DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2023/1300 E. , 2024/486 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2023/1300 Karar No : 2024/486 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... Elektrik Dağıtım AŞ VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVALILAR) : 1-...Bakanlığı VEKİLİ: Huk. Müş. ... 2-... Elektrik Dağıtım AŞ VEKİLİ: Av.... İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi... İdari Dava Dairesinin ...tarih ve E:..., K:... sayılı ısrar kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2023/1300 E. , 2024/486 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2023/1300 Karar No : 2024/486 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... Elektrik Dağıtım AŞ VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVALILAR) : 1-...Bakanlığı VEKİLİ: Huk. Müş. ... 2-... Elektrik Dağıtım AŞ VEKİLİ: Av.... İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi... İdari Dava Dairesinin ...tarih ve E:..., K:... sayılı ısrar kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: 2009 yılı Aydınlatma Bedellerinin Dağıtım Şirketlerine Ödenmesine İlişkin Usul ve Esaslar Genelgesi'nin 8. maddesinin ikinci fırkasında yer alan düzenlemenin yargı kararı ile iptal edildiğinden bahisle geç ödenen aydınlatma bedelinin faizinin ödenmesi istemiyle yapılan başvurunun zımnen reddine yönelik işlemin iptali ile anılan dönemde yapılan ödemelerin gecikme faizine karşılık olarak fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak üzere 2.000.000,00-TL'nin 6183 sayılı Kanun'un 51. maddesi uyarınca hesaplanacak gecikme zammıyla birlikte davalı idarelerce ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; olayda idari işlemden doğan bir zararın söz konusu olduğu, bu zararın, şirketlerce kesilmiş faturaların son ödeme tarihlerinin aşılması hâlinde herhangi bir kurum/kuruluşa gecikme faizi tahakkuk ettirilmeyeceğine yönelik genelge hükmünün yargı kararı ile iptal edilmesi neticesinde, zamanında yapılmayan aydınlatma bedeli ödemelerinin faiz hesaplanmaksızın yapılması nedeniyle davacının uğradığı değer kaybı eksikliğinden, başka bir ifadeyle faizden ibaret olduğu, söz konusu zararın (faizin) tazmini istemiyle yapılan başvurunun reddi üzerine bakılan davanın açıldığı; davacının aydınlatma bedellerinin zamanında ödenmemesi dolayısıyla uğradığı maddi zararının karşılanması gerektiği, bu nedenle, davacının geç ödenen aydınlatma bedeline faiz ödenmesi gerektiği, bu itibarla, davalı idarelere faiz ödenmesi istemiyle yapılan başvurunun zımnen reddine ilişkin dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı; uyuşmazlığın çözümü, hukuk dışında özel ve teknik bilgiyi gerektirdiğinden, Mahkemelerinin 03/06/2020 tarihli ara kararıyla dosya üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verildiği, bilirkişi tarafından düzenlenen 24/08/2020 tarihli kök bilirkişi raporunun taraflara tebliğ edildiği, davalı idarelerce yapılan itirazlar yerinde görülerek 07/10/2020 tarihli ara karar ile aynı bilirkişiden ek rapor alınmasına karar verildiği, 09/11/2020 tarihinde Mahkeme kaydına giren ek bilirkişi raporunda özetle; geç ödenen üç adet faturanın son ödeme tarihleri esas alınarak son ödeme tarihinin ertesi gününden başlamak üzere hesaplanan gecikme faizinin, 3095 sayılı Kanun'a göre ticari temerrüt faiz oranları üzerinden hesaplandığında 3.674.559,89-TL; 6183 sayılı Kanun'a göre gecikme zammı oranları üzerinden hesaplandığında ise 5.250.114,25-TL olduğu yönünde görüş belirtildiği, taraflarca bilirkişi raporuna yapılan itirazların yerinde görülmeyerek raporun hükme esas alınabilecek nitelikte olduğu sonucuna varıldığı, bu durumda, aydınlatma bedeli ödemesinin geç yapılması nedeniyle davacının talebiyle bağlı kalınarak toplam 2.000.000,00-TL tutarındaki zararın davalı idarelerce tazmini gerektiği; Davalı idarelerce ödenmesine karar verilen bu tutara faiz yürütülüp yürütülemeyeceği ve yürütülecek ise bu faizin oranına ve başlangıç tarihine gelince; davacı şirketin zararının vadesinde ödenmeyen aydınlatma bedelinden kaynaklandığı, bulunan tazminat miktarının faiz niteliğinde olmayıp davacı şirket açısından idarenin hukuka aykırı işleminden kaynaklanan bir zarar niteliğinde olduğu, zararın hesaplanması bakımından faiz oranlarının ölçüt olarak alınmasının bu miktarın faiz niteliğinde olması anlamına gelmediği, bu nedenle hesaplanan zarar miktarı üzerinden faiz yürütülmesine de engel bir durum bulunmadığı, faize faiz yürütülemeyeceği yönündeki genel ilke ile belirtilen şekildeki kabulün bu ilkeye aykırılık teşkil etmediği, buna göre davacı şirketçe, davalı Hazine ve Maliye Bakanlığına ...tarihli ve ... sayılı yazı ile yapılan başvuru tarihinden sonrası için uğranılan zarar tutarına genel hükümler çerçevesinde belirlenecek kanuni faiz oranında faiz işletilmesi gerektiği sonucuna varıldığı gerekçesiyle, dava konusu işlemin iptaline, 2.000.000,00-TL tutarındaki tazminat isteminin yasal faiziyle birlikte kabulüne karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ...tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; TEDAŞ'ın toplulaştırılmış faturaları takip eden ay içinde Müsteşarlığa ilettiği, Müsteşarlığın da fatura tutarlarını en geç on sekiz gün sonra TEDAŞ hesabına aktardığı dikkate alındığında, mevzuatta herhangi bir süre şartı yer almaması ve genel aydınlatma bedellerinin ödenmesine ilişkin uygulamanın ilk kez yapılıyor olması da göz önünde bulundurulduğunda, somut olayda Danıştay Onüçüncü Dairesinin 16/04/2013 tarih ve E:2009/7202, K:2013/1086 sayılı kararında belirtildiği şekilde bir belirsizlik ve gecikmeye sebebiyet verildiğinden söz edilemeyeceği, dolayısıyla TEDAŞ'ın toplulaştırılmış faturaları Müsteşarlığa iletmesinde ve Müsteşarlık tarafından fatura bedellerinin davacı şirket adına tahakkuk ettirilip TEDAŞ hesabına aktarılmasında geçen sürelerin makul olduğu sonucuna varıldığı, Müsteşarlıkça TEDAŞ hesabına aktarıldıktan sonra TEDAŞ tarafından davacı şirket hesabına yapılan ödemelerin ise Genelgede öngörüldüğü üzere üç iş günü içinde gerçekleştiği hususunda herhangi bir tartışma bulunmadığı, bu itibarla, Genelgenin çıkarılmasından önce davalı idarelerce davacı şirkete herhangi bir ödeme yapılmasının hukuken mümkün olmadığı, bu süreçte idarelere atfedilebilecek bir gecikmeden de söz edilemeyeceği, Genelgenin çıkarılmasının ardından 2009 yılı genel aydınlatma bedellerine ilişkin davacı şirket ve davalı idareler arasında yürütülen sürecin de makul sürelerde gerçekleştiği ve Müsteşarlıkça TEDAŞ hesabına aktarılan genel aydınlatma bedellerinin TEDAŞ tarafından Genelge hükmü doğrultusunda üç iş günü içinde davacı şirketin hesabına yatırıldığı hususları dikkate alındığında, 2009 yılına ilişkin genel aydınlatma bedellerinin davacı şirkete geç ödenmiş olması durumundan ve dolayısıyla söz konusu bedellerin geç ödendiğinden bahisle davacı şirketin gecikme faizi alacağının bulunduğundan söz edilemeyeceği, bu durumda, davacının, aydınlatma bedellerinin zamanında ödenmemesi dolayısıyla uğradığını ileri sürdüğü maddi zararının (gecikme faizi niteliğinde) karşılanması gerektiğinden bahisle yaptığı başvurunun zımnen reddine ilişkin işlemin iptali ile davacı şirkete zamanında ödenmeyen aydınlatma bedellerinin geç ödenmesi nedeniyle uğranıldığı iddia edilen 2.000.000,00-TL tutarındaki zararın davalı idarelerce müştereken davacıya ödenmesine hükmedilmesi yolundaki İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmadığı gerekçesiyle, istinaf başvurusunun kabulüne, anılan Mahkeme kararının kaldırılmasına, esastan incelenen davada, davanın reddine karar verilmiştir. Daire kararının özeti: Danıştay Onüçüncü Dairesinin 07/04/2022 tarih ve E:2022/482, K:2022/1549 sayılı kararıyla; İdarî yargı yerlerince verilen idarî işlemin iptali yolundaki kararların, idarî davaya konu edilen idarî işlemi tesis edildiği tarihten itibaren ortadan kaldırarak, idarî işlemden önceki hukukî durumun geri gelmesini sağladığı, Kamu idarelerinin, görmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerini yürütürken hukuka uygun biçimde hareket etmek zorunda oldukları gibi hukuka aykırı işlem veya eylemlerden dolayı kişilerin uğradıkları zararları Anayasa'nın 125. maddesi uyarınca tazmin etmek zorunda oldukları, Faizle para borçları arasında sıkı bir ilişki olduğu, faizin, hukuki niteliği itibarıyla asıl alacağı genişleten fer'i bir hak olan, alacaklının alacak olarak talep etmeye yetkili olduğu bir miktar parayı kullanmaktan belirli bir süre mahrum kalması nedeniyle, mahrum kaldığı zaman içinde meydana gelen zararına karşılık kendisine ödenmesi gereken ve asıl alacağa bağlı fer'i bir hak olarak tanımlandığı, talep etmeye yetkili olduğu bir miktar parayı kullanmaktan mahrum kalan ilgilinin, mahrum kaldığı süre için faiz uygulanmasını isteme hakkına sahip olmakla birlikte, bu kaybın veya yoksun kalınan kazancın idareden istenebilmesi için idarenin doğrudan veya dolaylı bir kusurunun bulunmasının da kural olarak aranmadığı, Hukuka aykırı işlem nedeniyle yoksun kalınan maddi hakların karşılanmasının zaman içinde gecikmesi ve bu gecikmeden doğan zararın karşılanması için 3095 sayılı Kanun uyarınca faiz uygulanması gerektiği, Genelge'nin 8. maddesinin, şirketlerce kesilmiş faturaların son ödeme tarihlerinin aşılması hâlinde herhangi bir kurum/kuruluşa gecikme faizi tahakkuk ettirilmeyeceği yönündeki ikinci fıkrasına yönelik davacı şirket tarafından açılan dava sonucunda, Dairelerinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile anılan kuralın iptal edildiği, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 30/12/2015 tarih ve E:2013/4111, K:2015/5683 sayılı kararı ile anılan kararın onandığı, karar düzeltme isteminin de Kurulun 21/03/2018 tarih ve E:2016/4915, K:2018/1120 sayılı kararı ile reddedilerek kararın kesinleştiği, Dairelerinin mezkûr kararında da ifade edildiği üzere, gecikme faizi, para borcunu vadesinde ödemeyerek temerrüde düşen borçlunun ödemesi gereken bedel olduğu, borcun tarafı olan kişinin kamu kurumu veya özel kişi olması açısından herhangi bir fark bulunmadığı, aydınlatma bedeli açısından da faturanın son ödeme tarihi, yani vadesi geçtikten sonra dağıtım şirketince faiz tahakkuk ettirilememesinin, borcun zamanında ödenmesi ile ödenmemesi arasındaki farkın ortadan kalkmasına ve böylelikle geç ödemelere zemin hazırlayabileceği, ayrıca Bütçe Kanunu'nda bu hususta bir ödenek bulunmaması, kamu kurumlarını, taahhütlerini yerine getirmemekten dolayı yaptırım uygulanmasından muaf hâle getirmediği, son ödeme tarihinin aşılması nedeniyle temerrüde düşen borçlunun gecikme faizi ödemesinin, alacaklının edime geç ulaşması nedeniyle öngörülebilir bir sonuç olduğu, Davacı şirketin, 13/02/2009 tarihinden itibaren dağıtım bölgesinde, ilgili aylara ait otoyollar hariç kamunun genel kullanımına yönelik cadde ve sokak aydınlatmasına ve trafik sinyalizasyonuna ait ölçümü yapılmış tahakkukları, fatura adetleri de belirtilerek Hazine Müsteşarlığından talep ettiği, bununla birlikte, 4628 sayılı Kanun'un geçici 17. maddesi uyarınca mevzuat düzenlemelerinin 24/07/2009 tarihi itibarıyla tamamlanması üzerine, TEDAŞ Yönetim Kurulunun... tarih ve ...sayılı toplantısında, Genelge'de tanımlanan görevlere ilişkin kararlar alındığı ve bu kararların tüm ilgili birimlere gönderildiği, davacı şirket tarafından TEDAŞ'a yapılan 28/08/2009 tarihli başvuru ile 2009 Ocak ayı itibarıyla düzenlenen genel aydınlatma faturalarına ait listelerin onaylanarak Hazine Müsteşarlığına iletilmesinin istendiği, TEDAŞ ve davacı arasında faturalarla ilgili uygulanacak yöntem hususundaki yazışmaların ardından TEDAŞ'ın 01/01/2009-30/06/2009 dönemine ilişkin tüm dağıtım şirketlerine ait toplulaştırılmış faturaları ... tarih ve ... sayılı yazı ile mülga Hazine Müsteşarlığına ilettiği ve sürecin ilerlediği, Bu durumda, aydınlatma bedellerinin ödenmesine ilişkin mevzuatın tamamlanmaması nedeniyle davacı şirkete ödenmesi gereken bedellerin zamanında ödenmemesinden kaynaklı sorumluluğun ortadan kalktığının kabul edilemeyeceği, aksi yaklaşımın mevzuatın gecikmesinden kaynaklı zararı davacıya yüklemek anlamına geleceği, davacı tarafından başvuruya dayanak alınan Dairelerinin mezkûr kararı gerekçesi dikkate alınmak ve taleple bağlılık ilkesi gözetilmek suretiyle 2009 yılı aydınlatma bedellerinin davacı şirkete ödenmesinin gecikmesinden kaynaklı zararın hesaplanarak yasal faiziyle birlikte tazmin edilmesi gerektiği sonucuna ulaşıldığından, dava konusu işlemde hukuka uygunluk görülmediği, Bu itibarla, dava konusu işlemin iptali ile tazminat isteminin yasal faiziyle birlikte kabulü yönündeki İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf isteminin kabulü ve davanın reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında hukukî isabet bulunmadığı gerekçesiyle ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin... tarih ve E:..., K:...sayılı kararının bozulmasına karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi ısrar kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; Uyuşmazlığın, 2009 yılı Aydınlatma Bedellerinin Dağıtım Şirketlerine Ödenmesine İlişkin Usul ve Esaslar Genelgesi'nin 8. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan "Hazine Müsteşarlığı tarafından ödemelerin tamamının gerçekleştirilememesi ve şirketlerce kesilmiş olan faturaların son ödeme tarihlerinin aşılması halinde, dağıtım şirketi tarafından hiçbir şekilde herhangi bir kurum/kuruluşa gecikme faizi tahakkuk ettirilemez." hükmünün yargı kararı ile iptal edildiği belirtilerek İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 12. maddesi uyarınca, 2009 yılına ilişkin bazı ödemelerin geç yapıldığından bahisle gecikme faizi ödenmesine karar verilmesi talebine ilişkin olduğu, ancak söz konusu hükmün yargı kararıyla iptal edilmiş olmasının, davacı şirket adına doğrudan gecikme faizi tahakkuk ettirilmesi sonucunu doğurmayacağı, zira gecikme faizi tahakkuk ettirilebilmesinin, davacı şirket adına yapılan genel aydınlatma ödemelerinin gecikmiş olmasına bağlı olduğu, Bu bakımdan gecikme faizi alacağının tazminine ilişkin uyuşmazlıkta, davacı şirketin gecikme faizine hak kazanıp kazanmadığının tespiti için öncelikle, davacı şirketçe kesilmiş olan faturaların son ödeme tarihlerinin aşılması yani geç ödeme durumunun somut olayda gerçekleşip gerçekleşmediğinin ortaya konulması gerektiği, 4628 sayılı Kanun'un, geçici 17. maddesinde, genel aydınlatma yükümlülüğün yerine getirilmesi karşılığında dağıtım şirketlerine yapılacak ödemenin hangi tarih ya da tarihlerde yapılacağına dair bir hükme yer verilmediği, ödemeye ilişkin usul ve esasların Kurul tarafından yürürlüğe konulacak yönetmelikle düzenleneceğinin belirtildiği, anılan Kanun hükmü uyarınca hazırlanan Aydınlatma Yönetmeliği'nde ise genel aydınlatma yükümlülüğüne ilişkin ödemelerin 01/01/2009 ile 31/12/2015 tarihleri arasındaki dönem için Hazine Müsteşarlığınca belirlenecek usul ve esaslar çerçevesinde yapılacağının öngörüldüğü, bu kapsamda Hazine Müsteşarlığınca 2009 yılına ilişkin olarak hazırlanan Aydınlatma Bedellerinin Dağıtım Şirketlerine Ödenmesine İlişkin Usul ve Esaslar Genelgesi'nin, 24/07/2009 tarihinde çıkarıldığı, Dağıtım şirketlerinin genel aydınlatma yükümlülüğünün, Kanun gereğince 2009 yılının başı itibarıyla başlamasına karşın ödemeye ilişkin düzenlemelerin Hazine Müsteşarlığınca belirlenecek usul ve esaslara bırakıldığı, bu kapsamda çıkarılan Genelge ile ödemeye ilişkin esasların düzenlendiği, anılan düzenlemeden önce genel aydınlatma faturalarının hangi tarihte düzenleneceğini, bu faturaların kontrolünün idarece nasıl yapılacağını ve ödemelerin hangi sürelerde gerçekleştirileceğini düzenleyen bir mevzuatın bulunmadığı, Genelge'nin 24/07/2009 tarihinde yürürlüğe girmesi ile birlikte 2009 yılı genel aydınlatma bedelleri için dağıtım şirketlerine ödeme yapılabilmesinin hukuken mümkün hale geldiği, bu bakımdan genel aydınlatma bedellerine ilişkin idarece yapılacak ödemelerde anılan Genelge hükümlerinin esas alınması gerektiği, Genelge'nin bazı hükümlerinin iptali istemiyle davacı tarafından açılan davada, Danıştay Onüçüncü Dairesinin 16/04/2013 tarih ve E:2009/7202, K:2013/1086 sayılı kararı ile faturaların 3 aylık periyotlarla düzenlenmesini öngören 5. madde yönünden; ilgili Genelge'nin dayanağı olan Aydınlatma Yönetmeliği'nin 10.07.2009 tarihli Resmî Gazete'de yayımlandığı, buna göre 2009 yılının başından itibaren aylık olarak fatura düzenlenmesinin fiilen mümkün olmadığı, ödeme periyodunun, uygulamanın ilk yılı olması göz önüne alınarak 2009 yılı için 1-6. aylar, 7-9. aylar ve 10-12. aylar olarak belirlenmesinin amaca uygun olduğunun görüldüğü, uygulamanın ikinci yılı olan 2010 yılına ilişkin Genelge'de aylık olarak fatura düzenlenmesinin öngörülmesi karşısında, ilk uygulama yılının ikinci yarısından sonra yürürlüğe giren Genelge'de faturalar için 3 aylık periyodun öngörülmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle anılan maddeye yönelik iptal isteminin reddedildiği, Buna göre, Genelge'nin geçici maddesi uyarınca, 2009 yılına ilişkin ilk uygulama döneminin 1-6. aylar olduğu ve dağıtım şirketlerince bu döneme ilişkin düzenlenecek ilk faturaların 01/01/2009-30/06/2009 dönemine ait tüketim bedellerini kapsayacağı, 30/06/2009 günü sona eren ilk altı aylık döneme ilişkin faturaların dağıtım şirketlerince en erken Temmuz ayında düzenlenebileceği, Genelge'nin 5. maddesinde yer alan dağıtım şirketlerinin düzenledikleri faturaları, faturanın düzenlendiği ayı takip eden ay içerisinde TEDAŞ'a iletecekleri yolundaki hüküm uyarınca da dağıtım şirketlerinin bu faturaları Temmuz ayını takip eden ay olan Ağustos ayında TEDAŞ'a ileteceğinin; 1-3 aylık 01/07/2009-30/09/2009 dönemi için ise, faturaların en erken Ekim ayında düzenlenebileceği, takip eden Kasım ayında TEDAŞ'a gönderileceğinin; 2009 yılına ilişkin son 1-3 aylık 01/10/2009-31/12/2009 dönemi için de, faturaların en erken Ocak 2010'da düzenleneceği ve takip eden Şubat ayında TEDAŞ'a iletileceğinin, Genelge'nin 7. maddesi uyarınca TEDAŞ'ın dağıtım şirketleri tarafından kendisine gönderilen faturaları toplulaştırarak Hazine Müsteşarlığına göndereceğinin, Genelge'nin 8. maddesi uyarınca Müsteşarlığın TEDAŞ tarafından kendisine iletilen miktarı esas alarak belgede yer alan tutarı ilgili TEDAŞ aracı hesabına aktaracağının, Genelge'nin 9. maddesi uyarınca da bu tutarın TEDAŞ tarafından en geç 3 iş günü içinde dağıtım şirketlerine ödeneceğinin anlaşıldığı, Bu anlatılanlar çerçevesinde somut olaya bakıldığında; Genelge'nin 24/07/2009 tarihinde çıkarılmasının ardından davacı şirket tarafından TEDAŞ'a yapılan 28/08/2009 tarihli başvuru ile 2009 Ocak ayı itibarıyla düzenlenen genel aydınlatma faturalarına ait listelerin onaylanarak Hazine Müsteşarlığına iletilmesinin istendiği, TEDAŞ ve davacı arasında faturalarla ilgili uygulanacak yöntem hususundaki yazışmaların ardından TEDAŞ'ın 01/01/2009-30/06/2009 dönemine ilişkin tüm dağıtım şirketlerine ait toplulaştırılmış faturaları... tarih ve ... tarihli yazı ile Hazine Müsteşarlığına ilettiği, bu yazıda davacı şirket için 01/01/2009-30/06/2009 dönemine ait aydınlatma faturaları icmali tutarının 34.536.885,72 TL ve toplam icmal tutarının ise 319.541.350,71 TL olarak bildirildiği, bu tutarın Hazine Müsteşarlığınca TEDAŞ adına iki ayrı ödeme emri ile tahakkuk ettirildiği ve konu ile ilgili olarak TEDAŞ'a... tarih ve ... sayılı işlemle bilgi verildiği, anılan tutarın 15/10/2009 tarihinde Müsteşarlıkça TEDAŞ hesabına yatırıldığı, TEDAŞ'ın da 16/10/2009 tarihinde bu tutarı davacının hesabına aktardığı; davacının 01/07/2009- 30/09/2009 dönemi aydınlatma bedelleri için 20/10/2009 tarihinde TEDAŞ'a başvurduğu, TEDAŞ tarafından davacı ve diğer dağıtım şirketlerine ait listenin ...tarih ve ... sayılı yazı ile Müsteşarlığa iletildiği, Müsteşarlıkça, davacı şirket için anılan döneme ait aydınlatma faturaları icmali tutarının 13.984.281,79 TL ve toplam icmal tutarının ise 165.084.776,97 TL olarak bildirildiği, bu tutarın TEDAŞ adına bir ödeme emri ile tahakkuk ettirildiği ve konu hakkında TEDAŞ'a ... tarih ve ... sayılı işlemle bilgi verildiği, ilgili tutarın 25/11/2009 tarihinde Müsteşarlıkça TEDAŞ hesabına yatırıldığı, TEDAŞ'ın da 01/12/2009 tarihinde bu tutarı davacının hesabına aktardığı; davacının 01/10/2009- 31/12/2009 dönemi için ise 20/01/2010 tarihinde TEDAŞ'a başvurduğu, TEDAŞ tarafından davacı ve diğer dağıtım şirketlerine ait listenin 05/02/2010 tarih ve 161 sayılı yazı ile Müsteşarlığa iletildiği, Müsteşarlıkça, davacı şirket için anılan döneme ait aydınlatma faturaları icmali tutarının 18.575.892,36 TL ve toplam icmal tutarının ise 295.380.782,76 TL olarak bildirildiği, bu tutarın TEDAŞ adına bir ödeme emri ile tahakkuk ettirildiği ve konu hakkında adı geçen kuruma 25/02/2010 tarih ve 9641 sayılı işlemle bilgi verildiği, ilgili tutarın 26/02/2010 tarihinde Müsteşarlıkça TEDAŞ hesabına yatırıldığı, TEDAŞ'ın da 02.03.2010 tarihinde bu tutarı davacının hesabına aktardığı, Daha sade bir anlatımla, ilk altı aylık döneme ilişkin davacı şirketçe düzenlenen faturaların Genelge'ye uygun olarak takip eden ay içinde (28/08/2009) TEDAŞ'a iletildiği, TEDAŞ'ın da toplulaştırılmış faturaları yaklaşık bir ay sonra 29/09/2009 tarihinde Hazine Müsteşarlığına ilettiği, Hazine Müsteşarlığınca 15/10/2009 tarihinde ilgili tutarın TEDAŞ hesabına yatırıldığı, TEDAŞ'ın da 16/10/2009 tarihinde (üç iş günü içinde) bu tutarı davacının hesabına aktardığı, dolayısıyla davacının faturaları TEDAŞ'a sunduğu tarihten yaklaşık bir buçuk ay sonra ilk altı aya ilişkin aydınlatma bedellerinin davacıya ödenmiş olduğu; 7-9 aylara ilişkin döneme ilişkin düzenlenen faturaların ise, davacı şirketçe 20/10/2009 tarihinde TEDAŞ'a iletildiği, TEDAŞ tarafından toplulaştırılmış faturaların yaklaşık üç hafta sonra 13/11/2009 tarihinde Müsteşarlığa iletildiği, Müsteşarlıkça, ilgili tutarın 25/11/2009 tarihinde TEDAŞ hesabına yatırıldığı, TEDAŞ'ın da 01/12/2009 tarihinde (27-30 Kasım tarihleri arası bayram nedeniyle resmi tatil) bu tutarı davacının hesabına aktardığı, dolayısıyla davacının bu döneme ilişkin faturaları TEDAŞ'a sunduğu tarihten yaklaşık kırk gün sonra aydınlatma bedellerinin davacıya ödenmiş olduğu; 10-12 aylara ilişkin döneme ilişkin olarak ise davacı şirket tarafından 20/01/2010 tarihinde TEDAŞ'a başvurulduğu, TEDAŞ tarafından toplulaştırılmış faturaların yaklaşık iki hafta sonra 05/02/2010 tarihinde Müsteşarlığa iletildiği, Müsteşarlıkça ilgili tutarın 26/02/2010 tarihinde TEDAŞ hesabına yatırıldığı, TEDAŞ'ın da 02/03/2010 tarihinde bu tutarı davacının hesabına aktardığı, dolayısıyla davacının anılan döneme ilişkin faturaları TEDAŞ'a sunduğu tarihten yaklaşık kırk gün sonra aydınlatma bedellerinin davacıya ödenmiş olduğu, Bu itibarla, 2009 yılına ilişkin genel aydınlatma bedellerine ilişkin davacıya yapılan ödemelerin her üç uygulama döneminde de (1-6, 7-9 ve 10-12 aylar) davacının TEDAŞ'a faturaları sunmasından itibaren en geç bir buçuk ay içinde gerçekleştirildiği, gerek davacı şirket tarafından faturaların sunulması gerekse de ilgili idareler tarafından ödemenin yapılması amacıyla gerçekleştirilen iş ve işlemler sürecinde geçen sürelerin Genelge hükümlerine uygun olduğu ve idarece yapılan ödemelerde herhangi bir gecikmenin söz konusu olmadığı, Öte yandan, Danıştay Onüçüncü Dairesinin 16/04/2013 tarih ve E:2009/7202, K:2013/1086 sayılı kararı ile Genelge'nin 7. maddesinde TEDAŞ'ın dağıtım şirketi tarafından kendisine gönderilen faturaları toplulaştırarak Hazine Müsteşarlığı'na göndereceğini düzenleyen hükmün, TEDAŞ tarafından toplulaştırılan faturaların ne kadar süre içerisinde Müsteşarlığa bildirileceği hususuna yer verilmemesinin faturaların uzunca bir süre TEDAŞ'ta bekletilmesine, Müsteşarlığa geç iletilmesine sebebiyet verebilecek nitelikte olduğu, anılan hükmün dağıtım firmaları açısından belirsizliğe yol açarak ödemelerde gecikme yaşanabileceği gerekçesiyle eksik düzenleme nedeniyle iptaline karar verilmişse de; somut olayda, 1-6, 7-9 ve 10-12 ayları kapsayan üç ayrı uygulama döneminde; davacı tarafından düzenlenerek TEDAŞ'a gönderilen faturaların dönemler bazında sırasıyla bir ay, üç hafta ve iki hafta içinde Müsteşarlığa iletildiği, genel aydınlatma bedellerinin ödenmesine ilişkin uygulamanın ilk kez yapılıyor olduğu hususu da göz önünde bulundurulduğunda, somut olayda Danıştay kararında belirtildiği şekilde bir belirsizlik ve gecikmeye sebebiyet verildiğinden söz edilemeyeceği, dolayısıyla TEDAŞ'ın toplulaştırılmış faturaları Müsteşarlığa iletmesinde geçen sürelerin somut olayda makul olduğunun değerlendirildiği, Bu durumda, uygulamanın ilk yılı olması göz önüne alınarak, 2009 yılına ilişkin uygulama dönemlerini 1-6. aylar, 7-9. aylar ve 10-12. aylar olarak belirleyen Genelge hükmünün Danıştay kararıyla hukuka uygun bulunduğu hususları dikkate alındığında, davacı şirkete yapılacak 2009 yılına ilişkin ödemelerin söz konusu uygulama dönemlerinin ardından ve Genelge'de belirlenen esaslar çerçevesinde yapılabileceği, somut olayda da davacıya yapılan ödemelerin Genelge hükümlerine uygun şekilde süresinde gerçekleştirildiği, dolayısıyla davacı şirkete yapılan gecikmiş bir ödemeden söz edilemeyeceği, Ayrıca, gerek dava dilekçesinde yer verilen hesap tablosunda gerekse de İdare Mahkemesince yaptırılan bilirkişi incelemesinde, ilk uygulama dönemine ilişkin vade tarihinin Genelge hükümlerinden hareketle belirlendiği (15/05/2009), ancak bu belirlemenin, her iki hesaplamada da ilk uygulama döneminin 01/01/2009-31/03/2009 tarihlerini kapsayan 1-3 aylık dönem olduğu kabulüyle yapıldığı, oysaki Genelge'nin geçici maddesi uyarınca ilk uygulama döneminin 1-6 aylık 01/01/2009-30/6/2009 dönemini kapsadığı, söz konusu hesaplamalarda bu hususun atlanmış olması nedeniyle de vade tarihinin, Genelge'de öngörülen sürelerden daha önceki bir tarih olarak belirlendiği ve bunun sonucunda hatalı olarak ödemenin geç yapıldığı sonucuna ulaştıklarının anlaşıldığı, Sonuç olarak, bakılan dava İYUK 12. madde kapsamında iptal kararı üzerine açılan bir tam yargı davası niteliği taşımakla birlikte; Danıştay Onüçüncü Dairesince, şirketlerce kesilmiş faturaların son ödeme tarihlerinin aşılması halinde herhangi bir kurum/kuruluşa gecikme faizi tahakkuk ettirilmeyeceğini düzenleyen Genelge hükmünün iptal edildiği, ancak, soyut nitelikteki bir düzenlemenin iptal edilmiş olmasının, bu düzenlemenin uygulanması kapsamında tesis edilen tüm bireysel işlemleri doğrudan hukuka aykırı hale getirdiğinin söylenemeyeceği, bu bakımdan anılan Genelge hükmünün iptali üzerine 2009 yılına ilişkin davacı şirkete yapılan bazı ödemelerden dolayı davacıya gecikme faizi ödenip ödenemeyeceğinin değerlendirilebilmesi için somut olayda davacıya yapılan ödemelerin vadesinde gerçekleşip gerçekleşmediğinin ortaya konulmasının gerektiği, bunun için de genel aydınlatma bedellerine ilişkin yapılacak ödemelere ilişkin usul ve esasları düzenleyen Genelge hükümlerinin esas alınacağı, Dairelerince bu kapsamda yapılan incelemede ise, 2009 yılına ilişkin genel aydınlatma bedellerinin ödenmesine ilişkin davacı şirket ile davalı idareler arasında yürütülen sürecin anılan Genelge hükümlerine uygun olarak ve makul süreler içinde gerçekleştiği, dolayısıyla 2009 yılına ilişkin davacı şirkete yapılan ödemelerde herhangi bir gecikme bulunmadığından anılan ödemeler nedeniyle davacıya gecikme faizi ödenemeyeceği, Bu durumda; davacının, aydınlatma bedellerinin zamanında ödenmemesi dolayısıyla uğradığını ileri sürdüğü maddi zararının (gecikme faizi niteliğinde) karşılanması gerektiğinden bahisle yaptığı başvurunun zımnen reddine ilişkin işlemin iptali ile davacı şirkete zamanında ödenmeyen aydınlatma bedellerinin geç ödenmesi nedeniyle uğranıldığı iddia edilen 2.000.000,00 TL tutarındaki zararın davalı idarelerce müştereken davacıya ödenmesine hükmedilmesi yolundaki İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmediği gerekçesiyle istinaf başvurusunun kabulü ile İdare Mahkemesi kararının kaldırılarak, davanın reddi yolundaki ilk kararda ısrar edilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, genel aydınlatma bedelinin bir para borcu olduğu, talebinin ve ödenmesinin mevzuata bağlı olduğu, kuralları belirleme ve düzenleme yetkisine sahip olan Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu ile Hazine Müsteşarlığının ödemeye ilişkin usul ve esasları belirlemesine rağmen vade ve ödeme tarihini düzenlemediği, vade ve ödeme tarihinin belirlenmemiş olmasının borçlar hukuku ve vergi hukuku genel hükümleri uyarınca genel aydınlatma faturalarında vade ve ödeme tarihi belirlenmeyeceği sonucunu doğurmayacağı, para borçlarında faiz borcunun, borcun ifa edilmemesi ve borçlunun temerrüde düşmesinden kaynaklandığı, ifası mümkün olan borcun muaccel olmasına rağmen zamanında ödenmemesi durumunda alacaklının ihtarıyla borçlunun temerrüde düştüğü, somut olayda genel aydınlatma faturalarının yerel idareye gönderilmesi ile başlayan süreçte 2009 yılına ilişkin yayımlanan Genelge hükümlerine uygun taleplerle ihtar sonuçlarını doğurduğu, borçluların temerrüde düşürüldüğü, para borçlarında edimin ifa edilmemesinin borçlunun temerrüdünü ortaya çıkardığı gibi, borç ilişkisi açısından faiz borcuna katlanmayı gerektirdiği, hem ilk derece mahkemesince hem de Danıştay Onüçüncü Dairesince haklılıklarının ortaya konulduğu, istinaf mahkemesinin şirkete yapılan ödemelerin Genelge hükümlerine uygun şekilde süresinde gerçekleştiği yönündeki tespitinin hatalı olduğu, davalı idareyi temerrüde düşürmeye ilişkin yazıların dikkate alınmadığı, idarenin kusura sabitken zararlarının tazmin edilmemesine Genelge'nin yürürlüğe girmemiş olduğu dönemde ödeme yapılamayacağı yönündeki tespitin gerekçe gösterilmesinin hatalı olduğu, davalıların bu kapsamda hizmet kusurunun bulunduğu ve zararlarının tazmini gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI :Davalı idareler tarafından, ısrar kararının hukuka ve usule uygun bulunduğu, davacı tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen sebeplerin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı, istemin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile ... Bölge İdare Mahkemesi ...İdari Dava Dairesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 17. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca davacının duruşma istemi yerinde görülmeyerek ve dosya tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü: HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Danıştay dava daireleri ile bölge idare mahkemelerinin temyize tabi kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan; "a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması, b) Hukuka aykırı karar verilmesi, c) Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Davacının temyiz isteminin reddine, 2. İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun yukarıda özetlenen gerekçeyle kabulü, kararın kaldırılması, davanın reddi yolundaki ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin temyize konu...tarih ve E:..., K:...sayılı ısrar kararının ONANMASINA, 3.Kullanılmayan ... TL yürütmeyi durdurma harcının istemi hâlinde davacıya iadesine, 4. Bu onama kararının taraflara tebliğini ve bir örneğinin de ... Bölge İdare Mahkemesi... İdari Dava Dairesine gönderilmesini teminen dosyanın ...İdare Mahkemesine gönderilmesine, 06/03/2024 tarihinde kesin olarak oybirliği ile karar verildi.