Başvuru, bir kısım avukatın gözaltına alınmasını protesto etmek amacıyla İstanbul Adliyesi içinde toplanan, başvurucunun da aralarında bulunduğu grubapolisin güç kullanması nedeniyle kötü muamele yasağı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru; bir kısım avukatın gözaltına alınmasını protesto etmek amacıyla İstanbul Adliyesi içinde toplanan, başvurucunun da aralarında bulunduğu grubapolisin güç kullanması nedeniyle kötü muamele yasağı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 4/7/2018 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu 6/4/2017 tarihinde, bir kısım avukatın tutukluluğunu protesto etmek amacıyla İstanbul Adliyesi binası içinde toplanan grupla birlikte oturma eylemine katılmıştır. Başvurucu, anılan tarihte Halkların Demokratik Partisi İstanbul milletvekilidir. Başvurucu, müdahalede bulunulmaması için birkaç avukat ile birlikte kolluk amiriyle görüştüğünü ancak müdahalenin gerçekleştiğini belirtmiştir. Gerçekleştirilen eyleme polis müdahale etmiştir. 6/4/2017 tarihli Olay, Yakalama ve Savcı Görüşme Tutanağı şöyledir:" 2017 günü saat: 00’ dan itibaren İstanbul ili İstanbul Adalet Sarayında Çağdaş Avukatlar Grubu tarafından yapılan sosyal medyadaki çağrılar üzerine C Bloktan içeriye girdikten sonda meydanda bulunan heykellerin önünde toplanacaklarını ve heykel önünde nöbet tutacaklarını duyurmaları üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı İdari İşler Müdürlüğünün 2016 tarih ve 2016/3823 Muh. sayılı yazıları ile bilinen yer ve çevresinde diğer unsurlarla birlikte saat: 10/00 itibariyle gerekli güvenlik önlemleri alınmıştır.Alınan bilgi ile ilgili saat: 30 sıralarında Başsavcı Vekili ... telefonla aranarak bilgilendirildiğinde kesinlikle Adliye içi ve heykellerin bulunduğu bölümde herhangi bir eylem amaçlı toplanmaya oturma eylemine vatandaşın giriş çıkışı ve Adliyenin rutin işleyişine engel olacak hareketler ile Basın Açıklamasına izin verilmemesi bu konuda yazılı talimatın da bulunduğunu böyle bir durumda şahısların Çağlayan Meydan olarak bilinen alana çıkarılmasının gerektiğini ve burada isterlerse basın açıklamasında bulunabilecekleri talimatı görevlilerimize verilmiştir.Saat: 50 sıralarında Çağdaş Avukatlar Grubu ile Halkın Hukuk bürosu avukatları ile diğer bağımsız avukatlardan oldukları değerlendirilen yaklaşık 30 kişilik üzerinde avukat cübbesi bulunan grup adliye içerisindeki heykellerin önündeki merdivenlerde oturma eylemi, yapmak için oturmuş, ellerinde döviz şeklinde üzerinde Cumhuriyet Gazetesi davasından tutuklu bulunan şahıslar ile avukatların resimlerinin bulunduğu dövizler taşıyan grup izlemeye alınmış, bu esnada Şişli İlçe Emniyet Müdür Yardımcısı tarafından grubun sözcüsü olduğunu beyan eden bir erkek avukat cübbeli [kişi] ile gerekli ikaz ve uyarıları yaparak, eylemlerinin izinsiz ve yasadışı olduğunu İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca Adliye binası içerisinde herhangi bir eylem, basın açıklaması ve bu amaçla toplanma faaliyetine izin verilmediği, adliye binası dışındaki alanda faaliyet yapabilecekleri yönündeki talimatları ve yapmakta oldukları kanunsuz eylemlerine son vermeleri hususu defaten söylenmesine rağmen grup oturma eylemine devam etmiş, eylemci grubun sayısı yaklaşık 100 kişiyi bulmuş, bunun üzerine içeriye Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü unsurları davet edilerek eylemci grup bir kez daha eylemlerine son vermeleri konusunda uyarılmış, ancak yapılan uyarılar hiçbir şekilde dikkate alınmamış, eylemlerine devam etmişlerdir. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının emri ve talebi gereği ayrıca İstanbul Adalet Sarayı içerisinde huzur ve sükunun sağlanması, Adliyedeki mahkemelerin gürültü ve benzeri şekilde rahatsızlık vererek aksamaması ve adliyeye gelen vatandaşların adliye içerisinde eylemci grubu görerek devlet otoritesinin sarsılmaması için adliye binası içerisindeki gruba müdahale edilmesi gereği hasıl olmuştur. Tarafımızca yapılacak müdahalede öncelikle her hangi bir yaralanma ve istenmeyen olayların yaşanmaması için Çevik Kuvvet personeline eylemci grubun arka tarafından kalkan marifetiyle süpürme olarak tabir edilen şekilde gruba müdahale edilerek eylemci grubun adliye dışına çıkartılması sağlanmak istendiğinde, eylemci grup saldırgan tavırlar sergileyerek görevli polislere karşı direnmeye başlamışlardır. Eylemci grup tarafından aynı zamanda görevli polislere sinkaflı sözler söylemeye başlamışlar ve fiziki olarak görevli polislere saldırmak şeklinde aşırı derecede direnç göstermişler Çevik Kuvvet personeli ellerinde bulunan kalkan ile kendilerini korumaya çalışmışlar ve müdahalede orantılı olarak ... kademeli olarak itekleyerek dışarı çıkarma müdahalesinde güçlerini artırmışlardır. Eylemci grup içerisinden görevli polislere ani bir yumruk tekme şeklinde saldırı başladığında eylemci gruptan yere düşenler olmuş, polise yönelik yapılan bu saldırıda; ... görevli polislerden yaralananlar da olmuştur. Fiziki olarak saldıran grup zorlukla adliye dışarısına çıkarılmış ve bu gruptan Savcı talimatı ile 8 kişi 2017 günü saat: 45 sıralarında yasal hakları yüzlerine karşı okunarak tarafımızca yakalanmışlardır....Adliye binası içerisindeki durumu normal hale getirdikten sonra yakalanan 8 kişi kimlik tespiti için minibüs araç içerisinde bekletildiği esnada Terör ve Örgütlü Suçlar Cumhuriyet Savcısı...' [na] talimatları sorulmuş şahısların gözaltına alınması, olayda yaralanan polislerin doktor raporlarının alınması, olay esnasındaki kamera görüntülerinin temin edilmesi talimatı verilmesi üzerine ... Daha sonra yapılan tespitte eylemci grubun Adliye binası dışarısına çıkartılmak amacı ile ve her hangi bir yaralanma vb. istenmeyen olayın yaşanmaması için süpürme şeklinde tabir edilen ve kalkan marifetiyle dışarı çıkartılmaya çalışılan grubun müdahale esnasında polise yumruklu, tekmeli saldırmaları esnasında eylemci grubun birbirini iterek oluşturdukları kargaşa ile yere düşen ve muhafaza altına alınan kişilerin yaralandıkları tespit edilmiştir...." Başvurucu, toplantının dağıtılması eylemi ile güç kullanımı sırasında şiddete maruz kaldığı iddiasıyla İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunmuştur. Adliyenin güvenlik kameralarının şikâyete konu olaya ilişkin görüntülerini içeren altı DVD ve başvurucunun soruşturma dosyasına sunduğu iki DVD incelenmesi için bilirkişiye verilmiştir. 27/11/2017 tarihli bilirkişi raporunda;i. İstanbul Adalet Sarayı içinde toplu hâlde bulunan avukatların Themis heykeli önünde merdivenlerde oldukları, Çevik Kuvvet polislerinin avukatları iterek merdivenlerde durmalarını engelledikleri ve dışarıya çıkarmak için iterek, çekerek çıkış kapısına doğru uzaklaştırdıkları, avukatların bulundukları yerden ayrılmamak için direndikleri, bazılarının da polisleri ittiği, videolardan anlaşılacağı üzere grubun alkış tuttuğu, Adliyeden çıkmak istemedikleri, dışarı çıkarılamayan bazı avukatların yeniden Themis heykelinin önüne geldiği, bu durumun tekrarlandığı, emniyet görevlilerin tekrar müdahale ettiği,ii. Başvurucunun elinde fotoğraflar tutarak Themis heykelinin önünde beklediği, merdivenlerde oturduğu, orada bulunan avukat ve sivil vatandaşların olduğu grupla hareket ettiği, iii. Grubun kalabalık olması ve emniyet görevlilerinin sayısının fazla olması nedeniyle arbede sırasında müştekinin yaralanıp yaralanmadığının tespit edilemediği,iv. Lacivert kazaklı, saçlarının bir kısmı kırlaşmış, bir kısmı beyaz, sivil giyimli bir şahsın başvurucuyu ittiği belirtilmiştir. Başvurucuya karşı itme eylemini gerçekleştirdiği tespit edilen E.E.nin mülkiye başmüfettişince 17/8/2017 tarihinde beyanı alınmıştır. Beyanın ilgili kısmı şöyledir:"Ben 2017 tarihinde İstanbul Adliyesinde Avukatlar tarafından gerçekleştirilen oturma eylemi nedeni ile alınan tedbirler çerçevesinde kendisine görev verilen Çevik Kuvvet Şube Müdürü [Y] nin koruması olarak bulunuyordum. ... Ben devamlı Çevik Kuvvet Şube Müdürü[Y].ye yakın mesafede hem koruma hem de tahliye işlemlerine yardımcı olma görevi ifa ediyordum. ... Bana izletmiş olduğunuz videoda söz konusu kadını iteler şekilde görünen görüntü, kadının yine bahsettiğim yaşlı avukatla birlikte [] Müdürüme doğru hamle yapmaları üzerine [] müdürümü koruma güdüsüyle yapılmış bir uzaklaştırma hareketidir. Kesinlikle bedenine zarar verecek şiddette bir hareket yapmadım. Koruma güdüsüyle kendisini uzaklaştırmak amacıyla yaptım... Ben koruması ile mükellef olduğum[] müdüre karşı fiziki bir saldırıyı önlemek için şartlanmış bir vaziyette söz konusu uzaklaştırma hareketini yaptım..." İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 26/3/2018 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:"2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunun maddesi Toplantı veya Gösteri Yürüyüşlerinin Kanuna aykırı olarak başlaması hallerinde; güvenlik kuvvetleri mensuplarına topluluğa dağıtmaları, aksi halde zor kullanılarak dağıtılacakları ihtarında bulunma ve topluluk dağılmazsa zor kullanma yetkisi vermektedir. Bunun yanında 2559 S.Y. m. 16 uyarınca görevlerini yaparken direnişle karşılaşmaları halinde Polisin bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde zor kullanmaya yetkisi bulunmaktadır.Olay tutanağı ve bilirkişi raporu incelendiğinde polis memurlarının, gerek kamu binası içerisinde izinsiz toplantı ve gösteri yapılması yasak yerlerden olması gerekse İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının yukarıda içeriği belirtilen 12/04/2016 tarihli 2016/3823 Muh. Sayılı yazılarındaki talimat uyarınca müştekinin de içerisinde bulunduğu gösterici grubu eylemlerini sonlandırmaları için uyardıkları, toplantı ve gösterilerini adliye binası dışındaki alanda yapabileceklerini söyledikleri, bu şekilde gösterici grubun bir çok defa uyarıldığı, konunun müzakere yoluyla açıklandığı, bu müzakereler sırasında makul bir süre de geçmesine karşın gösterici grubun eylemlerine devam etme ısrarı üzerine görevli polis memurlarının gösterici grubu dağıtmaya başladığı, bir kısım katılımcıların kendiliklerinden olay yerinden ayrıldıkları, bazılarını ise ayrılmamakta ısrar ettikleri, bu şartlar altında yukarıda belirtilen mevzuat uyarınca zor kullanma koşullarının doğduğu, polis memurlarının zor kullanma sınırları içerisinde ittirmek suretiyle katılımcıları adliye dışında çıkartmaya çalıştıkları, müştekilerin direnmelerine karşın bilirkişi raporunda dikkate alındığında zor kullanma sınırının aşıldığına ilişkin bir tespit olmadığı, müştekinin de zor kullanma sınırının aşıldığına dair herhangi bir darp ve cebir raporu ibraz etmediği, yapılan müdahalenin yasal sınırlar içerisinde kaldığı anlaşılmıştır.Yapılan soruşturma sonunda, müştekinin soyut iddiası dışında yukarıda isimleri yazılı polis memurlarının ve diğer görevli polis memurlarının görevlerini kötüye kullanmak suretiyle zor kullandıklarına, zor kullanırken orantılı davranmadıklarına, zor kullanma yetkisinde sınırı aşarak sahip bulundukları nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle müştekiyi kasten yaraladıklarına, ona yönelik hakaret, tehdit, işkence eylemlerinde bulunduklarına ilişkin kamu davası açmak için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilemediği anlaşılmıştır." Başvurucunun yaptığı itiraz, İstanbul Sulh Ceza Hâkimliği tarafından 24/5/2018 tarihinde reddedilmiştir. A. Ulusal Hukuk 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun maddesinin birinci fıkrası şöyledir: “Herkes, önceden izin almaksızın, bu Kanun hükümlerine göre silahsız ve saldırısız olarak kanunların suç saymadığı belirli amaçlarla toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.” 2911 sayılı Kanun’un maddesinin birinci fıkrası şöyledir"(Değişik fıkra: 3/8/2002 tarih ve 4771 sayılı Kanun’un md.) Toplantı yapılabilmesi için, düzenleme kurulu üyelerinin tamamının imzalayacakları bir bildirim, toplantının yapılmasından en az kırksekiz saat önce ve çalışma saatleri içinde, toplantının yapılacağı yerin bağlı bulunduğu valilik veya kaymakamlığa verilir." 2911 sayılı Kanun'un maddesinin birinci fıkrası şöyledir: “Parklarda, mabetlerde, kamu hizmeti görülen bina ve tesislerde ve bunların eklentilerinde ve Türkiye Büyük Millet Meclisine bir kilometre uzaklıktaki alan içinde toplantı yapılamaz." 2911 sayılı Kanun’un maddesinin ilgili kısmı şöyledir: “a) 9 ve 10 uncu madde hükümlerine uygun biçimde bildirim verilmeden veya toplantı veya yürüyüş için belirtilen gün ve saatten önce veya sonra;…e) 20 nci maddedeki yöntem ve şartlara ve 22 nci maddedeki yasak ve önlemlere uyulmaksızın,…Yapılan toplantılar veya gösteri yürüyüşleri Kanuna aykırı sayılır.” 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu’nun maddesinin ilgili kısmı şöyledir: “Polis, görevini yaparken direnişle karşılaşması halinde, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde zor kullanmaya yetkilidir.Zor kullanma yetkisi kapsamında, direnmenin mahiyetine ve derecesine göre ve direnenleri etkisiz hale getirecek şekilde kademeli olarak artan nispette bedenî kuvvet, maddî güç ve kanunî şartları gerçekleştiğinde silah kullanılabilir.İkinci fıkrada yer alan;a) Bedenî kuvvet; polisin direnen kişilere karşı veya eşya üzerinde doğrudan doğruya kullandığı bedenî gücü,...ifade eder.Zor kullanmadan önce, ilgililere direnmeye devam etmeleri halinde doğrudan doğruya zor kullanılacağı ihtarı yapılır. Ancak, direnmenin mahiyeti ve derecesi göz önünde bulundurularak, ihtar yapılmadan da zor kullanılabilir.Polis, zor kullanma yetkisi kapsamında direnmeyi etkisiz kılmak amacıyla kullanacağı araç ve gereç ile kullanacağı zorun derecesini kendisi takdir ve tayin eder. Ancak, toplu kuvvet olarak müdahale edilen durumlarda, zor kullanmanın derecesi ile kullanılacak araç ve gereçler müdahale eden kuvvetin amiri tarafından tayin ve tespit edilir.Polis, kendisine veya başkasına yönelik bir saldırı karşısında, zor kullanmaya ilişkin koşullara bağlı kalmaksızın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun meşru savunmaya ilişkin hükümleri çerçevesinde savunmada bulunur...."B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Ekrem Can ve diğerleri/Türkiye (B. No: 10613/10, 8/3/2022) kararında, İstanbul Sultanahmet Adliyesinde yapılan protesto sırasındaki eylemleri nedeniyle başvurucuların yakalanıp tutuklanarak mahkûm edilmeleri suretiyle yapılan müdahaleyi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) maddesi kapsamında incelemiştir. AİHM müdahalenin iç hukukta hukuki bir temelinin olduğunu ve kamu güvenliği ile başkalarının hak ve özgürlüklerini koruma ve düzensizliği önleme meşru amaçlarını taşıdığını kabul etmiştir. AİHM ayrıca başvurucuların protestolarının kamu yararını ilgilendiren bir konuyla ilgili olmasına rağmen mesajlarını iletme ve Sözleşme'nin maddesi kapsamındaki haklarını kullanma biçimlerinin sadece kamu güvenliğini bozmakla kalmayıp Sultanahmet Adliyesinde bulunan diğer kişilerin hak ve özgürlüklerinin korunması açısından bir risk oluşturduğunu ve aynı zamanda temel bir kamu hizmeti olan adaletin düzenli bir şekilde yürütülmesini de engellediğini belirtmiştir. AİHM bu sebeple mevcut başvurudaki müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyaca da karşılık geldiğini değerlendirmiştir. AİHM'e göre olağan yaşamı ve diğer faaliyetleri içinde bulunulan koşullarda kaçınılmaz olandan daha fazla kesintiye uğratan kanuna aykırı davranışların söz konusu olduğu durumlarda taraf devletlerin bu tür davranışları kısıtlamak için gerekli tedbirleri alma bakımından geniş bir takdir yetkisi bulunmaktadır. AİHM başvurucuların protesto eylemlerini -şiddet içermese de- adaletin düzenli işlemesini ciddi şekilde bozabilecek diğer eylemlerle birlikte bir adliyede gerçekleştirmeleri sebebiyle kamu makamlarının geniş bir takdir yetkisinin bu başvuru bakımından da geçerli olduğunu açıklamıştır. Bununla birlikte söz konusu takdir yetkisinin sınırsız olmadığı ve uygulanan yaptırımların niteliği ile miktarının izlenen amaçla karşılaştırıldığında orantılı olup olmadığının değerlendirileceği ifade edilmiştir. AİHM sonuç olarak adliyedeki protestoların yol açtığı kargaşaya rağmen başvurucuların Sözleşme'nin maddesinin kapsamına giren eylemler temelinde en az 1 yıl 8 ay 14 gün tutuklu kaldıklarına ve başvurucuların her birinin -yalnızca adliyedeki davranışlarından dolayı- oldukça ağır bir hapis cezası olan 1 yıl 8 ay hapis cezasına mahkûm edildiklerine vurgu yaparak müdahalenin ölçüsüz olduğu sonucuna varmıştır. Buna göre AİHM, Sözleşme'nin maddesi ışığında başvurucuların Sözleşme'nin maddesi kapsamındaki toplanma özgürlüğü haklarına yapılan müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olmadığı sonucuna varmıştır.