Başvuru, iş sözleşmeleri feshedilen başvurucuların sendikal tazminat taleplerinin reddedilmesi nedeniyle sendika hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, iş sözleşmeleri feshedilen başvurucuların sendikal tazminat taleplerinin reddedilmesi nedeniyle sendika hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Aynı mahiyetteki dosyalar konu bakımından hukuki irtibat bulunması nedeniyle bu dosya üzerinde birleştirilmiştir. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Kısa adı KOOP-İŞ olan Türkiye Kooperatif, Ticaret ve Büro İşçileri Sendikası (Sendika) 1961 yılında kurulmuştur. Hâlen Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyona bağlı olarak ticaret, büro, eğitim ve güzel sanatlar iş kollarında faaliyet göstermek üzere örgütlenen sendikadır. Davalı işyeri ise 1996 yılından beri Türkiye'nin birçok ilinde hizmet veren, ev ve bahçe malzemelerinin satıldığı yapı markettir. Başvurucular 2010 yılından beri davalı işyerinin Bursa şubesinde çalışmıştır. Başvurucu Ünal Yüce 18/3/2010 tarihinde KOOP-İŞ üyesi olmuş, başvurucunun iş sözleşmesi işyeri düzenini bozduğu gerekçesiyle 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu'nun maddesinin (II) numaralı bendinin (e) ve (h) alt bentleri kapsamında 31/8/2017 tarihinde tazminatsız olarak feshedilmiştir. Diğer başvurucular 15/8/2017 tarihinde KOOP-İŞ Sendikasına üye olmuş; başvuruculardan ikisinin iş sözleşmeleri 31/8/2017 tarihinde, diğerinin iş sözleşmesi 7/9/2017 tarihinde feshedilmiştir. Bu başvurucuların iş sözleşmeleri de işyeri düzenini bozdukları gerekçesiyle 4857 sayılı Kanun'un maddesinin (II) numaralı bendinin (e) ve (h) alt bentleri kapsamında tazminatsız sonlandırılmıştır. Başvurucular iş sözleşmelerinin sendikal nedenlerle feshedildiği iddiasıyla işe iade ve sendikal tazminat talepli dava açmıştır. Davacılar iş sözleşmelerinin sendikal nedenlerle feshedildiğini ispat edebilmek için tanık deliline başvurmuştur. İlk derece mahkemelerinde dinlenen davacı tanıklarının beyanlarının ilgili kısmı şöyledir: Tanık R.K: "Ben 2017 yılında 6 ay kadar davalı iş yerinde çalıştım. Şubat - Ağustos dönemi diye hatırlıyorum. Davacı Emrah Üzegül benim ahşap bölümünde bölüm şefimdi. ...Davacı sendikaya üye olmaktan dolayı işten çıkarıldı. Ağustos ayı B. firması açısından özlük haklarının iyileştirilmesi taleplerinin yoğun olduğu bir dönem oldu. Zira çalışanların sosyal hakları ödenmiyordu. Memnuniyetsizlik ve huzursuzluk vardı. Kaçınılmaz olarak bir sendikal süreç başladı. O dönemde 3-4 kişi 5'er dakika arayla işten çıkarıldı. Davalının davacının yetersizliği ve benzeri iddiaları gerçeği yansıtmıyor. Olduysa da ben görmedim. Benim kanaatim davacının iş akdine son verilmesi Koop- İş Sendikası üyesi olması sebebiyledir. Ben üye olmadım. Ben dış firma elemanı olduğum için de üye olmayı düşünmedim. Ayrıca bizim B. çalışanlarına göre sosyal haklarımız çok daha iyiydi. Bu nedenle de düşünmedim. Sendikal faaliyetlerde öne çıkan ve lider kabul edebileceğimiz isimleri bilmiyorum... Serkan Kara, Emrah Üzegül ve Ünal Yüce'nin sendikal faaliyetlerde öne çıktığını hatırlamıyorum ama peşlerine güvenlik görevlisi taktıklarını biliyorum. Zira bir araya geldiğimiz zamanlarda bu mesele gündem konusu olurdu. Sendikal faaliyetten benim anladığım çalışanların sendikaya üye olmasıdır. Çalışanlar arasında da sendikal bir propagandaya şahit olmadım. Bu faaliyetler de zaten mesai saatleri dışında yapılırdı. Davacının maaşı çok düşüktü. Sabah, akşam ya da gece orada onu çalışırken görürdüm. Fazla mesai aldığını bilmem..."Tanık S.A: "Ben davalı iş yerinde Eylül 2014 - Eylül 2017 tarihleri arasında çalıştım, davacılar Emrah Üzegül, Yasin Altay, Ünal Yüce ve Serkan Kara ile birlikte çalıştık. Davacı Emrah, Serkan ve Ünal benden 1 ay önce, Yasin Altay 2-3 hafta önce işten ayrıldı...Davacılar Koop - İş üyesi oldukları için işten çıkarıldı... Ağustos ayında 10 kadar çalışan sendika üyesi oldu. Bunların 6 tanesi işten çıkartıldı. 4 tanesi sendika üyesi olmasına rağmen işe devam ettiler. Sendikadan istifa etmediler. Davacılar mesai saatleri dışında sendikal faaliyetlerle ilgili bizi bilgilendiriyordu... Sendika üyesi olmamız yasaktı. Sendikalı personelle diyaloğa girilmezdi. Sendika üyesi arkadaşlar yanımıza geldiğinde yöneticiler gelip ne konuştuğumuz konusunda soru sorarlardı. Sendika üyesi çalışanlar müşteri kılığında gelen güvenlik görevlisi tarafından her gün kontrol altındaydı. İş yerinde prensip olarak sendikal üyelik söz konusu olamazdı. İşe girerken sordukları sorulardan biri de sendika üyeliğimizin olup olmadığıydı. Üye olan arkadaşlara ayrılmaları yönünde ciddi baskı yapıldığını biliyorum. Aynı şey bize de yapıldı. Sendika üyesi olmayalım ve onlarla birlikte olmayalım diye uyarıyorlardı. Yanlarına çağırmak suretiyle üye olunmaması yönünde tavsiyede bulunuyor, şartların iyileşeceği yönünde de umut veriyorlardı. Davacılar iyi çalışanlardı... biz genel olarak çok yoğun çalışırdık... Bu yoğun çalışmanın karşılığında da asgari ücrete ilaveten 100,00 - 150,00 TL ödenirdi..."Tanık Ö.H: "... davacı Yasin Altay'ı iş arkadaşım olması nedeniyle tanıyorum... davacı benden 3 ay önce işten ayrıldı. Davacı işveren tarafından sendika yüzünden işten çıkartıldı. Davacı Koop-İş Sendikasına üyeydi, işveren sendikalı çalışan istemiyordu, sendikaya giren arkadaşları işten çıkarttı, davacının işten çıkarıldığı gruptan 1 ay kadar önce başka bir grup arkadaşımız daha işten çıkartıldı, bu arkadaşlarımız da sendika üyesiydi, iş yerinde baskı vardı... İşveren dışarıdan kişi tutup müşteri gibi mağaza içerisinde dolaştırıyordu, arkadaşların sendikalı olup olmadığını soruyorlardı, bana da hep aynı kişi bu şekilde sorular sordu... bu kişi durmadan işverenin odalarına gittiği için biz bu kişinin işveren tarafından tutulduğu sonucuna ulaştık... davacının iş yerinde herhangi bir sendikal çalışmasına şahit olmadım... işveren davacının sendika üyesi olduğunu öğrendikten sonra, davacı bölüm şefi olduğu için daha çok iş vermeye başladı, davacı daha fazla mesai yapmaya başladı, ben davacıyla aynı vardiyada çalıştım... Son güne kadar davacı işini yapmaya devam etti, son gün işten çıkarıldı. Baskı üzerine Koop-İş sendikasından istifa eden 2 arkadaşım vardır, bu arkadaşlar halen iş yerinde çalışmaktadır... sendikalı olup çalışmaya devam eden tanıdığım yoktur..."Tanık H.I: "Ben 2010-2017 yılları arasında davalı yanında satış danışmanı olarak çalıştım... Davacı Ünal Yüce benden önce işten ayrıldı... Davacı sendikaya üye olduğundan işten çıkartıldı, ben de sendikaya üyeydim, aynı dönemde üye olduk, işverene biz haber vermedik ancak sistemsel olarak haberdar olmuşlar... İş yeri haberdar olduktan sonra bize baskı yaptı, önceki dönemde gece çalışmalarımız olurdu ancak sendikaya üye olduğumuzdan haberdar olunduktan sonraki dönemde gece çalışmalarımız arttı ve farklı bölümlerde çalıştırılmaya başlandık, işveren tarafından dışarıdan sivil özel güvenlik görevlileri getirildi, bu kişiler müşteri kılığında dolaşır, müşteri gibi de bizi şikayet ederlerdi... davacı ve sendikaya üye olan diğer şeflere üyelik öncesi dönemde önem verilir, önemli görevler verilir, toplantılara davet edilirlerdi ancak üyelik sonrası dışlandılar, toplantılara davet edildiler ancak ilişkiler soğudu... Davacı çalıştığı dönemde işine önem veren, saatlerine dikkat eden ve sorunsuz bir çalışan idi... davacı ile birlikte Emrah Üzegül ve Serkan Kara isimli kişileri de işten çıkardılar, bu kişileri de bildirdikleri nedenler olmaksızın işten çıkardılar, sendikal faaliyet kapsamında ilk olarak 6 kişi, ben, Yasin, Y., Serkan, Ünal ve Emrah idik. Bu 6 kişi sendikal faaliyet kapsamında -iş çıkışı- çalışan arkadaşlarımızla toplantılar yaptık, bunun sonrasında sendikaya üye olan kişi sayısı arttı, iş veren bunu duyduktan sonra bu hareketi başlatan aktif 6 kişinin işine son verdi, diğer çalışanları da ikna etti ve sendikadan bu kişileri çıkardılar... İşveren sendikanın markete girmesini istemezdi, bizim de sendikalı olduğumuzu bilmelerine rağmen sendikadan bahsetmezlerdi... Son dönemde iş yerinde maddi ve manevi olarak koşullar olumsuz yönde değişmişti, biz bunları şeflerimiz aracılığı ile işverene ilettik ancak herhangi bir düzelme olmadı, bundan sonra sendikaya üye olduk ancak sendika üyeliğimizin başlamasından kısa bir süre sonrada işimize son verildiğinden herhangi bir işlem yapamadık" İlk derece mahkemelerinden olan Bursa İş Mahkemesinin dosyasında yer alan 18/9/2020 tarihli bilirkişi raporunun ilgili kısmı şöyledir:"... Sendikadan ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığından talep edilen belgeler doğrultusunda ... Fesih öncesi ve sonrası 6 aylık dönemde davalı iş yerinin 10 farklı şubesinde, toplam 35 işçinin Koop-İş Sendikasına üye olduğu, sendika üyesi 15 işçinin üyelikten çekildiği, 15 işçinin iş akitlerinin sona erdiği, üyelikten çekilen 12 işçinin iş yerinde çalışmaya devam ettiği anlaşılmıştır. Davalı iş yerinin Bursa şubesi yönünden ise fesih öncesi ve sonrası 6 aylık dönemde toplam 13 işçinin Koop-İş Sendikasına üye olduğu, 4 işçinin üyelikten çekildiği, 7 işçinin iş akdinin sona erdiği, üyelikten çekilen 3 işçinin iş akitlerinin devam ettiği görülmüştür." İlk derece mahkemeleri davaları kabul etmiş ve iş sözleşmelerinin feshinin sendikal sebeplere dayanması nedeniyle 18/10/2012 tarihli ve 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu'nun maddesinin (5) numaralı fıkrası uyarınca başvuruculara bir yıllık brüt ücretleri tutarında sendikal tazminat ödenmesine hükmetmiştir. Kararların gerekçesinde, işverenin başvurucuların KOOP-İŞ Sendikasına üye olmalarından hemen sonra üst üste tutanaklar tuttuğuna ve akabinde iş sözleşmelerini aynı gerekçelerle sonlandırdığına dikkat çekilmiştir. Kararlarda; fesih yazılarında birçok eylem sayıldığı hâlde hiçbir eylem hakkında yer, zaman, olay bildirilmediği, fesih nedeninin somutlaştırılmadığı vurgulanmıştır. Ayrıca dinlenen tanıkların beyanları doğrultusunda başvurucuların ve diğer işçilerin yoğun çalışma temposu ve ağır iş yüküne karşın iyileştirilmeyen özlük hakları ve arttırılmayan ücretlerini gerekçe göstererek başlattıkları sendikal örgütlenme çabasına işverenin sert tepki gösterdiği, öncelikle tavsiye ve telkinlerle sonuç alınmaması durumunda baskı ve tehditlerle örgütlenmeye engel olmaya çalıştıkları belirtilmiştir. Gerekçeli kararlarda; işverenin bu amaçla işyerinde müşteri kılığında özel güvenlik personeli istihdam ettiği, üyelikten ayrılmayanların iş sözleşmelerini farklı gerekçelerle sonlandırdığı, bu şekilde işyerindeki sendikal faaliyetleri engellemeye çalıştığı kanaatine ulaşılmıştır. İlk derece mahkemesi kararlarının istinaf yargı yoluna götürülmesi üzerine Bursa Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi, ilk derece mahkemesi kararlarının ortadan kaldırılmasına ve davaların yeniden görülmesi için gönderilmesine karar vermiştir. İstinaf merciinin aynı gerekçelerle kurduğu hükümlerde, ilk derece mahkemelerince iş sözleşmelerinin sendikal nedenlerle feshedildiği kabul edilmiş ise de yeterli araştırma ve incelemenin yapılmadığı belirtilmiştir. İstinaf değerlendirmesine göre davalı şirketin fesihten önceki ve sonraki altı aylık dönem bordroları istenerek işten çıkarılan ve işe alınan işçilerin toplam sayıları tespit edilmeli, işten çıkarılan işçilerin sendika üyelik fişleri ile işten ayrılış bilgileri istenmeli, davalı işyerinde fesih tarihi itibarıyla çalışanlardan kaç işçinin sendika üyesi olduğu belirlenmelidir. Ayrıca kaç işçinin üyelikten çekildiği, üyelikten çekilenlerden çalışmaya devam eden işçi bulunup bulunmadığı, işten çıkarılan işçilerin tamamının sendika üyesi olup olmadığı, davalı işyerinde çalışmasını sürdüren sendika üyesi işçilerin bulunup bulunmadığı, sendikanın yetki başvurusu olup olmadığı, davacının aktif sendikal faaliyetleri olup olmadığı, fesihte bunların etkili olup olmadığı gibi hususlar etraflıca araştırılmalı, davacı tanıklarının aleyhe beyanları da gözönünde tutulmalıdır. Bölge Adliye Mahkemesinin ortadan kaldırma kararları üzerine ilk derece mahkemeleri yeniden yaptıkları yargılama sonucunda davaların kabulü ile başvuruculara sendikal tazminat ödenmesine karar vermiştir. İlk derece mahkemeleri gerekçeli kararlarında önceki gerekçelerini tekrarlamıştır. Bunun yanı sıra mahkemeler; davalıya ait işyerinde başvurucuların iş sözleşmelerinin feshedildiği tarihlerden önceki ve sonraki altı aylık dönemde on üç işçinin ilgili sendikaya üye olduğunu, bu dönemde dört işçinin üyelikten çekildiğini, yedi işçinin iş sözleşmesinin sona erdiğini, üyelikten çekilen dört işçiden üçünün çalışmaya devam ettiğini, diğerinin ise iş sözleşmesinin feshedildiğini tespit etmiştir. İlk derece mahkemelerinin değerlendirmesine göre KOOP-İŞ üyeliğinin 2017 yılının ve aylarında yoğunlaştığı, on üç üyeden on ikisinin bu iki aylık dönemde Sendikaya üye olduğu, aynı şekilde iş sözleşmesi feshedilen yedi sendika üyesi çalışanın da bu dönemde iş sözleşmelerinin sona erdirildiği görülmüştür. Bu yedi çalışanın biri istifa etmiş; diğer üçünün haklı nedenle, kalan üçünün ise haklı neden bildirilmeden işine son verilmiştir. Başvurucuların da Sendikaya üye olduktan kısa bir süre sonra -her ne kadar başvuruculardan biri 2010 yılında Sendikaya üye olmuş ise de onun da aynı dönemde işten çıkarıldığı gözönünde bulundurularak- iş sözleşmelerinin feshedildiği dikkate alındığında davalı işverenin, iş sözleşmelerini başvurucuların Sendikaya üye oldukları ve işyerindeki sendikal örgütlenme özgürlüğüne engel olmak için sona erdirdiği kabul edilmiştir. İlk derece mahkemeleri tarafından verilen bu kararlara karşı tekrar istinaf yargı yoluna başvurulmuştur. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi ilk derece mahkemesi kararlarının ortadan kaldırılmasına, davaların işe iade yönünden kabulüne, sendikal tazminat talepleri yönünden ise reddine kesin olarak karar vermiştir. Bölge Adliye Mahkemesi tüm davalar yönünden aynı gerekçelerle karar vermiştir. Bölge Adliye Mahkemesine göre aynı işverene karşı açılan ve sendikal tazminat taleplerinin kabul edildiği dava dosyalarının her biri kendi delilleriyle sonuçlandırılmalıdır. Mahkeme, başvurucuların işyerinde herhangi bir sendikal faaliyette bulunmadığını söyleyen davacı tanıklarının beyanlarının soyut, genel, kısmen duyuma ve yoruma dayalı olduğunu, fesih tarihinden önce ve sonra sendikalı çalışanlar için %0,2-0,5 aralığındaki düşüş oranının yüksek olmadığını, işveren tarafından özellikle sendika üyesi işçilerin işten çıkarıldığına ilişkin bir uygulama olduğuna ve başvurucuların bu nedenle işten çıkarıldığına ilişkin somut veriler elde edilemediğini kabul etmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi, başvurucuların aktif bir sendikal faaliyeti olduğunun ispat edilemediğini, Sendikanın ve üyelerinin organizasyon çerçevesinde yürütülen bir sendikal faaliyetlerinin bulunmadığını, sırf sendika üyeliğinin ispata yeterli olmadığını değerlendirmiştir. Başvurucular süresinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk Mevzuat 4857 sayılı Kanun'un "İşverenin haklı nedenle derhal fesih hakkı" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir: "Süresi belirli olsun veya olmasın işveren, aşağıda yazılı hallerde iş sözleşmesini sürenin bitiminden önce veya bildirim süresini beklemeksizin feshedebilir:...II- Ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzerleri:...e) İşçinin, işverenin güvenini kötüye kullanmak, hırsızlık yapmak, işverenin mesleksırlarını ortaya atmak gibi doğruluk ve bağlılığa uymayan davranışlarda bulunması...h) İşçinin yapmakla ödevli bulunduğu görevleri kendisine hatırlatıldığı halde yapmamakta ısrar etmesi" 6356 sayılı Kanun’un "Sendika özgürlüğünün güvencesi" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir: “(1) İşçilerin işe alınmaları; belli bir sendikaya girmeleri veya girmemeleri, belli bir sendikadaki üyeliği sürdürmeleri veya üyelikten çekilmeleri veya herhangi bir sendikaya üye olmaları veya olmamaları şartına bağlı tutulamaz. (2) İşveren, bir sendikaya üye olan işçilerle sendika üyesi olmayan işçiler veya ayrı sendikalara üye olan işçiler arasında, çalışma şartları veya çalıştırmaya son verilmesi bakımından herhangi bir ayrım yapamaz. Ücret, ikramiye, prim ve paraya ilişkin sosyal yardım konularında toplu iş sözleşmesi hükümleri saklıdır. (3) İşçiler, sendikaya üye olmaları veya olmamaları, iş saatleri dışında veya işverenin izni ile iş saatleri içinde işçi kuruluşlarının faaliyetlerine katılmaları veya sendikal faaliyette bulunmalarından dolayı işten çıkarılamaz veya farklı işleme tabi tutulamaz. (4) İşverenin (…) yukarıdaki fıkralara aykırı hareket etmesi hâlinde işçinin bir yıllık ücret tutarından az olmamak üzere sendikal tazminata hükmedilir. (5) Sendikal bir nedenle iş sözleşmesinin feshi hâlinde işçi, 4857 sayılı Kanunun (…), 20 ve 21 inci madde hükümlerine göre dava açma hakkına sahiptir. İş sözleşmesinin sendikal nedenle feshedildiğinin tespit edilmesi hâlinde, 4857 sayılı Kanunun 21 inci maddesine göre işçinin başvurusu, işverenin işe başlatması veya başlatmaması şartına bağlı olmaksızın sendikal tazminata karar verilir. Ancak işçinin işe başlatılmaması hâlinde, ayrıca 4857 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin birinci fıkrasında belirtilen tazminata hükmedilmez. İşçinin 4857 sayılı Kanunun yukarıdaki hükümlerine göre dava açmaması ayrıca sendikal tazminat talebini engellemez. (6) İş sözleşmesinin sendikal nedenle feshedildiği iddiası ile açılacak davada, feshin nedenini ispat yükümlülüğü işverene aittir. Feshin işverenin ileri sürdüğü nedene dayanmadığını iddia eden işçi, feshin sendikal nedene dayandığını ispatla yükümlüdür. (7) Fesih dışında işverenin sendikal ayrımcılık yaptığı iddiasını işçi ispat etmekle yükümlüdür. Ancak işçi sendikal ayrımcılık yapıldığını güçlü biçimde gösteren bir durumu ortaya koyduğunda, işveren davranışının nedenini ispat etmekle yükümlü olur....” Yargıtay İçtihadı Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun sendikal fesih iddiasının değerlendirilmesi yönünden ortaya koyduğu kriterlere dair 7/10/2009 tarihli ve E.2009/9-372, K.2009/416 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"...fesih tarihine yakın tarihlerde işyerinde çalışan işçi sayısı, işyerinde çalışan sendikaya üye olan ve olmayan işçilerin sayısı, hangi tarihlerde üye oldukları, üyelikten çekilen, çekilme sonrası çalışmaya devam eden işçilerin olup olmadığı, çıkarılan işçilerin kaçının sendikalı olduğu, yeni işçi alınıp alınmadığı ve alınmışsa yeni işçilerin sendikalı olup olmadığı, toplu iş sözleşmesi prosedürü uygulanmasının söz konusu olup olmadığı, işverence ekonomik veya teknolojik nedenlere dayalı bir fesih yoluna gidilmesi halinde teknik yönden bu hususların araştırılması, feshin son çare olarak kullanılıp kullanılmadığının değerlendirilmesi gereklidir"B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Tek Gıda İş Sendikası/Türkiye (B. No: 35009/05, 4/4/2017) kararında, işverenin sendika üyeliğinden ayrılma tehdidine boyun eğmeyerek sendika üyeliğini sürdüren kırk işçinin iş sözleşmesinin ekonomik nedenler ve mesleki yetersizlikler gerekçe gösterilerek feshedilmesini sendika özgürlüğü yönünden incelemiştir:i. Anılan karara konu olayda mahkemeler 2004 yılı Temmuz ile Aralık ayları arasında verdikleri kararlarda işçilerin sendika üyeliği sebebiyle işten çıkarıldığı sonucuna ulaşmış, işçilerin işe iadelerine ya da bir yıllık brüt aylıklarına denk tazminatın işveren tarafından işçilere ödenmesine hükmetmiştir. İşveren, tazminat ödeme seçeneğini tercih ederek işçileri işe başlatmamış; netice olarak davalı işverene ait işyerinde başvurucu sendikanın üyesi hiçbir işçi kalmamıştır (Tek Gıda İş Sendikası/Türkiye, §§ 17-22). ii. AİHM işçilerin ödenen tazminatın yeterliliğini, sendika hakkının kullanımına yönelik olarak işveren tarafından yapılacak müdahalelerde caydırıcılık niteliği olup olmadığı bakımından incelemiştir. Söz konusu başvuruda başvuran sendika, tazminatın caydırıcı bir nitelik taşımaması nedeniyle işverenin işe iade yerine tazminat ödeme seçeneğini tercih ettiğinden, bunun sonucunda toplu görüşme ve toplu sözleşme yapma yetkisini elde edemediğinden şikâyet etmiştir (Tek Gıda İş Sendikası/Türkiye, § 48). iii. Mahkeme; işverenin tazminat ödeme seçeneğini tercih etmesi nedeniyle sendikasızlaşma süreci yaşandığını, sonuç olarak sendikanın o işyerinde üyesinin kalmadığını vurgulamıştır (Tek Gıda İş Sendikası/Türkiye, § 54). iv. AİHM bu kaybın sendika yönünden sendikal faaliyetlerinin özünü zedeleyen bir sınırlama mahiyetinde olduğunu tespit etmiş ve ulusal mahkemelerin müdahalenin ölçülülüğüyle ilgili daha detaylı gerekçeler sunmaları gerektiğini belirtmiştir. AİHM, somut olayda derece mahkemesinin haksız işten çıkarma için kanun tarafından müsaade edilen asgari tutarda tazminata hükmederken -örneğin işten çıkarılan işçinin aldığı ücretin düşüklüğünü ve işveren şirketin ekonomik gücünün büyüklüğünü dikkate almak suretiyle- tutarın önleyici etkisi üzerinde titiz bir inceleme yaptığına dair bir işaret bulunmadığını belirtmiştir (Tek Gıda İş Sendikası/Türkiye, § 55). v. AİHM, işverenin işten çıkarılan işçilerin işe iadelerini reddetmesinin ve işverenin çalışanları haksız yere işten çıkarmasının önlenmesi bakımından yetersiz miktarda tazminata hükmetmesinin derece mahkemelerince yorumlandığı biçimiyle kanuna aykırı olmadığını not etmiştir. AİHM ilgili kanunun -derece mahkemesince uygulandığı şekliyle- başvurucu sendikanın çalışanları üyeliğe ikna etme hakkını toplu işten çıkarma yoluyla bertaraf eden işveren için caydırıcı etki doğuracak yeterlilikte bir ceza dayatmadığı sonucuna ulaşmıştır. AİHM'e göre sonuç olarak somut olayda ne yasama ne de mahkeme, başvuran sendikanın çalışanları sendikaya üye olmaya ikna etme ve bu suretle toplu görüşme imkânı elde etme hakkının kullanımının güvenceye bağlanması pozitif yükümlülüğünü ifa etmiştir. Bu nedenle başvurucu sendika ile işverenin yarışan menfaatleri arasında makul denge kurulamamıştır (Tek Gıda İş Sendikası/Türkiye, § 56).