Başvuru, ceza davasında beraat kararı verilmesine rağmen meslekten çıkarma cezası nedeniyle masumiyet karinesi ve adil yargılanma hakkının, meslekten çıkarma kararından kaynaklı olarak erken emeklilik sebebiyle düşük emekli aylığı almak zorunda kalınması nedeniyle mülkiyet hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru; ceza davasında beraat kararı verilmesine rağmen meslekten çıkarma cezası nedeniyle masumiyet karinesi ve adil yargılanma hakkının, meslekten çıkarma kararından kaynaklı olarak erken emeklilik sebebiyle düşük emekli aylığı almak zorunda kalınması nedeniyle mülkiyet hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Üçüncü sınıf emniyet müdürü olarak görev yapan başvurucu hakkında Emniyet Genel Müdürlüğü Yüksek Disiplin Kurulunun (Yüksek Disiplin Kurulu) 27/8/2009 tarihli ve 2009/331 sayılı kararıyla meslekten çıkarma cezası verilmiştir. Kararda, başvurucunun görev yaptığı mıntıkası dâhilinde fuhuştan menfaat sağlayan A.H.Ş. ile bilerek ilişkisini sürdürmesi nedeniyle yetkisini ve nüfuzunu kendisine veya başkalarına çıkar sağlamak amacıyla ya da dostluk nedeniyle kötüye kullanma suçunu işlediğinin sübuta erdiğinin anlaşıldığı, bu nedenle 24/4/1979 tarihli ve 16618 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Emniyet Örgütü Disiplin Tüzüğü'nün (Disiplin Tüzüğü) maddesinin (7) numaralı fıkrası gereğince ceza verildiği açıklanmıştır. Kararda, iletişim tespit tutanaklarında başvurucu ve A.H.Ş. ile fuhuş yaptığı veya fuhuştan menfaat sağladığı iddia edilen kişiler arasındaki iletişimi tespit eden kayıtlara yer verilerek başvurucunun eylemlerinin niteliği, işleniş biçimi ve mesleğin özelliği ile başvurucu hakkında daha önceden verilen disiplin cezalarının bulunduğu dikkate alındığında Disiplin Tüzüğü'nün maddesinin uygulanmasına yer olmadığı ifade edilmiştir. A. Ceza Davasına İlişkin Süreç Başvurucu hakkında Fatih Cumhuriyet Başsavcılığının 7/11/2008 tarihli iddianamesi ile suç işleme amacıyla kurulan örgüte üye olma ve görevi kötüye kullanma suçundan dava açılmıştır. İddianamede, A.H.Ş. yöneticiliğindeki suç örgütünün fuhuş yaptırma amacıyla kurulduğu, A.H.Ş.nin yasa dışı eylemlerini rahatça gerçekleştirebilmek için başvurucuyla irtibat kurduğu ve başvurucunun örgüt içindeki kişilerin talebi üzerine sahte kimlikle asker kaçağı olarak yakalanan kişi hakkında işlem yapılmamasını sağladığı ve resmî işlemlerde görevini kötüye kullandığı iddia edilmiştir. Yargılama neticesinde İstanbul Asliye Ceza Mahkemesi (Ceza Mahkemesi) 25/1/2012 tarihinde başvurucunun örgüte üye olma suçundan beraatine, görevi kötüye kullanma suçundan ise 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir. Temyiz edilen Ceza Mahkemesi kararı Yargıtay Ceza Dairesinin (Yargıtay Dairesi) 24/12/2014 tarihli kararı ile bozulmuştur. Yargıtay Dairesinin bozma kararında, başvurucunun mevcut iddianame içeriğine göre memuriyet nüfuzunu kullanarak ücret ödemeden temin edilen Formula-1 biletlerini satışa sunduğuna ilişkin eylemi hakkında kamu davası açılmamasına rağmen bu eyleme ilişkin hüküm kurulmasının doğru görülmediği açıklanmıştır. Öte yandan başvurucunun mahkûmiyet hükmüne gerekçe yapılan bir kısım eylemiyle ilgili işlem yapmakta görevli ve yetkili olmadığı dikkate alındığında ilgili eylemlere ilişkin disiplin soruşturması yapılabileceği, nitekim dosya kapsamından başvurucu hakkında disiplin soruşturması yapıldığının anlaşıldığı ifade edilmiştir. Son olarak sahte ehliyetle yakalandığı ve asker kaçağı olduğu iddia edilen K.A. hakkında işlem yapılmaması için başvurucunun telefonla arandığı ve menfaat karşılığında işlem yapılmamasının istendiği gerekçesiyle kamu davası açılmış ise de K.A.nın asker kaçağı olup olmadığının açıklığa kavuşturulmadığı ve K.A.nın asker kaçağı olduğunu ilgili yerlere bildirmediği iddia edilen görevli K. hakkında görevi kötüye kullanma suçundan soruşturma veya kovuşturma yapılıp yapılmadığının yöntemince araştırılmadığı, bu şahıs hakkında soruşturma yapılıp şahsın eyleminin sabit olup olmadığı belirlendikten sonra sabit olması hâlinde özgü suçlardan olan görevi kötüye kullanma suçuna azmettiren veya yardım eden sıfatıyla iştirak edebilme ihtimali bulunan başvurucunun iştirak şekli belirlenmeden asli fail olarak cezalandırılmasına karar verilmesinin bozmayı gerektirdiği açıklanmıştır. Ceza Mahkemesince bozma ilamına uyularak yapılan yargılama neticesinde 10/2/2016 tarihinde başvurucu hakkında görevi kötüye kullanma suçunun unsurları oluşmadığından beraat kararı verilmiştir. Kararda Yargıtay Dairesinin bozma ilamında işaret ettiği gibi K. hakkında görevi kötüye kullanma suçundan soruşturma yapıldığı ve takipsizlik kararı verildiği açıklanarak başvurucunun üzerine atılı görevi kötüye kullanma suçunun unsurlarının oluşmadığı ifade edilmiştir. Ceza Mahkemesinin kararı temyiz edilmeksizin 21/3/2016 tarihinde kesinleşmiştir. B. Başvuru Konusu Dava Süreci Başvurucu 8/1/2010 tarihinde İstanbul İdare Mahkemesinde (Mahkeme) İçişleri Bakanlığına (İdare) karşı meslekten çıkarma cezasının iptali talebiyle dava açmıştır. Mahkeme 19/4/2011 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Kararda, başvurucu hakkında görevini kötüye kullanmak ve örgüt üyesi olma suçundan yapılan ceza yargılamalarının devam ettiği ancak henüz nihai kararın verilmediğinin anlaşıldığı vurgulanmıştır. Kararda ayrıca disiplin soruşturmasına konu eylemler nedeniyle 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu hükümlerine göre yargılanan memurun mahkûm olması veya olmamasının disiplin cezasının uygulanmasına her zaman engel olmayacağı, ceza mahkemesince verilmesi muhtemel beraat kararının disiplin hukuku anlamında ceza tayinine engel olmayıp delil olarak nitelendirilebileceği ifade edilmiştir. Mahkeme sonuç olarak "...disiplin soruşturma raporu ve eklerinin incelenmesinden davacının, iletişim tespit tutanakları ve tanık ifadelerine dayanılarak resmi görevinin gerektirdiği davranışların dışına çıkarak kendisi ve yakınlarına çıkar sağladığının sübuta erdiği anlaşıldığından tesis edilen dava konusu işlemde hukuka ve mevzuata aykırılık görülmemiştir." gerekçesiyle yargılamayı sonlandırmıştır. Başvurucunun 8/6/2011 tarihinde temyiz ettiği mahkeme kararı Danıştay Beşinci Dairesinin (Danıştay Dairesi) 6/11/2017 tarihli kararıyla onanmış, başvurucunun 14/2/2018 tarihli karar düzeltme talebi Danıştay Dairesince 14/11/2019 tarihinde reddedilmiştir. Başvurucu, nihai kararı 17/12/2019 tarihinde öğrendikten sonra 13/1/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.