Başvuru, ceza infaz kurumundan hastaneye nakil ve hastanede bekleme sürecinde kelepçe kullanılması nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkindir.
Başvuru, ceza infaz kurumundan hastaneye nakil ve hastanede bekleme sürecinde kelepçe kullanılması nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkindir. Başvuru 20/1/2016 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: 1972 doğumlu olan başvurucu, olay tarihinde Sungurlu A3 Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda (İnfaz Kurumu) konut dokunulmazlığını ihlal etme, kilitlenmek suretiyle muhafaza altına alınan eşya hakkında hırsızlık ve mala zarar verme suçlarından hükümlü olarak tutulmaktadır. Başvurucu, hastalığı nedeniyle 12/11/2015 tarihinde tedavi edilmek üzere diğer hükümlü ve tutuklularla birlikte İnfaz Kurumundan Sungurlu Devlet Hastanesine (Hastane) nakledilmiş, nakil ve Hastanede gözlem odasında bekleme sürecinde kelepçe kullanılarak başvurucunun hareketleri kısıtlanmıştır. Başvurucu doğuştan beri bedensel engelli olmasına rağmen gerekmediği hâlde kelepçe kullanıldığını ileri sürerek kolluk görevlileri hakkında Sungurlu Cumhuriyet Başsavcılığına (Savcılık) şikâyette bulunmuştur. Başvurucunun %40 çalışma gücü kaybı bulunduğuna ilişkin 23/5/2006 tarihli Ondokuz Mayıs Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından düzenlenmiş sağlık raporu bulunmaktadır. Raporda, başvurucunun omuz hipoestezinin (duyu azalması) mevcut olduğu 3/5 omuz abdüksiyonu (uzaklaştırma /dışa çekim), kolunda ve omzunda atrofi (küçülme) bulunduğu belirtilmiştir. Başvurucunun anlatımına göre nakil aracına binerken sağ kolunda engel olduğunu belirterek kelepçe takılmamasını talep etmiş ancak kolluk görevlilerince talebi kabul edilmemiştir. Ayrıca iddiaya göre Hastanede tedavi işlemleri devam ederken gözlem odasında yaklaşık üç saat kelepçeli hâlde bekletilmiştir. Savcılıkça nakilde bulunan ve kelepçe kullanan iki kolluk görevlisinin kimlikleri tespit edilerek savunmaları alınmıştır. Şüpheli kolluk görevlileri üzerilerine atılı suçlamayı kabul etmemişlerdir. Şüpheli Ö.nin savunmasının ilgili kısmı şöyledir:"Gözlem odası güvenli bir yer olmadığı için kelepçeleri de çözmedik. Gözlem odası hastanenin alt katında yer almaktadır. Buranın sistemi de çok güvenli değildir. Bundan dolayı gerekli güvenlik önlemlerini aldık. Şahısları sırayla ilgili birimlere götürerek tedavi ettirdik. Bu sırada gözlem odasında bekleyen şahısların başında [T.] ve [A.İ.] kaldı. Biz de şahısları ilgili birimlerde tedavi olurken takip ettik. En son tedavi bittikten sonra şahısları ring aracına bindireceğimiz sırada Hüseyin Şenel isimli kişi sizi savcılığa şikayet edeceğim benim kolumu ağrıttınız diye serzenişte bulundu. Bende istediği yere [şikâyet] edebileceğini söyledim. ... Şahıs bize gözlem odasındayken rahatsız olduğuna dair herhangi bir şey söylemedi. Ceza evine gittikten sonra bize raporunun olduğunu, kolunun sakat olduğunu söylemeye başladı. Biz gerekli güvenlik önlemlerini aldık. Kimseyi mağdur etme gibi bir düşüncemiz yoktur." Şüpheli T.nin savunmasının ilgili kısmı şöyledir:"Olay günü hastaneye götürülmesi için bize Hüseyin Şenel ve onunla birlikte iki kişi daha teslim edildi. Bunları teslim aldıktan sonra güvenli bir şekilde hastaneye götürdük. Bize teslim ederken de kolunun sakat olduğuna dair veya herhangi bir şey olduğuna dair bize sözlü ya da yazılı uyarı yapılmadı. Biz şahsı alarak hastaneye götürdük. Hastane de şahısları gözlem odası olarak adlandırılan yere koyduk. Buradan da sırasıyla tedavi için ilgili birimlere gönderdik. Yine gözlem odası denen yerde bir er ve ben kaldım. Yine burada hükümlüleri kaçmalarına engel olmak amacıyla kelepçeledim. Söz konusu yer nezarethane olmadığı için sürekli olarak kelepçeli tuttum. Zaten söz konusu yer nezarethane olmadığı için alelade oluşturulmuş bir gözlem odası olduğu için şahsın kaçmasına yahut herhangi bir tedbirsizlik olmasını önlemek amacıyla hem şahsı kelepçeli tuttum hem de ben ve bir er'imi hazır vaziyette beklettim.... Daha sonra bu kişi bana tuvalete gitmek istediğini söyledi, bana tedavi de olmayacağını söyledi. İdrar tahlili de vermeyeceğini söyledi. Ben kendisine kesinlikle kötü davranmadım. Ben tuvaletten getirirken kelepçemi açın dedi. Bende söz konusu yerin çok güvenli olmadığını söyleyerek kelepçesini açamayacağımı söyledim. Nitekim gerekli güvenlik önlemlerini almak zorundayım. Kaldı ki onunla birlikte götürdüğümüz diğer kişilere de aynı işlemleri yaptık. Zaten söz konusu yer yeteri kadar güvenlik önleminin bulunmadığı hastanedir. Kaçması halinde ben sıkıntıya gireceğim için gerekli güvenlik önlemlerini aldım. Bu kişiyle benim herhangi bir şahsi problemim yoktur." Savcılık tarafından nakil sırasında bulunan diğer kolluk görevlileri tanık olarak dinlenilmiştir. Tanıklar E.U., O.A., R.K. ve A.İ. benzer ifadelerinde, hasta olan hükümlü ve tutukluları hastaneye götürürken ve hastanedeki gözlem odasında bekleme esnasında kelepçe kullandıklarını, gözlem odalarının güvenli olmadığını, penceresi bulunduğu için hükümlü veya tutukluların buradan kaçma ihtimallerinin olduğunu, kemerlerinin demir kısımlarıyla kapıyı açabileceklerini beyan etmişlerdir. Tanıklardan A.İ. ayrıca başvurucu elinin ağrıdığını dile getirdiği için Hastanede kelepçesinin açılarak diğer eline ve başka hükümlüye bağlandığını, sonrasında başvurucunun başka talebinin olmadığını belirtmiştir. Hastane kamera kayıtları temin edilerek bilirkişi vasıtasıyla gözlem odasını gösterir görüntüler Savcılıkça incelemiştir. Bilirkişinin 14/12/2015 tarihli raporuna göre kolluk görevlileri hükümlüleri kelepçeli hâlde gözlem odasına getirmiş, gözlem odasına girdikten sonra bir hükümlüyü kelepçeli olarak odadan çıkarmıştır. Savcılık tarafından yapılan soruşturma sonucunda 17/12/2015 tarihinde kolluk görevlileri hakkında kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verilmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:"... olayımızda da müştekinin hastane işlemleri sırasında firarı önleyici nitelikte gerekli tedbirlerin alındığı, yine müştekinin hastanedeki işlemleri sırasında bulundurulduğu yerin gözlem odası olduğu, bundan dolayı da jandarma görevlileri olan şüphelilerin kişinin kaçmasını önleyecek nitelikte ve yeterlilikte güvenlik önlemlerini aldıkları, bundan dolayı şüphelilerin üzerilerine atılı suçu işlediklerine dair haklarında kamu davası açılmasını gerektirecek yeterlilikte şüphe elde edilemediği anlaşıldığından şüpheliler hakkında ayrı ayrı kamu adına kovuşturmaya yer olmadığına... " Başvurucunun Savcılık kararına yaptığı itiraz, Sungurlu Sulh Ceza Hâkimliğinin 24/12/2015 tarihli kararıyla reddedilmiş, anılan karar başvurucuya 25/12/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 20/1/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurucu 5/12/2018 tarihinde ek beyan dilekçesi ibraz ederek olay nedeniyle kolunda ağrı olduğunu iddia etmiş ve Bafra Devlet Hastanesi tarafından 22/9/2016 tarihinde düzenlenen sağlık raporunu sunmuştur. Sağlık raporunda başvurucunun sağ kolunda kronik brakial (kolla ilgili) pleksus (sinir ve damarların oluşturduğu ağ) yaralanmasının açık, ağrılı, 90 derece supinasyon (dışa çevirme) kısıtlılığı olduğu tespit edilmiş, park ve bahçe işlerinde çalışamayacağına ilişkin görüş bildirilmiştir. A. Ulusal Hukuk 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun "Muhafızın görevini kötüye kullanması" kenar başlıklı maddesi şöyledir:“(1) Gözaltına alınan, tutuklu veya hükümlünün muhafaza veya nakli ile görevli kişilerin, görevlerinin gereklerine aykırı hareket etmeleri halinde, görevi kötüye kullanma suçuna ilişkin hükümler uygulanır. (2) Muhafaza veya nakli ile görevli olan kimse, görevinin gereklerine aykırı olarak gözaltına alınan, tutuklu veya hükümlünün bulunduğu yerden geçici bir süreyle uzaklaşmasına izin verirse; altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (3) Gözaltına alınan, tutuklu veya hükümlünün bu fırsattan yararlanarak kaçması halinde, kaçmaya kasten imkan sağlama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.” 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un "Zorlayıcı tedbirlerin kullanılması" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:"Hiçbir hâlde zincir ve demire vurmak tedbir olarak uygulanmaz. Kelepçe ve bedensel hareketleri kısıtlayıcı araçlar;a) Yetkili makamın önüne getirildiğinde çıkarılmak kaydıyla, sevk ve nakil sırasında kaçmayı önlemek için,b) Hekimin talimat ve gözetiminde olmak üzere tıbbî nedenlerle,c) Diğer kontrol usûllerinin yetersizliği hâlinde hükümlünün kendisine veya başkalarına zarar vermesine veya eşyayı tahrip etmesine engel olmak için kurum en üst amirinin emriyle,Kullanılabilir." 5275 sayılı Kanun'un "Nakillerde alınacak tedbirler" başlıklı maddesi şöyledir:"(1) Hükümlülerin kuruma veya başka bir yere götürülüp getirilmesi sırasında, halkla bir araya gelmelerine ve başkaları tarafından görülmelerine engel olacak tedbirler alınır. (2) Hükümlü, havalandırma ve ışık durumu yetersiz araçlarla, eziyet verici veya onur kırıcı şekilde nakledilemez. Nakil sırasında alınacak tedbirler, hükümlünün firarını önleyici ve yukarıdaki fıkrada yazılı engelleri gerçekleştirici sınırları aşamaz, birbirleriyle ve görevlilerle herhangi bir tartışmaya girmelerini engelleyici boyutları geçemez." 17/12/1983 tarihli ve 18254 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Jandarma Teşkilatı Görev ve Yetkileri Yönetmeliği'nin maddesinin (f) bendi şöyledir: "Ceza infaz kurumlarının ve tutukevlerinin dış korumalarını sağlayıcı önlemleri alır. Tutuklu ve hükümlülerin sevk ve nakilleriyle muhafazalarını sağlar."B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre kısıtlama yöntemlerinden biri olan kelepçeleme, yasal yakalama ya da tutuklama ile bağlantılı olarak uygulandığında ve koşulların makul olarak gerektirdiğinden daha fazla güç kullanma ya da kamuya teşhir içermediğinde genellikle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) maddesinde düzenlenen işkence yasağı kapsamında bir sorun teşkil etmez (Raninen/Finlandiya, B. No: 20972/92, 16/12/1997, § 56; Öcalan/Türkiye [BD], B. No: 46221/99, § 182; Gorodnitchev/Rusya, B. No: 52058/99, 24/5/2007, §§ 101, 102, 105, 108; Mirosław Garlicki/Polonya, B. No: 36921/07, 14/6/2011, §§ 73-75). AİHM tutukluların nakledilmesi sırasında kelepçe kullanımını incelediği Raninen/Finlandiya (B. No: 20972/92, 16/12/1997, §§ 52-59) kararında, başvurucunun kelepçeli bir şekilde nakledilmesi onun tutumundan kaynaklanan gerekli bir tedbir olmasa hatta haksız bir tutma nedeniyle uygulansa da başvurucunun olaydan birkaç ay sonra alınan sağlık raporlarında belirtilen ruhsal durumu ile ilgili olumsuz gelişmeler ile kelepçeleme olayı arasında illiyet bağı kuramadığını belirterek yapılan bu muamelenin başvurucunun ruhsal durumu üzerindeki olumsuz etkisine ikna olmadığını açıklamış; olayda Sözleşme'nin maddesi için aranan asgari eşik seviyesinin aşılmadığını değerlendirmiştir.