Başvuru, tanıklık etme yükümlülüğünü yerine getirmesini sağlamak amacıyla kişinin disiplin hapsine tabi tutulması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğin iddiasına ilişkindir.
Başvuru, tanıklık etme yükümlülüğünü yerine getirmesini sağlamak amacıyla kişinin disiplin hapsine tabi tutulması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğin iddiasına ilişkindir. Başvuru 2/5/2019 tarihinde yapılmıştır. Komisyon başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne ve başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve ekleri ile Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir: İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, öncesinde Silivri Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda infaz ve koruma memuru olarak görev yapan başvurucu hakkında Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) üyesi olduğu iddiasıyla kamu davası açmıştır. Yargılamayı yürüten İstanbul Ağır Ceza Mahkemesince (Ceza Mahkemesi) 21/12/2017 tarihinde, başvurucunun isnat edilen suç nedeniyle neticeten 8 yıl 9 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir. Ceza Mahkemesince verilen karara göre başvurucu, başka eylemler yanında örgüt üyelerini dinî sohbet kisvesi altında düzenlenen örgütsel toplantılara çağırmış ve toplantıya katılan örgüt üyelerinden kurban parası vb. adlarla örgüte para toplamıştır. Başvurucu, yargılama sürecinde kendisine isnat edilen suçlamayı kabul etmemiştir. Adıyaman Cumhuriyet Başsavcılığı tespit edilemeyen bir tarihte, 2009-2015 yılları arasında Silivri Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda infaz koruma memuru olarak görev yapan Ş. hakkında silahlı terör örgütüne (FETÖ/PDY) üye olma suçundan soruşturma başlatmıştır. Ş. bu soruşturma kapsamında alınan 17/5/2018 tarihli kolluk ifadesinde bir dershanede öğretmen olarak çalışan H.K. tarafından yapılan sohbetlere başvurucunun da katıldığını beyan etmiş, ayrıca fotoğraflarından başvurucu ile Mu.Ş.yi H.K.nın yaptığı sohbetlere gelen kişiler olarak teşhis etmiştir. Hakkındaki mahkûmiyet kararına karşı başvurucunun yaptığı istinaf başvurusu, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesince (Ceza Dairesi) 30/8/2018 tarihinde esastan reddedilmiştir. Ceza Dairesi başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir. Mu.Ş. hakkında silahlı terör örgütüne (FETÖ/PDY) üye olma suçundan soruşturma yürüten Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) 19/3/2019 tarihinde, Ş.nin beyan ve teşhisleri doğrultusunda Mu.Ş. ile H.K. yönünden başvurucuyu Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla tanık olarak dinlemek istemiştir. Başsavcılıkça düzenlenen tutanağa göre ifade öncesinde başvurucuya başka hususlar yanında kendisini veya 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun maddesinin (1) numaralı fıkrasında sayılan kişileri (Bu kişiler; şüpheli veya sanığın nişanlısı, evlilik bağı kalmasa bile şüpheli veya sanığın eşi, şüpheli veya sanığın kan hısımlığından ya da kayın hısımlığından üst soy veya alt soyu,şüpheli ya da sanığın üçüncü derece dâhil kan veya ikinci derece dâhil kayın hısımları, şüpheli veya sanıkla aralarında evlatlık bağı bulunanlardır.) ceza kovuşturmasına uğratabilecek nitelikte olan sorulara cevap vermekten çekinebileceği hatırlatılmış ancak tanıklıktan sebepsiz yere çekilmesinin sonuçları bildirilmemiştir. Başvurucu, tanıklık yemini de etmesine rağmen tanık sıfatıyla ifade vermek istemediğini beyan etmiştir. Başsavcılık aynı tarihte, tanıklıktan çekinebilecek kişilerden olmamasına rağmen tanıklık yapmadığı gerekçesiyle sulh ceza hâkimliğinden başvurucu hakkında disiplin hapsi kararı vermesini istemiştir. Bu istemle ilgili yazının ilgili kısmı şöyledir: “... [T]anık Yakup Güneş infaz koruma memuru olup [H.K.] ve infaz koruma memuru şüpheli [Mu.Ş.] hakkında tanık olarak beyanı alınmak istendiği, fakat beyan vermediği, şüphelimiz [Mu.Ş.] ve tanık Yakup Güneş’in birlikte aynı dönemde Silivri Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda infaz koruma memuru olarak çalıştıkları, Yakup Güneş’in [İstanbul] Ağır Ceza Mahkemesi[nin] ... kararı ile ... 8 Yıl 9 Ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, tanık Yakup Güneş’in 5271 sayılı CMK 45 ve 48 maddesi kapsamında bulunmadığı, buna rağmen tanık Yakup Güneş’in tanıklık yapmadığı... [anlaşılmıştır.]” Başsavcılığın talebi üzerine Şanlıurfa Sulh Ceza Hâkimliği (Hâkimlik) 22/3/2019 tarihinde SEGBİS aracılığıyla başvurucunun beyanını almıştır. Başvurucu verdiği beyanda Başsavcılıkça düzenlenen tutanağın içeriğini kabul etmediğini ve ifade vermesi hâlinde aleyhine sonuç doğabileceğinden dolayı yasal hakkını kullanarak tanıklıktan çekindiğini söylemiştir. Hâkimlik, tanıklıktan yasal bir sebep olmadan çekindiği gerekçesiyle başvurucunun otuz gün disiplin hapsiyle cezalandırılmasına ve tanıklık etmesi hâlinde derhâl salıverilmesine karar vermiştir. Başvurucunun anılan karara yönelik itirazı 3/4/2019 tarihinde Şanlıurfa Sulh Ceza Hâkimliğince reddedilmiştir. Başvurucu hakkında verilen disiplin hapsi 2/4/2019-2/5/2019 tarihleri arasında yerine getirilmiş, başvuru 2/5/2019 tarihinde yapılmıştır. Başvurucunun Ceza Dairesi kararına karşı yaptığı temyiz başvurusunun(kapatılan) Yargıtay Ceza Dairesince 25/1/2021 tarihinde reddedilmesi üzerine başvurucu hakkındaki mahkûmiyet kararı kesinleşmiştir. A. Ulusal Hukuk 5271 sayılı Kanun’un “Tanıkların çağrılması” kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir: “(1) Tanıklar çağrı kâğıdı ile çağrılır. Çağrı kâğıdında gelmemenin sonuçları bildirilir. Tutuklu işlerde tanıklar için zorla getirme kararı verilebilir. Karar yazısında bu yoldan getirilmenin nedenleri gösterilir ve bunlara çağrı kâğıdı ile gelen tanıklar hakkındaki işlem uygulanır.... (5) Bu madde hükümleri, kişinin ancak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme önünde tanık olarak dinlenmesi halinde uygulanabilir.” 5271 sayılı Kanun’un “Çağrıya uymayan tanıklar” kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir: “Usulüne uygun olarak çağrılıp da mazeretini bildirmeksizin gelmeyen tanıklar zorla getirilir... Zorla getirme kararı; telefon, telgraf, faks, elektronik posta gibi iletişim bilgilerinin dosyada bulunması hâlinde bu araçlardan yararlanılmak suretiyle de tanığa bildirilir.” 5271 sayılı Kanun’un maddesinin (1) numaralı fıkrasında şüpheli veya sanıkla olan yakınlığı nedeniyle tanıklıktan çekinebilecek kişiler sayılmıştır. Aynı Kanun’un maddesinde ise meslek ve sürekli uğraşıları sebebiyle tanıklıktan çekinebilecek kişiler ile ilgili düzenlemeye yer verilmiştir. 5271 sayılı Kanun’un “Kendisi veya yakınları aleyhine tanıklıktan çekinme” kenar başlıklı maddesi şöyledir: “Tanık, kendisini veya 45 inci maddenin birinci fıkrasında gösterilen kişileri ceza kovuşturmasına uğratabilecek nitelikte olan sorulara cevap vermekten çekinebilir. Tanığa cevap vermekten çekinebileceği önceden bildirilir.” 5271 sayılı Kanun’un “Tanıklıktan çekinme sebebinin bildirilmesi” kenar başlıklı maddesi şöyledir: “Mahkeme başkanı veya hâkim veya Cumhuriyet savcısı tarafından gerekli görüldüğünde 45, 46 ve 48 inci maddelerde gösterilen hâllerde tanık, tanıklıktan çekinmesinin dayanağını oluşturan olguları bildirir ve bu hususta gerektiğinde kendisine yemin verdirilir.” 5271 sayılı Kanun’un maddesinde hangi tanıkların yeminsiz dinleneceği, maddesinde maddenin (1) numaralı fıkrasına göre tanıklıktan çekinme hakkına sahip olan ancak hakkını kullanmayan kişinin yemin etmekten çekinebileceği, maddesinde tanıkların dinlenilmesi, maddesinde tanığa görevinin öneminin anlatılması ile ilgili hususlar, , ve maddelerde sırasıyla tanıklara yemin verdirilmesi, yeminin biçimi ve yeminin yerine getirilmesi, sağır veya dilsizin yemini ile ilgili konular ve maddesinde tanığa söylenecek şeyler ile sorulacak sorular düzenlenmiştir. 5271 sayılı Kanun’un “Tanıklıktan ve yeminden sebepsiz çekinme” kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir: “(1) Yasal bir sebep olmaksızın tanıklıktan veya yeminden çekinen tanık hakkında, bundan doğan giderlere hükmedilmekle beraber, yemininin veya tanıklığının gerçekleştirilmesi için dava hakkında hüküm verilinceye kadar ve her hâlde üç ayı geçmemek üzere disiplin hapsi verilebilir. Kişi, tanıklığa ilişkin yükümlülüğüne uygun davranması halinde, derhâl serbest bırakılır. (2) Bu tedbirleri almaya naip hâkim ve istinabe olunan mahkeme ile soruşturma evresinde sulh ceza hâkimi yetkilidir. (3) Davanın görüldüğü sırada bu tedbirler alındıktan ve yukarıdaki süreler suçun türüne göre tümüyle uygulandıktan sonra o dava veya aynı işe ilişkin diğer davada tekrar edilmez. (4) Disiplin hapsi kararına itiraz edilebilir.” 5271 sayılı Kanun’un “İtirazın kararın yerine getirilmesinde etkisi” kenar başlıklı maddesi şöyledir: “1) İtiraz, kararın yerine getirilmesinin geri bırakılması sonucunu doğurmaz. (2) Ancak, kararına itiraz edilen makam veya kararı inceleyecek merci, geri bırakılmasına karar verebilir.” 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun maddesine göre yalan tanıklık, hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkûmiyeti gerektiren bir suçtur. 5237 sayılı Kanun’un “Şahsi cezasızlık veya cezanın azaltılmasını gerektiren sebepler” kenar başlıklı maddesi şöyledir: “(1) Kişinin;a) Kendisinin, üstsoy, altsoy, eş veya kardeşinin soruşturma ve kovuşturmaya uğramasına neden olabilecek bir hususla ilgili olarak yalan tanıklıkta bulunması,b) Tanıklıktan çekinme hakkı olmasına rağmen, bu hakkı kendisine hatırlatılmadan gerçeğe aykırı olarak tanıklık yapması,Halinde, verilecek cezada indirim yapılabileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir. (2) Birinci fıkra hükmü, özel hukuk uyuşmazlıkları kapsamında yapılan yalan tanıklık hallerinde uygulanmaz.”B. Uluslararası Hukuk Özgürlük ve Güvenlik Hakkı Yönünden Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) “Özgürlük ve güvenlik hakkı” kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:“ Herkes özgürlük ve güvenlik hakkına sahiptir. Aşağıda belirtilen haller dışında ve yasanın öngördüğü usule uygun olmadan hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz:...b) Kişinin, bir mahkeme tarafından yasaya uygun olarak verilen bir karara uymaması sebebiyle veya yasanın öngördüğü bir yükümlülüğün uygulanmasını sağlamak amacıyla yasaya uygun olarak yakalanması veya tutulması;...” Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre kişinin bir mahkeme tarafından kanuna uygun olarak verilen bir karara uymaması nedeniyle özgürlükten yoksun bırakılması yakalanan ya da tutulması kişinin mahkeme kararına uyma imkânına sahip olmasına rağmen uymadığı varsayımını yansıtmaktadır (Beiere/Letonya, B. No: 30954/05, 29/11/2011, § 49). Bu bakımdan kişiler bilgilendirilmedikleri mahkeme kararlarına uymadıkları için sorumlu tutulamaz(Beiere/Letonya, § 50). Bir kişinin en azından mahkeme kararından usulüne uygun olarak haberdar edildiğinde ve zımnen veya açıkça ona uymayı reddettiğinde emre uyma fırsatına sahip olduğu düşünülebilir (Petukhova/Rusya, B. No: 28796/07, 2/5/2013, § 58). Mahkeme kararının varlığından önce kişinin belirli bir tedbire uymayı veya belirli bir yöntemi izlemeyi reddetmesinin mahkeme emrine riayete ilişkin kararlarda karine niteliğinde herhangi bir değeri yoktur (Petukhova/Rusya, § 59). Kişinin mahkeme tarafından yasaya uygun olarak verilen karara uymasıyla birlikte tutmanın dayanağı kalmaz (Velinov/Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyeti, B. No: 16880/08, 19/9/2013, § 55). Ulusal makamlar, demokratik bir toplumda mahkeme kararının yerine getirilmesini sağlamanın önemi ile özgürlük ve güvenlik hakkının önemi arasında bir denge kurmalıdır. Bu tür durumlarda kararın amacı, karara uymanın mümkün olup olmadığı ve tutulma süresi gibi hususlar dikkate alınmalıdır. Orantılılık konusu, olayların bütününde özel bir önem taşımaktadır (Gatt/Malta, B. No: 28221/08, 27/7/2010, § 40). AİHM’in konuyla ilgili içtihadına göre bir kimsenin kanunun öngördüğü bir yükümlülüğün uygulanmasını sağlamak amacıyla kanuna uygun olarak yakalanması veya tutulması bağlamında yakalanmasının veya tutulmasının hukuka uygun olup olmadığının değerlendirilmesinde gözetilmesi gereken hususlar şunlardır: i. İlgili kişinin yerine getirmesi gereken ancak yerine getirmediği, Sözleşme’yle uyumlu, somut ve belirli bir yükümlülük bulunmalı; yakalama veya tutulma cezalandırmaya değil bu yükümlülüğün yerine getirilmesini sağlamaya yönelik olmalı ya da buna doğrudan katkı sağlamalıdır. Dolayısıyla yükümlülük yerine getirilir getirilmez yakalama veya tutmanın dayanağı kalmaz (Vasileva/Danimarka, B. No: 52792/99,25/9/2003, § 36; S., ve A./Danimarka [BD], B. No: 35553/12, 36678/12 ve 36711/12, 22/10/2018, §§ 80, 81).ii. Kanunun öngördüğü bir yükümlülüğün uygulanmasını sağlamak amacıyla kanuna uygun olarak yakalanması veya tutulması ifadesinin geniş bir biçimde yorumlanması, hukukun üstünlüğü kavramı ile uyumsuz olan sonuçları beraberine getirir ve kişilerin keyfî olarak özgürlüklerinden yoksun bırakılması riskini içerir. Bu nedenle örneğin bir vatandaşı kanuna itaat etme genel görevini yerine getirmeye zorlamak amacıyla idari gözaltı uygulamasını haklı göstermez (S., ve A./Danimarka, § 83).iii. Yükümlülüğün içeriği ve böyle bir yükümlülüğün ifası ile yerine getirilmesi için izlenecek usul konusunda iç hukuk dikkate alınmalıdır (Rozhkov/Rusya (2), B. No: 38898/04, 31/1/2017, § 89).iv. Kanuna göre gerekli olan yükümlülük daha hafif araçlarla yerine getirilmemeli (Khodorkovskiy/Rusya, B. No: 5829/04, 31/5/2011, § 136) ve özgürlükten mahrumiyet başvurulması gereken son çare olmalıdır (Saadi/Birleşik Krallık [BD], B. No:13229/03, 19/1/2008, § 70). v. Demokratik bir toplumda söz konusu yükümlülüğün derhâl yerine getirilmesini sağlamanın önemi ile özgürlük ve güvenlik hakkının önemi arasında bir denge kurulmalıdır. Dengenin kurulup kurulmadığının değerlendirilmesinde gözönünde bulundurulması gereken etkenler ilgili mevzuattan doğan yükümlülüğün niteliği, bunun altında yatan konu ve amaç, alıkonulan kişi ve alıkonulmaya yol açan özel koşullar ile alıkonulma süresidir (S., ve A./Danimarka, § 82; Bereza/Ukrayna, B. No: 67800/12, 4/3/2021, § 24). Yükümlülükle ilgili hukuki düzenleme bir hâkim veya mahkemeden karar alınması gerekliliğini içeriyor ise bir mahkeme tarafından kanuna uygun olarak verilen bir karara uyulmaması nedeniyle yakalama veya tutma söz konusudur (Beiere/Letonya, § 48; Trutko/Rusya, B. No: 40979/04, 6/12/2016, § 34). AİHM; Iliya Stefanov/Bulgaristan (B. No: 65755/01, 22/5/2008) başvurusunda tanığın polis karakolunda ifadesi alınmak üzere tutulmasının, Khodorkovskiy/Rusya başvurusunda ise yapılan çağrıya uymayan tanığın soruşturmacı tarafından verilen zorla getirme kararına dayanılarak ifadesi alınmak üzere yakalanarak tutulmasının Sözleşme’ye uygunluğu meselesini Sözleşme’nin maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendi kapsamında ve kanunun öngördüğü bir yükümlülüğün uygulanmasını sağlamak amacıyla kanuna uygun olarak yakalanması veya tutulması bağlamında ele almıştır. Susma Hakkı ile Kendini Suçlamama Hakkı (Ayrıcalığı) Yönünden Sözleşme’nin adil yargılanma hakkını güvence altına alan maddesinde özel olarak belirtilmemesine rağmen sessiz kalma hakkı ile kendini suçlamama ayrıcalığı, adil bir usul kavramının merkezinde yer alan ve genel olarak tanınan uluslararası standartlardır. Bu ayrıcalık, şüphelilerin/sanıkların yetkililer tarafından uygunsuz şekilde zorlanmaya karşı korunmalarını sağlayarak adalet yanlışlarından kaçınmaya ve maddenin amaçlarını güvence altına almaya katkıda bulunur (John Murray/Birleşik Krallık [BD], B. No: 18731/91, 8/2/1996, § 45).Kamu yararına ilişkin kaygılar, Sözleşme’nin maddesi ile güvence altına alınan kendini suçlamama ayrıcalığı da dâhil olmak üzere bir başvurucunun savunma haklarının özünü ortadan kaldıran tedbirleri haklı gösteremez (Bykov/Rusya [BD], B. No: 4378/02, 10/3/2009, § 93). Kendini suçlamama hakkı, öncelikle suçlanan kişinin sessiz kalma iradesine saygı gösterilmesiyle ilgilidir ve bir ceza davasında iddia makamının sanığın iradesini hiçe sayarak zorlama veya baskı yöntemleriyle elde edilen delillere başvurmaksızın sanık aleyhindeki davayı kanıtlamaya çalışmasını gerektirir (Bykov/Rusya, § 92). Kendini suçlamama ayrıcalığının kendini suçlayıcı bir ifadenin verilmesine karşı değil zorlama veya baskı yoluyla delil elde edilmesine karşı koruma sağladığını kabul etmek önemlidir. Kendini suçlamama ayrıcalığına riayet edilip edilmediğine ilişkin endişelere yol açan şey, zorlamanın varlığıdır. Bu konuda değerlendirme yapılırken delilin elde edilmesinde kullanılan zorlamanın niteliği ve derecesi dikkate alınmalıdır. AİHM, içtihadı aracılığıyla, maddeyi ihlal eden uygunsuz zorlamaya ilişkin endişelere yol açan en az üç tür durum tespit etmiştir: Birincisi bir şüphelinin yaptırım tehdidi altında ifade vermeye zorlandığı ve bunun sonucunda ifade verdiği veya ifade vermeyi reddettiği için yaptırıma maruz kaldığı hâldir. İkincisi gerçek delil veya ifade elde etmek için genellikle Sözleşme’nin maddesini ihlal eden muamele şeklinde fiziksel veya psikolojik baskı uygulanmasıdır. Üçüncüsü ise yetkililerin sorgulama sırasında elde edemedikleri bilgileri elde etmek için hileye başvurmalarıdır (Ibrahim ve diğerleri/Birleşik Krallık [BD], B. No: 50541/08, 50571/08, 50573/08, 40351/09, 13/9/2016, § 267). Zorlama altında alınan ve görünüşte suçlayıcı nitelikte olmayan ifadeler, örneğin suçtan arındırıcı ifadeler veya sadece olgusal sorulara ilişkin bilgiler, ceza yargılamalarında soruşturma/kovuşturma dosyasını desteklemek için sözgelimi şüphelinin/sanığın diğer ifadeleriyle ya da yargılama sırasında verdiği ifadelerle çelişmek veya bunlara şüphe düşürmek veya başka bir şekilde güvenilirliğini zayıflatmak için kullanılabilir. Bu nedenle kendini suçlamaya karşı ayrıcalık, doğrudan suçlayıcı ifadelerle sınırlandırılamaz (Ibrahim ve diğerleri/Birleşik Krallık, § 268). Bununla birlikte söz konusu ayrıcalık, zor kullanmaya ilişkin yetkilerin kullanılması yoluyla şüpheliden/sanıktan elde edilebilen ancak şüphelinin/sanığın iradesinden bağımsız bir varlığa sahip olan, diğerlerinin yanı sıra, bir arama emri uyarınca elde edilen belgeler, nefes, kan ve idrar örnekleri ile DNA testi amacıyla vücut dokusu gibi materyallerin ceza yargılamasında kullanılmasını kapsamamaktadır (Saunders/Birleşik Krallık, B. No: 19187/91, 17/12/1996, § 69). Kendini suçlamama hakkı mutlak değildir. Uygulanan zorlamanın derecesi, kendini suçlamama ayrıcalığının özünü yok ettiği durumlarda madde ile bağdaşmayacaktır ancak her doğrudan zorlama, kendi kendini suçlamama ayrıcalığının özünü yok etmeyecek, dolayısıyla maddenin ihlaline yol açmayacaktır. Bu bağlamda önemli olan, zorlama altında elde edilen delillerin ceza yargılaması sırasında ne şekilde kullanılacağıdır (Ibrahim ve diğerleri/Birleşik Krallık,§ 269).