Başvuru, gözaltı sonrasında adli muayene için gidilen hastanede doktorlar tarafından "Darp ve cebir izine rastlanmadı. " şeklinde gerçeğe aykırı rapor verilmesi ve doktorlar hakkında görevi kötüye kullanma suçundan açılan davanın zamanaşımından düşmesi nedeniyle işkence ve kötü muamele yasağı, adil yargılanma hakkı ve etkili başvuru hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, gözaltı sonrasında adli muayene için gidilen hastanede doktorlar tarafından "Darp ve cebir izine rastlanmadı." şeklinde gerçeğe aykırı rapor verilmesi ve doktorlar hakkında görevi kötüye kullanma suçundan açılan davanın zamanaşımından düşmesi nedeniyle işkence ve kötü muamele yasağı, adil yargılanma hakkı ve etkili başvuru hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 29/3/2013 tarihinde Kocaeli Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 26/7/2013 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 25/5/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş 2/7/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarını 15/7/2015 tarihinde ibraz etmiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve ekleri ile Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler doğrultusunda tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucuya İsnat Edilen Suç Kapsamında Yapılan İşlemler Başvurucu, yasadışı örgüt üyelerine yardım yapma suçu şüphesiyle 27/9/2002 tarihinde gözaltına alınmış 29/9/2002 tarihinde tutuklanarak Çorum Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna gönderilmiştir. Anılan suç nedeniyle başvurucu hakkında Ankara 1 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesi 21/2/2003 tarihli ve E.2002/148, K.2003/20 sayılı kararıyla üç yıl dokuz aylık hapis cezasına hükmetmiş, başvurucu aynı tarihte tahliye edilmiştir. Mahkûmiyete ilişkin hüküm temyiz edilmeden kesinleşmiştir. Başvurucu ülkeyi terk etmiş 24/6/2004 tarihinde Avusturya Cumhuriyeti’ne iltica talebinde bulunmuş ve talebi kabul edilmiştir. Başvurucu hâlen Avusturya Cumhuriyeti’nde ikamet etmektedir. Ankara Ağır Ceza Mahkemesince anılan karar ve infaz dosyası 5/7/2012 tarihinde yürürlüğe giren 2/7/2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanun’un ve maddeleri ile getirilen değişiklikler açısından uyarlama yapılması amacıyla yeniden ele alınmıştır. Mahkemenin 9/11/2012 tarihli ve E.2012/167, K.2012/247 sayılı kararıyla başvurucunun iki yıl bir ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş, anılan hüküm temyiz edilmeden kesinleşmiştir. Başvurucunun Kötü Muamele İddiaları Üzerine Yapılan İşlemlera. Kötü Muamele İlişkin İddialar Başvurucu 16/12/2002 tarihinde avukatı aracılığıyla Savcılığa verdiği dilekçede; gözaltında bulunduğu süre içinde sağ elinin parmaklarına ve sağ ayak parmaklarına elektrotlar bağlanmak suretiyle elektrik verildiğini, sağ kolunun işkence nedeniyle tutmaz hâle geldiğini, gözaltında kaldığı süre boyunca gözlerinin bağlandığını, kimseyle görüştürülmediğini, iç çamaşırıyla kalacak şekilde kıyafetlerinin çıkarıldığını, uyutulmadığını, saçından çekilerek sürüklendiğini, damlayan suyun altında tutulduğunu, çıplak ayaklarına botlarla basıldığını, ağır hakaretler maruz kaldığını ve tehdit edildiğini beyan etmiştir. Soruşturma aşamasında 21/2/2003 tarihinde müşteki sıfatıyla ifadesi alınan başvurucu; gözaltında iken üç gün boyunca soyularak ve elektrik verilerek işkenceye maruz kaldığını, oğlunu öldürmekle tehdit edildiğini, kendisinden tanımadığı kişiler hakkında bilgi istendiğini, gözleri bağlı olduğu için işkence edenlerin kim olduklarını bilmediğini, Çorum Devlet Hastanesine gittiklerinde işkence gördüğünü beyan ettiğini, işkence nedeniyle hâlen kolunu kullanamadığını ifade etmiştir. 28/6/2003 tarihinde Savcılık talimatına binaen Gazi Polis Merkezinde alınan ifadesinde başvurucu, Çorumda Jandarma tarafından gözaltına alındığını ve dört gün gözaltında kaldığını, üçüncü gün Savcılığa çıkarılacağı için doktora götürüldüğünü, doktor koluna ne olduğunu sorduğunda işkence gördüğünü beyan ettiğini ancak doktorun kendisi hakkında rapor düzenlemediğini, daha sonra tekrar karakola götürüldüğünü, bir gün daha gözaltında kaldıktan sonra Savcılığa çıkarıldığını, Savcılığa çıkarılmadan önce işkence gördüğünü söylememesi için oğlunu öldürmekle ve daha çok işkence yapmakla tehdit edildiğini, korktuğu için Savcıya ya da başka birine işkence gördüğünü söylemediğini, Savcının koluna ne olduğunu sorması üzerine kendiliğinden olduğunu söylediğini beyan etmiştir. Başvurucu; Avusturya Cumhuriyeti Federal Adalet Bakanlığı aracılığıyla 26/2/2007 tarihinde aldırılan ifadesinde komşusundan aldığı para dolu çantayı bir başka kişiye teslim ettiğini, bu nedenle göz altına alındığını, kayıtların 27-29 Eylül arasını göstermesine karşın gerçekte 4 gün nezarethanede kaldığını, karakola götürülürken yolda araçtan indirilerek dövüldüğünü ve tecavüz ile tehdit edildiğini, bu kişilerin sivil polis memurları olduklarını ve kimliklerini gösterdiklerini, ilk önce bir jandarma karakoluna daha sonra da hastaneye götürüldüğünü, daha sonra dört gün hücrede tutulduğunu, elbiseleri çıkarılarak elektrik ve basınçlı su ile kendisine işkence edildiğini, kolunda ve omzunda kırıklar meydana geldiğini, askerde olan oğlunu öldürmekle tehdit edildiğini, dört gün sonra doktora götürüldüğünü, tehdit edildiği için doktora herhangi bir rahatsızlığının bulunmadığını söylediğini, Ceza İnfaz Kurumuna sevk edildikten sonra ağrılara dayanamadığını, kendisini tekrar hastaneye götürdüklerini, burada röntgen çekildiğini ve omzunda kırıklar olduğunun söylendiğini ancak kendisi hakkında rapor düzenlenmediğini, daha sonra bir hâkim önüne çıkarıldığını, işkenceden bahsettiğinde rapor olmadan bir şey yapılamaz cevabı aldığını, hakkında hapis cezasına hükmedildiğini Türkiye’den ayrılarak Avusturya’ya kaçtığını beyan etmiştir.b. Başvurucunun İddiaları Kapsamında Alınan Doktor Raporları Başvurucu hakkında Çorum Devlet Hastanesinden 27/9/2002 tarihinde gözaltı girişinde, 28/9/2002 tarihinde gözaltı süresinin uzatılması nedeniyle ve 29/9/2002 tarihinde gözaltı çıkış işlemleri nedenleriyle adli rapor istenmiş; yapılan muayeneler sonucu, başvurucunun hastaneye sevk evrakının üzerine “Darp ve cebir izine rastlanmadı.” şeklinde kayıt düşülmüştür. Başvurucunun Ceza İnfaz Kurumuna sevkinin ardından 1/10/2002 tarihinde Çorum Devlet Hastanesine sevk edildiği anlaşılmaktadır. Sevk kâğıdına işlenen cildiye raporunda sağ kolda ekimoz bulunduğu, ortopedik muayenesinin ise normal olduğu belirtilmektedir. Başvurucunun, Ceza İnfaz Kurumunda kaldığı süre içinde birkaç kez fizik tedavi ve rehabilitasyon (FTR) ile ortopedi polikliniklerine sevkinin yapıldığı ve başvurucuya yumuşak doku travması teşhisi konduğu anlaşılmaktadır. 17-19/12/2002 tarihlerinde Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesinden alınan nöroloji, nöroşirurji, FTR ve ortopedi konsültasyon raporlarında özetle başvurucunun; sağ üst ekstremiteyi ağrı nedeniyle kaldıramadığı, pasif hareketleri ve omuz eklemi abduksiyonunun kısıtlı olduğu, omuz elevasyonunu ağrı nedeniyle yerine getiremediği tespit edilmiştir. 29/1/2003 tarihli nöroşirurji konsültasyonu muayene kaydında; hastanın tekrar değerlendirildiği, sağ omuz abduksiyon kısıtlılığı mevcut olduğu, sağ omuz MR’ında rotatorcuffrüptürü saptandığı, servikal x-ray’de dejeneratif değişikler görüldüğü belirtilmiştir. Başvurucu tahliye olduktan sonra 4/3/2003 tarihinde Türkiye İnsan Hakları Vakfı İstanbul Temsilciliği’ne başvurmuş, hakkında 18/6/2003 tarihli sağlık raporu düzenlenmiştir. Anılan raporda, sağ el parmak arkada 2x2 cm boyutlarında ortası soluk, kenarları hiperpigmente dairesel biçimde nedbe dokusu, sağ omuz ekleminde 0º abdüksiyon, 20º fleksiyon, 0º ekstansiyon hareketi yapabildiği, sağ dirsek ekleminde dış rotasyonda hafif kısıtlılık tespit edilmiş, sağ omuz ekleminde saptanan supraspinatustendon rüptürü ve rotator kaf parsiyelrüptürünün kaba dayak ve elektrik işkencesi öyküsüyle uyumlu olduğu, sağ el parmakta saptanan nedbe dokusunun biyopsi yapılmadığından elektrik işkencesi öyküsüyle uyumu konusunda net bir karara varılamayacağı tespiti yapılmış; başvurucuda ayrıca travma sonrası stres bozukluğu tespit edilmiştir. Adli Tıp Kurumu Başkanlığı İhtisas Kurulu tarafından 9/2/2009 tarihinde, daha önce alınan sağlık raporları değerlendirilerek düzenlenen raporda özetle 2/10/2002 tarihinde cezaevinden sevk sonucu düzenlenen raporda sağ kolda tespit edilen ekimozun ebadı, rengi, şekli, kolun hangi bölümünde olduğu gibi ayrıntılı bir tarif bulunmadığından ne zaman oluştuğuna ilişkin tıbben görüş bildirilemeyeceği, söz konusu ekimozun sert ve künt bir cismin doğrudan havalesi ile oluşabileceği gibi kişinin sağ kolunu sert bir cisme çarpması ya da çarptırılması ile de oluşabileceği, bunlar arasında tıbben ayrım yapılamadığı, 23/10/2002 tarihinde yapılmış muayene sonucunda hangi bölge olduğu belirtilmeden yumuşak doku travması tanısı konduğu, 17/12/2002 tarihinde Ankara Numune Hastanesi tarafından yapılan muayenede sağ omuz hareketlerinin ağrılı ve kısıtlı olduğunun saptandığı, 23/1/2003 tarihinde çekilen sağ omuz MR’ındarotator cuff’ta parsiyel rüptürle uyumlu sinyal değişikliklerinin saptandığının bildirildiği ancak anılan MR temin edilemediğinden kurulca incelenemediği, anılan bulgunun akut bir travma ile oluşabilmesi mümkün olduğu gibi kişinin kendinde mevcut kronik dejenerasyona bağlı olarak da gelişebileceği, akut bir travma sonucunda oluşması durumunda çok ağrılı olacağı ve ciddi hareket kısıtlılığı yapacağı tıbben bilindiğinden, kişinin gözaltı sürecinden 3 gün sonra 2/10/2002 tarihinde yapılan ortopedik muayenenin normal bulunması dikkate alındığında olay tarihinden yaklaşık 4 ay sonra çekilen MR da tespit edildiği bildirilen, omuzdaki rotator cuff yırtığının gözaltı sürecinde oluştuğunun kesin tıbbi delilleri bulunmadığı, kişinin kurul tarafından yapılan 16/6/2003 tarihli muayenesinde ve gerek gözaltı gerek cezaevinde bulunduğu süre içerisinde yapılan muayenelerde vücudunda elektrik girişine delil teşkil edecek herhangi bir lezyon iz saptanmadığı, 26/12/2002 tarihli EMG’nin normal bulunması dikkate alındığında kişiye gözaltı sürecinde elektrik verildiğine ilişkin kesin tıbbi delilin bulunmadığı; kişinin gerek insan hakları vakfında yapılan gerekse 16/6/2003 tarihinde kurulca yapılan muayenesinde tespit edilen post travmatik stres bozukluğunun, maruz kalındığı iddia edilen travma sonrasında gelişebileceği gibi gözaltı şartları ya da cezaevinde geçirdiği süreç sonucunda da ortaya çıkabileceği, mevcut verilerle bunlar arasında tıbben ayrım yapılamadığı bildirilmiştir. Başvurucu vekilinin İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen rapora itiraz etmesi üzerine Adli Tıp Genel Kurulundan rapor düzenlenmesinin istendiği ancak başvurucu hazır edilmeden rapor düzenlenemeyeceği şeklinde cevap alındığı anlaşılmıştır. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Polikliniği tarafından 24/4/2009 tarihinde başvurucu vekilinin talebi üzerine düzenlenen değerlendirme raporunda; hastanın gözaltı muayene raporlarının tıbbi standartlara uygun olmadığı, tanı eksikliğine neden olduğu ve tıbbi uygulama hatası olarak değerlendirilmesi gerektiği, Adli Tıp Kurumu İhtisas Kurulu raporunda bulgular tanımlanmakla birlikte bütünlüklü bir değerlendirme ve yorumun yapılmadığı, gözaltından üç gün sonra başlayan ve tekrarlanan muayene ve tetkikler sonucunda saptanan sağ omuzda morluk, omuz bölgesinde bağ ve koruyucu dokularda yırtıklar, sıvı birikimi, kemik dokuda ezik, omuz hareketlerinde kısıtlık, boyun omurlarında düzeleşme ve travma sonrası stres bozukluğunun işkence öyküsüyle yüksek düzeyde uyumlu olduğu kanaati bildirilmiştir. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı tarafından 1/7/2011 tarihinde düzenlenen raporda; başvurucunun 27-29/9/2002 tarihlerinde yapılan adli muayenelerin ilgili prosedüre ve 20/9/2000 tarihli Sağlık Bakanlığı genelgesine uygun olarak yapılmaması nedeniyle tıbbi açıdan güçlüklerin ortaya çıktığı, başvurucunun fiziksel ve ruhsal bulgularının İstanbul Protokolü çerçevesinde işkence hikâyesi ile uyumlu olduğu, bulgular bir bütün olarak değerlendirildiğinde düşmeden ziyade darp ve cebir sonucu meydana gelmiş oldukları sonucuna varıldığı, fiziksel ve ruhsal yaralanmaların basit tıbbi müdahale ile giderilebilir ölçüde olmadığı, başvurucunun sağ omzundaki ezilme ve yırtığın kesin oluşum tarihinin tıbbi olarak belirlenemeyeceği kanaati bildirilmiştir. Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığı tarafından düzenlenen 23/11/2011 tarihli bilimsel değerlendirme raporunda; sağ omuzda morluk, omuz bölgesinde bağ ve koruyucu dokularda yırtıklar, sıvı birikimi, kemik dokuda ezik, omuz hareketlerinde kısıtlık, boyun omurlarında düzleşme ve travma sonrası stres bozukluğunun işkence öyküsüyle yüksek düzeyde uyumlu olduğu kanaati bildirilmiştir.c. Kamu Görevlileri Hakkında Yapılan Adli İşlemler i. Soruşturma Aşaması ve Açılan Davalar Başvurucunun 16/12/2002 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği dilekçe üzerine soruşturma açılmış, isnat edilen suç yerinin Çorum olması nedeniyle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 21/2/2003 tarihli kararıyla yetkisizlik kararı verilerek dosyanın Çorum Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesi kararı verilmiştir. Çorum Cumhuriyet Başsavcılığının 12/12/2003 tarihli ve E.2003/3747 sayılı iddianamesi ile iki jandarma görevlisi hakkında Türk Ceza Kanunu’nun 243, 31, maddeleri, 28/9/2002 ve 29/9/2002 tarihli adli muayene raporlarını düzenleyen doktorlar A. ve F.S. hakkında ise Türk Ceza Kanunu’nun maddesi uyarınca cezalandırılmaları istemiyle kamu davası açılmıştır. ii. Sanık ve Tanık Anlatımları Doktor A. Savcılık tarafından 13/11/2003 tarihinde şüpheli sıfatıyla alınan ifadesinde özetle başvurucuyu hatırlayamadığını ancak belirtilen raporun kendisine ait olduğunu, acil serviste çalışmakta olduğunu, adli vakalarla ilgili adli rapor istendiğinde yoğunluktan dolayı gelen kişinin beyanını esas alarak muayenesini yaptıklarını, eğer gelen kişi vücudunun görünmeyen kısımlarına ilişkin şikâyette bulunmazsa buna göre rapor düzenlediklerini ancak siyasi ya da önemli suçlarla ilgili bir adli rapor talep edildiğinde kesinlikle tam olarak muayene yaptıklarını, başvurucunun siyasi suç nedeniyle gelmesi nedeniyle muayenesini tam olarak yapmış olması gerektiğini, polis ya da jandarmayı muayene yaparken kesinlikle dışarı çıkardıklarını, darp cebir izi gördüğü kimseye kesinlikle darp cebir yoktur şeklinde rapor düzenlemediğini, başvurucunun yaralanmalarının kendisinin muayene tarihinden sonraki süreçte meydana gelmiş olabileceğini beyan etmiştir. Doktor F.S. 4/12/2013 tarihinde Savcılık tarafından şüpheli sıfatıyla alınan ifadesinde özetle; adli rapor için gelindiğinde kişinin genel vücut muayenesini yaparak gerekli raporu düzenlediğini, mesleğinde gerekli titizliği ve hassasiyeti gösterdiğini, daha önce böyle bir suçlamayla karşılaşmadığını, suçlamaları kabul etmediğini beyan etmiştir. Doktor A. kovuşturma aşamasında 4/3/2004 tarihinde verdiği savunmasında özetle Savcılık ifadesi aşamasında vakayı hatırlayamadığını, daha sonra düşündüğünü ve vakaları incelediğini, adı geçen kişiyi ve yaptığı muayeneyi hatırladığını, anılan kişiyi (başvurucu) usulüne uygun olarak muayene ettiğini; başvurucunun, duvara çarpası nedeniyle kolunda hareket kısıtlığı olduğunu beyan ettiğini fakat muayenesinde herhangi bir bulguya rastlamadığını, olay yeni olduğu için birkaç gün sonra bulguların ortaya çıkabileceğini ve böyle bir durum olursa yeniden muayene yaptırmasını önerdiğini, Savcılık ifadesinde bir yanlış anlaşılma olduğunu, adli muayeneleri mutlaka usulüne uygun ve kapısı kapalı muayene bölümünde yaptıklarını, başvurucunun da tüm vücut muayenesini yaptığını darp ve cebir izine rastlamadığını beyan etmiştir. Başvurucu vekilinin sorusu üzerine kişiyi tamamen soyarak değil, sırasıyla tüm vücut bölgeleri görülecek şekilde elbiseleri kaldırarak muayene ettiklerini ifade etmiştir. Doktor F.S. kovuşturma aşamasında verdiği savunmasında özetle suç tarihinde Çorum Devlet Hastanesi Acil servisinde görevli olduğunu, adli konularda rapor için gelen kişinin genel vücut muayenesini yaparak adli raporunu tanzim ettiğini, olaya ilişkin yazdığı raporda adı geçen Feride Kaya'yı adli rapor için genel vücut muayenesi yaptığını ve raporuna darp ve cebir izine rastlamadığından raporunu bu şekilde verdiğini, bu şekilde kendisinin Çorum Devlet Hastanesinde yüzlerce rapor verdiğini ve hiçbir şekilde şikâyete rastlamadığını, meslek hayatında sıkıntı olmaması için meslek kurallarına riayet ettiğini, raporunu gördüğü şeyler hakkında verdiğini, olmayan bir şey hakkında rapor düzenleyemeyeceğini zaten bunun suç olduğunu bildiğini, müştekinin iddiasının yersiz olduğunu, suçu kabul etmediğini beyan etmiştir. Kovuşturma aşamasında 23/2/2006 tarihli duruşmada tanık sıfatıyla beyanı alınan F.Y özetle anılan dönemde hastanede hemşire olarak görev yaptığını, başvurucuyu hatırladığını, doktor tarafından kendisi ve G.T. adlı bir başka hemşirenin bulunduğu ortamda muayene yapılarak rapor düzenlendiğini, Jandarmaların koridorda beklediklerini, kendisinin başvurucunun soyunmasına giyinmesine yardımcı olduğunu, herhangi bir morarma şişlik benzeri bir şey görmediğini, başvurucunun doktora kolunu oynatamadığını söylediğini, doktorun harici muayene yaptığını, herhangi bir şey tespit edemediğini, şikâyetleri geçmezse fizik tedaviye başvurabileceğini söylediğini beyan etmiştir. Kovuşturma aşamasında 11/5/2006 tarihli duruşmada tanık sıfatıyla beyanı alınan G.K. özetle Ceza İnfaz Kurumunda bulunduğu dönemde başvurucunun yanında iki kişi ile birlikte Ceza İnfaz Kurumuna getirildiğini, başvurucunun oldukça kötü durumda olduğunu, vücudunun çeşitli yerlerinde kollarında ve omuzlarında aşırı morarmalar olduğunu, parmak uçlarında morartılar olduğunu, günlük olağan işlerini dahi yapamadığını, banyosunu arkadaşlarının yaptırdığını, gelen diğer iki kişide herhangi bir iz olmadığını beyan etmiştir. Kovuşturma aşamasında tanık sıfatıyla beyanı alınan özetle kendisinin anılan tarihte Çorum Kapalı Cezaevinde hükmen tutuklu olduğunu, başvurucunun işlemiş olduğu siyasi bir suç nedeniyle kendi koğuşlarına geldiğini, başvurucu koğuşa geldiğinde arkadaşı hükümlü B. ile konuştuğunu ve B.nin başvurucunun vücudunda, kolları ve bacaklarının dizden aşağı kısımlarında morarmalar olduğunu, gece uykusunda bağırdığını ve karakolda işkence gördüğünü kendisine söylediğini, başvurucu ile karşılıklı konuşmadığını ancak başvurucunun karakolda iken vücuduna elektrik verildiğini söyleyip durduğuna dair konuşmaları duyduğunu beyan etmiştir. Kovuşturma aşamasında tanık sıfatıyla beyanı alınan B. özetle anılan tarihlerde Çorum Cezaevinde hükümlü olarak bulunduğunu, aradan epey zaman geçtiğini, hatırladığı kadarıyla o tarihte tutuklanarak cezaevine getirilip kendi koğuşlarına konan başvurucunun bir kolunda, bacağında çok az bir morarma olduğunu, bu durumu kendisine sormadığını, önce yatağına oturduğunu, suçunun ne olduğunu sorduklarında siyasi dediğini, muhtemelen bir ağrısı olması nedeniyle sızlanmaya başladığını, kolunu tuttuğunu, o sırada yanında bulunan nin ne oldu diye sorduğunu, başvurucunun polisler bana işkence yaptı dediğini, müştekinin banyo yapmak istediğini, diğer hükümlü ile birlikte başvurucuyu banyo yaptırmak üzere banyoya götürdüklerini, müştekinin sadece kolunda ve ayağında morarma olduğunu, elbiselerini çıkardığında kolunda ve ayağında mevcut olan çok hafif morarma dışında vücudunun diğer bölgelerinde herhangi bir morarma görmediklerini beyan etmiştir. iii. Kovuşturma Aşaması Sonucunda Verilen Kararlar Çorum Ağır Ceza Mahkemesi, 24/11/2011 tarihli ve E.2003/311, K.2011/332 sayılı kararıyla sanık savunmaları, müşteki ve tanık beyanları, İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığı İhtisas Kurulu'nun 9/2/2009 tarihli 2008/73785-5789 sayılı raporu ve İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı'nın 1/7/2011 tarih 2011/176-sayılı raporu değerlendirerek başvurucunun gözaltında kaldığı 27/9/2002 - 29/9/2002 tarihleri arasında kötü muameleye maruz kaldığı hususunun kabulünün gerektiği ancak katılana kötü muamelede bulunan kişilerin sanık jandarma S.K. ve N.Ş. olduğuna dair tam bir kanaat oluşmadığı, bu hususun şüpheli kaldığı anlaşıldığından “Şüpheden sanık yararlanır.” evrensel ilkesi gereğince sanıkların üzerlerine atılı suçtan ayrı ayrı beraatlarına, sanık doktorların üzerlerine atılı görevi kötüye kullanmak suçunun sanık lehine olan zamanaşımı süresinin 7 yıl 6 ay olduğu, suç tarihinin 29/9/2002 tarihi olduğu gözönüne alındığında karar tarihi itibariyle zamanaşımı süresi dolduğunu belirterek davanın ortadan kaldırılmasına hükmetmiştir. Yargıtay Ceza Dairesi, 12/12/2012 tarihli ve E.2012/29974, K.2012/37883 sayılı ilamıyla sanık doktorlar yönünden hüküm fıkrasında yer alan "ortadan kaldırılmasına" ibaresi çıkarılıp yerine "kamu davasının düşürülmesine" denilmek suretiyle hükmün düzeltilerek onanmasına, sanık jandarma görevlileri yönünden hükmün bozulmasına karar vermiştir. Anılan karar başvurucuya 27/2/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 29/3/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Sanık doktorlar yönünden zamanaşımı nedeniyle düşme kararı kesinleşmiş olup yargılama, sanık jandarma görevlileri S.K. ve N.Ş. yönünden devam etmektedir.B. İlgili Hukuk 13/03/1926 tarihli ve 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu’nun maddesi şöyledir: “Yasada yazılı hallerden başka hangi nedenle olursa olsun görevini kötüye kullanan memur derecesine göre bir yıldan üç yıla kadar hapsolunur. Cezayı hafifletici nedenlerin bulunması halinde altı aydan bir yıla kadar hapis ve her iki halde ikibin liradan onbin liraya kadar ağır para cezasiyle cezalandırılır. Ayrıca memuriyetten süreli veya temelli olarak yoksun kılınır.” 765 sayılı mülga Kanun’un maddesi şöyledir:“Kanunda başka türlü yazılmış olan ahvalin maadasında hukuku amme davası:4-Beş seneden ziyade olmamak üzere ağır hapis veya hapis yahud sürgün veya hidematı ammeden muvakkaten mahrumiyet cezalarını ve ağır para cezasını müstelzim cürümlerde beş sene,… geçmesile ortadan kalkar.” 765 sayılı mülga Kanun’un maddesi şöyledir:“…Eğer müruru zamanı kesen muameleler müteaddid ise müruru zaman bunların en sonuncusundan itibaren tekrar işlemeğe başlar. Ancak bu sebepler müruru zaman müdetini 102 nci maddede ayrı ayrı muayyen olan müddetlerin yarısının ilavesile baliğ olacağı müddetten fazla uzatamaz.”