurgulanarak konumları itibarıyla aynı memuriyet mahallinde görev yapmalarının kamu yararı ve hizmet gereklerine uygun düşmeyeceği sonucuna varılmıştır. Ayrıca başvurucunun isnat edilen olaylar ile ilgili maddi gerçeği ortaya çıkarmak için disiplin soruşturmasının genişletilmesini talep edebileceği hususu ile boşanma davasında müşterek çocuk ile başvurucunun ayrı şehirlerde yaşama ihtimaline göre de şahsi ilişki tesis edilmiş olması da gözetilerek naklen atama işleminde hukuka aykırılık bulunmamıştır. Başvurucunun temyiz istemi, Danıştay İkinci Dairesinin 23/12/2015 tarihli kararıyla derece mahkemesinin kararının hukuka ve usule uygun olduğu gerekçesiyle reddedilmiştir. Başvurucunun karar düzeltme talebi de aynı Dairenin 8/6/2016 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Nihai karar 18/7/2016 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiştir. Başvurucu tarafından 17/8/2016 tarihinde bireysel başvuru yapılmıştır. Diğer taraftan başvurucu aynı olay nedeniyle verilen disiplin cezasının iptali istemiyle de dava açmıştır. Balıkesir İdare Mahkemesi 23/1/2015 tarihinde, başvurucunun evli olduğu sırada S.Y. ile duygusal ve yakın bir ilişki yaşamasının hizmet dışında memurun itibarını ve güven duygusunu sarsıcı mahiyette olduğu gerekçesiyle davanın reddine oy çokluğuyla karar vermiştir. Karardaki karşı görüşte; disiplin cezasına konu olayın davacının özel hayatı kapsamında kaldığı, özel hayatın gizliliği hakkının kullanımını engelleyecek şekilde disiplin cezası verilemeyeceği belirtilmiştir. Bursa Bölge İdare Mahkemesi Birinci Kurulu 30/4/2015 tarihli kararında; başvurucunun hizmet dışındaki eyleminin memur disiplinini bozan, kamu hizmetinin yürütülmesini olumsuz etkileyen bir davranış olduğu hususunun idare tarafından ortaya konulamadığını ve söz konusu eylemin özel hayat kapsamında kaldığını vurgulayarak, derece mahkemesinin kararının bozulmasına hükmetmiştir. Aynı kurulun karar düzeltme istemini reddetmesiyle anılan karar 30/9/2015 tarihinde kesinleşmiştir. Öte yandan Ulusal Yargı Ağı Projesi üzerinden (UYAP) gerçekleştirilen incelemede başvurucunun 18/12/2013 tarihinde boşandığı ve disiplin soruşturmasına konu olayda adı geçen S.Y. ile 26/6/2014 tarihinde evlendiği anlaşılmıştır. A. Ulusal Hukuk 657 sayılı Kanun'un "Memurların kurumlarca görevlerinin ve yerlerinin değiştirilmesi" kenar başlıklı maddesi şu şekildedir:"Kurumlar, görev ve unvan eşitliği gözetmeden kazanılmış hak aylık dereceleriyle memurları bulundukları kadro derecelerine eşit veya 68 inci maddedeki esaslar çerçevesinde daha üst, kurum içinde aynı veya başka yerlerdeki diğer kadrolara naklen atayabilirler.Memurlar istekleri ile, kurumlarında kazanılmış hak derecelerinin en çok üç derece altında aynı veya başka yerlerdeki kadrolara atanabilirler.Aşağı dereceye atananların 68 inci maddede yazılı süre kaydı aranmaksızın eski derecelerine tekrar atanmaları mümkündür.Kazanılmış hak derecelerinden aşağı derecelere atananların aylık derece ve kademeleri genel hükümlere göre tespit edilmekle beraber, atandıkları bu derecelerde geçirdikleri süreler (kesenek ve karşılık farklarının kendileri tarafından her ay T. Emekli Sandığına gönderilmesini kabul etmeleri şartiyle) emeklilik yönünden eski derecelerinde değerlendirilir."657 sayılı Kanun'un "Disiplin cezalarının çeşitleri ile ceza uygulanacak fiil ve haller" kenar başlıklı maddesinin ilgili bölümü şöyledir:"B - Kınama : Memura, görevinde ve davranışlarında kusurlu olduğunun yazı ile bildirilmesidir.Kınama cezasını gerektiren fiil ve haller şunlardır:...d) Hizmet dışında Devlet memurunun itibar ve güven duygusunu sarsacak nitelikte davranışlarda bulunmak,..." 12/10/2013 Tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 28793 sayılı Millî Eğitim Bakanlığı Personelinin Görevde Yükselme, Unvan Değişikliği ve Yer Değiştirmesi suretiyle Atanması Hakkında Yönetmelik'in "Soruşturmaya bağlı yer değiştirmeler" kenar başlıklı mülga maddesi şöyledir:"(1) Soruşturma sonucunda o yerde kalmalarında sakınca görülmesi sebebiyle görev yerlerinin değiştirilmesi teklif edilen yöneticiler, bulundukları hizmet bölgesinde başka bir yere ya da alt hizmet bölgelerine; diğer personel ise bulundukları yerden başka bir yere atanırlar. (2) Birinci fıkraya göre atananlar, yeni görevlerine başladıkları tarihten itibaren dört yıl geçmeden ayrıldıkları yere yeniden atanamazlar."B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Özel ve aile hayatına saygı hakkı" kenar başlıklı maddesi şöyledir: "(1) Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. (2) Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarında özel hayatın eksiksiz bir tanımı bulunmayan geniş bir kavram olduğu belirtilmektedir. Özel hayata saygı hakkı alt kategorisinde geçen özel hayat kavramı AİHM tarafından oldukça geniş yorumlanmakta ve bu kavrama ilişkin tüketici bir tanım yapılmaktan özellikle kaçınılmaktadır (Koch/Almanya, B. No: 497/09, 19/7/2012, § 51). Bununla birlikte Sözleşme'nin denetim organlarının içtihatlarında bireyin kişiliğini serbestçe geliştirmesi ve gerçekleştirmesi ve kişisel bağımsızlık kavramlarının özel hayata saygı hakkının kapsamının belirlenmesinde temel alındığı anlaşılmaktadır (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/7/2004, § 43; K.A. ve A./Belçika, B. No: 42758/98, 45558/99, 17/2/2005, § 83; Pretty/Birleşik Krallık, B. No: 2346/02, 29/4/2002 § 61; Christine Goodwin/Birleşik Krallık [BD], B. No: 28957/95, 11/7/2002, § 90). Özel hayata saygı hakkına kamu makamlarının keyfî bir şekilde müdahale etmelerinin önlenmesi, Sözleşme'nin maddesi ile sağlanan güvenceler kapsamında yer almaktadır. AİHM, özel hayata saygı hakkı kapsamında bulunan bir menfaate devletin müdahale ettiğini tespit ettiğinde Sözleşme'nin maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen koşulları incelemektedir. Buna göre kamu makamlarının müdahalesinin yasal bir dayanağı olup olmadığı, anılan fıkrada yer alan meşru amaçlara dayalı olup olmadığı, demokratik bir toplumda gerekli ve orantılı olup olmadığı araştırılmaktadır (Dudgeon/Birleşik Krallık [GK], B. No: 7525/76, 22/10/1981, § 43; Olsson/İsveç No.1 [GK], B. No: 10465/83, 24/3/1988, § 59; De Souza Ribeiro/Fransa [BD], B. No: 22689/07, 13/12/2012, § 77). AİHM'e göre mesleki hayat özel hayat kavramı dışında tutulamaz. Özel hayat unsurları gerekçe gösterilerek mesleki hayata getirilen sınırlamalar, bireyin sosyal kimliğini etkilediği ölçüde Sözleşme’nin maddesi kapsamına girebilmektedir. Bu noktada belirtmek gerekir ki insanların büyük çoğunluğu, dış dünya ile olan ilişkilerini geliştirme olanaklarını en çok mesleki hayatları çerçevesinde yürüttükleri faaliyet kapsamında elde etmektedir (Özpınar/Türkiye, B. No: 20999/04, 19/10/2010, § 45; Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM mesleki hayatla ilgili başvuru türlerinde özel hayat kavramını iki farklı yaklaşıma göre uygulamaktadır:a) özel hayata ilişkin bir unsurun anlaşmazlık nedeni olup olmadığı (sebebe dayalı yaklaşım) ve b) itiraz edilen tedbirin sonuçları bakımından özel hayata dokunan bir meselenin olup olmadığı (sonuca dayalı yaklaşım). AİHM'e göre özel hayata ilişkin unsurların mesleğin icrası bakımından aranılan nitelik ve yeterlilik koşulları bakımından gözetilmiş veya kişinin mesleği ile ilgili tasarruflara esas alınmış olduğu durumlardan kaynaklanan başvurular sebebe dayalı yaklaşım çerçevesinde özel hayata saygı hakkı kapsamı içinde değerlendirilir (Denisov/Ukrayna [BD], B. No: 2011/76639, 25/9/2018, §§ 100-103). AİHM kişinin meslek hayatını etkileyen bir tedbir için öne sürülen gerekçelerin kişilerin özel hayatına ilişkin olmadığı ancak söz konusu tedbirin kişinin özel hayatına yönelik ciddi olumsuz etkilerinin bulunduğu veya bulunma ihtimalinin olduğu durumların konu edildiği başvuruların sonuca dayalı yaklaşım kapsamında Sözleşme'nin maddesinin kapsamı içine girebileceğini ifade etmiştir. Bu bağlamda söz konusu olumsuz etkilere ilişkin değerlendirmede AİHM, kişinin yakın çevresi üzerindeki, özellikle de maddi bakımdan ortaya çıkan sonuçları, diğerleri ile ilişki kurma ve geliştirme olanakları ile itibarı üzerindeki olumsuzlukları dikkate almaktadır (Denisov/Ukrayna, § 107). AİHM sebebe dayalı yaklaşımın Sözleşme'nin maddesinin uygulanmasını gerekli kılmadığı durumlarda, söz konusu tedbirin sonuçlarının özel hayatın üzerindeki etkilerine ilişkin bir inceleme yapılması gerektiğini vurgulamıştır. Bununla beraber söz konusu bu ayrımın, ilgili tedbirin altında yatan sebepleri ve tedbirin sonuçlarını incelerken her iki yaklaşımı birlikte uygulamasına engel teşkil etmediğini de belirtmektedir (Denisov/Ukrayna, § 109). AİHM sonuca dayalı yaklaşım uyarınca inceleme yapılabilmesi için söz konusu meslekle ilgili tasarrufun özel hayat üzerinde doğurduğu etkilerin belirli önem ve ciddiyette olmasını aramakta, asgari ağırlık seviyesine ulaşmış olması gerektiğini vurgulamaktadır. AİHM, sadece bu sonuçların çok ağır olduğu ve kişinin özel hayatını önemli derecede etkilediği durumlarda Sözleşme'nin maddesinin uygulanabilir olduğunu kabul etmektedir (Denisov/Ukrayna, §§ 113, 116). AİHM,sonuca dayalı yaklaşımı uyguladığı başvurularda iddia edilen ihlallerin ağırlık ve ciddiyet derecesini değerlendirmeye yönelik kıstaslar oluşturmuştur. Bu kapsamda başvurucunun söz konusu tedbir öncesi ve sonrasındaki yaşamı kıyaslanarak maruz kaldığı olumsuz etki değerlendirilmektedir. Ayrıca sonuçların ciddiyetinin belirlenmesinde, başvurucunun iddia ettiği öznel algıların, somut başvuruda mevcut nesnel koşullarla birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir. Bunun yanı sıra yapılacak incelemenin, iddia edilen tedbirin hem maddi hem de manevi etkilerini kapsaması gerekmektedir. AİHM, başvurucuların şikâyet edilen tasarrufun özel hayatları üzerindeki olumsuz sonuçlarını somut verilere dayalı olarak uygun şekilde ispatlamakla yükümlü olduklarını ifade etmektedir. Ayrıca başvurucular söz konusu şikâyetlerini ulusal merciler önünde de uygun şekilde dile getirmiş olmalıdırlar (Denisov/Ukrayna, §§ 113-117).