10. Hukuk Dairesi 2023/5792 E. , 2023/8292 K. İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi Taraflar arasındaki hizmet tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı ve fer'i müdahil kurum vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulüne,ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmiş…
**10. Hukuk Dairesi 2023/5792 E. , 2023/8292 K.** **"İçtihat Metni"** İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi Taraflar arasındaki hizmet tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı ve fer'i müdahil kurum vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulüne,ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili, davacının vefat eden eşi ...'ın ... köyünde 01.01.1973 - 31.12.1984 yılları arasında bekçi olarak görev yaptığını, çalıştığı bu dönemlerde sürekli ve kesintisiz çalışmasına rağmen sigortasının yapılmadığını, bu durumun emek kaybının yanı sıra davacının eşinden dolayı emeklilik haklarından faydalanamadığını, bu nedenlerle müteveffanın 01.01.1973 - 31.12.1984 yılları arasında çalıştığının tespit edilmesini ve açılan davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Fer'i müdahil vekili, davacının açmış olduğu davanın hak düşürücü süreye tabi olduğunu ve süresinde açılmayan davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk derece mahkemesi yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında; Davacının murisi ...'ın 01/01/1973-31/12/1984 yılları arasında ... Köyü'nde köy bekçisi olarak çalıştığı ve davacının da iş bu davayı açmakta mirasçı olmak sıfatıyla hukuki yararının bulunduğu kanaatine varılarak davanın kabulüne, davacının murisi *********** TC Kimlik Numaralı ...'ın 01/01/1973-31/12/1984 tarihleri arasında 6360 Sayılı Kanun uyarınca tüzel kişiliği kaldırılarak Reyhanlı Belediye Başkanlığına devredilen ... köyünde köy bekçisi olarak çalıştığının tespitine, tespit edilen hizmetinin diğer hizmetleri ile birleştirilmesine, karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ve fer'i müdahil kurum vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı ... vekili, kendilerinin taraf ehliyetinin bulunmadığını, husumetin Reyhanlı Kaymakamlığına yöneltilmesi gerektiğini, hak düşürücü süre yönünden davanın reddi gerektiğini, davanın somut delillerle ispatlanmadığını savunmuş, mahkeme hükmünün kaldırılmasını talep etmiştir. Fer'i müdahil vekili, davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddi gerektiğini, müteveffanın dava konusu dönemde hizmetinin bulunmadığını, çalıştığı iddia edilen kurumun kamu kurumu olduğunu, yargılama giderlerine hükmedilmesinin hatalı olduğunu savunarak mahkeme hükmünün kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında;Eldeki davada davacının talep ettiği dönem ve Mahkemece tespit edilen hizmet süresinin 1973-1984 tarihlerine ilişkin olduğu, davanın 5 yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra 27.03.2019 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır. Mahkemece davanın hak düşürücü süre dedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesis edilmesi hatalı olduğu belirtilerek HMK'nın 353/1-b.2 maddesi gereğince ilk derece mahkemesinin yukarıda esas karar numarası yazılı kararının kaldırılmasına, davanın, hak düşürücü süre geçtikten sonra açılması nedeniyle reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B.Temyiz Sebepleri Davacı vekili, yeterli inceleme yapılmadığını, hak düşürücü sürenin geçmediğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davacının 01.01.1973-31.12.1984 tarihleri arasında çalıştığının tespiti istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 506 sayılı Kanun'un 79 uncu maddeleridir. 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup, dosyada yer alan tüm bilgi ve belgelerin incelenmesinde davacı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, Üye ...'ın muhalefetine karşı, Başkan ... ve Üyeler ..., ... ve ...'ün oyları ve oy çokluğuyla, 18.09.2023 tarihinde karar verildi. KARŞI OY GEREKÇESİDİR 1. Çoğunluk ile aradaki temel uyuşmazlık “davalı belediyeye ait köyde Köy Kanunu kapsamında 01.01.1973-31.12.1984 arası çalışması Bakanlığa bağlı Kaymaklık ve Jandarma kayıtları ile sabit olan, bu kapsamda silah belgesi verilen ve ücretleri ödenen, ancak kuruma primleri bildirilmeyen “davacı murisinin bu kayıtlara rağmen Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirim yapılmaması nedeni ile bu belgelerin hak düşürücü süreyi kesen belgelerden sayılıp sayılamayacağı ve buradan varılacak sonuca göre hak düşürücü sürenin geçip geçmediği noktasında toplanmaktadır. 2. İlk derece mahkemesince “Hizmet tespitine yönelik iş bu davada davanın ileri sürülebilmesi hak düşürücü sürelere tabi kılınmışsa da dava dosyasının incelenmesinde Hatay Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğünden gelen cevabı yazının içerisinde işyerinin iz olduğuna dair belgeye ek olarak gönderilen "bordro iş yeri sorgulama " başlıklı belgede bordro yılı karşısında yazan ve davacının göreve başlayış tarihine yönelik beyanını doğrulayan ve destekleyen belgenin varlığı nazara alındığında davacının çalışmasından Sosyal Güvenlik Kurumunun haberdar olduğu bu nedenle de sosyal hukuk devleti ilkesi gereğince iş bu davada hak düşürücü sürenin söz konusu olmadığının kabulü gerektiği, davacının murisinin 01.01.1973-31.12.1984 yılları arasında köy bekçisi olarak çalıştığı ve davacının da iş bu davayı açmakta mirasçı olmak sıfatıyla hukuki yararının bulunduğu” gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne dair kararın davalı ve feri müdahil tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince “ davacının talep ettiği dönem ve Mahkemece tespit edilen hizmet süresinin 1973-1984 tarihlerine ilişkin olduğu, davanın 5 yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra 27/03/2019 tarihinde açıldığı” gerekçesi ile istinaf isteminin kabulüne ve davanın esastan reddine karar verilmiştir. 3. Kararın davacı tarafından temyizi üzerine ise çoğunluk görüşü ile Bölge Adliye Mahkemesinin 01.04.1994 tarihinde kayda giren çalışmasının öncesinin hak düşürücü süreye girdiği ve Bölge Adliye Mahkemesinin hak düşürücü süre yönündeki kabulünün yerinde olduğu kabul edilmiştir. 4. İş ve Sosyal Güvenlik Hukukunun temel ilkelerinden birisi de, işçi-sigortalı lehine yorum ilkesidir. İş hukukunun temel prensipleri arasında yer alan işçinin korunması ilkesinin bir sonucu olan işçi lehine yorum ilkesi, sosyal güvenlik hukukunda kendini sigortalı lehine yorum şeklinde göstermektedir. Sosyal güvenlik hukukunda genel amaç, bu haktan olabildiğince fazla kesimin yararlanabilmesi yani kapsamının genişletilmesidir. Diğer bir ifadeyle bu hukukun uygulanmasında esas alınacak temel ilkelerden birisi de şartlar elverdiği ölçüde sigortalı lehine yorum yapılmasıdır. 5. Sosyal devlet; bireylere belirli bir sosyal güvenlik hakkı ve asgari gelir düzeyi öngören, sağlık ve refah hizmetlerinden serbestçe yararlanma ve belirli bir yaşa kadar eğitim olanağı sunan, bir takım sosyal riskleri önleyici tedbirler alan devlet anlayışıdır. Sosyal devlet olmanın bir gereği ve sonucu da, sosyal güvenlik hakkının tüm bireylere sağlanması ve güvence altına alınmasıdır. Dolayısıyla, hukuk kuralı uygulanırken anayasada güvence altına alınan en temel haklardan biri olan sosyal güvenliğin esas ilkelerinden (sosyal güvenliğinin kapsamının ve uygulama alanının kişiler ve riskler açısından genişletilmesi) hareket ederek sigortalı lehine yoruma başvurulması yanlış olmayacaktır. Bu kapsamda, yorum yöntemi seçilirken tek bir yorum yönteminden hareket etmek yerine; bu hukuk dalının genel niteliği ve amacı da göz önüne alınarak yoruma başvurmak daha sağlıklı sonuçlar verecektir. Değişik tarihlerde verilen yargı kararlarına bakıldığında; sigortalı lehine yorum ilkesinin uygulamaya geçirildiği görülmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 1990 yılında verdiği bir kararda (Y.H.G.K 14.2.1990 E. 1989/10-391 K. 1990/83); "Kanunun çok açık olmasına karşın yine de kuşkulu bir durumun varlığı iddia edildiği taktirde şüphenin sigortalının lehine yorumlanacağı ise iş ve sosyal güvenlik hukukunun temel ilkelerindendir" diyerek bunu vurgulamıştır(Prof. Dr. Nurgül Emine Barın, Türk Sosyal Güvenlik Hukuku’nda Sigortalı Lehine Yorum İlkesi. Internatıonal Conference On Eurasıan Economıes 2016 s: 236 vd). 6.Davanın yasal dayanağı olan 506 sayılı Kanun'un “Prim Belgeleri” başlığını taşıyan 79 uncu maddesinin onuncu fıkrasında, yönetmelikle belirlenen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları, Kurumca saptanamayan sigortalıların, çalıştıklarını, hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak (5) yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilâm ile kanıtlayabildikleri takdirde, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayılarının göz önünde bulundurulacağı açıklanmıştır. Bu yönde, anılan madde hükmünde yer alan hak düşürücü süre; yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalışmaları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar için geçerlidir. Bir başka anlatımla; sigortalıya ilişkin olarak işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu gibi yönetmelikte belirtilen belgelerin Kuruma verilmesi ya da çalışmaların Kurumca tespit edilmesi halinde; Kurumca öğrenilen ve sonrasında kesintisiz biçimde devam eden çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez. 7. Öncelikle temel ve vazgeçilmez hak olan sosyal güvenlik hakkı sınırlanırken, hak düşürücü sürenin kesilmesi yönünde, Anayasa’nın 13 üncü maddesinin göz ardı edilmemesi gerekir. Anayasanın 13 üncü maddesinde temel hakların özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabileceği, bu sınırlamaların, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı açıkça belirtilmiştir. Sosyal güvenlik hakkının hak düşürücü süre açısından önem taşıyan belgelerin yönetmeliğe bırakılması ve yönetmelikte sınırlandırılması, Anayasa düzenlemesine uygun olmadığı gibi kurumun tespit ettiği çalışmaların da bu kapsamda değerlendirilmesi, takdir hakkının kötüye kullanılması açısından da doğru olmayacaktır. Kurumun kayıtlar var ise hiç tereddütsüz tüm sigortalılar için çalışmayı saptaması anayasal ve yasal görevidir. 8. Belirtmek gerekir ki kamu kurumu tarafından tutulan ve çalışma olgusunu kanıtlayan belgeler de, Kuruma intikal eden belgeler kadar nitelikli ve esas alınması gereken belgelerdendir. En azından madde de belirtildiği gibi kurumca bu belgeler esas alınarak çalıştığı rahatlıkla saptanabilir. Kurumun bu saptamayı yapmaması maddedeki takdir hakkını keyfi kullanması anlamına gelecektir. 8. Somut uyuşmazlığa gelince davacı murisi sigortalının davalıya köyde bekçi olarak çalıştığı kamu kurumu kayıtları ile sabittir. Davalı kamu kurumu olup, kamu kurumunca çalışma olgusu kayda alınmıştır. Feri müdahil kurumca çok rahatlıkla çalıştığı saptanabilecektir. Anılan belgelere göre hak düşürücü süreden söz edilemez. Sigortalı lehine yorum da bunu gerektirmektedir. İlk Derece Mahkemesi kararı isabetlidir. Bölge Adliye Mahkemesi kararının bu gerekçe ile bozulması gerektiği düşüncesinde olduğumdan Sayın çoğunluğun onama gerekçesine katılınmamıştır.