İSTİNAF KARARI İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:ANTALYA 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ:10/06/2025 DAVA:Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ:11/09/2025 KARAR YAZIM TARİHİ:11/09/2025 Taraflar arasındaki davanın yapılan yargılaması sonunda ilk derece mahkemesince verilen, yukarıda tarih ve numarası gösterilen kararına karşı istinaf başvurusunda bulunulmakla, dosyada duruşma yapılmasını gerektiren eksiklik görülmediğinden Hukuk Muhakameleri Kanunu'nun 353/1-a maddesi…
T.C. ANTALYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ TÜRK MİLLETİ ADINA DÖRDÜNCÜ HUKUK DAİRESİ İSTİNAF KARARI İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:ANTALYA 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ:10/06/2025 DAVA:Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ:11/09/2025 KARAR YAZIM TARİHİ:11/09/2025 Taraflar arasındaki davanın yapılan yargılaması sonunda ilk derece mahkemesince verilen, yukarıda tarih ve numarası gösterilen kararına karşı istinaf başvurusunda bulunulmakla, dosyada duruşma yapılmasını gerektiren eksiklik görülmediğinden Hukuk Muhakameleri Kanunu'nun 353/1-a maddesi uyarınca istinaf incelemesinin duruşmasız yapılmasına karar verilerek, dosya incelendi; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle: Müvekkilinin maliki bulunduğu ... plaka nolu aracın 03.10.2022 tarihinde, davalı ... tarafından ... poliçe no ile sigortalanan ... plaka nolu sürücüsü tam kusurlu aracın yapmış olduğu çift taraflı kazada hasar gördüğünü, Sorgun CBS'nın ... Soruşturma no'lu dosya ile kusur tamamen davalı sürücü ... olup, davacı müvekkili hakkında KYOK kararı verildiğini, müvekkilinin aracında daha önce hiç hasar olmadığını, araçta değer kaybı meydana geldiğini, bu nedenlerle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla; 100,00TL maddi tazminatın (hasar bedeli, değer kaybı ve ikame araç bedeli tazminatı) kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte müteselsilen davalılardan alınarak müvekkiline ödenmesini istemiştir. Davacı vekili 13/05/2025 tarihli ıslah dilekçesi ile dava dilekçesinde talep etikleri 100,00 TL'nin 80,00 TL'si hasar bedeli, 10,00 TL'si değer kaybı ve 10,00 TL'si ikame araç bedeli olmak üzere fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla talepte bulunduklarını, alınan bilirkişi raporunda belirlenen miktarlar dikkatte alınarak fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 30.078,66 TL hasar bedelinin, davalılardan müştereken ve müteselsilen olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte 6.185,00 TL ikame araç bedelinin davalı ...'dan olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir. CEVAP: Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın zamanaşımına uğradığını, kazaya karışan ... plaka sayılı aracın müvekkili nezdinde sigortalı olduğunu, müvekkili şirketin bu poliçedeki maddi zararlara ilişkin teminat limitinin kaza tarihi itibariyle araç başına 100.000,00 TL olduğunu, dosya üzerinde yapılan tüm ödemelerin poliçe teminat limitinden mahsup edilmesi gerektiğini, değer kaybı talebinin cevap dilekçesinde belirttikleri ve re'sen gözetilecek nedenlerle esastan reddini, taleplerinin kabul edilmemesi halinde; kabul anlamına gelmemek kaydı ile, hasar tazminatı ve değer kaybı yönünden bilirkişi incelemesi yapılmasını ve tarafların kusur durumu ile bakiye teminat limiti gözetilerek hüküm kurulmasını, poliçe teminatı kapsamında olmayan "araç mahrumiyeti" talebinin reddini, dava tarihinden itibaren yasal faize hükmedilmesi gerektiğini savunmuştur. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın zamanaşımına uğradığını, davaya konu haksız fiilin Sorgun'da gerçekleştiğini, müvekkilinin ikamet adresinin Sorgunda olduğunu, bu nedenle davada Sorgun mahkemelerinin yetkili olduğunu, yetki itirazında bulunduklarını, soruşturma dosyasında alınan bilirkişi raporlarının eksik inceleme sonucunda alındığını ve hatalı düzenlendiğini, soruşturma aşamasında soruşturma dosyasında bulunmayan kamera kaydına göre müvekkilinin bilirkişi raporlarında beyan edildiği gibi ana yol üzerinde kırmızı ışıktan geçerek kazaya sebebiyet vermediğini, aksine müvekkilinin tali yoldan yeşil ışığın yanması üzerine diğer araçlarla birlikte yola devam ettiğini ve davacının krımızı ışık yanmasına rağmen Karayolları Trafik Yönetmeliğini ihlal ederek emniyet şeritini kullanarak, kavşaklara yaklaşırken kontrollü yaklaşmayarak ve hızını azaltmayarak kazaya asli kusurlu olarak sebebiyet verildiğinin açık olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İDM KARARININ ÖZETİ : Mahkemece;" Davanın kısmen kabulü ile ; davalı ... bakımından temerrüt tarihi olan 11.01.2023 tarihinden işleyecek yasal faiziyle ve davalı ... bakımından ise kaza tarihi olan 03.10.2022 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte olmak üzere ; toplamda 80,00 TL hasar bedeli talebinin davalılardan ( davalı ... bakımından sigorta poliçe limitiyle sınırlı olmak üzere) müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, İkame araç bedeli 10,00 TL'nin kaza tarihi olan 03.10.2022 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı ... 'dan alınarak davacıya verilmesine, davalı ...'a yönetilen fazlaya ilişkin ikame araç bedeli talebinin reddine, Davalı ... şirketine yöneltilen 10,00 TL değer kaybı talebinin reddine, değer kaybına ilişkin olarak 10,00 TL tazminat talebinin reddine, " şeklinde karar verilmiştir. İSTİNAF NEDENLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalarını belirsiz alacak davası olarak açmış olmalarına rağmen mahkemece kısmi dava olarak kabul edilmek suretiyle hüküm kurulmasının hukuka aykırı olduğunu, hasar, değer kaybı ve araç mahrumiyet tazminine ilişkin dava açtıklarını, bu tür davaların niteliği itibariyle miktarının önceden bilinmesinin mümkün olmadığını, mahkemece yapılan hukuki nitelendirmenin yerinde olmadığını ileri sürerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir. G E R E K Ç E Duruşma açılmasını gerektiren sebep bulunmadığından HMK'nın 353. ve 355. maddeleri gereğince inceleme ve müzakereler kamu düzeni ve istinaf nedenleriyle sınırlı biçimde dosya üzerinden yürütülmüştür. Dava, trafik kazasından kaynaklanan hasar bedeli, değer kaybı ve ikame araç bedeli istemine ilişkindir. Türk Borçlar Kanunu'nun 49. maddesi gereğince kasten veya taksirle başkasına zarar veren bu zararı gidermekle yükümlüdür. 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 85. maddesi gereği motorlu araç işleteni doğan zararlardan sürücü ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur. Somut olayda, dava dilekçesinde davacının aracında meydana gelen hasar bedeli değer kaybı ve ikame araç bedeline ilişkin toplam 100,00 TL'nin tahsiline dair fazlaya ilişkin haklar saklı tutulmak suretiyle dava açıldığı, yargılama aşamasında verilen ıslah dilekçesi ile dava konusu yaptıkları 100,00 TL maddi tazminatın 80,00 TL'sinin hasar bedeli, 10,00 TL'sinin değer kaybı, 10,00 TL'sinin de ikame araç bedeli olduğu belirtilmek suretiyle talebin netleştirildiği ve bilirkişi raporunda belirlenen değerler üzerinden yine fazlaya dair haklar saklı kalmak kaydıyla hasar bedelinin 30.078,66 TL'ye ve ikame araç bedelinin de 6.185,00 TL'ye yükseltilmek suretiyle talepte bulunulduğu anlaşılmaktadır. 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK)’nın 107. maddesiyle mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nda (HUMK) yer almayan yeni bir dava türü olarak belirsiz alacak ve tespit davası kabul edilmiştir. Davanın açıldığı tarihte yürürlükte olan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 107. maddesinde “Belirsiz alacak ve tespit davası” başlığı ile yer alan ; "1-Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir. 2-Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir. 3-Ayrıca, kısmi eda davasının açılabildiği hâllerde, tespit davası da açılabilir ve bu durumda hukuki yararın var olduğu kabul edilir" şeklindeki hüküm ile düzenlenmiştir. Daha sonra 28.07.2020 tarihli ve 31199 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7251 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkındaki Kanunu’nun (7251 sayılı Kanun) 7. maddesi ile başlığı ile ikinci ve üçüncü fıkralarında değişiklik yapılmıştır. 7251 Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkındaki Kanunu’nun 7. maddesiyle değişik HMK’nın 107. maddesi “Belirsiz alacak davası” başlığı ile ; “(1) Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir. (2) (Değişik:22/7/2020-7251/7 md.) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda, hâkim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebilir. Aksi takdirde dava, talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanır. (3) (Mülga:22/7/2020-7251/7 md.)” şeklindedir. Hükümet tasarısında yer almayan belirsiz alacak davasını düzenleyen 107. maddede, Türkiye Büyük Millet Meclisi Adalet Komisyonu tarafından esasen baştan miktar veya değeri tam tespit edilemeyen bir alacakla ilgili hak arama durumunda olan kişinin, hukuk sisteminde karşılaştığı güçlüklerin bertaraf edilerek hak arama özgürlüğü çerçevesinde mümkün olduğunca en geniş şekilde korunmasının sağlanması gerekçesi ile ihdas edilmiş ve kanunlaşmıştır. Davanın belirsiz alacak davası türünde açılabilmesi için, davanın açıldığı tarih itibariyle uyuşmazlığa konu alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak davacı tarafça belirlenememesi gereklidir. Belirleyememe hâli, davacının gerekli dikkat ve özeni göstermesine rağmen, miktar veya değerin belirlenmesinin kendisinden gerçekten beklenilmemesi durumuna ya da objektif olarak imkânsızlığa dayanmalıdır. Madde gerekçesinde; "Bu davanın kabul edilmesinin artık salt hukukî korumanın ötesine geçilerek “etkin hukukî koruma”nın gündeme gelmiş olmasının da bunu gerektirdiği belirtildiği gibi, hak arama durumunda olan kişi, talepte bulunacağı hukukî ilişkiyi, muhatabını ve bu ilişkiden dolayı talep edeceği miktarı asgarî olarak bilmesine ve tespit edebilmesine rağmen, alacağının tamamını tam olarak tespit edemeyebilecektir. Belirsiz alacak ve tespit davalarına ilişkin hükümlerin mukayeseli hukukta da yer aldığı dikkate alınarak, davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklının, hukukî ilişki ile asgarî bir miktar ya da değer belirterek belirsiz alacak davası açabilmesi kabul edilmiştir. Alacaklının bu tür bir dava açması için, dava açacağı miktar ya da değeri tam ve kesin olarak gerçekten belirlemesi mümkün olmamalı ya da bu objektif olarak imkânsız olmalıdır. Belirsiz alacak veya tespit davası açıldıktan sonra, yargılamanın ilerleyen aşamalarında, karşı tarafın verdiği bilgiler ve sunduğu delillerle ya da delillerin incelenmesi ve tahkikat işlemleri sonucu (örneğin, bilirkişi ya da keşif incelemesi sonrası), baştan belirsiz olan alacak belirli hâle gelmişse, davacının, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilmesi benimsenmiştir. Miktarı belirsiz alacaklarda zamanaşımının dolmasına çok kısa sürenin varolduğu hâllerde yalnızca tespit yahut kısmi eda ile birlikte tespit davasının açılabileceği genel olarak kabul edilmektedir. Alacaklı, yalnızca eda davası veya yalnızca tespit davası yahut kısmi eda ile birlikte külli tespit davası açabilme seçeneklerine sahiptir. Hak arama özgürlüğünün (Any.m.36, İHAS.m.6) özünde varolan bu seçenekler, yasa veya içtihat yoluyla yasaklanamaz. Esasen tam veya kısmi olmasına bakılmaksızın her eda davasının temelinde bir külli tespit unsuru vardır. Başka deyimle eda hükmünde tertip olunan her durumun arkasında sorumluluk saptanmasını içeren bir zorunlu ön tespit kabulü mevcuttur" şeklindeki açıklamayla, alacağın belirsiz olup olmadığı ile ilgili olarak bazı kıstaslar kabul edilmiştir. Bu kıstaslar, davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin; i-Davacının kendisinden beklenememesi, ii-Bunun olanaksız olması, iii-Açıkça karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı ve değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olması olarak belirtilmektedir. Alacağın yalnızca bir bölümü için açılan davaya ise kısmi dava denir. Bir davanın kısmi dava olarak nitelendirilebilmesi için, alacağın tümünün aynı hukukî ilişkiden doğmuş olması ve alacağın şimdilik belirli bir kesiminin dava edilmesi gerekir. Diğer bir söyleyişle, bir alacak hakkında daha fazla bir miktar için tam dava açma imkânı bulunmasına rağmen, alacağın bir kesimi için açılan davaya kısmi dava denir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 109. maddesinde kısmi dava türü düzenlenmiştir. Bu maddeye göre; “Kısmi dava MADDE 109- (1) Talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda, sadece bir kısmı da dava yoluyla ileri sürülebilir. (2) (Mülga: 1/4/2015-6644/4 md.) (3) Dava açılırken, talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmiş olması hâli dışında, kısmi dava açılması, talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmez”. Kısmi dava açılabilmesi için talep konusunun bölünebilir olması gerekli olup, açılan davanın kısmi dava olduğunun dava dilekçesinde açıkça yazılması gerekmez. Dava dilekçesindeki açıklamalardan davacının alacağının daha fazla olduğu anlaşılıyor ve istem bölümünde "fazlaya ilişkin haklarını saklı tutması” ya da “alacağın şimdilik şu kadarını dava ediyorum” şeklinde bir ifadeye yer verilmiş ise, bu husus, davanın kısmi dava olarak kabulü için yeterli sayılmaktadır (Hukuk Genel Kurulunun 02.04.2003 tarihli ve 2003/4-260 E., 2003/271 K. sayılı kararı; ayrıca bkz., Pekcanıtez, H.: Medeni Usul Hukuku, C.II, 15. baskı, İstanbul 2017, s.1000). Nitekim aynı ilkeler, Hukuk Genel Kurulunun 16.05.2019 tarihli ve ... E., ... K., sayılı kararında da benimsenmiştir. Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda açıkça kısmi dava düzenlenmediği hâlde, söz konusu Kanun'un yürürlükte olduğu dönemde de kısmi dava açılması mümkün bulunmaktaydı. Çünkü, alacak hakkının bir bölümünün dava edilip geriye kalan kısmının ikinci bir dava ile istenmesini engelleyen bir hüküm bulunmamaktaydı. Bu ilke ve açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı vekili dava dilekçesinde ve ıslah dilekçesinde “fazlaya ilişkin haklarımız saklı kalmak üzere” şeklinde beyanda bulunarak önce 80,00 TL hasar bedeli, 10,00 TL değer kaybı, 10,00 TL ikame araç bedeli ve bilirkişi raporu doğrultusunda da 30.078,66 TL hasar bedeli 6.185,00 TL ikame araç bedeli talebinde bulunmuştur. Dava dilekçesinde ve ıslah dilekçesinde davanın belirsiz alacak davası şeklinde açıldığına dair bir beyan bulunmamaktadır. Belirsiz alacak davası niteliği gereği istisnai bir dava türü olmakla davasını belirsiz alacak davası olarak açan kişi bunu açıkça dilekçesinde belirtmelidir. Davacı vekili her ne kadar istinaf dilekçesinde "davamız belirsiz alacak davasıdır” şeklinde beyanda bulunmuş ise de; davanın türünün bu şekilde değiştirilmesine imkân bulunmamaktadır.( Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07/07/2021 tarih 2021/(229)-485 esas 2021/971 Karar sayılı ilamı) Bu itibarla yerel mahkemece davanın kısmi dava olduğu kabul edilmek suretiyle kurulan hükümde bir isabetsizlik görülmemiştir. Hal böyle olunca, 6100 Sayılı HMK’nın 355.maddesi kapsamında yapılan inceleme neticesinde istinaf talebinin yerinde olmadığının anlaşılmasına göre davacının istinaf itirazlarının HMK’nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir. HÜKÜM :Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Davacı tarafından yatırılan harç istinaf karar harcını karşıladığından yeniden alınmasına yer olmadığına, 3-Davacı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye irat kaydına, 4-Davacı tarafından yapılan istinaf giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 5-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme ile harç tahsil işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 362/1-a maddesi gereğince kesin olmak üzere 11/09/2025 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. ...