1. Hukuk Dairesi 2012/10582 E. , 2012/10705 K. MAHKEMESİ : SEYDİŞEHİR ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 10/03/2011 Taraflar arasındaki davadan dolayı Seydişehir Asliye Hukuk Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 10.03.2011 gün ve 2006/538 esas 2011/45 karar sayılı hükmün bozulmasına ilişkin olan 19.03.2012 gün ve 2444-3011 sayılı kararın düzeltilmesi süresinde davacılar vekilince istenilmiş olmakla, dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü: Dava, paydaşlar arasında elatmanın önl…
**1. Hukuk Dairesi 2012/10582 E. , 2012/10705 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : SEYDİŞEHİR ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 10/03/2011 Taraflar arasındaki davadan dolayı Seydişehir Asliye Hukuk Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 10.03.2011 gün ve 2006/538 esas 2011/45 karar sayılı hükmün bozulmasına ilişkin olan 19.03.2012 gün ve 2444-3011 sayılı kararın düzeltilmesi süresinde davacılar vekilince istenilmiş olmakla, dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü: Dava, paydaşlar arasında elatmanın önlenmesi ve ecrimisil isteğine ilişkin olup, yapılan yargılama neticesinde elatmanın önlenmesi isteğinin kabulüne, ecrimisil isteğinin kısmen kabulüne dair verilen mahkeme kararının davalı tarafından temyizi üzerine, Daire bozma kararında özetle, “ paydaşlar arasındaki elatmanın önlenilmesi davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planın olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulması, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terk edildiğinin saptanması, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlığın TMK'nın müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmesi gerektiği, somut olayda; mahkemece intifadan men koşulunun oluştuğu belirlenmek suretiyle bilirkişice belirlenen ecrimisile hükmedilmiş olmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, davalının bu yöne ilişkin temyiz itirazlarının yerinde olmadığı, diğer temyiz itirazlarına gelince; dinlenen tanıklardan S.A.'ın 07.10.2010 tarihinde alınan beyanında “ taşınmaz şu anda boştur ” şeklinde ifade verdiği, davalının da temyiz dilekçesinde taşınmazın davanın büyük bölümünde boş olduğunu bildirmiş olduğu, bu durumda yargılama aşamasında müdahale son bulduğuna göre elatmanın önlenmesi davası yönünden, konusu kalmayan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına şeklinde karar verilmesi gerektiği halde elatmanın önlenmesi yönünde hüküm kurulmuş olmasının doğru olmadığı gibi, kabüle göre de, davacıların ve davalının çekişme konusu taşınmazda paydaş oldukları ve paya vaki el atmanın önlenmesine karar verilmesi gerekirken mutlak olarak el atmanın önlenmesi şeklinde kurulan hükmün de isabetli olmadığı ” gereklerine değinilmek suretiyle bozulduğu anlaşılmaktadır. Gerçekten de; intifadan men koşulunun oluştuğu belirlenmek suretiyle bilirkişilerce belirlenen ecrimisile hükmedilmiş olmasında bir isabetsizlik bulunmaması sebebi ile davalı tarafın bu yöne değinen temyiz itirazlarının yerinde olmadığı ve reddi yönündeki Daire kararında bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Davacılar, kat mülkiyeti kurulu 155 parsel sayılı taşınmazdaki 11 nolu meskenin miras bırakanları Ahmet tarafından davalıya muvazaalı olarak devredildiğini, ancak bu hususta açtıkları tapu iptali ve tescili davasının kabul edilerek taşınmazda davalı ile paydaş kılındıklarını, davalının taşınmazı murisin ölümünden itibaren kiraya vererek kullandığını ileri sürerek, eldeki davayı açmışlar, mahkemece yapılan yargılama neticesinde; elatmanın önlenmesi isteğinin kabulüne karar verilmiştir. Yargılama sırasında dinlenen ve çekişme konusu yerde bir süre kiracı olarak oturduğunu beyan eden tanık M.A.'ın; meskende murisin ölümünden önce oturmaya başladığını, tarafların murisi öldükten sonra davalı ile anlaşarak kullanmaya devam ettiğini, yine taşınmazda son olarak oturduğu anlaşılan M.A.'ın, dava konusu yerin anahtarını davalıdan alarak oturduğunu ve kendi isteği ile taşınmazdan ayrıldığını, ancak anahtarı kimseye vermediğini, halen de kendisin de durduğunu bildirdikleri, buna karşılık kimlik tespitinden davalının oğlu olduğu anlaşılan tanık S. A.'ın çekişmeli bağımsız bölümün boş olduğunu bildirdiği, davalı vekilin de temyiz dilekçesinde taşınmazın boş olduğunu ileri sürdüğü dolayısı ile taşınmazın yargılama sırasında boşaltılıp boşaltılmadığı hususunun tereddütlü olduğu görülmektedir. Hal böyle olunca; yargılama sırasında çekişmeli yere davalının müdahalesinin sona erip ermediğinin ve bu doğrultuda elatma isteğinin konusuz kalıp kalmadığının duraksamaya yer bırakmayacak şekilde belirlenerek hasıl olacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu üzere karar verilmiş olması doğru değildir. Kabüle göre de; davacıların ve davalının çekişme konusu taşınmazda paydaş oldukları ve paya vaki elatmanın önlenmesine karar verilmesi gerekirken mutlak surette el tmanın önlenmesinin hüküm altına alınmış olması da isabetsizdir. Değinilen hususlar, bu kez yapılan inceleme ile anlaşıldığından, davacılar vekilinin karar düzeltme isteğinin 6100 sayılı HMK'nın geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK’nun 440 maddesi gereğince kabulüne, Dairenin 19.03.2012 tarih, 2012/2444 Esas, 2012/3011 Karar sayılı bozma kararının Ortadan Kaldırılmasına, mahkemenin 10.03.2011 tarih, 2006/538 Esas, 2011/33445 Karar sayılı kararının açıklanan bu nedenlerle, (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.'nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 04.10.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.