1. Hukuk Dairesi 2010/9672 E. , 2010/10089 K. "" MAHKEMESİ : SAMANDAĞ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 13/03/2008 Taraflar arasında görülen davada; Davacı Hazine, davalılar adına kayıtlı 1074, 4238, 4239, 4240 ve 4242 parsel sayılı taşınmazların kıyı kenar çizgisi içerisinde ve kumsalda kaldığını ileri sürerek tapuların iptali isteğinde bulunmuştur. Davalılar, davaya karşı bir savunma getirmemişlerdir. Mahkemece, dava konusu 1074 parselin tamamının kıyı kenar çizgisi içerisind…
**1. Hukuk Dairesi 2010/9672 E. , 2010/10089 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : SAMANDAĞ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 13/03/2008 Taraflar arasında görülen davada; Davacı Hazine, davalılar adına kayıtlı 1074, 4238, 4239, 4240 ve 4242 parsel sayılı taşınmazların kıyı kenar çizgisi içerisinde ve kumsalda kaldığını ileri sürerek tapuların iptali isteğinde bulunmuştur. Davalılar, davaya karşı bir savunma getirmemişlerdir. Mahkemece, dava konusu 1074 parselin tamamının kıyı kenar çizgisi içerisinde kaldığı gerekçesiyle, tapusunun iptaline, diğer parsellerin ise kısmen kıyı kenar çizgisi içerisinde kalmaları nedeniyle kısmen tapularının iptaline karar verilmiştir. Karar, taraf vekilleri tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hâkimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü. Dava, çekişmeli taşınmazların kıyı-kenar çizgisi içerisinde kaldığı iddiasına dayalı tapu iptal ve sicilin kütükten terkini isteğine ilişkindir. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Dosya içeriğine ve toplanan delillere göre; çekişme konusu taşınmazların geldisini teşkil eden parselin kadastro tespitinin 17.12.1936 tarihinde kesinleştiği ve davanın 28.09.2004 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır. Her nekadar, nizalı taşınmazların kıyı-kenar çizgisi içinde kalan bölümü devletin hüküm ve tasarrufu altında ve kamu malı niteliğinde özel mülkiyete konu olamayacak (Anayasanın 43, 3402 Sayılı kadastro Yasasının 16/C maddesi gereğince ) yerlerden olduğu keşfen saptanmış ise de; 25.2..2009 tarihinde kabul edilip 14.3.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5841 Sayılı Yasanın 2. maddesi ile 3402 Sayılı Yasanın 12. maddesinin 3. Fıkrasına eklenen " bu hüküm iddia ve taşınmazın niteliğine yahut Devlet ve diğer kamu tüzel kişileri dahil tarafların sıfatına bakılmaksızın uygulanır" ve 3. maddesi ile eklenen geçici 10. maddesinin " bu kanunun 12. maddesinin 3. fıkrası hükmü devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu iddası ile yürürlük tarihinden önce açılmış ve henüz kesin hükme bağlanmamış olan davalarda dahi uygulanır" şeklindeki hükmü gözetildiğinde kadastro tespitinin kesinleştiği tarih olan 17.12.1936 ile davanın açıldığı tarih arasında 3402 Sayılı Yasanın 12. Maddesinde sözü edilen 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçmiş olduğu sabittir. Ancak, hemen belirtilmelidir ki, bir taraf, dava açıldığı andaki mevzuata ve içtihat durumuna göre davasında haklı olup da, dava açıldıktan sonra yürürlüğe giren (geçmişe etkili) yeni bir yasa hükmü ya da yeni bir İnançları Birleştirme Kararı gereğince davayı kaybederse, davada haksız çıkmış olmasına rağmen, yargılama giderlerinden sorumlu tutulmaz.