T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2025/2490 KARAR NO : 2025/3334 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 17/04/2025 NUMARASI : 2023/801 E - 2025/321 K DAVANIN KONUSU: Alacak KARAR TARİHİ: 23/12/2025 Yukarıda tarafları ve konusu yazılı bulunan dava ile ilgili olarak, ilk derece mahkemesince verilen kararın istinaf edilmesi sebebiyle , dava dosyası üzerinde yapılan …
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2025/2490 KARAR NO : 2025/3334 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 17/04/2025 NUMARASI : 2023/801 E - 2025/321 K DAVANIN KONUSU: Alacak KARAR TARİHİ: 23/12/2025 Yukarıda tarafları ve konusu yazılı bulunan dava ile ilgili olarak, ilk derece mahkemesince verilen kararın istinaf edilmesi sebebiyle , dava dosyası üzerinde yapılan inceleme sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkillerinden Necmettin ... ile davalı şahısların miras bırakanı müteveffa Bilgin ...'ın ... Şirketler Grubunun hakim ortakları olduğunu, taraflar arasında adi ortaklık benzeri bir iş ortaklığının bulunduğunu, bir süre müşterek ticaretten sonra bir tasfiye anlaşması konusunda mutabakat sağladıklarını, sözleşmenin hayata geçirilmesi için ... ve ... Gruplarını temsil edenlerin isimleri ve ayrıca ... Şirketler Grubuna ait ticaret şirketlerinin de sözleşmeye dahil edildiğini, davadaki tarafların bunlar olduğunu, Mayıs 2009 tarihli Tasfiye Sözleşmesinde tarafların ortaklık varlıklarını kendi işlerinden ayırmak, tasfiye etmek için gerekli mutabakata vardıklarını, sadece sözleşmenin imzalanmadığını; ancak imzalanmamış olsa dahi bu mutabakat çerçevesinde müvekkillerinin üstlendikleri edimleri ifa etmeye başladıklarını, davacı tarafın kendi üstlendiği devir işlemlerini tamamen yerine getirdiklerini, buna karşı sözleşmenin diğer tarafları olan ve aynı zamanda hakim ortak konumunda bulunan müteveffa Bilgin ...'ın ve onun mirasçılarının kendilerine düşen ifaları yerine getirmediklerini, sözleşmenin 6.maddesinde belirtilen denkleştirme bedelini ödemediklerini beyan ederek fazlaya dair haklarını saklı tutmak suretiyle taraflar arasında tamamlanmayan tasfiye sürecini ve tasfiye bakiyesinin tespiti ile şimdilik 100.000,00 USD tasfiye bakiyesinin ihtar tarihi olan 29/05/2009 tarihinden itibaren; bu tarih kabul edilmezse sözleşmedeki ödeme tarihlerinden itibaren 3095 sayılı yasanın 4/a maddesi gereğince faizi ile birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Bir kısım davalı vekilleri, yetki itirazında bulunarak ikametgahları olan ... Asliye Ticaret Mahkemesinin yetkili olduğunu, dava konusu taleplerin zorunlu arabuluculuğu gerektirdiğini, zorunlu arabuluculuğa gidilmediğinden dolayı davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verilmesi gerektiğini,dava dilekçesi anlatımında alacağın davacı tarafından bilinecek durumda olması nedeniyle belirsiz alacak davası açılamayacağını, alacağın temlik sözleşmesinin geçersiz olduğunu, imzasız olduğunu, bu nedenle davacıların aktif dava ehliyeti bulunmadığını, davanın haksız olduğunu, dava dilekçesinin usulüne uygun düzenlenmediğini, maddi vakaların açıklanmadığını, nelerle ispat edileceğinin gösterilmediğini, kaldı ki davanın zamanaşımına uğradığını,... ve ... ailelerinin ortaklıklarına 2008 yılı Ekim ayında son verildiğini, o tarihten 15 yıl geçtikten sonra açılan davanın, adi ortaklık için belirlenen 5 yıllık zamanaşımı süresini çoktan aştığını, davanın zamanaşımı yönünden reddi gerektiğini, bunca zamandan sonra açılan davanın kötü niyetli olduğunu, davacıların aynı adi ortaklık ilişkisine dayalı çok sayıda açtıkları davaların hepsinin reddedildiğini belirterek davanın reddini talep etmiştir.Mahkeme, her ne kadar Mayıs 2009 tarihli bu sözleşme gereği davacının edimlerini yerine getirdiği iddia edilse de devre konu şirket hisseleri ve tapu kayıtlarının bu protokol çerçevesinde devredildiğinin ispata muhtaç olduğu, bunun yazılı deliller yapılması gerektiği, davacı tarafın para alacağını tahsil etmeden söz konusu devirleri yerine getirmesinin ve bunları yerine getirirken imzasız olduğunu bildiği protokole rağmen hiçbir yazılı belge almamasının hayatın olağan akışına uygun düşmediği; bu nedenle imzalanmayan protokolün bir taslak metin olduğu, imzalanarak hayata geçirilme iradesinin bulunmadığı buna rağmen tarafların arasındaki ilişki çerçevesinde karşılıklı paylaşımla tasfiyenin gerçekleştiği; tasfiye ile ilgili tasfiye harici kalmış hiçbir değerin bulunmadığı; bu şekilde tüm tasfiyenin 2009-2010 tarihlerinde tamamlandığı o tarihten itibaren 5 yıllık zamanaşımı süresinin ziyadesiyle dolduğu, zaman aşımı def'i nin haklı bulunduğu gerekçesi ile; "Davanın zamanaşımı nedeni ile reddine" karar vermiştir. Kararı davacılar vekili istinaf etmiştir.İstinaf dilekçesinde; ilk derece mahkemesi kararının eksik incelemeye dayandığı , çelişkiler içerdiğini,imzasız protokolün değerlendirilmesi gerektiğini,tasfiye alacağının davacılara ne şekilde ödenmiş olduğunun mahkemece hiç araştırılmadığını,davacılar ile davalıların murisinin 30 yıla yakın güven içinde adi ortaklığı yürüttüklerini,bu güven ilişkisi içinde yapılan işlemlerin mahkemece değerlendirilmediğini,imzasız belge taslak olarak kabul edilirse,bu durumda yapılan devirlerini de açıklanması gerektiğini,tasfiyeye yönelik işlemlere başlandığı ancaktamamlanamadığını,bu nedenle olayda zamanaşımının başlamadığını,sonuç olarak sunulu protokol hernekadar imzalanmamış olsa da ,taraflarca fiilen icra edilmiş,buna uygun şirket devirleri gerçekleştirilmiş,davacılar aleyhine ciddi tasfiye bakiyesi farkı doğduğunu,bu nedenle eksik incelemeye dayalı ,soyut ve yetersiz gerekçeyle kurulmuş kararın kaldırılmasını talep etmiştir.Bir kısım davalılar vekili davacıların istinaf taleplerinin reddini talep etmiştir.6100 sayılı HMK'nun 355 md gereğince, istinaf sebepleri ile sınırlı olarak yapılan incelemeye göre;Dava,adi ortaklı kaynaklı bakiye tasfiye alacak talebine ilişkindir.Davacı tarafça sunulan imzasız Mayıs 2009 tarihli tasfiye sözleşmesinden önce 09/10/2008 tarihinde ortaklar kurulu kararı ile aralarındaki ilişkiyi tasfiye etmek konusunda bir mutabakat sağladıkları anlaşılmıştır.6098 sayılı Kanun'un 620. maddesinin birinci fıkrasına göre; adi ortaklık, iki ya da daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmedir. Diğer bir anlatımla, adi ortaklık; birbirini tanıyan, diğerinin kabiliyet ve şahsına güvenen, eşit ve aynı durumda olan gerçek veya tüzel kişilerin, ortak amacın gerçekleşmesini sağlayarak katılım paylarını ortaklığa getirme konusunda karşılıklı ve uygun irade beyanlarının birbirine ulaşmasıyla teşkil eden bir kişi topluluğudur.Ortaklığın varlık sebebi olan amaç birlikteliğinin bir sonucu olarak, ortaklar arası ilişki karşılıklı güven ve iyi niyet temeline dayanmaktadır. Hukuk Genel Kurulunun 10.04.1991 tarihli ve 1991/13-76 E., 1991/199 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere ortaklar öteki sözleşmelerden tamamen farklı şekilde, emeklerini ve katılım paylarını ortak bir amaç için birleştirdiklerinden, aralarında sıkı bir işbirliği kurulur ve güvene dayanan bu işbirliği ilişkisi nedeniyle ortaklar birbirlerinin vekili gibi, ortaklık işlerinden dolayı özenle hareket etmek, ortakları zarara uğratmamak durumdadırlar. Buna bağlı olarak, adi ortaklığa esas doğruluk ve güven ilkesi, kanunda açıkça belirtilmemiş olmasına rağmen, ortakların sadakat ve eşit işlem borcunu da beraberinde getirir. Sadakat borcu gereği ortaklar müşterek amacı engelleyen her türlü davranıştan kaçınmalı, sadece kendi menfaatlerini değil ortaklığın amacını koruyabilmek için diğer ortakların menfaatlerini de gözetmelidir. Eşit işlem borcu da, ortaklara ortaklıkla ilişkilerinde iradi olarak eşit olmayan bir şekilde davranılmaması anlamına gelir ve tıpkı sadakat borcu gibi doğruluk ve güven ilkesinin adi ortaklığa özgü tezahür şeklidir. Bir ortak tarafından adi ortaklığa ilişkin olan sermaye payının, ortaklığın faaliyetlerinden dolayı uğranılan zararın veya kar payının talep edilmesi; aynı zamanda ortaklığın fesih ve tasfiyesini de kapsar. Uyuşmazlık, bu bağlamda değerlendirilip, çözüme kavuşturulmalıdır.Adi ortaklıkta; ortağın alacağını isteme hakkı, ortaklığın son bulduğu tarihte doğar ve borç muaccel hale gelir. Zamanaşımı süresi de bu tarihten itibaren işlemeye başlar. Adi ortaklığın sona ermesi ile birlikte ortaklık tasfiye aşamasına girer. Ortaklar arasındaki hukuki bağ, tasfiye tamamlanmadan ortadan kalkmış kabul edilemez. Tasfiye, ortaklar arasındaki ortaklık ilişkisinin tamamen sona erdirilmesine yönelik kanuni bir usuldür. Tasfiye ile artık ortaklık mal varlığı para haline dönüştürülecek, borçlar ödenecek, katılım payları ortaklara iade edilecek ve geri kalan meblağ ortaklar arasında kar ve zararın paylaşılması esasına göre dağıtılacaktır.Adi ortaklığın tasfiyesi ya tarafların anlaşması suretiyle ya da bizzat mahkemece yapılır. Taraflar tasfiye konusunda anlaşmadığı takdirde ortaklığın tasfiyesinin mahkemece 6098 sayılı Kanun'un 642 vd. madde hükümlerine uygun olarak yapılması gerekir.Tasfiye, ortaklığın bütün malvarlığının belirlenip, ortakların birbirleri ile alacak verecek ve ortaklıktan doğan tüm ilişkilerinin kesilmesi yoluyla ortaklığın sonlandırılması, malların paylaşılması ya da satış yoluyla elden çıkarılmasıdır.Bu doğrultuda adi ortaklıkta; ortağın alacağını isteme hakkı, ortaklığın son bulduğu tarihte doğar ve borç muaccel hale geldiği gibi,zamanaşımı süresi de bu tarihten itibaren işlemeye başlar. Davacı bu iddiasını HMK 'nun genel ispat kuralları çerçevesinde ispat etmelidir.Ortaklık, taraflar arasında yapılan bir anlaşma veya mahkeme kararı olmadıkça tasfiye edilmiş sayılamaz. Bir başka deyişle, tarafların ortaklıktaki hak ve borçları hususunda taraflar arasında bir anlaşma olmadıkça veya bu husus mahkeme kararıyla belirlenip tasfiyeyle karar verilmedikçe adi ortaklığın devam ettiği kabul edilmelidir. Fesih ve tasfiye edilmeyen adi ortaklıkta da zamanaşımı süresi başlamaz. TBK.nun 147/4 maddesi gereğince; bir ortaklıkta, ortaklık sözleşmesinden doğan ve ortakların birbirleri veya kendileri ile ortaklık arasında açılmış bulunan davalar hakkında beş yıllık zamanaşımı uygulanır. (BK. m. 126/4) Dosyanın incelenmesinde; davacı tarafın sunduğu ve dayandığı imzasız belge gereği bakiye tasfiye alacağı talep edilmiş isede;09/10/2008 tarihinde ortaklar kurulu kararı ile ortakların aralarındaki ilişkiyi tasfiye etmek konusunda anlaşmaya vardıkları açıktır.Bunun yanısıra daha sonra davacılarca dayanılan imzasız protokole göre yerine getirildiği ileri sürülen edimler sebebiyle bakiye tasfiye alacağı talep edilmekle, dayanılan imzasız protokolün karşı tarafça kabul edilmediği anlaşılmıştır.Adi ortaklığın 2008 tarihinde sonlandırıldığı,tasfiyenin yapıldığı,bakiye tasfiye alacağı davasının 2023 tarihinde açıldığı,TBK.nun 147/4 maddesi gereğince adi ortaklık kaynaklı davada zamanaşımının 5 yıl olduğu,somut olaya ilişkin ortaklığın sona erdiği tarihten itibaren 5 yıllık süre dolduktan sonra açılan davaya yönelik 5 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu belirlenmiştir. Mahkemenin kararı usul ve hukuka uygun bulunmuştur.Bu itibarla, ilk derece mahkemesince verilen kararda mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesi bakımından usul ve esas yönünden yasaya aykırı bir durum bulunmamasına göre davacıların istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi uyarınca reddine karar verilmesi gerekmiştir. K A R A R : Yukarıda açıklanan nedenlerle; Davacıların istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi uyarınca reddine,Alınması gereken 615,40 TL karar ve ilam harcı peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına, İstinaf yargılama giderlerinin istinaf eden üzerinde bırakılmasına,İstinaf sebebiyle yatırılan gider avansı bakiyesi varsa karar kesinleştiğinde istinaf edene ilk derece mahkemesince iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK 361.madde uyarınca gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'da temyiz yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 23/12/2025