(Kapatılan)20. Hukuk Dairesi 2010/5200 E. , 2010/8986 K. "" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R Davacı vekili, kadastro tespiti sırasında davalı Hazine adına tespit ve tescil edilen 173 ada 40 parsel sayılı ta…
**(Kapatılan)20. Hukuk Dairesi 2010/5200 E. , 2010/8986 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R Davacı vekili, kadastro tespiti sırasında davalı Hazine adına tespit ve tescil edilen 173 ada 40 parsel sayılı taşınmaz kapsamında kalan bir bölümün, müvekkilinin murisinden intikal ve mirasçılar arasında taksim sonucu müvekkiline verildiğini, dava konusu taşınmaz bölümünde davacı ve miras bırakanı babasının zilyetliğinin seksen yıldan fazla olup, babası adına kayıtlı 1937 tarihli vergi kaydının bulunduğunu ileri sürerek, müvekkiline ait taşınmaz bölümünün tapu kaydının iptali ile adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, “dava konusu taşınmazın 20 seneyi aşkın bir zamandan beri davacının miras bırakanı babası ve onun ölümünden sonra davacı tarafından tasarruf edildiği, ziraatçı bilirkişi raporunda nadas edilmiş, ekim hazırlığı yapılan bir yer olduğunun bildirildiği, bu itibarla davacı yararına kazanmayı sağlayan zilyetlik koşullarının gerçekleştiği” gerekçesiyle “davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 01.04.2005 gün ve... sayılı kararı ile, “ …somut olayda; tespitten önceki zilyetliğin aralıksız ve malik sıfatıyla geçtiği kanıtlanmamıştır. Yerel bilirkişi ve bir kısım tanıklar taşınmazın tespit tarihinden geriye doğru 50 sene, diğer tanıkta 15 yıldan bu yana ekilip biçilmediğini, zaman zaman otunun biçildiğini bildirmişlerdir. Taşınmaz üzerindeki otların biçilmesi ve yararlanılması iktisap bakımından yeterli ve ekonomik amaca uygun bir tasarruf ise de, somut olayda gerek tarım arazisi olduğu, gerekse otunun sürekli olarak biçildiği kanıtlanmamıştır. Taşınmaz niteliği itibariyle de kazanılmaya elverişli olmayan bir yer niteliğini almıştır. Öncesi itirabiyle, davacının miras bırakanı tarafından tasarruf edilmiş olsa bile, ... yıllar önce terk edildiği dosya içeriğinden anlaşılmaktadır…” gerekçesiyle bozulmuş, mahkemece önceki kararda direnilmesi üzerine Hukuk Genel Kurulu;” Dava konusu taşınmaz bölümünü kapsayan 173 ada 40 parsel sayılı taşınmaz 214 000 000 m2 yüzölçümüne sahip olup, kadastro tespiti sırasında üzerinde orman sınıfına ait ağaçların bulunduğu belirlenmiştir. Bilindiği üzere, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 16/D. maddesinde ormanların Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olduğu vurgulandıktan sonra; aynı Kanunun 18/2 maddesi uyarınca bu gibi yerlerin zilyetlikle kazanılamayacağı hükmü öngörülmüştür. O halde; geniş bir alanı kapsayan taşınmazın orman sayılan yerlerden olup olmadığının tespit edilmesi gerektiği kuşku ve duraksamadan uzaktır.