Başvuru, tanıkların sorgulanamaması, bilirkişi raporu alınması için yapılan taleplerinin gerekçesiz reddedilmesi, delillerin eksik ve hatalı değerlendirilmesi ve hükmün gerekçesiz olarak onanması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru; tanıkların sorgulanamaması, bilirkişi raporu alınması için yapılan taleplerinin gerekçesiz reddedilmesi, delillerin eksik ve hatalı değerlendirilmesi ve hükmün gerekçesiz olarak onanması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 25/4/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır.Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca 28/11/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) bilişim sistemi aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu 10/8/2005 ile 2/10/2009 tarihleri arasında Çeşme Adliyesinde Yazı İşleri müdürü olarak görev yapmıştır. 6/2/2008 tarihinde mevcut görevlerine ilaveten İdari İşler müdürlüğü ve maaş mutemetliği işleri ile de görevlendirilmiştir. Başvurucu, suçüstü ödeneğinden bilirkişi ve tanıklara ödenmesine karar verilen bir kısım paranın tahakkukunu yaparak parayı çektiği ancak hak sahiplerine ödemediği gerekçesiyle hakkında 2009 yılında soruşturma başlatılmıştır. Soruşturma kapsamında İzmir Polis Krimanal Laboratuvarından alınan 5/7/2010 tarihli raporda bazı tanıklar adına atılı sahte imzalar ile başvurucunun imza yazı örneklerinin benzer ve başvurucunun eli ürünü olduğunun, bazı tanıklar adına atılan imzalarınise sahte nitelikte olduğunun tespit edildiği mütalaa olunmuştur. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 3/9/2010 tarihli iddianamesiyle başvurucu hakkında resmî belgede sahtecilik ve zimmet suçlarından İzmir Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açılmıştır. Yargılama esnasında Adli Tıp Kurumu Fizik Adli Belge İnceleme Şubesinden alınan 12/4/2011 tarihli raporda ücret bordrolarındaki bir kısım imzanın hak sahiplerinin eli ürünü olmadığı, bir kısım imzanın tanı unsurları itibarıyla sanığın veya hak sahiplerinin eli ürünü olup olmadığı konusunda bir tespit yapılamadığı, bir kısım imzanın yazı içermediği, basit tersimli ve çizgilerden ibaret olması nedeniyle hak sahiplerinin eli ürünü olup olmadığı konusunda tespit yapılamadığı, bir kısım imzanın ise hak sahipleri olan K. ile İ.G.nin eli ürünü olduğu belirtilmiştir.10 Mahkemenin 5/7/2011 tarihli ara kararı uyarınca bilirkişi heyetine dosya tevdi edilerek rapor alınması yoluna gidilmiş ve Sayıştay Emekli Uzman Denetçileri H.İ. ve B.S. ile Emekli Başmüfettiş N.Ö. tarafından oluşan bilirkişi heyeti, raporunu Mahkemeye 14/9/2011 tarihinde sunmuştur. Anılan raporda, söz konusu imzaların sanık tarafından atıldığının kuvvetle muhtemel olduğu ve eylemin zincirleme nitelikli zimmet suçunu oluşturduğumütalaa olunmuştur. Başvurucu 25/8/2010 ile 7/10/2010 tarihleri arasında tutuklu kalmıştır. İzmir Ağır Ceza Mahkemesinin 19/12/2011 tarihli ve E.2010/296, K.2011/402 sayılı kararıyla başvurucunun müsnet suçlardan ayrı ayrı mahkûmiyetine karar verilmiştir. Mahkûmiyet gerekçesi şöyledir: "Sanık Hülya Doğan'ın yukarıda deliller kısmında gösterilen delillerden de anlaşılacağı üzere … 10/08/2005 ile 02/10/2009 tarihleri arasında kendi asli görevinin Çeşme Sulh Ceza Mahkemesi Yazı İşleri Müdürlüğü olduğu, 06/02/2008 tarihinde de kendi görevine ilaveten Çeşme Başsavcılığı'nca İdari İşler Müdürlüğü ve Maaş Mutemetliği işleri ile görevlendirildiği ve bu süreç zarfı içerisinde keşif veya bilirkişi incelemeleri ile tanık dinlenmelerine ilişkin tahakkuk edecek ücretler ile ilgili bordrolar hazırlayıp hak sahiplerine ödeme görevinin de bulunduğu, sanığın bu görevlendirmelerinin yasalara uygun görevlendirmeler olduğu ve fiilen de bu şekilde görevlendirildiği, ancak bu dönem zarfında dosyada müşteki olarak görünen F. H. K.nin Çeşme Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2008/298 Esas ve 2009/8 Talimat nolu dosyalarında bilirkişi olarak görev yaptığını, kendisine mahkemece 101 TL ve 106 TL olmak üzere ücret tahakkuk ettirildiğini, ancak bu paraların kendisine ödenmediğini ve bilahare öğrendiği kadarıyla kendisine ödenmiş gibi bordrolara yerine imza atıldığını belirterek şikayetçi olduğu, İzmir Kriminal Polis Laboratuarınca yaptırılan imza incelemesinde her iki bordrodaki müşteki F. H. K.nin ismi karşısında parayı almış gibi yerine imza atılmış olduğu ve bu imzalarında F. H. K.nin eli ürünü olmadığının tespit edildiği anlaşıldığından Çeşme Başsavcılığı tarafından sanık Hülya Doğan hakkında soruşturmaya başlanıldığı, yine dosyada tanık olarak adları geçen ve adlarına tanık veya bilirkişi olarak ücret tahakkuk ettirilen İ. G., E. S., , K., F. K., F. , , S. A., A. F. Ö. veR. nin, dosyada mevcut 23/02/2009, 09/03/2009, 03/06/2009, 19/02/2009 ve 18/05/2009 tarihli bordrolarda isimlerinin karşılarında bulunan imza sütunlarında atılmış görünen imzaların bu şahısların elinden çıkmadığının ve bu şahıslara ait olmadığının mahkememizce yapılan yargılama sırasında adli tıp fizik ihtisas dairesinden alınan rapor ile belirlendiği, mahkememizce tanık sıfatıyla dinlenen bu şahısların müşteki F. H. K.nin imzalarının kendisine ait olmadığını ve kendisine 101 ve 106 TL şeklinde ödemeler yapılmadığını beyan ettiği, yine tanık A. F. Ö., İ. G., F. , A. T., E. S., F. K., Ö. Ö. ve E. O. da mahkememizdeki beyanlarında bordolardaki imzaların kendilerine ait olmadıklarını ve kendilerine bir ödeme yapılmadığını beyan ettikleri anlaşılmış, soruşturma aşamasında Savcılığınca yaptırılan imza incelemesi sonucu alınan ekspertiz raporlarının da bu yönde olduğu ve adı geçen kişilerin paraları almış gibi gösterilerek isimlerinin karşısına imza atılmış ve paraların ödenmiş gibi gösterildiği, belirtilen dönem içerisinde sanık Hülya Doğan'ın yazı işleri müdürü olduğu ve mutemet olarak da görevlendirildiği, olaydan kendisinin sorumlu olduğu, bir kısım adı geçen şahıslara para ödenmiş gibi gösterilip, ödenmemesinin sanık Hülya Doğan yönünden zimmet suçunu oluşturduğu gibi ayrıca bordrolara bu şahıslar yerine imza atılması suretiyle resmi belgeler olan bordrolarda da sahtecilik yapıldığı ve sanığın ayrıca resmi belgede sahtecilik suçunu müteselsilen işlediği, gerek zimmet gerekse resmi belgede sahtecilik suçlarının farklı tarihlerde ve farklı bordrolarda yapılması nedeniyle teselsül şeklinde işlendiği anlaşılmıştır. Bir kısım bordrolarda ise mahkememizde yapılan yargılama sırasında adli tıp kurumundan alınan imza incelemesine ilişkin rapora göre özellikle hak sahiplerinden …. isimlerinin karşısında atılan imzaların yazı içermeyen, basit tersimli ve çizgilerden ibaret olması nedeniyle aidiyetinin tespit edilemediği ancak mahkememizdeki oluşan kanaate göre bu imza gibi atılmış çizgilerinde bu şahıslar tarafından atılmadığı, zira kendileri paraları almış olsalar kendi gerçek imzalarını atmaları gerektiği, çizgi veya karalama şeklinde basit tersimli imza kullanmalarının bir mantığı bulunmadığı, bir kısım hak sahiplerinin örneğin R. , S. A gibi şahısların birden fazla bordroda adlarının geçtiği, bir kısım bordrolarda yukarıda belirtildiği gibi tamamen sahte imza bulunduğu, bir kısmında da imza atılmış gibi basit tersimli çizgi ve yazıların bulunduğu, soruşturma aşamasında alınan bilirkişi raporlarının da bu hususları doğruladığı ve mahkememizce yaptırılan bilirkişi incelemesinden de anlaşılacağı üzere toplam 1086 TL paranın müteselsilen sanık tarafından zimmete geçirildiği ve sanığın suçlarının sübuta erdiği anlaşılmış, sanık her ne kadar aşamalardaki savunmalarında kendisinin böyle bir paraya ihtiyacının bulunmadığını, kendisinden önceki müdürden teslim aldığında herhangi bir yazılı belgeyle devir almadığını, kasada ne kadar para olduğunu da kontrol etmediğini, zaman zaman adliyede şoför olarak çalışan R. A. isimli görevli vasıtasıyla bankadan bu paraların çekildiğini ve adlarına para tahakkuk eden kişileri çağırıp ödemeleri yaptıklarını, bir kısım hak sahiplerinin bordrolardaki imzalarının neden kendilerine ait olmadığını bilemediğini, kendisine yüklenen suçları işlemediğini beyan etmiş ise de, dosyada toplanan tüm delillerin müşteki ve tanık beyanlarının net olduğu, sanığın savunmalarının doğrulanmadığını, …, yine memur olan sanığın birden çok bordroya ödenmiş gibi imza atmak suretiyle resmi belgede sahtecilik yaptığı ve müteselsilen resmi belgede sahtecilik suçunu işlediği anlaşıldığından sübuta eren bu eylemi nedeniyle cezalandırılmasına karar vermek gerekmiştir…” Başvurucunun temyizi üzerine resmi belgede sahtecilik suçundan verilen karar, Yargıtay Ceza Dairesinin 11/2/2014 tarihli ve E.2012/14274, K.2014/1270 sayılı ilâmıyla düzeltilerek onandığından aynı tarihte kesinleşmiş, zimmet suçundan verilen karar ise suçun niteliğinde yanılgıya düşüldüğünden bahisle bozulmuş ve dava dosyası ilgili mahkemesine gönderilmiştir. Diğer suçun bozma sonrasındaki yargılaması aynı Mahkemenin 2014/186 esasın kayıtlı olarak yürütülmektedir. Onama kararının ilgili kısmı şöyledir: “Resmi belgede sahtecilik suçundan kurulan hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, Ancak; Suçun TCK'nın 53/1-a maddesindeki yetkinin kötüye kullanılması suretiyle işlenmesine rağmen sanık hakkında aynı Yasanın 53/ madde ve fıkrası gereğince cezanın infazından sonra başlamak üzere, hükmolunan cezanın yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi, Kanuna aykırı, katılan vekili ve sanık müdafiin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/ maddesi de gözetilerek CMUK'nın maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak bu hususun yeniden yargılama yapılmaksızın düzeltilmesi mümkün bulunduğundan aynı Yasanın maddesinin verdiği yetkiye dayanarak, mahkemenin alt sınırdan ceza tayinine yönelik takdiri de nazara alınarakhüküm fıkrasına "Sanığın, ayrıca cezanın infazından sonra işlemek üzere, TCK'nın 53/ maddesi uyarınca 1 yıl 6 ay 22 gün süre ile aynı Kanunun 53/1-a maddesindeki hak ve yetkileri kullanmaktan yasaklanmasına," ibaresinin eklenmesi suretiyle sair yönleri usul ve kanuna uygun olan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,…” Başvurucu, onama kararından 8/4/2014 tarihinde bilgi sahibi olmuştur. Bireysel başvuru, 25/4/2014 tarihinde yapılmıştır.B. İlgili Hukuk 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir: “Görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmî bir belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren, gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen veya sahte resmî belgeyi kullanan kamu görevlisi üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”