11. Ceza Dairesi 2009/3633 E. , 2012/3552 K. MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SUÇ : Memur olmayan kimsenin resmi belgede sahteciliği HÜKÜM : Beraat kararı. Memur olmayan kimsenin resmi belgede sahteciliği suçundan açılan davaya makine mühendisleri odasının müdahilliğine karar verilmesinde, dolayısıyla hükmü temyiz etmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığına üye ...’un karşı oyu ve oyçokluğuyla karar verilerek yapılan incelemede; Gerekçeli kararda yanlış gösterilen suç tari…
**11. Ceza Dairesi 2009/3633 E. , 2012/3552 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SUÇ : Memur olmayan kimsenin resmi belgede sahteciliği HÜKÜM : Beraat kararı. Memur olmayan kimsenin resmi belgede sahteciliği suçundan açılan davaya makine mühendisleri odasının müdahilliğine karar verilmesinde, dolayısıyla hükmü temyiz etmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığına üye ...’un karşı oyu ve oyçokluğuyla karar verilerek yapılan incelemede; Gerekçeli kararda yanlış gösterilen suç tarihinin 29.11.2001 olarak mahallinde düzeltilmesi olanaklı görülmüştür. I-Sanık ...'ın “memur olmayan kimsenin resmi belgede sahteciliği” suçundan beraatine ilişkin hükme yönelik katılan vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde; 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 7 ve 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 9. maddeleri hükmü karşısında; sanığa yüklenen “memur olmayan kimsenin resmi belgede sahteciliği” suçunun sanık lehine olan 5237 sayılı TCK.nun 204/1. maddesindeki cezasının üst sınırına göre tabi olduğu aynı kanunun 66/1-e maddesinde öngörülen 8 yıllık asli dava zamanaşımının, kesici son işlem olan sanığın sorgusunun yapıldığı 03.03.2004 tarihinden temyiz inceleme tarihine kadar gerçekleştiği anlaşılmış, katılan vekilinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, sair yönleri incelenmeyen hükmün 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken, 1412 sayılı CMUK’nun 321 maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak bu husus yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden aynı Yasanın 322 nci maddesinde öngörülen yetkiye dayanılarak sanık hakkındaki kamu davasının gerçekleşen asli dava zamanaşımı nedeniyle 5237 sayılı TCK’nun 66/1-e ve 5271 sayılı CMK’nın 223/8. maddeleri gereğince DÜŞÜRÜLMESİNE, II-Sanık ... 'in “memur olmayan kimsenin resmi belgede sahteciliği” suçundan beraatine ilişkin hükme yönelik katılan vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde ise ; Adli Tıp Kurumunu Fizik İhtisas Dairesinin 27.06.2006 tarihli raporunda, sanığın alınan mukayese yazılarının doğal yazı özelliklerini göstermediği ve kısmi değiştirme gayreti gözlendiğinden suça konu belgelerde sanığın eli ürünü yazı bulunup bulunmadığı yönünde bir saptamaya gidilemediğinin, sahteliği iddia olunan toplam 245 belge üzerindeki incelemenin bazı belgelerde adlarına atılı imzalar bulunan ...'ın mukayese imzalarının bulunmaması nedeniyle yapılamadığının, rapora ekli inceleme listesinin 103 ve 198. sıraları arasındaki 95 adet belge üzerindeki “onay” imzalarının yetkili Mustafa Baskın'ın eli ürünü olmadığının tespit edildiğinin ve belgelerde iğfal kabiliyetinin ilgili mevzuat ve tüm dosya kapsamına göre mahkemece yorumlanmasının yerinde olacağının belirtilmesine göre rapordaki eksik hususları giderici yeni rapor alınmadan ayrıca; suça konu belgeler üzerinde bulunan TMMOB ... Ankara Şubesi adına basılı bulunan mühür izlerinin sahteliği yönünde bir incelemenin yapılmamış olmasına göre; gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenmesi açısından, öncelikle sanık ...'un usulüne uygun şekilde alınan mukayese yazı örnekleri ile raporda mukayese imzalarının bulunmadığı belirtilen kişilerin mukayeseye esas imza örneklerinin ve katılan kuruma ait gerçek mühür örneğinin temini ile yeniden tüm belgelerin Adli Tıp Kurumunu Fizik İhtisas Dairesine gönderilerek 27.06.2006 tarihli raporda eksikliği belirtilen hususlarda rapor tanziminin sağlanması, sahtecilik suçlarında aldatma niteliğinin takdir ve tayinin mahkemeye ait olduğu nazara alınıp dosya içinde mevcut toplam 245 adet suça konu belge duruşmada incelenip özellikleri zapta geçirildikten ve aldatma niteliğini taşıyıp taşımadıkları değerlendirildikten sonra sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden eksik inceleme ve yetersiz gerekçe ile yazılı şekilde beraat kararı verilmesi, Yasaya aykırı, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK. nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 15.03.2012 gününde oyçokluğuyla karar verildi. MUHALEFET ŞERHİ Sahtecilik suçları 765 sayılı TCK’nda olduğu gibi 5237 sayılı TCK’nda da kamu güvenine karşı suçlar bölümünde düzenlenmiştir. Bu suçlarla korunmak istenen hukuksal yarar, kamu güvenidir. Belgenin gerçekliğine ilişkin toplumda oluşan güvene “kamu güveni” denilmektedir. Belgenin ceza hukuku koruması altına girmesinde kamu güveninin ve kanıt niteliğinin korunması ve hakların zarar görmesi tehlikesinin doğması gibi birden fazla nedeni bulunmakla birlikte, sahtecilik suçlarında korunmak istenen hukuksal yararın kamu güveni olduğu, öğretide baskın görüştür. (Yorumlu Uygulamalı TCK, 2010, Yaşar/Gökcan/Artuç,Cilt IV, s. 5619, Savaş, Mollamahmutoğlu, TCK’nun Yorumu, 1995, Cilt 3, s. 2868, Gökçen, Belgede Sahtecilik Suçları, 2010, s. 95 v.d.) Gerek 765 TCK gerekse 5237 sayılı TCK’ döneminde Yargıtay uygulaması da bu yöndedir. Resmi belgede sahtecilik suçunda korunan hukuksal yarar kamu güveni olduğundan, suçun mağduru da toplumu oluşturan herkestir. (Gökçen, s. 133) Ancak sahtecilik suçundan dolayı zarar gören, haksızlığa uğrayan kimseler varsa bunlar davaya katılabilirler. Örneğin; sahte vekaletname ile malları devredilen, sahte bir çek veya bono ile hakkında takip başlatılan kimseler suçtan doğrudan doğruya zarar gördüklerinden açılan kamu davasına katılabilirler. Aynı şekilde sahte belgelerle yurda mal ithal edildiğinde gümrük idaresi, sahte belgelerle bankadan kredi alınmasında ilgili banka davaya katılabilir. Ancak sadece düzenlemekle yetkili oldukları belge sahte olarak düzenlendi diye ilgili kurum ve kuruluşların kamu davasına katılması kabul edilemez. Aşağıda birkaç kararı örnek olarak verilen Dairemizin uygulaması eskiden beri bu yöndedir: Hastanenin Bilgi İşlem Servisinde hizmetli olan sanığın bir hasta adına gerçeğe aykırı tetkik-tedavi faturası düzenleyip hastanın kurumuna göndermesi olayında, “Şikayetçi Sağlık Bakanlığının yüklenen suçtan doğrudan doğruya zararının bulunmaması nedeniyle …bu suç yönünden usulsüz verilen müdahale kararı hukuken geçersiz olup, hükmü temyiz etme hak ve yetkisi vermediği…” (05.12.2011, 2008/6397 E, 2011/22780 K.) Sanığın Anadolu Üniversitesinden mezun olmuş gibi sahte mezuniyet belgesi düzenleyip, bir şirkete ibraz ederek işe girmesi olayında, “Şikayetçi Anadolu Üniversitesi Rektörlüğünün yüklenen suçtan doğrudan doğruya zararının bulunmaması nedeniyle …usulsüz verilen müdahale kararı hukuken geçersiz olup hükmü temyiz etme hak ve yetkisi vermediği…” (05.12.2011, 2009/9341 E., 2011/22737 K.) Sanığın, Aydın Belediyesince verilmiş gibi gerçeğe aykırı “iş deneyim belgesi” düzenleyerek Söke Belediyesine ibraz etmesi olayında, “…şikayetçi Aydın Belediye Başkanlığı vekilinin yüklenen suçtan doğrudan doğruya zarar görmediği ve katılma hakkı bulunmadığı…” (07.03.2012, 2011/13589 E., 2012/2985 K.) Yargıtay 8. Ceza Dairesinin Ceza Genel Kurulunca da (21.2.2012, 279 E., /55 K.) kabul gören kararlarına göre de “parada sahtecilik” suçunda Maliye Hazinesi doğrudan zarar görmediğinden, davaya müdahil olarak katılamayacağı gibi müdahilliğine karar verilmiş olması da hükmü temyiz etme hakkı vermez. (15.02.2012, 2011/17564 E., 2012/4450 K., 24.10.2011, 2009/17524 E., 2011/11898 K.) Aksi halde, bizzat sahtecilik eyleminin muhatabı, mağduru olmadan (düzenlemekle yetkili ve görevli oldukları belgelerin sahte olarak düzenlenmesi veya tahrif edilmesi) şeklinde gerçekleşen resmi belgede sahtecilik suçlarında, ilgili kurumların suçtan doğrudan doğruya zarar gördüklerini kabul etmek, Yargıtay’ın bugüne kadar istikrar bulmuş uygulamalarına aykırı düşecektir. Çok sık karşılaşılan sahte pasaport veya sürücü belgesi yada nüfus cüzdanı düzenlemek suçlarında, bu belgeleri düzenleyen Emniyet Genel Müdürlüğünün ve Nüfus Müdürlüklerinin suçtan doğrudan zarar gördüklerinin kabulü demek, davaya katılma hakkı ve dolayısıyla verilen karara karşı kanun yoluna başvurma hakkı tanımak demektir. Kamu güvenine veya güvenliğine ilişkin eylemler hakkında açılan davalarda kanuna, hukuka aykırı kararların verilmesi, suç teşkil eden eylemlerle ilgili beraat kararlarının verilmesi mümkündür. Ancak kamu hukukunun savunucusu ve temsilcileri olan Cumhuriyet savcıları, kamu davası açıp yürütmekle yükümlü oldukları gibi, kamu adına yasa yollarına da başvurabilirler. Ceza Genel Kurulu’nun (15.7.2008, 2008/95-195) kararlarında belirtildiği gibi, gerek 5271 sayılı Yasada, gerekse 1412 sayılı Yasada, müdahaleye yetkisi bulunan kişinin “suçtan zarar görmesi” koşulu aranmış, ancak “suçtan zarar gören” ve “mağdur” kavramlarının tanımı yapılmadığından öğretideki görüşlerden de yararlanılarak, maddede katılma yetkisi kabul edilen, “mağdur”, “suçtan zarar gören” ve “malen sorumlu olan” kavramlarının, kamu davasına katılma hususundaki uygulamaya ışık tutacak biçimde tanımlanması gerekmektedir. Mağdur; dar anlamda suçtan zarar gören, suçun maddi unsuruna muhatap olan ve bu nedenle suçla korunan hukuki yararı zedelenen kişiyi ifade etmektedir. (Öztürk-Erdem, Ceza Muhakemesi Hukuku s. 317 vd.; Özbek, Ceza Muhakemesi Hukuku, s. 235) CGK’nun bir başka Kararında (6.2.2007, 344/23) ifade edildiği üzere bir faaliyetin izinsiz yapılması nedeniyle kamunun bazı harçları almaktan yoksun kalması dolaylı zarar niteliğindedir. Dolaylı zarar ise, davaya katılma hakkı vermez. Aksinin kabulü, düzen¬leme ve denetim yetkilerine sahip tüzel kişilerin kendi yetki alanlarına giren hususlardaki ihlaller nedeniyle açılan tüm kamu davalarına katılabilecekleri sonucunu doğuracaktır ki, bu durumda örneğin silah taşıma izni vermeye yetkili İçişleri Bakanı veya yetkilendirdiği Valilerin, izinsiz silah taşıma suçlarına ilişkin kamu davalarına veya yerel yönetimlerden izin alınması gereken her türlü faaliyetin izinsiz yapılmasından kaynaklanan suçlara ilişkin kamu davalarına belediyelerin katılabileceklerini kabul etmek gerekir. 1412 sayılı CMUK’ndan farklı olarak 5271 sayılı CMK’nun mağdur ile şikâyetçiye tanığı haklar gözetildiğinde (m. 234 v.d.), Yargıtayda incelenmek üzere bekleyen binlerce hatta onbinlerce dosyanın sair yönlerden incelenmeksizin sadece ilgili kurumların duruşmadan haberdar edilmeyerek kamu davasına katılma imkânı tanınmaması gerekçesiyle bozulması gerekecektir. Bu tespit ve açıklamalar ışığında somut olaya gelindiğinde; sanıkların yetkili ve görevli olmadan sahte LPG Sızdırmazlık Raporları düzenlemekten ibaret eylemlerinde, bu belgeleri düzenlemekle yetkili ve görevli Makine Mühendisleri Odasının suçtan doğrudan zararı bulunmadığından, kamu davasına katılmaya hakkının olmadığı, yasaya aykırı biçimde verilen katılma kararı da hükmü temyiz etme hakkı doğurmayacağından katılan vekilinin temyiz talebinin reddedilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu gerekçelerle sayın çoğunluğun, Makine Mühendisleri Odasının davaya katılarak verilen hükmü temyiz edebileceğine ilişkin düşüncesine katılamıyorum.