1. Hukuk Dairesi 2013/13015 E. , 2013/16746 K. "" MAHKEMESİ : KAHTA 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 15/01/2013 Yanlar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın kabulüne ve davalı H.hakkında karar verilmesine yer olmadığına ilişkin olarak verilen karar davalı H. ve dahili davalı C. vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi. raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüld…
**1. Hukuk Dairesi 2013/13015 E. , 2013/16746 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : KAHTA 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 15/01/2013 Yanlar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın kabulüne ve davalı H.hakkında karar verilmesine yer olmadığına ilişkin olarak verilen karar davalı H. ve dahili davalı C. vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi. raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü; Dava, hile hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve mirasçılar adına tescil isteğine ilişkindir. Mahkemece,davanın kabulüne;davalı H. hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; davacılar ve davalılar ile dava dışı mirasçı Fadile'nin 15.02.2008 tarihli 1051 ve 1052 yevmiye nolu genel vekaletnameler ile amcaları olan Ali'yi vekil tayin ettikleri,bu vekaletnameler kullanılarak muris N.F.'dan intikal eden dava konusu 306 ada 11 ve 308 ada 28 parsel sayılı taşınmazlar ile yine muristen intikal eden dava dışı 308 ada 25 ve 26 parsel,759 parsel ile 400 numaralı parseldeki murisin ½ payını 27.02.2008 tarihinde satış suretiyle eşit hisselerle davalılara devredildiği, yargılama sırasında davalı H.'nin dava konusu taşınmazlardaki payını 04.02.2010 tarihinde 3. kişi H. T.'ya;onun da 24.03.2010 tarihinde 3. kişi C.C.'a satış suretiyle temlik ettiği, davacının da seçimlik hakkını taşınmazın aynına yönelik olarak kullandığı ve 3. kişi C.'ın davalı olarak davaya dahil edildiği anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere; tarafların tüm delilleri toplanıp, tetkik edildikten, son sözleri dinlenip duruşmanın bittiği bildirildikten sonra hakimin, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun (HUMK) 388., 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun (HMK) 298. maddesi uyarınca kararı gerekçesi ile birlikte (tam olarak) yazması ve hüküm sonucunu 1086 sayılı HUMK'nn 389., yine 6100 sayılı HMK.'nun 298. maddesinde öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır. Ne var ki, uygulamada 1086 sayılı HUMK'nun 381. maddesinin son fıkrası ve 6100 sayılı HMK'nun 294.maddesinin 4. fıkrasının verdiği imkandan yararlanılarak bazı zorunlu nedenlerle sadece hükmün sonucu tutanağı geçirilip tefhim edilmekte, gerekçeli karar daha sonra yazılabilmektedir. İşte bu gibi hallerde, daha sonra yazılan gerekçeli kararın, tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkca gösteren tefhim ile aleniyet ve hukuki varlık kazanan kısa karara uygun olması zorunludur. Esasen kısa kararı yazıp, tefhim etmekle davadan elini çekmiş olan hakimin, artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak yoktur. Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili olması, yargılamanın aleniyeti, kararların alenen tefhim edilmesine ilişkin Anayasanın l4l. maddesi ile HUMK.'nun yukarıda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir.