DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2022/720 E. , 2024/289 K. T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2022/720 Karar No : 2024/289 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Kurulu VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU : Danıştay Beşinci Dairesinin 27/09/2021 tarih ve E:2017/6444, K:2021/2719 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Ted…
DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2022/720 E. , 2024/289 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2022/720 Karar No : 2024/289 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Kurulu VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU : Danıştay Beşinci Dairesinin 27/09/2021 tarih ve E:2017/6444, K:2021/2719 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin ... tarih ve ... sayılı kararının iptali ile yoksun kaldığı parasal haklarının ödenmesi ve özlük haklarının iadesine karar verilmesi istenilmiştir. Daire kararının özeti:Danıştay Beşinci Dairesinin 27/09/2021 tarih ve E:2017/6444, K:2021/2719 sayılı kararıyla; Davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde görülmeyerek işin esasına geçilmiş, "Maddi Olay ve Hukuki Süreç" ile "İlgili Mevzuat"a yer verilmiş; "Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç", "FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler", "Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü", "Dava Konusu Edilen Kararın Hukuki Niteliği" başlıkları altında genel; "Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi" başlığı altında hem genel hem de davacıya özel değerlendirmelerde bulunularak, Davacı Yönünden Yapılan Değerlendirmede; Davacının, ceza yargılaması sonucunda ... Ağır Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile davacı hakkında silahlı terör örgütüne üyelik suçundan, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun (CMK) 223. maddesinin 2. fıkrasının (e) bendi uyarınca anılan suçu işlediğinin sabit olmadığı (delil yetersizliği) gerekçesiyle beraatine karar verildiği ve anılan kararın 15/11/2019 tarihinde kesinleştiğinin görüldüğü, Terör örgütüne üyelik suçundan beraat etmiş olmasının irtibat ve iltisak yönünden farklı bir değerlendirme yapılmasına hukuki engel oluşturmayacağı gibi idari yargılama yönünden bağlayıcılığı da bulunmadığı, Davacı hakkındaki tanık beyanları yönünden, davacının örgütün içinde yer aldığına, örgüt toplantılarına katıldığına ve diğer hususlara yönelik verilen ifadeler ile davacının bu ifadelere karşı beyanlarının değerlendirilmesi sonucunda, davacının FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varıldığı, YARSAV üyeliği yönünden, davacının YARSAV üyeliğinin FETÖ ile iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olarak değerlendirildiği, Unvanlı görev yönünden, davacının FETÖ/PDY terör örgütünün HSK'da etkin olduğu dönemde Cumhuriyet Başsavcısı olarak görevlendirilmesinin, diğer tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde, davacının anılan örgütle iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olarak değerlendirildiği, Yurt dışı ziyareti yönünden, davacının FETÖ/PDY terör örgütünün yargıda etkin olduğu dönemde Portekiz'de düzenlenen mesleki ziyarete katıldığına ilişkin tespitin, davacı hakkındaki diğer tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde, davacının beyanlarına itibar edilmeyerek anılan örgütle iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğu belirtilerek, Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile kararda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği, dava konusu kararla özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir niteliğinde olduğu anlaşıldığından dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmediği, Dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmediğinden davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının ödenmesi ve özlük haklarının iadesine karar verilmesine yönelik isteminin de reddi gerektiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, öncelikle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği, dava konusu işlemlerin 667 sayılı KHK’ya dayandığı ancak anılan düzenlemenin Anayasaya aykırı olduğu, kararda kanunilik unsurunun bulunmadığı, yargı mensubu olarak OHAL KHK’sına dayanılarak meslekten ihraç edilmesinin OHAL’in amacını ve gerekliliğini aştığı, bu durumun Anayasanın 121/3 ve AİHS’nin 17. ve 18. maddelerine açıkça aykırı olduğu, Daire tarafından iddia ve talepleri karşılanmadan, yeterli değerlendirme yapılmadan karar verildiği, 667 sayılı KHK hükümlerinin AİHS bağlamında bir kanun olmadığı, iltisak ve irtibat kavramlarının muğlak olduğu ve keyfi yorumlanmaya elverişli olduğu, hakkındaki delillerin işlem tarihinde mevcut olmadığı, yargılama esnasında temin edildiği ve bu hususun Daire tarafından hukuka uygun kabul edildiği, iltisaklı ve irtibatlı olduğuna işlem tarihinde hangi verilere dayanılarak ulaşıldığının belirsiz olduğu, Dairenin dava konusu kararın verildiği tarihteki hukukiliği değerlendirmek zorunda olduğu, hukuka aykırı bir fiili ya da davranışının bulunmadığı, yasaların geriye yürümezliği ilkesinin ihlal edildiği, meslekten çıkarma işleminin niteliği itibarıyla disiplin cezası niteliğinde olduğu, hakkında tesis edilen işlemlerin disiplin hukuku ilke ve kuralları çerçevesinde yürütülerek usulü güvencelerden yararlandırılması gerektiği, oysa dava konusu işlemin temel haklar ihlal edilerek verildiği, herhangi bir disiplin soruşturması açılmadığı ve savunma hakkının ihlal edildiği, dava konusu işlemle suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiği, Anayasanın 38/4. maddesinde ve Sözleşmenin 6/2. maddesinde korunan masumiyet karinesi ilkesinin ihlal edildiği, dava konusu meslekten çıkarma işleminden ve görevden uzaklaştırma kararından önce hakkındaki suçlamalara ilişkin bilgi ve belgelerin tarafına verilmediği, idari karar sürecinin tek taraflı olarak yürütüldüğü, idari yargılama aşamasında ise talep edilen hiçbir husus hakkında araştırma yapılmadan, gerekçe gösterilmeden sadece davalı idareden gelen belge ve bilgilere itibar edilerek karar verildiği, bu sebeple adil yargılanma hakkı kapsamında silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiği, ayrıca ayrımcılık yasağının ihlal edildiği, ölünceye kadar kamu görevinde çalışmasının engellendiği, Anayasanın 70. maddesinde korunan kamu hizmetine girme hakkından mahrum bırakıldığı, işlem tarihinde HSK tarafından hakkında kişiselleştirme yapılmadığı, Danıştay Beşinci Dairesinin yetkisinin KHK ile uyuşmazlık tarihinden sonra belirlenmesi nedeniyle tabii hakim ilkesine aykırı hareket edildiği, ceza yargılaması neticesinde beraat ettiği ve bu kararın kesinleştiği, müsned suç açısından örgütsel bulguya rastlanılmadığı, ceza yargılamasında itibar edilmeyen hususlara dayanılarak davanın reddedilmesinin hukuka aykırı olduğu, tanık M.Ö.’nün beyanlarının bilgiye ve görgüye dayanmayan muğlak yoruma dayalı ifadeler olduğu, eşiyle aynı dönem olmasının bu bilgilere vakıf olacağı anlamına gelmediği, ifadesinin yorum ve varsayıma dayandığı, somut bir özellik içermediği, ceza mahkemesinin bu şahsın beyanlarına itibar etmediği, K.Y. isimli tanığın hakkındaki beyanlarının ise çelişkili olduğu, Siirt iline 2005 yaz kararnamesi ile bu şahıstan 8-9 ay sonra atandığı, ziyaret ve görüşmelerinin mesleki nezaket ve yardımlaşma kapsamında olduğu, başka bir ilişki ve bağlantısının olmadığı, Daire tarafından bu şahsın beyanları konusunda araştırma yapılmadığı, kişinin beyanlarının 2006 yılı öncesine ait olduğu ve dini içerikli sohbet yapıldığı beyanlarının soyut ve genel nitelikte olduğu, örgüte iltisaklı ve irtibatlı olma noktasında somut bir veri oluşturacak nitelikte olmadığı, kaldı ki bu kişilerin beyanlarının tanık beyanı değil şüpheli ifadeleri olduğu, bu kişilerin yargılamada tarafsız olarak kabul edilmelerinin mümkün olmadığı, YARSAV üyeliğinin aleyhine delil olarak kullanılmaması gerektiği üyelik şekline ilişkin somut hiçbir veri bulunmadığı, üyeliğinin örgütsel bir talimatla gerçekleştirilmediği, birinci sınıf bir yargı mensubu olarak 3. bölge mahrumiyet bölgesi olan Hınıs’a tekrar atanmış olmasının aleyhine delil olarak değerlendirilemeyeceği, sadece atandığı döneme bakılarak örgütle iltisaklı ve irtibatlı olduğunun kabul edilmemesi gerektiği, yurtdışı ziyaretinin yabancı dil kursu ya da yurtdışı görevi olarak anlaşılmaması gerektiği, kendisi gibi ziyarete gelen pek çok meslektaşının halen görevde olduğu, dava konusu meslekten çıkarma işlemi ile özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddiasıyla temyize konu kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'İN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra Anayasaya aykırılık iddiası ciddi görülmeyerek gereği görüşüldü: HUKUKİ DEĞERLENDİRME : Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan; "a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması, b) Hukuka aykırı karar verilmesi, c) Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Daire kararında da belirtildiği üzere, davacının silahlı terör örgütüne üye olma suçundan beraatine karar verildiği ve kararın 15/11/2019 tarihinde kesinleştiği görülmüştür. 667 sayılı KHK uyarınca, hâkimlerin ve savcıların terör örgütüne üyelik ve mensubiyeti bulunmasa da terör örgütü ile iltisaklı veya irtibatlı olmaları nedeniyle meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına yönelik işlem tesis edilebilmesi mümkündür. Nitekim dava konusu işlemler de davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak ve irtibatının bulunduğu gerekçesiyle tesis edilmiştir. Anayasa Mahkemesi, 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ''kavuşan, bitişen, birleşen'', irtibatlı kavramını ise ''bağlantılı'' olarak tanımlamış, bu kavramların hukuki niteliği ve objektif anlamının yargı içtihatlarıyla belirlenebileceğini belirtmiştir. Bu kavramlar ile, kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda, kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hâl ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterlidir. Bu itibarla, davacının silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan beraatine karar verilmiş ise de, ceza muhakemesinde terör örgütüne üye olma suçu yönünden delil olarak değerlendirilemeyecek bir kısım fiil ve davranışlar ile bunlara ilişkin bilgi ve belgeler, üstün bir kamu gücü olan yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcılar hakkında tesis edilen idari tedbir niteliğindeki işlemlerde terör örgütüne irtibat veya iltisakın sübut bulup bulmadığı yönünden örgüt üyeliğine göre farklı değerlendirilebilecektir. Bu çerçevede, davacının terör örgütü ile iltisak veya irtibatının bulunup bulunmadığına yönelik yargısal denetime ilişkin işbu dava dosyasında yer verilen tespitler birlikte değerlendirildiğinde, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu sonucuna varıldığından bahisle verilen Danıştay Beşinci Dairesi kararı usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davacının temyiz isteminin reddine, 2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Danıştay Beşinci Dairesinin temyize konu 27/09/2021 tarih ve E:2017/6444, K:2021/2719 sayılı kararının ONANMASINA, 3. Kesin olarak, 19/02/2024 tarihinde oybirliği ile karar verildi.