8. Hukuk Dairesi 2023/1755 E. , 2024/6350 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi SAYISI : 1996/35 E., 2018/1 K. KARAR : Davanın kısmen kabulüne Taraflar arasındaki kadastro tespitine itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonunda Yargıtay (Kapatılan) 7. Hukuk Dairesince, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen ka
**8. Hukuk Dairesi 2023/1755 E. , 2024/6350 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi SAYISI : 1996/35 E., 2018/1 K. KARAR : Davanın kısmen kabulüne Taraflar arasındaki kadastro tespitine itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonunda Yargıtay (Kapatılan) 7. Hukuk Dairesince, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı davalı Hazine temsilcisi tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: K A R A R Kadastro sonucunda Erzincan ili Tercan ilçesi Gedikdere köyü çalışma alanında bulunan 436, 443, 469 ve 738 parsel sayılı 18.000,00, 4250,00, 3250,00 ve 7125,00 m2 yüzölçümündeki taşınmazlar ham toprak niteliğiyle davalı Hazine adına tespit edilmiştir. Davacılar ..., ..., ... ... tarafından tapu kaydına, vergi kaydına ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak taşınmazların adlarına tescili istemiyle dava açmışlar, ... ..., ... ... aynı nedenlerle davaya katılmıştır. İlk Derece Mahkemesince 436, 443, 469 parsel sayılı taşınmazlar hakkında davaların birleştirilerek yapılan yargılama sonunda verilen kısmen kabulüne dair 14.12.1995 tarihli karar, davalı Hazinenin temyizi üzerine ve yine 738 parsel sayılı taşınmaz hakkında ayrı bir dosya üzerinden yapılan yargılama sonunda verilen kısmen kabulüne dair 16.11.1995 tarihli diğer karar, yine davalı Hazinenin temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 7. Hukuk Dairesince ayrı ayrı araştırma ve incelemeye yönelik olarak bozulmuştur. Bozmaya uyularak ve dava dosyalarının birleştirilerek yapılan yargılama sırasında ... 25.08.2000 havale tarihli, ... ve arkadaşları 13.06.2013 havale tarihli, ... Fırat 26.05.2010 havale tarihli dilekçelerle ve aynı nedenlerle kendilerinin de taşınmazlarda haklarının bulunduğunu öne sürerek davaya katılmıştır. İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonunda; "436 ve 443 parsel sayılı taşınmazların Aralık 1961 tarihli 231 sayılı tapu kaydı kapsamında kaldığı ve davacı ...'ların zilyetliğinde bulunduğu, 738 parsel sayılı taşınmazın da davacı Uluşanlar'ın zilyet ve tasarrufunda bulunduğu" gerekçesiyle ve tapu maliklerinin mirasçıları arasında yapılan anlaşma ve feragatler dikkate alınarak; 436 ve 447 parsel sayılı taşınmazların ... ... mirasçıları adına payları oranında tapuya tesciline, 469 parsel sayılı taşınmazın 14 pay kabul edilerek 7 payının davacı ... ... mirasçıları adına payları oranında, 7 payın davacı ... ... mirasçılarından ... adına tapuya tesciline, 738 parsel sayılı taşınmazın 2016 pay kabul edilerek 504 payının ... ... hüküm yerinde isimleri ve payları gösterilen bir kısım mirasçıları adına, 504 payın ... ... mirasçıları adına payları oranında504 payın ... ... mirasçılarından ... adına, 504 payın ... oğlu ...'ın mirasçıları adına payları oranında tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm; davalı Hazine temsilcisi tarafından temyiz edilmiştir. İlk Derece Mahkemesince; yukarıda belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiş ise de yapılan araştırma ve inceleme karar vermeye yeterli bulunmamaktadır. Şöyle ki; dava konusu 436 ve 443 parsel sayılı taşınmazlar başında yapılan keşifte kök Temmuz 1303 tarihli 46 nolu tapunun intikaliyle oluşan Aralık 1961 tarihli 231 nolu tapu kaydı okunmuş, yerel bilirkişilerce "tapu mevkii ve sınırları itibariyle uyar" demekle yetinmiş, bu sınırların neresi olduğu, zeminde nereye tekabül ettiği hususlarında eylemli beyanları alınmamış, fen bilirkişi tarafından düzenlenen rapor ve haritada ise tapu kaydında okunan; "ince dere, mezra, ahpasor yolu, tunp" sınırları gösterilmiş ve taşınmazı kapsadığı bildirilmiş ise de; bu soyut beyana dayalı olarak düzenlenen fen bilirkişi raporu denetlenemediği gibi, raporda dere ve Ahpasor yolu'nun geçtiği bildirilen hat üzerinde kadastro paftasında yol ve dere olarak tescil harici bırakılmadığına göre bu sınırların zeminde halen mevcut olup olmadığı, zeminde bu sınırların kaybolmuş olması durumunda tapu kaydının oluşum tarihi düşünüldüğünde en eski hava fotoğrafları üzerinde bu sınırların var olup olmadığı denetlenmemiştir. Bir an için; tapu kaydında okunan sınırların fen bilirkişi raporunda gösterilen sınırlar olduğu kabul edilse dahi; tapu kaydının sınırları itibariyle gayrisabit hudutlu olduğu, bu nedenle miktarıyla geçerli olacağı, fen bilirkişi raporunda gösterilen sınırlar kapsamında dava konusu taşınmazlar dışında çok sayıda taşınmaz bulunduğu halde mahkemece bu taşınmazların tespit tutanakları, kadastro sonucu oluşmuş tapu kayıtları, hükmen tescil edilmiş ise tescile esas kesinleşme şerhi içerir mahkeme ilamları getirtilmeyerek (ki temyiz incelemesi sırasında UYAP ortamında yapılan sorgulamada bu taşınmazların büyük bir kısmının "..." soyadlı kişiler adına hükmen tescil edildiği görülmüştür.), bu taşınmazların hangi nedene dayalı olarak tescil hükümlerinin oluştuğu, tapunun miktarı kadarıyla davacılar adına tescil edilen taşınmaz bulunup bulunmadığı araştırılmamıştır. Zira; dayanılan tapunun miktarı kadarıyla davacı taraf adına tescil edilen taşınmaz bulunması halinde, tapu miktar fazlasının ancak zilyetlikle iktisap edilebileceği açıktır. Ne var ki; dava konusu taşınmazların vasfı, tespit tarihi itibariyle zilyetlikle kazanılabilecek yerlerden olup olmadığı hususunda yapılan araştırma ve inceleme ile alınan zirai bilirkişi raporu, soyut ve yetersiz olup hüküm vermeye elverişli değildir. Bundan ayrı olarak; davacılar adına belgesiz zilyetlikten edinilen taşınmaz mallar yönüyle araştırma da yetersiz olup, davacılar tarafından aynı çalışma alanın içinde tapu kaydına, vergi kaydına ve zilyetliğe dayalı çok sayıda davalar açıldığı, adlarına hükmen yada dava açılmaksızın kesinleşen çok sayıda taşınmaz bulunduğu, bu yönde verilen çok sayıda kararların Dairece yapılan temyiz ve karar düzeltme incelemesi ile belirlenen bir gerçek olup, verilen kararların büyük çoğunluğunun benzer nedenlerle bozulduğu görülmektedir. Diğer bir ifade ile; Mahkemece davacılar adına tescil edilmiş olan parsellerin kadastro tespit tutanakları getirtilmediğinden belgesizden tespit edilip edilmedikleri ve tutanak içeriklerine göre kimden nasıl intikal ettiği denetlenememiş; yine hükmen tescile esas dava dava dosyaları getirtilip hangi nedene (belgesiz zilyetliğe mi, yahut tapu ya da vergi kaydına mı?) dayalı olarak tespit ve tescil edildikleri belirlenemediğinden kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla belgesizden tespit ve tescil edilen taşınmazların miktarının belirlenmesi açısından yapılan araştırma ve incelemenin hüküm vermek için yeterli olduğundan söz edilemeyeceği gibi; bir taşınmazın niteliğinin ve üzerinde sürdürüldüğü iddia olun zilyetliğin başlangıcını ve sürdürülüş biçiminin belirlenmesi açısından en önemli delil niteliğindeki hava fotoğraflarından da yararlanılmamıştır. Hal böyle olunca; doğru sonuca ulaşılabilmesi için, İlk Derece Mahkemesince öncelikle, dava konusu 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) 14 üncü maddesinde kapsamında kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla belgesizden edinilebilecek taşınmaz miktarının tespiti açısından, aynı kişiler tarafından, belgesiz zilyetliğe dayalı olarak aynı çalışma alanı içerisinde Hazineye karşı açılan açılan ve hala derdest olan davaların bulunması halinde, sağlıklı denetim yapılabilmesi için bu dosyaların birleştirilmesi gerektiği göz önüne alınmalı; ayrıca davacılar adına aynı çalışma alanında belgesiz zilyetlik yoluyla tespit edilen taşınmazların miktarları ilgili Tapu Müdürlüğü, Kadastro Müdürlüğü ve Mahkeme Yazı İşleri Müdürlüğünden ayrı ayrı sorularak miktar sınırlaması yönünden araştırma yapılmalı, bildirilen taşınmazlara ait tutanakların onaylı örnekleri ile mahkeme ilamlarının kesinleşme şerhli onaylı örnekleri dosya arasına konulmalı; tespit tarihinden geriye doğru çekilmiş tüm hava fotoğrafları Harita Genel Komutanlığı'ndan istenerek dosya arasına konulmalı; bundan sonra taşınmazların bulunduğu köyde ve komşu köylerde yaşayan kişiler arasından ayrı ayrı seçilecek 3' er kişilik mahalli bilirkişi kurulu ve taraf tanıkları ile fen bilirkişi, üç kişilik ziraatçi bilirkişi kurulu ve jeodezi ve fotogrametre mühendisi bilirkişisinin katılımıyla yeniden keşif yapılmalı ve yapılacak keşif sırasında dinlenilecek yerel bilirkişi ve tanıklardan, dava konusu 436 ve 443 parsel sayılı taşınmazlar için davacıların dayandığı kök Temmuz 1303 tarihli 46 nolu tapunun intikaliyle oluşan Aralık 1961 tarihli 231 nolu tapu kaydı mevkii ve sınırlarıyla birlikte tek tek okunmak suretiyle yerel bilirkişilerden bu sınırların zeminde nereye tekabül ettiği, halen zeminde var olup olmadığı, yok ise öncesinde nedereden geçtiği hususlarında ayrıntılı beyanlar alınmalı, daha sonra tüm taşınmazlar yönüyle; ilk olarak kime ait oldukları, kimden nasıl intikal ettikleri, kim tarafından ne zamandan beri ve ne suretle kullanıldıkları, çekişmeli parsellerin tespit tarihi ve öncesi itibariyle kullanıma konu olup olmadıklarını, tamamının veya bir bölümlerinin kadimden beri geleneksel şekilde kullanılan mera olup olmadıkları, jeodezi ya da harita mühendisi bilirkişiye hava fotoğrafları ve uydu fotoğrafları üzerinde stereoskopik inceleme yaptırılarak, tapu kaydında işaret edilen sınırların hava fotoğraflarında görülüp görülmediği, görülüyor ise işaretlenmeli, çekişmeli taşınmazların imar ihyaya tabi taşınmazlardan olup olmadıkları, böyle yerlerden ise imar ihyanın tamamlandığı tarih ile tarımsal amaçlı zilyetliğin başlangıç tarihi ayrı ayrı belirlenmeli ve buna göre tespit tarihine kadar 20 yıllık kazanma süresinin dolup dolmadığı hesaplanmalı; ziraat mühendisi bilirkişi kurulundan, çekişmeli taşınmazların niteliği, eğimi, toprak yapısı, bitki örtüsü itibariyle özel mülke konu olup olamayacaklarını belirten, taşınmazların ve çevresinin işaretlendiği, değişik yönlerden çekilmiş ve taşınmazları geniş açıdan gösteren fotoğrafları ile desteklenmiş, somut verilere ve bilimsel esaslara dayanan ayrıntılı ve önceki zirai raporu da irdeler tarzda gerekçeli rapor alınmalı; fen bilirkişisinden ise, keşifte uygulanan tapu kaydının sınırlarını göstermek suretiyle yapılan keşfi takibe ve denetlemeye imkan veren krokili rapor düzenlemesi istenilmelidir. Bundan sonra, dava konusu 436 ve 443 parsel sayılı taşınmazlar için davacıların dayandığı kök Temmuz 1303 tarihli 46 nolu tapunun intikaliyle oluşan Aralık 1961 tarihli 231 nolu tapu kaydının kapsamında kalıp kalmadığı, kalmaması halinde çekişmeli taşınmazların tamamının tespit günü itibariyle zilyetlikle edinilebilecek yerlerden olup olmadığı belirlenmeli, belgesizden tespit ve tescil edildiği bildirilen tutanak içerikleri ve hükmen tescile esas mahkeme ilamları üzerinde gerekirse uzman bilirkişiye inceleme yaptırılarak belgesizden tespit gören taşınmaz miktarı tereddütsüz olarak tespit edilmeli ve bundan sonra tarafların ileri sürüp toplanmış ve toplanacak olan tüm deliller birlik birlikte değerlendirilerek ve hükmün gerekçesinde tartışılarak ulaşılacak sonuca göre karar verilmelidir. Bu şekilde araştırma ve inceleme yapılmaksızın karar verilmiş olması isabetsiz olduğundan davalı Hazine temsilcisinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan sebeplerle; Davalı Hazine temsilcisinin temyiz itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Harçtan muaf olduğundan Hazineden harç alınmasına yer olmadığına, 1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 05.11.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.