3. Hukuk Dairesi 2025/5636 E. , 2025/6362 K. "" MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/2609 E., 2024/329 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 15. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2018/623 E., 2021/112 K. Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya direnilmesi üzerine verilen kararın taraflarca temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu tarafından yapılan temyiz incelemesi sonucunda, direnme kararı yerinde görülerek tarafların diğer temyiz itirazl…
3. Hukuk Dairesi 2025/5636 E. , 2025/6362 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/2609 E., 2024/329 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 15. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2018/623 E., 2021/112 K. Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya direnilmesi üzerine verilen kararın taraflarca temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu tarafından yapılan temyiz incelemesi sonucunda, direnme kararı yerinde görülerek tarafların diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosya Dairemize gönderilmiş olup; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 362. maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanunun 366. maddesi atfıyla aynı Kanunun 352. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir. Dosya içeriğine göre davada kabul edilen ve davalı şirket vekili tarafından temyize konu edilen toplam miktar 136,74 TL olup Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 378.290,00 TL’nin altında kaldığı anlaşılmakla; davalı şirket vekilinin temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekmiştir. Davacı vekilinin gerekli şartları taşıdığı anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun 2013 yılı hesaplarının denetimi sonucu 2013 yılı Sayıştay Denetim ve Üst Kurulunun 22.10.2014 tarih ve 54 sayılı toplantısında alınan 14 nolu karar gereğince Maliye Bakanlığından talep edilen inceleme neticesinde düzenlenerek gönderilen 09.03.2016 tarih ve 2016-B-778/1 sayılı Vergi Tekniği Raporunda; davalı... TV Hizmetleri A.Ş.’nin 2012 yılı hesaplarının incelenmesi sonucunda miktar iskontosunun matrahtan düşülerek noksan beyan edildiği ve buna bağlı olarak 2010 yılına ait %5 Üst Kurul Payının 140.955,14 TL, 2011 yılı (1-2/2011%5 3-12 %3) 104.761,74 TL ve 20 12... .210,67 TL’lik bölümünün kuruluştan tahsil edilmesi gerektiğinin tespit edildiğini, bu doğrultuda davalıdan 03.03.2011 tarihine kadar elde ettikleri brüt reklam gelirleri üzerinden %5 oranında; 03.03.2011 tarihinden itibaren ise %3 oranında RTÜK payı hesaplayarak ve bu tutarları beyan ederek ödeyeceklerinin belirtildiğini, hizmet satışında bulunduğu müşterilerin kendisine kesmiş olduğu faturalarda yer alan ciro primi tutarlarının, ıskonto olarak değerlendirildiğini ve bu tutarların da elde edilen reklam veya ticari iletişim gelirlerinden düşülmek suretiyle RTÜK payı matrahın eksik hesapladığını, hizmet alan müşterilerin yayıncı kuruluşa kesmiş olduğu ciro primi faturalarında yer alan tutarların, yayıncı kuruluş tarafından iskonto gibi değerlendirilmesinin doğru olmadığını belirterek davalının Ankara 17. İcra Müdürlüğünün 2017/18684 E. sayılı dosyasına yaptığı itirazın iptali ile alacağın %20'si oranında icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili; davacı tarafından 10.08.2016 tarihli ve 2016/42 sayılı toplatınsında almış olduğu ve şirkete tebliğ edilen 18 numaralı kararına karşı Ankara 17. İdare Mahkemesinde açılan davada, RTÜK kararının kesin ve yürütülebilir nitelik taşımadığından idari davaya konu olmayacağı gerekçesiyle incelenmesizin davanın reddine karar verildiğini, müvekkilinin faturaya bağlı iskontoları ticari iletişim gelirine dahil etmeyerek mahsup etmesinin doğru bir işlem olduğunu, ticari iletişim gelirleri hesaplanırken iskontoların dahil edilmemesinin yönetmelik gereği olup, iskontoların gider olarak kabul edilmesi gerektiğine yönelik gerekçelerin yanlış olduğunu, şirketin satış ve pazarlama yöntemi olarak müşterilerin kanala daha fazla reklam vermelerini teşvik etmek amacıyla, dönemsel işlem hacmi üzerinden ''hacim iskontosu'' uyguladığını, bu şekilde hizmetin teslimi anında iskonto uygulamak yerine, iskontoyu belli bir tutarda alım yapma şartına bağladığını, buna göre reklam verenler belirli bir ciroya ulaştığında kademeli olarak %5 ila %10 aralığında bir iskonto uygulandığını ve hesaplanan iskonto tutarının müşteriden alınan fatura üzerinde ''hacim iskontosu, ciro prim bedeli, ciro primi, yayın hacmi primi, miktar iskontosu, risturn bedeli'' açıklaması ile belgelendiğini, faturalarda gösterilen ticari teamüllere uygun iskontoların ticari iletişim gelir matrahına dahil olmadığını, Üst Kurul kararında ve Vergi Tekneği Raporunda şirketin uyguladığı iskontonun piyasa rayicini aşan ve teamüllere aykırı bir iskonto olduğuna dair kıyas, emsal değer araştırması, piyasa rayici gibi delille desteklenmiş hiçbir maddi tespit olmadığını, bilakis şirketin uyguladığı iskontonun %5 civarında olup bu iskonto oranının ticari teamüllere uygun olduğunu belirterek hem zamanaşımı sebebiyle hem de esastan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; ''...dava konusu alacağın dönemsel edim olması sebebiyle 818 sayılı BK'nun 126/1 maddesi ve TBK'nın 147/1 ile 90. maddeleri gereğince 5 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu, zamanaşımı süresinin eksik beyan sebebiyle eksikliğin tespiti ile başlayacağının anlaşıldığı, söz konusu eksiklik tespitinin ise Maliye Bakanlığı'nın 09.03.20 16... -B-778/1 sayılı Vergi Tekniği Raporu ile yapıldığı, icra takip tarihinin 2017 ve dava tarihinin 2018 yılı olduğu, dava konusu alacağın bu tarihler itibariyle zamanaşımına uğramadığının anlaşıldığı ve davalının bu meyandaki itirazlarının yerinde olmadığı ve davanın sübut bulduğu, alacağın likit olup icra inkar tazminatına ilişkin şartların mevcut olduğu anlaşılmakla dava konusu icra takibindeki alacak miktarları ve bilirkişi raporundaki 0,01-TL'lik basit hesap hatası dikkate alınarak ve bu hususta resen hesaplama yapılarak'' gerekçesiyle davanın kabulü ile, davalının Ankara 17. İcra Müdürlüğünün 2017/18684 E. sayılı dosyasından başlatılan takibe yaptığı itirazın iptali ile takibin 246.927,54 TL asıl alacak ve 269.919,04 TL işlemiş faiz ve gecikme zammı olmak üzere 516.846,58 TL alacak miktarı üzerinden takip talebindeki koşullar ile birlikte aynen devamına, davacının icra inkar tazminatı talebinin kabulü ile, asıl alacağın %20'si oranında tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin 10.05.2022 tarihli kararıyla; ''Takibe konu alacağın 6112 sayılı Kanunun 41/ç maddesi kapsamındaki ticari iletişim gelirlerinden ayrılacak payın eksik ödenmesi iddiasından kaynaklandığı, aynı Kanun'un 42 nci maddesinin ikinci fıkrası gereğince bu gelirlerin elde edildikleri ayı takip eden üçüncü ayın en geç yirmisinde ilgili medya hizmet sağlayıcı kuruluşlar tarafından ödenmesi gerektiği, bu durumda takibe konu alacaklardan 2010 yılına ait alacağın nisan-aralık dönemine ait aylardan dolayı olduğu, bu aylardan ekim, kasım ve aralık aylarına ait gelirlerle ilgili alacakların vadesinin sırasıyla 20... , 20... ve 20... olduğu, 2011 yılına ait alacağın ocak, şubat, mart, nisan, ekim, kasım, aralık aylarına ait olduğu, bu aylardan ekim-kasım ve aralık aylarına ait gelirlerle ilgili alacakların vadesinin sırasıyla 20... , 20... ve 20... olduğu, 2012 yılına ait alacağın ise ocak-ağustos dönemine ait olduğu, bu aylardan temmuz ve ağustos aylarına ait gelirlerle ilgili alacakların vadesinin sırasıyla 20... ve 20... olduğu anlaşılmıştır. İcra takibinin ise, 06... tarihinde başlatıldığı, işbu itirazın iptali davasının yasal bir yıllık süre içinde açıldığı, 18/05/2003 tarihli ... Bütçe, Muhasebe ve İdari İşler Yönetmeliği’nin “Reklam Gelirlerinin Denetimi” başlıklı 8 inci maddesinde “Üst Kurul, ödenmesi gereken reklam gelirleri Üst Kurul payının doğruluğunu araştırmak, tespit etmek ve sağlamak bakımından, kuruluşların defter ve belgelerini kendi denetim elemanlarına veya vergi incelemesine yetkili olanlara incelettirebilir….” şeklindeki düzenleme nazara alındığında davacı kurumun 5 yıllık zamanaşımı süresi dolmadan yetkisi dahilinde bu gelirlerin eksik beyan edilip edilmediğini denetleme yetkisinin bulunduğu, o halde, takibe konu 2010, 20 11... yıllarına ait alacakların dönemsel alacak olup vade tarihleri itibarıyla, 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 125 ve devamı maddeleri ile 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 147, 1 49... nci maddeleri ve 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 5. maddesi kapsamında kapsamında 5 yıllık zamanaşımına tabi olduğu, RTÜK Kanunu ve yönetmeliklerinde zamanaşımı ve başlangıç tarihi ile ilgili özel bir hüküm bulunmadığı, vergi tekniği raporu düzenlenmesinin zamanaşımını kesen veya durduran sebeplerden biri olmadığı, zira rapora yönelik açılan davada verilen idare mahkemesi kararından da anlaşıldığı üzere, bu raporun kesin ve uygulanması zorunlu bir karar niteliğinde olmadığı, bu durumda Türk Borçlar Kanunu’daki zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiği, zamanaşımı süresinin alacağın muaccel olduğu tarihte ( her bir ay için, takip eden üçüncü ayın en geç yirmisinde) başladığı, bu vade ve mucceliyet tarihlerinin bir önceki paragrafta ayrıntılı olarak gösterildiği, davalı/borçlu tarafından süresinde verilen cevap dilekçesi ile usulüne uygun zamanaşımı def’inde bulunulduğu, icra takip tarihi olan 06.10.2017 itibariyle takibe konu alacaklardan 20 10... yılına ait tüm alacaklar yönünden ve 2012 yılına ait ocak-haziran(haziran dahil) alacaklar yönünden 5 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu, takibe konu bu alacaklarla ilgili icra takibine yönelik itirazın iptali davasının kısmen zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile alacağın tamamı yönünden davanın kabulüne karar verilmesinin doğru görülmediği, İlk derece mahkemesi tarafından hükme esas alınan bilirkişi heyeti ek raporu, vergi tekniği raporunun esasını ve alacağın varlığını irdeleyen usul ve yasaya uygun denetime elverişli olduğundan hükme esas alınmasında bir isabetsizlik görülmediği, davacının takibe konu 2012 yılı Temmuz ayına ait eksik ödenen 30 TL asıl alacak ile 25,63 TL işlemiş faiz ve ağustos ayına ilişkin eksik ödenen 44,08 TL asıl alacak 37,03 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 74,08 TL asıl alacak ve 62,66 TL işlemiş faiz alacağını talep edebileceği, alacağın varlığı ve miktarı yargılamayı gerektirdiğinden icra inkar tazminatı ödetilmesi koşulunun oluşmadığı'' gerekçesiyle; davalı tarafın istinaf başvurusunun duruşma yapılmadan kabulü ile Ankara 15. Asliye Hukuk Mahkemesinin 27.01.2021 gün ve 2018/623 E., 2021/112 K. sayılı kararının kaldırılmasına, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353 üncü maddesinin 1.fıkrası (b) bendinin 3.maddesi uyarınca yeniden esas hakkında karar verilmesi gerektiği anlaşılmakla; davanın kısmen kabulü ile, Ankara 17. İcra Dairesinin 2017/18684 E. sayılı dosyasında davalı/borçlunun 74,08 TL asıl alacak ve 62,66 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 136,74 TL alacak yönünden itirazının iptali ile takip tarihinden itibaren asıl alacağın 6183 sayılı Kanunun 51. maddesi gereğince işleyecek gecikme zammı oranında faizi ile birlikte icra takibinin devamına, fazlaya ilişkin talebin zamanaşımı nedeniyle reddine, alacağın varlığı ve miktarı yargılamayı gerektirdiğinden şartları oluşmayan icra inkar tazminatı talebinin reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili ve davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ 1- Dairece verilen 06.06.2023 tarihli ilamla; "takibe konu alacaklardan 15.02.2011 tarihinden önce (bu tarihte 6112 Sayılı Kanun yürürlüğe girmiş olup) ortaya çıkanlar yönünden o dönem yürürlükte bulunan ... Bütçe, Muhasebe ve İdari İşler Yönetmeliği'nin ''Reklam Gelirleri Üst Kurul Payının Beyanı ve Ödenmesi'' başlıklı 4. maddesinde ; ''Kuruluşlar, her takvim ayı içinde yayınladıkları reklamlar nedeniyle tahakkuk ettirdikleri brüt reklam gelirlerinin, % 5'ini, Reklam Gelirleri Üst Kurul Payı olarak, bu gelirlerin tahakkuk ettiği ayı izleyen ayın 20 sine kadar bir beyanname ile beyan ederek, hesaplanan Üst Kurul paylarını aynı sürede Üst Kurul hesabına ödemekle yükümlüdürler.'' şeklinde düzenleme bulunduğu ve reklam gelirlerinin ödenme zamanının belirlendiği, 15.02.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6112 sayılı Kanun'un 41/ç maddesinde medya hizmet sağlayıcılarının, program destekleme gelirleri hariç aylık brüt ticarî iletişim gelirlerinden ayrılacak yüzde bir buçuk payın da Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun gelirleri arasında sayıldığı, maddedeki yüzde bir buçuk pay oranının 20.08.2016 tarihli ve 6745 Sayılı Kanun'un 68. maddesi ile getirildiği, bu tarihten önceki dönem için “yüzde üç” oranının uygulanması gerektiği anlaşılmış olup, aynı Kanun'un 42/2. maddesi gereğince bu gelirlerin elde edildikleri ayı takip eden üçüncü ayın en geç yirmisinde ilgili medya hizmet sağlayıcı kuruluşlar tarafından ödenmesi gerektiği düzenlenmiştir. Dava konusu alacakların bir kısmının ortaya çıktığı dönemde yürürlükte bulunan ... Bütçe, Muhasebe ve İdari İşler Yönetmeliği'nin yukarıda yer verilen 7. maddesinde geciken ödemeler için 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü hakkında Kanun hükümlerinin uygulanacağının belirtildiği, ancak 15.02.2011 tarih ve 6112 sayılı “Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanuna 04.07.2012 tarihinde eklenen 42/8. maddesine göre süresinde ödenmeyen üst kurul gelirlerinin genel hükümlere göre tahsil edileceğinin belirtildiği, bu durumda dava konusu alacaklar için uygulanacak zamanaşımı konusunda ikili bir ayrım yapılması gerektiği, 04.07.2012 tarihinde önce doğmuş alacaklar için 5 yıllık zamanaşımı uygulanırken 6183 Sayılı Kanun'un 102/1. maddesinin, 04.07.2012 tarihinden sonra ortaya çıkan alacaklar bakımından genel hükümlere göre tahsil olunacağı belirtildiğinden 6098 Sayılı Kanun'un 147/1. maddesinin uygulanması gerektiği, 01.01.2012-04.07.2012 tarihleri arasında doğmuş alacaklar yönünden 6183 Sayılı Kanun gereği vade, takip eden yılın başından itibaren başlayacağından, bu alacaklar yönünden vadenin 01.01.2013 tarihinden itibaren başlayacağı ve takip tarihi itibariyle zamanaşımı süresinin dolmadığının kabulü gerektiği anlaşılmıştır. Davalı tarafça, dava konusu 2010, 20 11... yılı alacaklarına yönelik tahsiline yönelik idari işlemin iptali istemiyle İdare Mahkemelerinde davalar açıldığı ve RTÜK kararının kesin ve yürütülebilir nitelik taşımadığı gerekçesiyle reddine karar verildiğinin beyan edildiği, bu durumda zamanaşımı konusunda inceleme yaparken 6098 Sayılı Kanun'un yukarıda yer verilen 158. maddesinin de dikkate alınması gerektiği anlaşılmakla, davacının temyiz itirazlarının kabulü ile usul ve kanuna aykırı bulunan kararın bozulmasına karar vermek gerekmiştir." gerekçesi ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına, bozma nedenine göre davalının temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada yer olmadığına karar verilmiştir. 2- Bozmaya direnen Bölge Adliye Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; Yargıtay bozma ilamında belirtilen gerekçeler yerinde görülmeyerek davacının, takibe konu 2012 yılı Temmuz ayına ait eksik ödenen 30,00 TL asıl alacak ile 25,63 TL işlemiş faiz ve ağustos ayına ilişkin eksik ödenen 44,08 TL asıl alacak 37,03 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 74,08 TL asıl alacak ve 62,66TL işlemiş faiz alacağını talep edebileceği, fazlaya ilişkin talebin zamanaşımı nedeniyle reddinin gerektiği gerekçesiyle davalı tarafın istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve düzelterek yeniden esas hakkında karar verilmesine ilişkin Dairenin 2021/790 Esas, 2022/888 sayılı Kararında direnilmesine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuşlardır. 3- Dairemizin 06.06.2023 tarihli ilamıyla; bozma kararı usul ve yasaya uygun bulunmuş olup, Bölge Adliye Mahkemesince verilen direnme kararı üzerine dosyanın temyiz incelemesi için Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gönderilmesine karar verilmiştir. 4- Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17.09.2025 tarihli ilamıyla; "Her ne kadar Özel Dairece davaya konu alacaklar yönünden ikili ayrıma gidilmiş, 6112 sayılı Kanunun 42. maddesine 12.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren (Kanunun kabul tarihi 04.07.2012) 6353 sayılı Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 63. maddesiyle 8. madde olarak eklenen " Süresinde ödenmeyen Üst Kurul gelirleri genel hükümlere göre tahsil edilir." ifadesi nedeniyle bu tarihten önceki alacaklar yönünden genel hükümlerin değil 6183 sayılı Kanunun uygulanacağı, 6183 sayılı Kanunun 102. maddesindeki "Amme alacağı, vadesinin rasladığı takvimi yılını takib eden takvim yılı başından itibaren 5 yıl içinde tahsil edilmezse zamanaşımına uğrar." hükmü uyarınca muacceliyetin vadenin rastladığı takvim yılını takip eden takvim yılı başı olarak tespit edildiği belirtilmiş ise de, anılan değişiklikten önce de davaya konu alacakların genel hükümlere göre tahsil edileceğinin belirli olduğu, yapılan Kanun ve Yönetmelik değişiklikleriyle yalnızca bu hükümlerin açık ve anlaşılabilir hâle getirildiği, yalnızca gecikilen ödemelere ilişkin gecikme zamları ile yargılama giderlerinin 6183 sayılı Kanun'a tâbi olduğu, dolayısıyla davaya konu alacağa 6183 sayılı Kanunun değil genel hükümlerin uygulanması ve muacceliyet tarihinin de buna göre tespit edilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Bunun yanında, Özel Dairece eldeki dava yönünden TBK'nın 158. maddesinde "Davanın reddinde ek süre" başlığı altında düzenlenen "Dava veya def’i; mahkemenin yetkili veya görevli olmaması ya da düzeltilebilecek bir yanlışlık yapılması yahut vaktinden önce açılmış olması nedeniyle reddedilmiş olup da o arada zamanaşımı veya hak düşürücü süre dolmuşsa, alacaklı altmış günlük ek süre içinde haklarını kullanabilir" hükmün değerlendirilmesi gerektiği belirtilmişse de somut olayda anılan Kanun maddesinin uygulanma şartlarının oluşmadığı da açık olduğundan Mahkemece aynı gerekçelerle verilen direnme kararının usul ve yasaya uygun olduğuna da karar verilmiş; diğer temyiz itirazları yönünden inceleme yapılmak üzere dosyanın Özel Daireye gönderilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; Üst Kurul alacaklarının Borçlar Kanunu'nun 146. maddesine göre 10 yıllık zamanaşımına tabi olduğunu, Borçlar Kanunu'nun 147/1 tüm dönemsel edimlere yönelik olmayıp tahdidi olarak sayılan dönemsel edim ve benzerlerini kapsadığını, maddede verilen örnekler incelendiğinde her biri önceden belirli ve sabit ödemeler şeklinde olduğunu, bu kapsamda değerlendirildiğinde Üst kurul alacaklarından ticari iletişim gelirlerindeki üst kurul payının her ay elde edilen ticari iletişim gelirine göre ortaya çıktığını, gelir elde edilmediğinde alacak oluşmaması nedeniyle ilgili madde hükmüne tabi olmayacağını ve genel zamanaşımına tabi olacağını, yayıncı kuruluşun basiretli bir tacir gibi davranmayarak üst kurul alacağını gizlediği için zamanaşımının, alacaktan haberdar olunan tarihten itibaren işlemeye başlayacağını, Üst kuruluşun yayıncı kuruluşların defterlerini Maliye Bakanlığı aracılığıyla denetleyebildiğini yoksa yayıncı kuruluşun defterlerinin üst kurulca denetlenmesinin mümkün olmadığını beyan ederek kararın bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, RTÜK gelirlerinin (ticari iletişim/reklam gelirlerinden alınan üst kurul payının) tahsili için başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Dava dosyasının incelenmesinde; Hukuk Genel Kurulu kararında incelenerek karara bağlanan hususların yeniden incelenmesine hukuken imkan bulunmadığı, davacı Kurum vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile kararın onanması gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1.Davalı vekilinin temyiz dilekçesinin miktardan REDDİNE, 2.Davacı vekili tarafından temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanunun 370/1 maddesi uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı bakiye temyiz harcının temyiz eden davacıya yükletilmesine, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden davalı şirkete iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,24.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.