Başvuru, zorunlu askerlik hizmeti sırasında meydana gelen intihar olayı nedeniyle yaşam hakkının, bu olay üzerine açılan tam yargı davası sonucunda aleyhe yüksek miktarda vekâlet ücretine hükmedilmesi nedeniyle de mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru; zorunlu askerlik hizmeti sırasında meydana gelen intihar olayı nedeniyle yaşam hakkının, bu olay üzerine açılan tam yargı davası sonucunda aleyhe yüksek miktarda vekâlet ücretine hükmedilmesi nedeniyle de mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 2/6/2016 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş sunmamıştır. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucular İsrafil Şimşek, Saliha Şimşek, Metin Şimşek ve Sinan Şimşek, Foça 7'nci Jandarma Komando Eğitim Alay Komutanlığında (Alay Komutanlığı) zorunlu askerlik hizmetini ifa etmekteyken 22/1/2013 tarihinde vefat eden Y.Ş.nin sırasıyla babası, annesi ve kardeşleridir. Y.Ş. aldığı acemi askerlik eğitimini müteakip 7/8/2012 tarihinde Alay Komutanlığına katılmış, askerlik hizmeti öncesinde marangozluk yaptığını bildirmesi üzerine de marangozhanede görevlendirilmiştir. Y.Ş.ye, emniyet ve nöbetle ilgili talimatların yanında mesai saatleri içinde ve dışında bölük komutanının emri olmadan iş birimini açık bulundurmayacağına, izinsiz işe başlamayacağına ve marangozhanede mesai saatleri dışında kesinlikle çalışmayacağına ilişkin emirleri içeren görev talimatları tebliğ edilmiştir. Y.Ş. ile aynı yerde zorunlu askerlik hizmetini yapan J. Çvş. A.E.nin yastığının altına koyduğu cüzdanı 21/1/2013 tarihi akşamında çalınmıştır. Aynı gün saat 00'e kadar aramasına rağmen cüzdanını bulamayan J. Çvş. A.E., 22/1/2013 tarihinde saat 00-00 arasında Y.Ş. ile birlikte su deposu mevkiinde nöbet tutmuştur. J. Çvş. A.E.ye göre nöbet esnasında Y.Ş. cüzdanı kendisinin çaldığını söyleyip cüzdanı tuvalete atmasından sonra sifonu çektiğini anlatmıştır. Y.Ş. saat 10 sıralarında, tüfeğine ait iki şarjörü doldur-boşalt işlemini yapmadan şarjör dolabının üzerine bırakmış, tüfeği de sözlü şekilde silahlık nöbetçisi olarak görevlendirilen J. Çvş. S.A.ya teslim etmiştir. Koğuş içinde J. Çvş. A.E., Y.Ş.nin cüzdanı çaldığını ikrar ettiğini ve cüzdanı bulamadıklarını söyleyip ona bir tokat atmıştır. J. Çvş. A.K. de duruma kızıp Y.Ş.nin ensesine bir tokat atmıştır. J. Er. U.E. ve A.E. yanlarına Y.Ş.yi de alarak o günün nöbetçisi olan J. Uzm.Çvş. A.nın yanına gidip olayı anlatmışlardır. J. Uzm.Çvş. A., konuyla sabah ilgileneceğini söyleyerek devriye görevine çıkmıştır. Y.Ş. sonraki nöbetçinin yerine de nöbet tutacağını beyan ederek silahlık nöbetçisi J. Çvş. S.A.dan tüfeğini alıp marangozhaneye girmiş ve kapıyı arkadan kilitlemiştir. Silah takip defterine göre su deposu mevkiinde 00-00 saatleri arasında nöbet tutacak askerler tüfeklerini saat 30'da teslim almışlardır. J. Uzm.Çvş. A.nın konuşmak için çağırtması üzerine Y.Ş.nin yokluğu fark edilmiştir. Kim olduğu tespit edilemeyen bir askerin Y.Ş.yi marangozhaneye girerken gördüğünü söylemesi üzerine kapısı kilitli olan marangozhane, temin edilen anahtar yardımıyla saat 50 sıralarında açılmıştır. Y.Ş. başından yaralı olarak, bir sandalye üzerinde oturur vaziyette bulunmuş; kendisine ait tüfeğin de bahsedilen sandalyeye dayalı olduğu fark edilmiştir. Aliağa Devlet Hastanesine sevk edilen Y.Ş. saat 20 sıralarında vefat etmiştir. Olaydan haberdar edilen Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Turan/Bayraklı/İzmir Güney Deniz Saha Komutanlığı Askerî Savcılığı (Askerî Savcılık) ölüm olayı hakkında derhâl soruşturma başlatmıştır. Yürütülen ceza soruşturması kapsamında;i. Olay yeri incelenmiş, olay yerinin krokisi çizilmiş ve olay yerinin resimleri çekilmiştir. Yapılan olay yeri incelemesi neticesinde bir tüfek, bir mermi kovanı ve bir mermi çekirdeği gömlek parçası ile bir sigara izmariti bulunmuştur. Tüfekte parmak izine rastlanmamıştır. ii. Olay yerinden elde edilen bir kovan ile bir mermi çekirdeği gömlek parçasının başvurucuların yakınına ait tüfekten atıldığı ve söz konusu tüfeğin çalışır vaziyette olduğu saptanmıştır. iii. Y.Ş.nin sağ el üstü ve sağ yüz yan svaplarında atış artığı bulunduğu tespit edilmiştir.iv. Olay yerindeki koltuk, zemin ve olayda kullanılan tüfek üzerinden alınan kan örnekleri ile olay yerinden elde edilen sigara izmaritinden elde edilen DNA profillerinin Y.Ş.ye ait DNA profilleriyle aynı olduğu anlaşılmıştır. v. Y.Ş.nin ateşli silah mermi çekirdeği yaralanması sonucu öldüğü belirlenmiştir. Otopsi raporuna göre atış, bitişik atış mesafesinden yapılmıştır. vi. Y.Ş.ye ait taşınabilir bellek incelenmiş ancak soruşturmaya konu olabilecek herhangi bir veri bulunamamıştır.vii. Y.Ş.ye ait Rehabilitasyon ve Danışmanlık Merkezi kaydının bulunmadığı saptanmıştır. Askerî Savcılığın istinabe yoluyla beyanına başvurduğu başvurucular, yakınlarının maddi ve manevi herhangi bir probleminin olmadığını beyan etmişlerdir. Askerî Savcılık; Bölük Komutanı Ö.A.nın, marangozhane ile ilgili kısmın komutanı J. İs. Bçvş. Ç.nın, J. Çvş. A.nın,olay günü doldur-boşalt işlemi yaptırmakla ve nöbetçi askerlere şarjör teslim edip nöbet bitiminde nöbetçi askerlerden şarjör teslim almakla görevli J. Uzm. Çvş. H.A.nın, J. Çvş. A.E.nin, başvurucuların yakını ile birlikte marangozhanede çalışan J. Er B.nin, başka askerlere nazaran başvurucuların yakını ile daha çok iletişim hâlinde olan J. Er B.U. ile J. Er So.A.nın ifadelerini almıştır. J. Er B., mesai başlangıcında komutanlarından aldıkları marangozhanenin anahtarını mesai sonrasında yine komutanlarına verdiklerini, J. Uzm. Çvş. H.A. ise nöbet sonrasında Y.Ş.den teslim aldığı mühimmatın eksik olmadığını söylemiş ancak ifadesine başvurulanlardan hiçbiri Y.Ş.nin sıkıntılı bir hâletiruhiye içinde olduğuna veya anormal davranışlar sergilediğine ilişkin bir beyanda bulunmamıştır. Yürüttüğü soruşturma sonunda Askerî Savcılık, başvurucuların yakınının kendi iradesi ile intihar ettiği gerekçesiyle olay hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar (kovuşturmasızlık kararı) vermiştir. Kovuşturmasızlık kararı başvurucular İsrafil Şimşek ve Saliha Şimşek'e 12/11/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir. Olaydan hemen sonra askerî yetkililerce oluşturulan İdari Tahkikat Heyeti de olay hakkında bir idari soruşturma yürütmüştür. İdari Tahkikat Heyeti, yürüttüğü idari soruşturma kapsamında bazı subay, astsubay ve uzman çavuş ile birtakım er ve erbaşın ifadelerine başvurmuştur. J. Er B., ceza soruşturması kapsamında verdiği ifadesinin aksine mesai dışındaki bakım ve onarım faaliyetleri için marangozhanenin anahtarının kendisinde ve Y.Ş.de bulunduğunu, olay günü de marangozhanenin kendisinde bulunan anahtar yardımıyla açıldığını beyan etmiştir. Bununla birlikte Y.Ş.nin psikolojik sorunlarının bulunduğuna veya normal davranmadığına yönelik beyanda bulunan kimse olmamıştır. İdari Tahkikat Heyetince hazırlanan idari tahkikat raporunda, Y.Ş.nin tüfeği ile kafasına ateş ettiği ve olayın meydana gelmesinde tam kusurlu olduğu belirtilmiştir. Onayına sunulan idari tahkikat raporuna J. Komd. Okl. veEğt. Mrkz. Komutanı; olay günü nöbetçi olan nöbetçi astsubayın, doldur-boşalt istasyonu nöbetçi astsubayının ve iş ocağı anahtarının verilen emir ve talimatlara aykırı olarak müteveffanın üzerinde olması nedeniyle takım komutanı ile bölük komutanının birlik komutanınca ikaz edilmesinin uygun olacağına dair kanaatini not etmiştir. Bu arada Türk Silahlı Kuvvetleri Mehmetçik Vakfı, başvurucular İsrafil Şimşek ile Saliha Şimşek'e ayrı ayrı 000 TL ölüm yardımı yapılmasına karar vermiştir. Başvurucular, somut herhangi bir husus belirtmeden yakınlarının ölmemesi için gerekli tedbirlerin alınmadığını ve devletin olayın meydana gelmesinden hem kusuru nedeniyle hem de kusursuz sorumluluk ilkesi gereğince sorumlu olduğunu belirterek Jandarma Genel Komutanlığı aleyhine Askerî Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) İkinci Dairesi nezdinde tam yargı davası açmışlardır. Başvurucular 28/3/2014 havale tarihli dava dilekçelerinin reddi üzerine hazırladıkları 3/7/2014 havale tarihli dava dilekçelerinde baba ve anne için ayrı ayrı 000 TL maddi, 000 TL manevi; kardeşler için ise ayrı ayrı 500 TL maddi, 500 TL manevi tazminat talep etmişlerdir. AYİM İkinci Dairesi başvurucuların yakınının intihara yönlendirildiğine dair delil bulunmadığı, ölüm olayına bir başkasının da dâhil olmadığı, başvurucuların yakınına yönelik olarak amirlerinin ve arkadaşlarının kötü bir yaklaşım ve davranışlarının bulunmadığı ve olayda idarenin hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluğunu gerektirir bir illiyet bağının söz konusu olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir. Anılan kararda, davanın reddi nedeniyle başvurucuların davalı idareye maddi tazminat yönünden 400 TL, manevi tazminat yönünden ise 500 TL vekâlet ücreti ödemesine hükmedilmiştir. AYİM İkinci Dairesinde görevli iki üye, öz itibarıyla nöbet öncesi ve sonrasında nöbetçi arkadaşı ile yaşadığı hırsızlık olayının arkadaşları tarafından duyulmasının müteveffada yaratmış olduğu bir anlık psikolojik durum sebebiyle intiharın gerçekleşmiş olabileceği, hırsızlık olayının duyulmasına rağmen gerekli işlemlerin başlatılmaması ve müteveffanın o anki psikolojik durumu dikkate alınarak kendisine zarar vermemesi için gerekli tedbirlerin alınmaması, nöbetçi olmamasına rağmen müteveffaya silah verilmesi ve mesai sonrasında marangozhanenin anahtarının müteveffada bulunması nedenleriyle olayda hizmet kusurunun bulunduğu düşüncesiyle karara muhalif kalmışlardır. Başvurucuların karar düzeltme istemini AYİM İkinci Dairesi 7/4/2016 tarihinde reddetmiştir. Anılan karar başvuruculara 6/5/2016 tarihinde tebliğ edilmiş olup başvuru2/6/2016 tarihinde yapılmıştır. A. Ulusal Hukuk Başvuruya konu yargılamanın yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan 4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılı mülga Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun “Doğrudan doğruya tam yargı davası açılması” başlıklı maddesinin birinci fıkrası şöyledir:"İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların askerî Yüksek İdare Mahkemesinde dava açmadan önce, bu eylemlerin yazılı bildirimi üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde yetkili makama başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri lazımdır. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde bu konudaki işlemin tebliği tarihinden ve altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren altmış gün içinde tam yargı davası açabilirler." 1602 sayılı mülga Kanun’un "Tebligat ve cevap verme" kenar başlıklı maddesinin başvuruya konu yargılama sürecinde yürürlükte olan dördüncü fıkrası şöyledir: "Taraflar sürenin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemezler. (Ek cümle: 11/4/2013-6459/1 md.) Ancak, tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktar, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin nihai karar verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere artırılabilir ve miktarın artırılmasına ilişkin dilekçe otuz gün içinde cevap verilmek üzere karşı tarafa tebliğ edilir. " 1602 sayılı mülga Kanun'un "İdari Yargılama Usulü Kanunu ile Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun uygulanacağı haller" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:''Bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde; İdari Yargılama Usulü Kanunu ile Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun ... yargılama giderleri[ne] ... ilişkin hükümleri uygulanır.'' 2/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun "Yargı giderlerinin kapsamı" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısımları şöyledir: “(1) Yargılama giderleri şunlardır:...ğ) Vekille takip edilen davalarda kanun gereğince takdir olunacak vekâlet ücreti...."B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi zorunlu askerlik hizmeti sırasında intiharı önleyici tedbirler alınmaması nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasıyla yapılan bir başvuruda (Tanışma/Türkiye, B. No: 32219/05, 17/11/2015, §§ 65-67); emri altındaki erlerin vücut ve ruhsal bütünlüğünü koruması gereken başçavuşun profesyonel bir ordunun sorumluluklarını yerine getirmekle görevli olduğu bilinse de öleni darbetmesi eyleminin münferit ve öngörülemez bir eylem olduğunu, hiyerarşik üstlerinin davranışları ile belirgin ve ciddi bir ruhsal bozukluğu bulunmayan erin iki gün sonraki intiharı arasında bir nedensellik bağı kurulamayacağını, olay günü müteveffa ve başçavuş arasında bir sorun yaşanmış olsa da söz konusu gerginliğin disiplin sorunundan ve başçavuşun mesleki yetersizliğinden kaynaklanmış olabileceğinden başka bir şekilde anlaşılmayacağını ve o aşamada intihar ihtimalini öngöremedikleri için askerî yetkilileri suçlamanın askerî yetkilere gerçekçi olmayan ve aşırı bir yük yüklemek anlamına geleceğini belirterek yaşam hakkının ihlal edilmediği sonucuna ulaşmıştır.