Başvuru, siyasetçiye yönelik eleştiriler nedeniyle adli para cezasına hükmedilmesinin ifade özgürlüğünü ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, siyasetçiye yönelik eleştiriler nedeniyle adli para cezasına hükmedilmesinin ifade özgürlüğünü ihlal ettiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 2/4/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş sunmamıştır. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, olaylar tarihinde ve hâlen siyaset bilimi ile uluslararası ilişkiler alanında çalışan bir akademisyendir. Ayrıca olaylar tarihinde ulusal bir gazetede köşe yazarlığı, bir televizyon kanalında kadrolu TV yorumcusu ve bir başka kanalda ise program sunuculuğu yapmaktadır. 23/1/2013 günü ana dilde savunma hakkını da içeren “Ceza Muhakemesi Kanunu ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulunda görüşülmesi sırasında Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İzmir Milletvekili B.A.G. (müşteki), "Kürt sorunu", "Kürt milliyetçiliği", "Türk ulusu"gibi bazı kavramlarla ilgili görüşlerini açıklamıştır. B.A.G.nin ulusal basında geniş bir ölçekte yer bulan ve kamuoyunda haftalarca tartışılan konuşmasının -TBMM tutanaklarına göre- ilgili kısımları şu şekildedir:" ...[B.A.G.] (İzmir) – AKP’nin, Türk ulusunu tarihten silmeye, Türk vatandaşlığını tarihten silmeye dönük olan girişimlerinde BDP’yle nasıl iş birliği yaptıklarını onun konuşmasında gördük....[B.A.G.] (Devamla) – Öyle bir şey nasıl yok? Anayasa Uzlaşma Komisyonuna vatandaşlık maddesi için partiniz ne önerdi arkadaşlar? “Türk vatandaşlığı”nı değil, “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı”nı öneriyorsunuz. Başbakanınız salı günü “Bizim temelimiz Anasırı İslam’dır.” diyor....[B.A.G.] (Devamla) – “Türklük ırkçılıktır.” diyor....[B.A.G.] (Devamla) –“Ve biz bunu tarihten sileceğiz.” diyor. Burada büyük Türk milleti önünde yemin ettiniz, büyük Türk milleti önünde yemin ettiniz....[B.A.G.] (Devamla) – O büyük ulusa parti olarak, tek tek şahıs olarak ihanet ediyorsunuz....[B.A.G.] (Devamla) – Kürt milliyetçiliğini bana “ilericilik” ve “bağımsızcılık” diye yutturamazsınız. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar) Türk ulusuyla Kürt milliyetini eşit, eş değerde gördüremezsiniz....[B.A.G.] (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, AKP ve BDP iş birliğinin yaptığı şey tektir. Türkiye’de Kürt sorunu yoktur. Türkiye’de siz sorunu Türk sorunu yaptınız..." Başvurucu 25/1/2013 günü Radikal gazetesinde yayımlanan "[B.A.G.], CHP'den İstifa Etmeli" başlıklı bir köşe yazısı yazmıştır. Yazıda B.A.G. tarafından yapılan konuşma şu şekilde eleştirilmiştir: "...CHP’nin neo-faşist ve ırkçı olmadığını anlatsın diye [T.nin] grup adına konuşacak dediği birinin kalkıp milletler hiyerarşisi yapıp bir de Kürtleri aşağılaması, ‘Türk ulusuyla Kürt milliyeti’ ne eşittir ne eşdeğerdedir demesi neo değil, doğrudan faşistliktir, ırkçılıktır. CHP programına aykırı, parti değerlerine terstir. Hele hele kendini korumak için bir siyasetbilimci profesörün “Bilimsel bir açıklama yaptım” demesi tam anlamıyla kendini rezil etmektir....Zaten [B.A.G.nin] ırkçı sözlerine karşı parti bir şey yapmazsa bu sözler CHP’nin ve Kılıçdaroğlu’nun sözü olarak algılanır. Bunu kendisine sosyal demokrat diyen bir lider ve örgüt kaldıramaz. Mesele bu kadar net. Var mı başka izahı?" Öte yandan başvurucu 1/2/2013 günü sosyal medya hesabından -Twitter- yaptığı paylaşımda "[B.A.G.ye] göre Kürt, Türk Ulusu içindeki milletlerden biriymiş. Hanımefendi ulumaya devam ediyor. Yazık..." şeklinde ifadelere yer vermiştir. Paylaşımın içeriğinde yer alan bir gazete kupüründe -gazetenin adı ve tarihi anlaşılamıyor- B.A.G.ye atfen yer verildiği anlaşılan şu ifadeler yer almaktadır: "...Oysa Anadil hakkı dediğiniz şey bir tek yolla yapılabilir.Ulusal devleti ortadan kaldıracaksınız, yerine milletler devletini getireceksiniz. Bunu başka türlü yapamazsınız.Bu şarta bağlı olduğu için bu tartışma anayasaya sıkıştı zaten. Bu düzeyde tartışarak hiçbir yere varmak mümkün değil ki. Peki, nasıl olabilir diye soruyorum ben size, peki yapalım, nasıl olabilir? Şartı var, ulusal devletten vazgeçeceksiniz ve şu anda Türk ulusunun içindeki milliyetlerden biri olan Kürt topluluk için anadilini eğitimde, yargıda her yerde Türkçe gibi kullanılabilir hale getireceksiniz. Bunu yapmak demek devleti ulusal devlet olarak örgütlemekten vazgeçmek demektir..." B.A.G.nin söz konusu köşe yazısı ve paylaşımla ilgili şikâyeti üzerine başvurucunun "[B.A.G.ye] göre "kürt, türk ulusu içindeki milletlerden biriymiş. Hanımefendi ulumaya devam ediyor. Yazık..." diyerek hakaret ettiği ve başka bir haber sitesinde müştekinin istifa etmesi gerektiği konusunda yazı yazdığı, ...şüphelinin üzerine atılı suçu bu haliyle işlediği ... anlaşıldığı..." iddiasıyla hakaret suçundan cezalandırılması için iddianame düzenlenmiştir. Başvurucu, soruşturma ve kovuşturma aşamasındaki beyanlarında "ulumak" sözcüğünü sözlük anlamıyla değil Türk milliyetçiliğinin sembolü olarak bilinen "kurt"un çıkardığı ses olarak ve müştekinin aşırı milliyetçi söylemlerde bulunduğunu göstermek maksadıyla kullandığını ifade etmiştir. Başvurucu, köşe yazısının ise siyasi eleştiri mahiyetinde olduğunu belirtmiştir. Ankara Sulh Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonunda köşe yazısı yönünden herhangi bir değerlendirme yapılmamış, başvurucunun paylaşımında geçen "Hanımefendi ulumaya devam ediyor." şeklindeki ifadelerin "düşüncelerin açıklanması ve eleştiri sınırlarının ötesinde TCK maddesi gereğince şeref, onur ve saygınlığı rendice etme niteliğindeki lafız olduğuna" kanaat getirilmiş ve başvurucunun 000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına 4/3/2014 tarihinde kesin olarak karar verilmiştir. Başvurucu 2/4/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Hakaret" kenar başlıklı maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkralarışöyledir:“(1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden (...) (1) veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır... (2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.”B. Uluslararası Hukuk İfade Özgürlüğünün Demokratik Toplumdaki ÖnemiAvrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) maddesi şöyledir:" Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar... Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ... başkalarının şöhret ve haklarının korunması ... için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.” Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre ifade özgürlüğü, demokratik toplumun temelini oluşturan ana unsurlardandır. AİHM, ifade özgürlüğüne ilişkin kararlarında ifade özgürlüğünün toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel şartlardan birini teşkil ettiğini yinelemektedir. AİHM'e göre maddenin ikinci paragrafı saklı tutulmak üzere ifade özgürlüğü sadece toplum tarafından kabul gören, zararsız veya ilgisiz kabul edilen "bilgi" ve "fikirler" için değil incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerlidir. İfade özgürlüğü, yokluğu hâlinde "demokratik bir toplum"dan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir. AİHM, maddede güvence altına alınan bu hakkın bazı istisnalara tabi olduğunu ancak bu istisnaların dar yorumlanması ve bu hakkın sınırlandırılmasının ikna edici olması gerektiğini vurgulamıştır (Handyside/Birleşik Krallık, B. No: 5493/72, 7/12/1976, § 49; Von Hannover/Almanya (No. 2), B. No: 40660/08 ve 60641/08, 7/2/2012, § 101). İfade Özgürlüğü ve İtibarın Korunmasını İsteme Hakkı Arasındaki İlişki AİHM, kamuya mal olmuş kişilerin şöhret ve itibarı ile ifade özgürlüğünün çatışması hâlinde maddenin (2) numaralı fıkrasında yer alan "başkalarının... haklarının korunması" ifadesine müracaat etmektedir. AİHM Büyük Dairesi 7/2/2012 tarihinde verdiği iki kararda - Von Hannover/Almanya (2) [BD] ve Axel Springer AG/Almanya [BD], B. No:39954/08, 7/2/2012- ifade hürriyeti ve özel hayata saygı hakkının dengelenmesinde kullanılan ilkeleri sistematik olarak açıklamış ve uygulamıştır. Bunlar ifade özgürlüğüne konu açıklamanın kamu yararına ilişkin bir tartışmaya sağladığı katkı (Von Hannover/Almanya (2), § 109),ilgili kişinin tanınırlığı, toplumdaki rolü ve işlevi ile yazıya konu olan faaliyetin niteliği, haber veya makalenin konusu (Von Hannover/Almanya (2), § 110; Von Hannover/Almanya, B. No:59320/00, 24/9/2004, §§ 63-66; kamu tarafından tanınan kişiler için korumanın daha esnek olacağına ilişkin bir karar için bkz. Minelli/İsviçre (k.k.), B. No: 14991/02, 14/6/2005), ilgili kişinin daha önceki davranışları (Von Hannover/Almanya (2), § 111), yayının içeriği, şekli ve etkileri (Von Hannover/Almanya (2), § 112), bilgilerin elde edilme koşulları ve gerçekliği (Axel Springer AG/Almanya, § 93; Von Hannover/Almanya (2), § 113) ve uygulanan yaptırımın niteliğidir (Axel Springer AG/Almanya, § 95). Siyasetçilerin İtibar Haklarının Korunması AİHM, ifade özgürlüğü ile başkalarının hak ve özgürlüklerinin çatışması hâlinde şöhret ve itibarı söz konusu olan kişi bir siyasetçi ise ilke olarak ifade özgürlüğü lehine bir değerlendirme yapmaktadır. AİHM, Lingens/Avusturya (B. No: 9815/82, 8/7/1986, § 42) kararında politikacıların kendilerine yöneltilen ağır eleştirilere tahammül etmek durumunda olduğunu vurgulamıştır:" ...Basın özgürlüğü, halka siyasal liderlerinin düşünce ve davranışlarını tanıma ve onlar hakkında fikir oluşturma imkanı verir. Daha genel olarak siyasal tartışma özgürlüğü Sözleşme'ye hakim olan demokratik toplum anlayışının tam da merkezinde yer alır.Bir siyasetçiyle ilgili eleştirilerin kabul edilebilir sınırları, özel bir şahısla ilgili eleştiri sınırına göre daha geniştir. Bir siyasetçi, özel şahıstan farklı olarak, her sözünü ve eylemini bilerek ve kaçınılmaz bir biçimde, gazetecilerin ve halkın yakın denetimine açar. Siyasetçi kendisine yönelik eleştirilere karşı daha geniş bir hoşgörü göstermek zorundadır..." AİHM, anılan kararında başvurucu tarafından kullanılan "adi fırsatçılık", "gayriahlaki" ve "onursuzluk" şeklindeki ifadelerin seçim sonrası siyasal tartışma ortamı içinde değerlendirilmesi gerektiğini ve bu sözlerin o tarihte Federal Hükûmetin başbakanı olan Kreisky’nin benimsediği tutuma yöneltildiğini belirterek başvurucunun hakaret suçundan mahkûm edilmiş olması nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiği sonucuna varmıştır (Lingens/Avusturya, §§ 43, 45). Oberschlick/Avusturya(2) (B. No: 20834/92, 1/7/1997, §§ 31, 33) kararında, başvurucu tarafından kullanılan "geri zekâlı" kelimesinin davanın bütün koşulları ışığında bu ifadenin geçtiği makale ve makalenin yazıldığı koşullar gözetilerek değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir. AİHM, "geri zekâlı" ifadesi polemiğe açık olsa da bu ifadenin Parti Lideri ve Eyalet Valisi Jörg Halder'in kendisinin de provokatif olan bir konuşmasına yanıt olarak hazırlanan bir makalede geçtiğine dikkat çekmiştir. AİHM'e göre, olgusal bir temel olmasa aşırı olarak nitelendirilebilecek bu ifade olayın şartları altında aşırı olarak değerlendirilemez. Lopes Gomes Da Silva/Portekiz (B. No: 37698/97, 28/12/2000, §§ 32-34) kararında, gazeteci olan başvurucu şehir konseyi seçimlerinde aday olan birine (Bay Resende) yönelik olarak yayımladığı bir yazıda "acayip derecede gülünç", "soytarıca" ve "bayağı" şeklinde ifadeler kullanmıştır. AİHM, Portekiz mahkemelerinin kararlarını davanın bütün koşulları ışığında, ifadenin geçtiği yayın ve makalenin yazıldığı koşulları gözeterek değerlendireceğini belirtmiştir. AİHM, başvurucunun yazısının Bay Resende'nin Halk Partisi tarafından seçimlerde aday gösterileceği yönündeki haberler üzerine yayımlandığına dikkat çekmiştir. Bu durumun kamusal çıkarları ilgilendiren politik tartışmalar kapsamında olduğunu ve bu nedenle ifade özgürlüğüne yönelik kısıtlamaların dar yorumlanması gerektiğini belirten AİHM, başvurucunun yazısı ve kullanılan ifadeler polemiğe açık olsa da bunların boş yere yapılmış bir kişisel saldırı niteliğinde olmadığı tespitini yapmıştır.AİHM'e göre, olgusal bir temel olmasa aşırı olarak nitelendirilebilecek bu ifadeler olayın şartları altında aşırı olarak değerlendirilemez.