Başvuru, ölüm olayını öğrenen kamu görevlisinin durumu yetkili makamlara bildirmemesi ve buna ilişkin soruşturmanın etkin bir şekilde yürütülmemesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, ölüm olayını öğrenen kamu görevlisinin durumu yetkili makamlara bildirmemesi ve buna ilişkin soruşturmanın etkin bir şekilde yürütülmemesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 3/10/2016 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden ulaşılan bilgi ve belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir: Selçuk Üniversitesi (Üniversite) Çevre Mühendisliği Fakültesinde doçent olarak görev yapan Ö. 2/6/2014 Pazartesi günü Fakültedeki odasında bıçaklanarak öldürülmüştür. Olayın ardından yetkili makamlar durumdan hemen haberdar edilmemiş, bu nedenle Ö.nün cesedine 5/6/2014 tarihinde ulaşılmış ve Konya Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) tarafından derhâl soruşturmaya başlanılmıştır. Yürütülen soruşturma kapsamında 5/6/2014 tarihinde olay yeri inceleme, ölü muayene ve otopsi işlemi gerçekleştirilmiş olup işleme ilişkin tutakta; i. Ceset üzerinde on dört adet kesici ve delici alet yarası saptandığı, saptanan bu yaralardan haricî muayenede 2, 3, 4, 5 ve 6 No.da tanımlanan kesici ve delici alet yaralarından her birinin ayrı ayrı öldürücü nitelikte olduğu, haricî muayenede 2, 3, 4, 5 ve 6 No.da tanımlanan kesici ve delici alet yaralanmaları dışında kalan diğer tüm yaralanmaların birlikte veya tek tek kişinin ölümüne doğrudan ya da dolaylı olarak etkisinin bulunmadığı,ii. Kenar ve açı özellikleri incelendiğinde ceset üzerindeki tüm kesici ve delici alet yaralanmalarının namlusunun bir kenarı keskin, diğer kenarı künt bir cisim ile oluşturulması ile tıbben uyumlu olduğu,iii. Kişinin ölümünün sağ açık pnömotoraks, sol hemopnömotoraks, büyük damar açılması, iç ve dış kanama ve iç organ hasarı neticesinde meydana geldiği,iv. Ölümün otopsi bitim saati olan saat 00 itibarı ile cesedin bulunduğu ortam, iklim şartları ve ölüm nedeni gibi tüm faktörler birlikte değerlendirildiğinde üç dört günlük bir zaman dilimi öncesinde meydana gelmesi ile tıbben uyumlu olduğu belirtilmiştir. İstanbul Birinci Adli Tıp İhtisas Kurulunun (Adli Tıp Kurumu) 25/3/2015 tarihli raporunda; adli tahkikat dosyasında kayıtlı bilgiler, olayın gelişimi, tanık ifadeleri, olay yeri inceleme bulguları, tıbbi belgeler ile otopsisinde tespit edilen makroskopik ve histopatolojik bulgular birlikte değerlendirildiğinde kişinin ölümünün kesici ve delici alet yaralanmasına bağlı iç organ ve büyük damar yaralanmasından gelişen iç ve dış kanama sonucu meydana gelmiş olduğunun mütalaa edildiği belirtilmiştir. Başsavcılık yürüttüğü soruşturma neticesinde Kimya Mühendisliği Bölümünde öğretim üyesi olarak görev yapan A.G. hakkında kasten öldürme ve şantaj, A.S. hakkında ise kasten öldürmeye yardım suçundan Konya Ağır Ceza Mahkemesinde (Mahkeme) kamu davası açmıştır. Mahkeme yargılama neticesinde 26/6/2015 tarihli kararıyla A.G.nin üzerine atılı kasten öldürme suçundan neticeten 25 yıl hapis ve şantaj suçundan neticeten 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, şantaj suçundan verilen cezanın hükmünün açıklanmasının geri bırakılmasına, A.S.nin ise üzerine atılı kasten öldürmeye yardım etme suçundan beraatine karar vermiştir. Anılan hükmün temyize tabi kısımları temyiz edilmiş ve A.G. hakkında verilen 25 yıl hapis cezası ile A.S. hakkında verilen beraat kararı Yargıtay Ceza Dairesinin 21/5/2019 tarihli ilamıyla onanarak kesinleşmiştir. Başvurucu, vekili vasıtasıyla Başsavcılığa 4/7/2014 tarihinde A.G.nin eşi olan H.G. (boşanma nedeniyle bundan sonra ismi H.K. olarak ifade edilecektir) hakkında görevi kötüye kullanma, kamu görevlisinin suçu bildirmemesi ve suç delillerini yok etme, gizleme ve değiştirme suçlarını işlediği iddiasıyla şikâyette bulunmuştur. Başvurucunun şikâyet dilekçesinde şu iddialar yer almaktadır:i. H.K. ölüm olayını olaydan kısa bir süre sonra öğrenmesine rağmen durumu yetkili makamlara bildirmemiştir.ii. Olayın H.K.nın dekanı olduğu Fakültede gerçekleşmesi nedeniyle H.K.nın sorumluluğu söz konusudur.iii. H.K. ölüm olayını yetkili makamlara bildirmeyerek eşinin delilleri değiştirmesine ve gizlemesine imkân sağlamıştır. iv. H.K.nın olayı öğrendiği ilk anda durumu yetkili makamlara bildirmiş olması hâlinde Ö.nün kurtarılabilmesi mümkünken cesede ancak üç gün sonra ulaşılabilmiştir. Başsavcılık 26/9/2014 tarihli kararıyla H.K.nın 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'na tabi olduğunu, isnat edilen suçu görevi dolayısıyla ya da görevini yaptığı sırada işlediği iddia edildiğinden atılı suçla ilgili son soruşturma açılıp açılmamasına Üniversite Rektörlüğünce karar verilmesi gerektiğini belirterek görevsizlik kararı ile dosyanın Üniversite Rektörlüğüne gönderilmesine karar vermiştir. Üniversite Rektörlüğü 5/5/2015 tarihli kararıyla, olayda suç unsurlarının oluşmadığı sonuç ve kanaatine vararak H.K.nın men-i muhakemesine karar vermiştir. Anılan kararı resen inceleyen Danıştay Birinci Dairesi 24/12/2015 tarihli kararıyla, suçun şüphelinin Üniversitedeki görevi dolayısıyla ya da bu görevi sırasında işlenmediği, bu nedenle hakkında 2547 sayılı Kanun'un maddesi gereğince ceza soruşturması yapılamayacağı ve men-i muhakeme yolunda bir karar alınamayacağı, isnat edilen suç nedeniyle şüpheli hakkında genel hükümlere göre işlem yapılması gerektiği gerekçesiyle Üniversite Rektörlüğünün verdiği 5/5/2015 tarihli men-i muhakeme kararının bozulmasına, genel hükümlere göre soruşturma yapılmak üzere dosyanın Başsavcılığa gönderilmesine karar vermiştir. Başsavcılık yürüttüğü soruşturma neticesinde 25/5/2016 tarihli kararıyla olay tarihinde şüphelinin kasten öldürme suçunu işleyen A.G.nin eşi olduğu, 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun maddesinin (3) numaralı fıkrasında tanıklıktan çekilebilecek kişilere şahsi cezasızlık sebebi öngörüldüğü, bu nedenle suçu bildirmeme ve suçluyu kayırma suçlarının yasal unsurlarının oluşmadığı, suç delillerini yok etme, gizleme ve değiştirme suçu yönünden ise şüphelinin bu anlama gelebilecek herhangi bir eyleminin saptanmadığı, dolayısıyla atılı suçun yasal unsurlarının da oluşmadığı gerekçeleriyle kovuşturmaya yer olmadığına (takipsizlik) karar vermiştir. Başvurucu 26/6/2016 tarihli itiraz dilekçesiyle;i. Ö.nün 2/6/2014 tarihinde görev başında iken odasında öldürüldüğünü, H.K.nın olay mahallinin en yetkili amiri olmasına ve olayı hemen sonra ve/veya en geç bir iki saat sonra öğrenmesine rağmen 112 Acil Servise, polise veya dekanı olduğu Fakülte çalışanlarına ya da Rektörlük makamına haber vermemesi nedeniyle cesede ancak 6/6/2014 tarihinde ulaşılabildiğini,ii. H.K.nın olayı ilk öğrendiği anda yetkili makamları bilgilendirmiş olması hâlinde Ö.nün kurtarılabileceğini, H.K.nın bu eylemi nedeniyle eşi A.G.nin olaydan sonra tekrar olay yerine giderek delilleri ortadan kaldırdığını,iii. Tüm bunlara rağmen Başsavcılık tarafından hukuka aykırı bir şekilde takipsizlik kararı verildiğini belirterek kararın itirazen kaldırılmasını talep etmiştir. Başvurucunun itirazı Konya Sulh Ceza Hâkimliğinin 15/8/2016 tarihli kararıyla kesin olarak reddedilmiş ve bu karar 2/9/2016 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 3/10/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk İlgili hukuk için bkz. Yasin Ağca, B. No: 2014/13163, 11/5/2017, §§ 86, 87, 91- 5237 sayılı Kanun'un “Suçu bildirmeme” kenar başlıklı maddesinin (4) numaralı fıkrası şöyledir:"Tanıklıktan çekinebilecek olan kişiler bakımından cezaya hükmolunmaz. Ancak, suçu önleme yükümlülüğünün varlığı dolayısıyla ceza sorumluluğuna ilişkin hükümler saklıdır." 5237 sayılı Kanun'un “Kamu görevlisinin suçu bildirmemesi” kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir: “Kamu adına soruşturma ve kovuşturmayı gerektiren bir suçun işlendiğini göreviyle bağlantılı olarak öğrenip de yetkili makamlara bildirimde bulunmayı ihmal eden veya bu hususta gecikme gösteren kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” 5237 sayılı Kanun'un “Suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme” kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:"Gerçeğin meydana çıkmasını engellemek amacıyla, bir suçun delillerini yok eden, silen, gizleyen, değiştiren veya bozan kişi, altı aydan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Kendi işlediği veya işlenişine iştirak ettiği suçla ilgili olarak kişiye bu fıkra hükmüne göre ceza verilmez." 5237 sayılı Kanun'un “Suçluyu kayırma” kenar başlıklı maddesi şöyledir:"(1) Suç işleyen bir kişiye araştırma, yakalanma, tutuklanma veya hükmün infazından kurtulması için imkan sağlayan kimse, altı aydan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.(2) Bu suçun kamu görevlisi tarafından göreviyle bağlantılı olarak işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.(3) Bu suçun üstsoy, altsoy, eş, kardeş veya diğer suç ortağı tarafından işlenmesi halinde, cezaya hükmolunmaz."B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM); ölüm olayı nedeniyle haklarında kamu davası açılan, suç ortağı olduğu iddia edilen kişiler hakkında kovuşturmasızlık kararı verilmesi nedeniyle yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkin bir başvuruda (Şevket Güneş ve diğerleri/Türkiye, B. No: 24494/06, 1/3/2016) başvuruya konu edilen soruşturmayı, hakkında kamu davası açılan kişiyle ilgili soruşturmayı da kapsayacak şekilde bir bütün olarak incelemiştir. Yaptığı incelemede başvuruya konu soruşturmanın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) maddesinin usule ilişkin gerekliliklerini karşıladığı ve suç ortağı olduğu iddia edilen kişilerin ölüm olayı ile ilişkilendirilebilmeleri için yeterli unsur bulunmadığına dair kovuşturmasızlık kararının keyfî olmadığı sonucuna varan AİHM, başvurucuların ya da avukatlarının suç ortaklığına ilişkin suçlamalar konusunda yetkilimakamlara daha kuvvetli bir dayanak sunmadan daha derin bir soruşturma yapılmasını ümit edemeyecekleri kanısına varmıştır (Şevket Güneş ve diğerleri, § 19). AİHM söz konusu kanıya Sözleşme'nin maddesinin ihlal edildiği iddialarının konu edildiği bazı başvurular hakkında verdiği kararları kaynak alarak ulaşmıştır (anılan kararlar için bkz. Ş.T./Türkiye (k.k.), B. No: 28310/95, 9/11/1999; Kaplan/Türkiye (k.k.), B. No: 24932/94, 19/9/2000; Mahsun Tekin/Türkiye, B. No: 52899/99, 20/12/2005, § 29). Son olarak AİHM mezkûr Şevket Güneş ve diğerleri başvurusu hakkında verdiği kararda, etkili soruşturma yükümlülüğünün başvurucuların suç ortaklığına dair iddialarının savunulabilir olması hâlinde doğacağını belirtmiştir (Şevket Güneş ve diğerleri, § 20).