Başvuru bir tablonun suça konu olmamakla birlikte yanıltıcı nitelik taşıdığı gerekçesine dayalı olarak müzede alıkonulması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru bir tablonun suça konu olmamakla birlikte yanıltıcı nitelik taşıdığı gerekçesine dayalı olarak müzede alıkonulması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 18/4/2016 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu 1973 doğumlu olup İstanbul’da ikamet etmektedir. Beyanına göre yaklaşık yedi yıl önce İstanbul’da eski eşya satan bir pazardan satın aldığı tabloyu dört yıl kadar evinin duvarında asılı tutan başvurucu, A.K.G. ve A.K., A.K.G.ye ait araçla tabloyu da yanlarına alarak 15/1/2015 tarihinde Ordu’ya gitmişlerdir. Başvurucu ayrı bir araçla, diğer şahıslar ise A.K.G.ye ait araçla aynı gün Tokat’a doğru yola çıkmışlardır. Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü 15/1/2015 tarihinde İstanbul’dan Tokat’a çok değerli tarihi bir tablo getirilerek pazarlanacağı yönündeki ihbar üzerine A.G.K.ya ait 34 EN 7596 plaka sayılı aracı saat 45’te Tokat ili girişinde durdurmuştur. Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen arama kararı doğrultusunda yapılan aramada anılan tabloya el konulmuştur. Bu tablonun özellikleri tutanakta şu şekilde belirtilmiştir:“1 adet 44x64 cm ebatlarında kahverengi arka yüzünde arma ve Mexico P997168 ibareleri bulunan, ön yüzünde metal plaka üzerinde Vincent Van Gogh 1882 Orphan Men Standingi ibareleri bulunan kaşe ve farklı ebatlarda 8 adet mühür bulunan tablo” El konulan tablo hakkında Gaziosmanpaşa Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü Başkanlığından rapor alınmıştır. Bölüm Başkanı tarafından düzenlenen ekspertiz raporunda özetle;i. İncelenen eserin tuval üzerinde yapılan yağlı boya bir resim ve ahşap çerçeve olarak iki ayrı parçadan oluştuğu ve resmin çerçevesiz boyutlarının 55x45 santimetre, resme ait ahşap çerçevenin boyutlarının ise 64,5x45 santimetre olduğu belirtilmiştir.ii. Dikey bir kompozisyona sahip olan tabloda tam boyut tasvir edilen bastonlu palto ve şapka giymiş yaşlı bir erkek figürünün yer aldığı, resimde başka bir objenin ise bulunmadığı açıklanmıştır.iii. Tuval bezinin arka yüzünde okunamayan çeşitli mühürlerin bulunduğu, çerçevenin uzun kenarlarından birinde yapıştırılmış kağıt parçası üzerinde “Dalhem Museum, orphan Man Standing, Ultra-Violet Rays” ibaresinin ve resmin sağ alt köşesinde “Vincent” imzasının yer aldığı ifade edilmiştir. iv. Ayrıca tuval bezinin arka yüzünde mühürlerin basıldığı yerde dikdörtgen bir çerçeve içinde yazılar bulunan bir damganın göze çarptığı, tablo hakkında Amsterdam Van Gogh Müzesi ve Hermitage Müzesi ile yapılan yazışmalardan bir sonuç elde edilemediği, eserin orjinal olup olmadığının özel bir laboratuvarda kimyasal çalışmalarla yapılacak incelemeyle belirlenebileceği görüşü bildirilmiştir. Bu defa Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölüm Başkanlığından söz konusu tablo ile ilgili bir uzman raporu alınmıştır. Bu raporda özetle;i. Vincent Van Gogh’a atfedilen bu resmin gerçek bir Vincent Van Gogh resmi olmadığına dair çok sayıda emarelerin bulunduğu, Van Gogh’un ayakta duran Orphan Man adlı deseninden yararlanılarak yapılmış bu çalışmada Van Gogh’un tarzının taklit edildiği belirtilmiştir. ii. Resimdeki figürün çevresinin tuş şeklinde çalışılırken figürün kendisinin daha düz boyama şeklinde resmedildiği, iki farklı boyama yapısının ise Van Gogh’un üslubunda görülmediği açıklanmıştır. iii. Ayrıca Van Gogh’un resimlerindeki her elemanda, figürde ve objede Van Gogh’un tavrının belirgin bir şekilde hissedildiği, gerek teknik, fırça ve boya kullanımı gerekse de resimsel üslup açısından bu çalışmanın Van Gogh’a ait olmadığı belirtilmiştir. Tabloyu inceleyen komisyona göre bu tablo değeri olmayan bir çalışma niteliği taşımaktadır. Yapılan soruşturma neticesinde Tokat Cumhuriyet Başsavcılığı (Cumhuriyet Başsavcılığı) 1/3/2016 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, hazırlanan uzman raporuna göre tablonun Van Gogh’a ait olmadığı ve değeri olmayan bir çalışma niteliğini taşıdığı belirtilerek şüpheli başvurucu, A.K.G. ve A.K.ye isnad edilen suçun kanuni unsurlarının oluşmadığı ve olayda başkaca bir suç unsuruna da rastlanılmadığı açıklanmıştır. Bununla birlikte el konulan sahte tablonun 20/4/2009 tarihli ve 272063 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Korunması Gerekli Taşınır Kültür ve Tabiat Varlıklarının Tasnifi, Tescili ve Müzelere Alınmaları Hakkında Yönetmelik’in (Yönetmelik) Maddesinin birinci fıkrasına göre müzede alıkonulması için Tokat Sulh Ceza Hâkimliğinden talepte bulunulmasına karar verilmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığı 3/3/2016 tarihinde söz konusu tablonun müzede alıkonulması talebinde bulunmuş, Tokat Sulh Ceza Hâkimliği aynı tarihli kararla bu talebi reddetmiştir. Kararın gerekçesinde, müsadere veya el koyma kararı verilebilmesi için suç veya suç şüphesinin bulunması gerektiğine vurgu yapılmıştır. Hâkimlik, talebin dayanağı olan Yönetmelik maddesinin idari bir işlem niteliğinde olduğunu, buna göre Cumhuriyet Başsavcılığı veya Müze Müdürlüğü tarafından Yönetmelik gereği sahte olduğu tespit edilen söz konusu tablonun alıkonulabileceğini belirterek talebin usule ve kanuna uygun olmadığı sonucuna varmıştır. Cumhuriyet Başsavcılığının karara karşı yaptığı itiraz Zile Sulh Ceza Hâkimliğince 9/3/2016 tarihinde kabul edilmiştir. Kararın gerekçesinde, tablo hakkında alınan ilk raporda ve Kültür ve Turizm Bakanlığı Güzel Sanatlar Müdürlüğünce kesin bir yargıya varılamayıp ancak Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesinden alınan ikinci rapora göre tablonun Van Gogh’a ait olmadığı ve bir değerinin bulunmadığının anlaşılabildiği vurgulanmıştır. Hâkimliğe göre söz konusu tablonun bir suç unsuru teşkil etmese dahi sahte veya taklit eserlerin yanıltıcı niteliği sebebiyle ve herhangi bir suçta kullanılmaması için ilgili Yargıtay içtihadına göre müsaderesi gerekmektedir. Buna göre itirazı kabul eden Hâkimlik itiraza konu kararı kaldırmış ve tablonun müsaderesi ile gereği yapılmak üzere Tokat Müze Müdürlüğüne gönderilmesine karar vermiştir. Nihai karar başvurucu vekiline 25/3/2016 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 18/4/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk Kanun Hükümleri 21/7/1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun “Korunması gerekli taşınır kültür ve tabiat varlıkları” kenar başlıklı Maddesinin ilgili kısmı şöyledir: “ Korunması gerekli taşınır kültür ve tabiat varlıkları şunlardır:G) (Değişik: 17/6/1987 – 3386/9 md.) Jeolojik, tarih öncesi ve tarihi devirlere ait, jeoloji, antropoloji, prehistorya, arkeoloji ve sanat tarihi açılarından belge değeri taşıyan ve ait oldukları dönemin sosyal, kültürel, teknik ve ilmi özellikleri ile seviyesini yansıtan her türlü kültür ve tabiat varlıkları;Her çeşit hayvan ve bitki fosilleri, insan iskeletleri, çakmak taşları (sleks), volkan camları (obsidyen), kemik veya madeni her türlü aletler, çini, seramik, benzeri kab ve kacaklar, heykeller, figürinler, tabletler, kesici, koruyucu ve vurucu silahlar, putlar (ikon), cam eşyalar, süs eşyaları (apirüs), yüzük taşları, küpeler, iğneler, askılar, mühürler, bilezik ve benzerleri, maskeler, taçlar (diadem), deri, bez, apirüs, parşümen veya maden üzerine yazılı veya tasvirli belgeler, tartı araçları, sikkeler, damgalı veya yazılı levhalar, yazma veya tezhipli kitaplar, minyatürler, sanat değerine haiz gravür, yağlıboya veya suluboya tablolar, muhallefat (religue’ler), nişanlar, madalyalar, çini, toprak, cam, ağaç, kumaş ve benzeri taşınır eşyalar ve bunların parçaları,…” 2863 sayılı Kanun’un “Yönetim ve gözetim” kenar başlıklı Maddesinin birinci fıkrası şöyledir: “Devlet malı niteliğini taşıyan korunması gerekli taşınır kültür ve tabiat varlıklarının Devlet elinde ve müzelerde bulundurulması ve bunların korunup değerlendirilmeleri Devlete aittir. Bu gibi varlıklardan gerçek ve tüzelkişilerin ellerinde bulunanlar, değeri ödenerek Bakanlık tarafından satın alınabilir.” 2863 sayılı Kanun’un Maddesinin “Müzelere alınma” kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir: “Dördüncü maddeye göre Kültür ve Turizm Bakanlığına bildirilen taşınır kültür ve tabiat varlıkları ile 23 üncü maddede belirlenen korunması gerekli taşınır kültür ve tabiat varlıkları, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından bilimsel esaslara göre tasnif ve tescile tabi tutulurlar. Bunlardan Devlet müzelerinde bulunması gerekli görülenler, usulüne uygun olarak müzelere alınırlar.Korunması gerekli taşınır kültür ve tabiat varlıklarının tasnifi, tescili ve müzelere alınmaları ile ilgili kıstaslar, usuller ve esaslar yönetmelikte belirlenir.…Tasnif ve tescil dışı bırakılan ve müzelere alınması gerekli görülmeyenler, sahiplerine bir belge ile iade olunurlar. Belge ile iade olunan kültür varlıkları üzerinde, sahipleri her türlü tasarrufta bulunabilirler. Bir yıl içinde sahipleri tarafından alınmayanlar, müzelerde saklanabilir veya usulüne uygun olarak Devletçe satılabilir.” 2863 sayılı Kanun’un Maddesinin birinci fıkrasında, korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ile korunma alanlarının yıkılması, bozulması, tahribi veya zarar görmesine kasten yol açılması; ikinci fıkrasında Kanun’a aykırı olarak yıkma veya imar izni verilmesi; dördüncü fıkrasında ise izin almaksızın veya izne aykırı tadilat veya tamirat yapılması suç olarak düzenlenmiştir. Bu Kanun’un Maddesinde usulsüz belge verilmesi ile ilan ve tebligat yapılması; Maddesinde haber verme sorumluluğuna ve kültür varlığı ticaretine aykırı hareket edilmesi; Maddesinde yurt dışına çıkarma yasağına aykırı hareket edilmesi; Maddesinde tetkik ve kontrole muhalefet edilmesi; Maddesinde aynı Kanun’un Maddesine aykırı hareket edilmesi; Maddesinde kazı, sondaj ve araştırmaya ilişkin hükümlere aykırı hareket edilmesi; Maddesinde özel müze ve koleksiyonculara ilişkin hükümlere aykırı hareket edilmesi; Maddesinde de izinsiz araştırma, kazı ve sondaj yapılması suç olarak düzenlenmiştir. 2863 sayılı Kanun’un “Elkoyma ve müzeye teslim” kenar başlıklı Maddesinin birinci fıkrası şöyledir: “Bu Kanun kapsamında kalan suçlar nedeniyle elkonulan taşınır kültür ve tabiat varlıkları müzeye teslim edilir.” Yönetmelik Düzenlemeleri Yönetmelik’in “Tasnif ve tescil dışı bırakılan kültür ve tabiat varlıkları” kenar başlıklı Maddesi şöyledir:“(1) Değerlendirme Komisyonu tarafından, korunması gerekli görülmeyerek tescil dışı bırakılan kültür ve tabiat varlıkları, sahiplerine bu Yönetmeliğin ekinde yer alan Ek-1 sayılı Tescil Dışı Taşınır Kültür ve Tabiat Varlığı Belgesi ile iade edilir. Ancak yanıltıcı nitelikleri sebebiyle piyasada dolaşımı uygun görülmeyen tescil dışı bırakılan kültür varlıkları müzede alıkonulur. Müzeyi yanıltmak amacıyla sahte kültür varlığı getirdiği tespit edilenler hakkında suç duyurusunda bulunulur.(2) Mahkemeler tarafından iade edilmesine karar verilen sahte kültür varlıkları için müze müdürlüklerinin bilgilendirilmesi amacıyla masrafları getiren tarafından karşılanması kaydıyla varlığın bilgi ve görüntülerini içeren yeteri kadar malzeme temin edildikten sonra tescil dışı bırakılan varlık sahibine iade edilebilir.” Yargıtay Kararları Yargıtay Ceza Dairesinin 8/2/2018 tarihli ve E.2016/624, K.2018/1237 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:“… İmitasyon ve yanıltıcı özelliği haiz eserlerin de 2863 sayılı Kanunun Maddesi uyarınca müzeye teslimine karar verilmesi gerektiği gözetilmeksizin sanığa iadesine dair hüküm tesisi kanuna aykırı[dır.]…” Yargıtay Ceza Dairesinin 10/11/2016 tarihli ve E.2015/4752, K.2016/12616 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:“… 2863 sayılı Kanunun Maddesi kapsamında tasnif ve tescile tabi taşınır kültür varlıkları ile yanıltıcı özelliği haiz taklit eserlerin, aynı Kanunun Maddesi uyarınca Müze Müdürlüğü’ne teslimine karar verilmesi gerektiği gözetilmeksizin, 5237 sayılı TCK’nın Maddesi uyarınca müsaderesine hükmedilmesi kanuna aykırı[dır.]…” Yargıtay Ceza Dairesinin 22/2/2016 tarihli ve E.2015/2728, K.2016/2579 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:“… Tarafsız arkeolog bilirkişi tarafından düzenlenen raporun sonuç kısmında, dava konusu objenin profesyonel bir taklit olduğunun belirtilmesi karşısında, yanıltıcı nitelikleri sebebiyle piyasada dolaşımı mümkün görülmeyen sahte sikkenin Korunması Gerekli Taşınır Kültür ve Tabiat Varlıklarının Tasnifi, Tescili ve Müzelere Alınmaları hakkındaki yönetmelik hükümleri gereğince işlem yapılmak üzeremüzeye teslimi yerine, sanığa iadesine karar verilmesi kanuna aykırı[dır.]…” Yargıtay Ceza Dairesinin 10/11/2015 tarihli ve E.2015/14128, K.2015/17385 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:“… 30/05/2014 tarihli bilirkişi raporunda incelenen ve imitasyon olduğu belirlenen 10 adet varlığınpiyasayı yanıltıcı özellikleri nedeniyle başka bir suçta kullanımlarını engellemek amacıyla Müze Müdürlüğü’ne teslimine karar verilmesi gerektiği gözetilmeksizin, sahiplerine iadesine karar verilmesi kanuna aykırı[dır.]…” Yargıtay Ceza Dairesinin 26/5/2015 tarihli ve E.2014/17239, K.2015/8988 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:“… 2863 sayılı Kanun kapsamında bulunan eserlerin anılan Kanunun Maddesi uyarınca Müze Müdürlüğü’ne teslimine, kültür varlığı niteliğini haiz bulunmayan varlıkların ise sahte ve piyasayı yanıltıcı olmamak kaydıyla sahibine iadesine karar verilmesi gerektiği gözetilmeksizin, suça konu varlığın akıbetiile ilgiliherhangi bir hüküm tesis edilmemesi kanuna aykırı[dır.]…” Yargıtay Ceza Dairesinin 25/12/2014 tarihli ve E.2014/4307, K.2014/26637 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:“… Yanıltıcı nitelikleri sebebiyle piyasada dolaşımı uygun görülmeyen taklit sikkelerin, Korunması Gerekli Taşınır Kültür ve Tabiat Varlıklarının Tasnifi, Tescili ve Müzelere Alınmaları Hakkında Yönetmelik hükümleri gereğince işlem yapılmak üzere müzeye teslimine karar verilmesi gerektiği gözetilmeksizin sanıklara iadesine hükmedilmesi kanuna aykırı[dır.]…”B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol’ün Maddesi şöyledir:“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.” Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre mülkiyet hakkını güvence altına alan Sözleşme’nin anılan maddesinin ilk ve en önemli koşulu, kamu makamları tarafından mülkiyet hakkına yapılan herhangi bir müdahalenin hukuka dayalı olması gerekliliğidir (Iatridis/Yunanistan [BD], B. No: 31107/96, 25/3/1999, § 58). Bu maddenin birinci paragrafının ikinci cümlesi, devletlere yalnızca hukukun öngördüğü koşullar dâhilinde mülkiyetten yoksun bırakma yetkisi vermiş; ikinci paragraf ise devletlere ancak hukuk kuralları uygulanarak mülkiyeti kamu yararına kontrol etme yetkisi tanımıştır. AİHM, hukuka dayalı olma ilkesini yalnızca bu maddede yer alan hükümlerden çıkarmamaktadır. Kararlarda sıklıkla demokratik bir toplumun temel ilkelerinden biri olan hukukun üstünlüğü ilkesinin Sözleşme’nin bütün maddeleri için geçerli olduğu ifade edilmektedir (Iatridis/Yunanistan, § 58). AİHM’e göre hukukilik ilkesi, müdahalenin ilk olarak iç hukukta bir temelinin olması gerektiği anlamına gelmektedir (Shchokin/Ukrayna, B. No: 23759/03-37943/06, 14/10/2010, § 51). AİHM, Sözleşme’de geçen hukuk ya da hukuka aykırı terimlerine sadece iç hukuka atıfta bulunmakla kalmayıp aynı zamanda bu terimlerin hukukun üstünlüğü ile ilgili olduğunu belirtmektedir. Buna göre uygulanan iç hukuktaki düzenlemelerin hukukun üstünlüğü ilkesiyle de uyumlu olması gerektiği ifade edilmektedir (James ve diğerleri/Birleşik Krallık [GK], B. No: 8793/79, 21/2/1986, § 67). Hukuka dayalı olma ilkesi, ayrıca iç hukukta uygulanan kanun hükümlerinin yeterli derecede erişilebilir, belirli ve öngörülebilir olmasını da içermektedir (Beyeler/İtalya [BD], B. No: 33202/96, 5/1/2000, § 109; Hentrich/Fransa, B. No: 13616/88, 22/9/1994, § 42; Spaček, s.r.o./Çek Cumhuriyeti, B. No: 26449/95, 9/11/1999, §§ 56-61). Beyeler/İtalya kararına konu olayda başvurucu bir koleksiyoncudan müzayedeci aracılığıyla ünlü ressam Vincent Van Gogh’un bir tablosunu satın almıştır. Bu satış ilgili mevzuat çerçevesinde kamu makamlarına bildirilmiş ancak ilgili bakanlık iki aylık zamanaşımı süresi içinde ön alım hakkını kullanmamıştır. Ancak başvurucunun bu tabloyu yurt dışına satması engellenmiş ve kamu makamlarınca ön alım hakkı çerçevesinde bu tablo satın alınmıştır. AİHM, İtalyan kanunlarına ve somut olaydaki uygulamalara işaret ederek ön alım hakkı kullanılmadan önce bu tablo yönünden mülkiyet hakkı kapsamında başvurucunun bir menfaatinin olduğunu ve tablonun satışından ön alım hakkının kullanıldığı tarihe kadar bu tablonun maliki olduğunun kamu makamlarınca tanındığını vurgulamıştır (Beyeler/İtalya, § 105). AİHM, olayın karmaşıklığı ve başvurucunun hukuki durumunun müdahalenin belirli bir kategori içinde değerlendirilmesini önlediğini belirterek müdahaleyi mülkiyetten barışçıl yararlanmaya ilişkin genel kural çerçevesinde incelemiştir (Beyeler/İtalya, § 106). AİHM, somut olayda zamanaşımı süresinden sonra da ön alım hakkının kullanılmasının müdahaleyi kanunilik ölçütü yönünden öngörülemez ve keyfî olmasına yol açtığını belirtmiştir. Bununla birlikte AİHM müdahalenin sonuçlarını ölçülülük bağlamında incelemeyi tercih etmiştir (Beyeler/İtalya, §§ 109, 110). Kararda, kültürel mirasın korunması yönündeki meşru amaca vurgu yapılmakla birlikte kamu makamlarının zamanında harekete geçmemesi ve piyasa değerinin altında tabloyu satın alması nedeniyle başvurucunun mülkiyet hakkı ile müdahalenin taşıdığı kamu yararı arasındaki adil dengenin bozulduğu sonucuna varılmıştır (Beyeler/İtalya, §§ 117-122).