4. Hukuk Dairesi 2023/2405 E. , 2023/8211 K. MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2017/69 E., 2022/329 K. HÜKÜM/KARAR : Kısmen Kabul Taraflar arasındaki haksız icra takibi nedeniyle manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından temyizi üzerine Dairece kararın bozulmasına karar verilmiş; mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda davanın kısmen kabulü…
**4. Hukuk Dairesi 2023/2405 E. , 2023/8211 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2017/69 E., 2022/329 K. HÜKÜM/KARAR : Kısmen Kabul Taraflar arasındaki haksız icra takibi nedeniyle manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından temyizi üzerine Dairece kararın bozulmasına karar verilmiş; mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Karar davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı bankanın İstanbul 6. İcra Müdürlüğünün 2008/14759 sayılı icra takip dosyası ile davacı aleyhine icra takibi yaptığını, davacının itirazı üzerine takibin durduğunu, icra takibine dayanak olan genel kredi ve teminat sözleşmesindeki imzanın sahte ve imzası taklit edilerek davalı bankaca düzenlendiğini belirterek 20.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek avans faiz ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının dava dışı Kavsan Plastik San. ve Tic. Ltd Şti’nin imza yetkisine sahip ortağı olduğunu, imzanın davacıya ait olmadığının belirlenmesinin, daha önce yapılan icra takibini haksız hale getirmeyeceğini savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 25.09.2014 tarih, 2011/216 esas, 2014/385 karar sayılı kararı ile "...Davalı vekili aracılığı ile davacı borçlu hakkında kefil sıfatıyla kredi sözleşmesine dayalı ilamsız icra takibi başlattığı, davacının itirazı üzerine ilamsız icra takibinin durduğu görülmüştür. Davacının imzası üzerinde grafoloji incelemesi yapılmış olup, Adli Tıp uzmanı-grafolog ...’ ın 10.06.2013 tarihli raporu ile kredi sözleşmesindeki imzanın davacıya ait olmadığı belirlenmiş ise de, davacının yetkilisi olduğu, yani temsil ettiği asıl borçlu şirketin asıl borçlu olduğu ve bu borçlu yönünden takibin kesinleştiği, borçlu şirketin imzaya itiraz etmediği, halbuki davacının 10.01.2007 tarihli kredi sözleşmesinin imzalandığı tarihte tek imza yetkisine sahip yetkilisi olduğu, bu haliyle borçlu şirketi temsil ettiği, borçlu şirketin yetkili dışında imza atan herhangi müdür yada yetkilisi olduğu ileri sürülmediği, en azından şirket içinde davacının imzasını taklit eden üçüncü şahıs hakkında C. Savcılığına şikayette bulunulmadığı, imza sirkülerine ve ticaret sicil kayıtlarına göre işlem yapan davalı bankanın, imzaları kontrol etmediğinin ileri sürülmesi mümkün değildir. Resmi belgeler ışığında işlem yapan bankadan tazminat istenemez, davacının kendi davasında inandırıcı olmadığı, yetkilisi olan şirketin kredi sözleşmesine imzasının taklit edildiğine dair beyanın soyut iddia olduğu, kanuni yollara başvurmadığı anlaşıldığından davacının davasının reddine karar vermek gerekmiştir." gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı İlk derece mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. Dairenin 05.12.2016 tarih, 2015/9923 esas, 2016/11881 karar sayılı ilamı ile "...Dosya kapsamından, davacının İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na davalı banka yetkilileri hakkında şikayet dilekçesi verdiği, 2013/103563 Haz. sayılı soruşturma evrakıyla dava konusu olayın soruşturulduğu anlaşılmaktadır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 74 üncü maddesi ( 818 sayılı BK 53 ) uyarınca ceza mahkemesinin kararı hukuk hakimini bağlamaz ise de, somut olayın özelliği itibariyle maddi olgunun ve davalı bankanın sorumluluğunun tespiti açısından soruşturma dosyasının sonucu önem arz etmektedir. Şu durumda mahkemece, soruşturma dosyasının araştırılması, davalı banka yetkilileri hakkında kamu davası açılmış ise sonucunun beklenmesi ve ulaşılacak neticeye uygun bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması, ayrıca davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir." gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verilmiştir. B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar İlk derece mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "... davacı tarafından davalının kendisi ve yakınları aleyhinde İstanbul 6. İcra Müdürlüğünün 2008/14759 sayılı icra takip dosyası ile takip yapıldığı ve takibe itiraz ile takibin durduğu, takibe dayanak yapılan genel kredi ve teminat sözleşmesindeki imzanın sahte olduğu, bu nedenle davacının acı ve ızdırap çektiği ve ticari itibarının zedelendiği belirtilerek uğradığı manevi zararın tahsilinin talep edildiği, İstanbul 6. İcra Müdürlüğünün 2008/14759 esas sayılı dosyasının incelenmesinde, alacaklısının Yapı Kredi A.Ş., borçlusunun... ve diğerleri olduğu, genel kredi sözleşmesinde davacının isim altında imzasının bulunduğu, yapılan imza incelemesi sonrası sunulan bilirkişi raporunda genel kredi ve teminat sözleşmesi aslında... adına atfen atılı imzanın ...ürünü olmadığı belirtilmiş olmakla ve İstanbul 18. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2017/136 esas sayılı dosyasında sanıklar adına beraat kararı verilip , kararın kesinleştiği, mahkemece yapılan inceleme sonrası dosyaya ibraz edilen bilirkişi raporunda; davacının yetkili olduğu şirkete ait işlemleri sağlıklı bir şekilde izlememek davalı bankanın ise kefalet imzası alınırken imzaların yetkililer huzurunda alınması gereklerine uymayarak doğan olumsuz sonuçtan müterafik kusurlu oldukları belirtilmiş olmakla tüm yapılan işlemler değerlendirildiğinde davacının kardeşinin de İstanbul 18. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılandığı ve beraatine karar verildiği, bu kişinin davacının beyanlarından şirket ortağı olduğu esnada kimliğinin alınarak kendisini kefil göstermek suretiyle kredi aldığı ve bu krediye istinaden oluştuğu belirtilen alacağın tahsili amacıyla takip yapılıp, takibe itiraz edildiği ancak imzaya itiraz edilmediği, banka tarafından kefalet imzası alınırken imzaların yetkililer huzurunda alınması gereklerine uyulmadığı ancak davacı tarafından da şirkete alınan krediden haberdar olmamasının mümkün olmadığı ve kendisinin de yapılan işlemleri sağlıklı bir şekilde takip etmediği, bu nedenle raporda da belirtildiği üzere yapılan tüm açıklamalar ve tüm değerlendirmeler mahkemece de uygun görülüp rapor hüküm kurmaya elverişli olduğundan tarafların sosyal ve ekonomik durumları da değerlendirilmek suretiyle ve tarafların müterafik kusuru da göz önüne alınarak davacının manevi zararının oluştuğu kanaatine varıldığı" gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 10.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsili ile davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde; davacının davaya konu genel kredi sözleşmesini hem tek şirket yetkilisi, hem de kefil sıfatıyla imzaladığını, davacının şirket yetkilisi sıfatıyla attığı imzaya itiraz etmediğini, bu durumun hayatın olağan akışına aykırı bir durum olduğunun bilirkişi raporuyla sabit olduğunu, icra dosyasında iki yıl boyunca herhangi bir işlem yapılmadığını, davacının basiretli bir tacir gibi davranmadığını, manevi zararın ispat edilemediğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık; haksız icra takibi nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3 üncü maddesi atfıyla uygulanmasına devam olunan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 427 vd maddeleri, olay tarihinde yürürlükte olan 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu'nun 41, 43, 44 ve 47 nci maddeleri(6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 49, 51, 52 ve 56 ncı maddeleri), 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (İİK) 170 inci maddesi. 3. Değerlendirme Temyiz olunan nihai kararların bozulması 1086 sayılı Kanun'un 428 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen kararın bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; 15.04.2022 tarihli bilirkişi raporundaki belirlemelerin dosya kapsamına uygun olmasına, kararda belirtilen gerekçelere göre karar usul ve kanuna uygun olup davalı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davalıya yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 20.06.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.