1. Hukuk Dairesi 2010/4504 E. , 2010/5010 K. "" MAHKEMESİ : AKÇAABAT 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 20/02/2009 Taraflar arasında görülen davada; Davacı, 137 ada 8 parsel sayılı taşınmazın davalılar adına kayıtlı olduğunu ve çekişmeli taşınmazın bir bölümünün S.G.'nün kıyı kesiminde kaldığını ileri sürerek, kıyıda kalan kısmın kaydının iptali ile terkin isteğinde bulunmuştur. Davalılardan bir kısmı, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar veri…
**1. Hukuk Dairesi 2010/4504 E. , 2010/5010 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : AKÇAABAT 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 20/02/2009 Taraflar arasında görülen davada; Davacı, 137 ada 8 parsel sayılı taşınmazın davalılar adına kayıtlı olduğunu ve çekişmeli taşınmazın bir bölümünün S.G.'nün kıyı kesiminde kaldığını ileri sürerek, kıyıda kalan kısmın kaydının iptali ile terkin isteğinde bulunmuştur. Davalılardan bir kısmı, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Karar, davacı ve bir kısım davalılar tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi . raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü. Dava, 3621 Sayılı Yasadan kaynaklanan tapu iptali ve sicil kaydının kütükten terkini isteğine ilişkindir. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişme konusu 137 ada 8 parsel sayılı taşınmazın geldisi olan 579 parselin üçüncü kişinin itirazı üzerine A.K. adına Hazine'nin taraf olmadığı dava sonucunda hükmen tesciline karar verilip 30.7.1958 yılında kesinleştiği ve davalılara intikal ettiği, davanın ise 13.11.2007'de açıldığı anlaşılmaktadır. Her nekadar, çekişmeli taşınmazların kıyı-kenar çizgisi içinde kalan bölümlerinin devletin hüküm ve tasarrufu altında ve kamu malı niteliğinde özel mülkiyete konu olamayacak (Anayasanın 43, 3402 Sayılı Kadastro Yasasının 16/C maddesi gereğince) yerlerden olduğu keşfen saptanmış ise de; 25.2.2009 tarihinde kabul edilip, 14.3.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5841 Sayılı Yasanın 2. maddesi ile 3402 Sayılı Yasanın 12. maddesinin 3. fıkrasına eklenen "bu hüküm iddia ve taşınmazın niteliğine yahut Devlet ve diğer kamu tüzel kişileri dahil tarafların sıfatına bakılmasızın uygulanır" ve 3. maddesi ile eklenen geçici 10. maddesinin " bu kanunun 12. maddesinin 3. fıkrası hükmü devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu iddiası ile yürürlük tarihinden önce açılmış ve henüz kesin hükme bağlanmamış olan davalarda dahi uygulanır" şeklindeki hükmü gözetildiğinde kadastro tespitinin kesinleştiği tarih olan 1958 ile davaların açıldığı 13.11.2007 tarihleri arasında 3402 Sayılı Yasanın 12.maddesinde sözü edilen 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçmiş olduğu sabittir. Hemen belirtilmelidir ki; kural olarak sonradan yürürlüğe giren yasa hükümlerinin ve İçtihadı Birleştirme Kararlarının kazanılmış hak (usuli müktesep hak) ilkesinin 28.6.1960 tarih, 21/9 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı gereğince istisnai niteliği gereği kesin hüküm halini almamış eldeki davalarda da gözetilmesi ve uygulanması gerekeceği tartışmasızdır. Öte yandan, yürürlüğe konulan hükümler kamu düzeniyle ilgili bulunduğundan ve re'sen gözetilmesi gerektiğinden somut olayda, aleyhe bozma yasağı ilkesinin de uygulanma yeri bulunmadığı izahtan varestedir. Öyle ise, davanın hak düşürücü süre yönünden reddi gerekeceğinde kuşku yoktur.