6. Hukuk Dairesi 2023/3925 E. , 2025/2246 K. MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 53. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/673 E., 2023/561 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2014/739 E., 2022/623 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 18.02.2025 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün tarafl…
**6. Hukuk Dairesi 2023/3925 E. , 2025/2246 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 53. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/673 E., 2023/561 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2014/739 E., 2022/623 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 18.02.2025 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen günde davacı vekili Avukat .... ile davalı vekili Avukat ...'ın gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saatte Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında 01.08.2003 tarihinde “Sivas Malatya Doğalgaz İletim Hattı Projesi kapsamındaki 40-24 Boru Hattının Kaynak, Bükme, İzole, İndirme ve Tine-İn ve Hat Vanaları ile Pig İstasyonlarının Montaj İşi”ne ilişkin taşeron sözleşmesi imzalandığını, davalı müteahhit şirkete 150.000 USD tutarında kesin süresiz ve koşulsuz olarak teminat mektubu verildiğini, işe ait geçici kabulün henüz yapılmadığını, sözleşme bedelinin 1.500.622,57 USD olduğunu, davalı ile geçici kabul işlemi ve ibralaşma tamamlanmamasına ve davalı şirketten bakiye alacakları olmasına rağmen, davalı şirketin kesin teminat mektubunu nakde çevirmek için Yapı Kredi Bankasına 15.09.2005 tarihinde başvuruda bulunduğunu, ancak teminat mektubunun aslı ibraz edilmediği için taleplerinin reddedildiğini, teminat mektubunu nakde çevirecek hiçbir haklı sebebin olmadığını, belirterek şimdilik 5.100,00 TL alacağın davalı şirketten tahsilini talep ve dava etmiş, ıslahla talep sonucunu 460.359,06 TL'ye çıkarmıştır. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; hak ve alacak talebini taraflar arasındaki taşeron sözleşmesine dayandıran davacının bu alacak hakkının ne surette doğduğunu, hiçbir biçimde açıklamadığını, davacının iddialarının aksine davacı tarafın taraflar arasındaki sözleşme konusu edimleri gereğince ve zamanında ifa etmediğini, bu sebeple müvekkili şirketin önemli ölçüde zarara uğradığını, taraflar arasındaki delil sözleşmesi uyarınca her türlü anlaşmazlık halinde davalı defter ve kayıtlarının esas alınacağının belirlenmesi nedeniyle başkaca hiçbir delilin incelenemeyeceğini belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "sözleşme kapsamında işin sözleşmeye uygun ifa edilerek teslim edildiğini ispat yükünün yüklenicide, işin bedelinin ödendiğinin ispat yükünün ise iş sahibinde olduğu, taraflar arasında taşeron sözleşmesi bulunduğu konusunda uyuşmazlık bulunmadığı, uyuşmazlığın, teminat mektubunun nakde çevrilmesine ilişkin koşulların oluşup oluşmadığı, hakediş bedeli ve hakediş bedelinden mahsubu gereken bedel bulunup bulunmadığı noktasında toplandığı, sözleşme dışı işler açısından 10 yıllık, sözleşme kapsamında yapılan işler açısından 5 yıllık zamanaşımı süresinin ıslah tarihi olan 13.06.2018 tarihine kadar dolduğu ve bu nedenle ıslahla artırılan miktarın reddi gerektiği, taraflar arasındaki sözleşmenin 4. maddesi gereğince personelinin yemek, SSK vb giderlerinin davacı taşerona ait olmakla buna ilişkin davacı talebinin yerinde olmadığı, davalı yüklenicinin yapmış olduğu yemek kesintilerinin, davacı personeli için yapıldığı ispat edilememekle- yerinde olmadığı, bu nedenle davacı tarafın buna yönelik talebinin haklı olduğu, ancak bu hususa ilişkin ıslahla artırılan miktarın zamanaşımına uğradığı, dava dilekçesinde, kalem bazında ayrıştırılmadan talep edilen 5.100,00 TL'nin, talep edilen 5 ayrı kalem nedeniyle, bu kaleme düşün pay (5100/5 =) 1.020,00 TL açısından davacının haklı olduğu, davalı tarafın düplik dilekçesinde takas definde bulunduğu, davacı tarafça karşılanması gereken SSK primleri açısından Sivas SGK cevabi yazısına göre, söz konusu işyeri açısından davacı kayıtlarının imhaya ayrılması nedeniyle yapılan işe göre asgari ödenmesi gereken SGK priminin ne olacağı, davacının bu primi ödeyip ödemediğine ilişkin dosyada bilgi olmadığı ve buna göre de davalının davacıdan takasa konu isteyebileceği miktarın ispatlanamadığı, taraflar arasındaki sözleşmenin 8. maddesi gereğince davacı tarafın 01.08.2003 tarihinde işe başlamasının gerektiği, yer tesliminin geç yapıldığı iddiasının ispatlanamadığı, davacının -mücbir sebepler dışında- işi 01.11.2004 tarihinde teslim etmesi gerektiği, mücbir sebebin de bulunmadığı, davalı veya idareden kaynaklı sebeplerle çalışılamayan günlerin ispatlanamadığı, işin fiilen tamamlanma tarihinin geçici kabul tarihi olan 29.08.2005 tarihi olduğu, işin davacı tarafından zamanında teslim edilmediği, taraflar arasındaki sözleşmenin 24. maddesinde cezai şart öngörüldüğü, bu cezanın ifaya ekli ceza niteliğinde olduğu, ifaya ekli cezanın asıl borç için belirlenen ifa zamanından itibaren işlemeye başlayacağı, sözleşmenin 24. maddesinde iki ayrı duruma ilişkin cezai şart düzenlendiği, birinci durumda, sözleşmenin 8. maddesindeki işin teslim süresi olan 01.11.2004 tarihinde işin teslim edilmemesi hali için düzenlenmiş iken, ikinci durumda ise, daha işin teslim tarihi olan 01.11.2004 tarihi gelmeden işin geciktirileceğinin ortaya çıkması hali için olduğunu, davacı tarafın, ihtarda sözleşme gereğince eksiklerin giderilmesi için bir süre verilmediği ve bu nedenle cezai şart alacağı şartlarının oluşmadığını iddia etmiş ise de; aslında dava konusu cezai şart alacağının 24. maddedeki 1. duruma ilişkin olmakla, 1. durum açısından davalı yüklenicinin davacı taşerona bir süre vermesine de gerek bulunmadığı, davacı taraf cezai şartın işlemeye başlayacağı tarihin işin teslim edilmesi gereken tarihten itibaren başlatılamayacağını iddia etse de, 24. maddedeki 1. durum açısından bu ifaya ekli cezanın, asıl borç için belirlenen ifa zamanından itibaren işlemeye başlayacağı, buna göre teslim süresi olan 01.11.2014 ile işin kabul edildiği tarih olan 29.08.2005 tarihi arasında 300 gün için 1.500.000 USD davalının cezai şart hakettiği, bir kısım bilirkişi raporlarında taraflar arasındaki sözleşmenin 26 ve 27. Maddesi gereğince geçici ve kesin kabul tarihlerinin, yüklenici ve idare arasında düzenlenecek geçici ve kesin kabul tarihleri olacağının kararlaştırıldığı, geçici kabul tutanağına göre asıl iş sahibi tarafından davalı yükleniciye cezanın kesilmediği ve BK 158/2. maddesine göre ifaya ekli cezai şartta, ifanın itirazi kayıtsız olarak kabul edildiğinden cezai şartın davalı tarafından istenemeyeceği beyan edilmiş ise de; idarenin yükleniciye ceza vermemiş olmasının, taraflar arasındaki sözleşmede düzenlenen cezai şarta bir etkisinin olamayacağı, 26 ve 27. maddeler nasıl yorumlanırsa yorumlansın, davalı yüklenicinin, davacı taşerona karşı doğan cezai şart alacağı yönünden, davalı yüklenici ile idare arasında yapılan geçici veya kesin kabulde, kabul idare ile yapılıp davacı taraf bulunmadığından, idare ile yapılan geçici veya kesin kabulde ihtirazı kayıt ileri sürmeye gerek bulunmadığı, aksi düşünülse dahi geçici kabul tarihi olan davalı ile idare arasında yapılan 29.08.2005 tarihli geçici kabul tarihinden önce düzenlenen .... Noterliğinin 22.08.2005 tarih ve ... sayılı ihtarname ile işin kabulünden önce cezai şart hakkının saklı tutulduğu anlaşıldığından, geçici kabul de ihtirazı kayıt konulmasına gerek bulunmadığı, davacının işin teslimini geciktirmesi ve cezai şart alacağının doğması dikkate alındığında davalının 150.000,00 USD'lik teminat mektubunu, alacağından mahsup etmek üzere paraya çevirmesinde haklı olduğu, davalı veya idareden kaynaklanan nedenlerle davacının şantiyede iş yapamadığı günler için uğramış olduğu zararlar için alacak-tazmin talebinde bulunulmuş ise de; gerek gecikmenin davalı veya idareden kaynaklandığının, kaynaklanıyor ise ne kadarlık sürenin davalı ve idareden kaynaklandığının ispatlanamadığından bu talebin yerinde olmadığı, 19. hakedişten dolayı davacının 134.413,15 TL alacağının bulunduğu, ancak bu hususa ilişkin ıslahla artırılan miktarın zamanaşımına uğradığı, dava dilekçesinde, kalem bazında ayrıştırılmadan talep edilen 5.100,00 TL'nin, talep edilen 5 ayrı kalem nedeniyle - bu kaleme düşün pay (5100/5 =) 1.020,00 YTL açısından davacının talebinin yerinde olduğu, sözleşme bedelinin 4. madde gereği 1.450.000 USD+ KDV olup, 19. hakediş dahil gerçekleştirilen imalatın 1.430.781,12 USD olduğu, buna göre davacı taşeronun bakiye alacağının 19.218,88 USD + KDV olduğu, bu miktar açısından da davacının alacağı bulunduğu, yüklenicinin taşeronun eksik işine veya ayıplı işine rağmen, kesin kabulün nasıl gerçekleştiğini, eksik ve ayıplı işleri kendisinin tamamladığını ispat etmesi gerektiği, aksi takdirde, taşeron ile sözleşmesi varlığını koruduğu müddetçe bu işin taşeron tarafından tamamlandığının kabulü gerektiği, tüm bu nedenlere göre davacının sabit görülen alacağı, davalının takasa konu yaptığı cezai şart alacağından daha az olmakla davanın reddi gerektiği" gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "Sözleşmenin yapıldığı ve dava tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu 126/4 maddesi gereğince eser sözleşmelerinden doğan talepler 5 yılda zamanaşımına uğrayacaktır. Alacağın muacceliyeti kesin kabul veya kesin hesabın yapılması ile başlar. Taraflar arasında kesin kabul veya kesin hesap yapılmamış ise de davacı yüklenici istinafa konu dava ile bakiye iş bedelini talep ettiğinden bu talebi taraflar arasında kesin hesabın yapılmasını içermektedir. Buna göre işin tesliminin yapıldığı ve kesin hesabın yapılması istenmekle alacak muaccel hale gelmiştir. Dava 2005 yılında kısmi dava olarak açılmış olup, ıslah tarihi itibarıyla 5 yıllık zamanaşımı süresi dolduğundan mahkemece ıslahla arttırılan kısım yönünden davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi yerinde olmuştur. Davacının bu yöne ilişkin istinaf sebebi yerinde değildir. Sözleşmede gecikme nedeniyle öngörülen cezai şart mahkemece de belirtildiği üzere 818 sayılı Borçlar Kanunu 158/2. maddesinde öngörülen ifaya ekli cezai şart olup, cezai şartın istenebilmesi için açıkça haktan feragat edilmemiş olması veya ifanın çekincesiz kabul edilmemiş olması gerekmektedir. Davaya konu işte gecikme olduğu sabit olup, davacı her ne kadar gecikmenin kendilerinden kaynaklanmadığını, asıl iş sahibinin yeri geç tesliminden kaynaklandığını ileri sürmüş ise de bunu ispatlayamamıştır. Davalı iş sahibi ifadan önce gönderdiği ihtarname ile işin geciktiğini ve gecikme nedeniyle cezai şart talep haklarının saklı olduğunu bildirmiştir. Bu ihtar ile davalı iş sahibi ifaya ekli cezai şart alacağını talep hakkını saklı tutmuş olup, ifanın teslimi sırasında cezai şart yönünden ayrıca çekince koymasına gerek bulunmamaktadır. Yine taraflar arasında dava tarihinden önce kesin kabulün yapılmadığı da açık olduğundan ifanın çekince konulmaksızın kabul edildiğinden de söz edilemeyecektir. Buna göre mahkemece de belirtildiği üzere davalı iş sahibinin cezai şart talebi ve buna bağlı olarak teminat mektubunu nakde çevirmesinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Yine mahkeme gerekçesinde belirtildiği üzere davalı iş sahibi tarafından gecikme nedeniyle talep edilebilecek cezai şart alacağı, davacı yüklenicinin alacağından fazla olduğundan mahkemece davanın reddine karar verilmesi yerinde olmuştur" gerekçesi ile davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A.Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; 1. Davalı taraf ile müvekkili şirket arasında geçici kabul ve kesin kabul işlemlerinin yapılmamış olduğunu, bu nedenle de zamanaşımının işlemeye başlamayacağını, 2. Müvekkili şirketin alacağının zamanaşımına uğradığı yönündeki iddiaların hukuka ve kanuna aykırı nitelikte olup, kabulünün mümkün olmadığını, 3. Dava konusu işin gecikmesinin asıl işveren Botaş'ın yer tesliminde gecikmesinden kaynaklandığını, 4. Kabul anlamına gelmemekle birlikte davalının SGK'ya yapmış olduğu ödemelerin müvekkili şirket ile bağlantısının bulunup bulunmadığı hususu tespit edilmeden hüküm kurulmuş olmasının hukuka aykırı olduğunu, 5. Düzenlenmiş olan bilirkişi raporlarındaki tespitlerin birbirinden farklı ve çelişkili olup, dava konusu uyuşmazlığın çözümü için yeterli nitelikte bulunmayan yanlı, eksik ve subjektif değerlendirmeler içeren bilirkişi raporlarının esas alınarak hüküm kurulmasının açıkça hukuka aykırılık teşkil ettiğini beyan etmektedir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, eser sözleşmesinden kaynaklanmış olup, ödenmeyen iş bedeli ile haksız nakde çevrildiği belirtilen teminat mektubu bedelinin iadesi istemine ilişkindir. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup, hükme esas alınan bilirkişi raporunun olaya uygun ve içerik itibariyle yeterli ve inandırıcı olduğu,yine,ıslah tarihi itibarıyle Türk Borçlar Kanunu'nun 147/6. maddesinde yeralan 5 yıllık zamanaşımı süresi dolduğundan mahkemece ıslahla arttırılan kısım yönünden, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesinin de usul ve yasaya uygun olduğu anlaşılmakla, davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 370/1. maddesi hükmü uyarınca ONANMASINA, Dairemizdeki duruşmada vekille temsil olunan davalı yararına takdir olunan 28.000,00TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, Aşağıda yazılı harcın temyiz eden ilgiliden alınmasına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 28.05.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. - MUHALEFET ŞERHİ - Değerli çoğunlukla aramızdaki uyuşmazlık konusu; eser sözleşmesinden kaynaklı fazlaya ilişkin hakları saklı tutulmak kaydıyla açılan iş bedelinin tahsiline yönelik davada, ıslah edilen kısım bakımından zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmeyeceğine ilişkindir. Dava açılmasının sonuçlarından en önemlisi; dava açılmasıyla birlikte zamanaşımının kesilmesidir (TBK m. 154/I-b. 2, TMK m. 714, 777/3). Kısmi veya belirsiz alacak şeklinde açılan bir davada; davacının gerçekte, biri fazlaya ilişkin hakkı saklı tutularak istediği bir miktar alacak, diğeri ise asıl alacak miktarının tespit edilmesi olmak üzere iki talebi söz konusudur. Dolayısıyla, bir davanın açılması ile birlikte bu taleplerin tümü açısından zamanaşımı kesilmiş olmaktadır. Bununla birlikte; uyuşmazlığın ıslah hukuki müessesesi ile doğrudan ilgili olması nedeniyle, Yargıtay’ın ıslahla ilgili uygulamalarına göre, alacağın ıslah edilen kısmı bakımından zamanaşımı sorununun geçmişte ne şekilde çözülmeye çalışıldığına, uygulamanın hangi aşamalardan geçtiğine değinmekte yarar vardır. Bilindiği üzere, yürürlükten kaldırılan 1086 sayılı HUMK’ un 87. maddesinde; “... Müddei ıslah suretiyle müddeabihi tezyit edemez” hükmü yer almaktaydı. Bu yasaklama nedeniyle fazlaya ilişkin haklar saklı tutulmak kaydıyla açılan davanın yargılaması sırasında davacının tazminat veya alacak tutarının belirlenmesi halinde ancak ek dava açılmak suretiyle alacağın fazla olan kısmı istenebilmekteydi. Böyle bir durumda, doğal olarak ek dava ile talep edilen kısmın zamanaşımına uğraması ve zamanaşımı def’i ile karşılaşılması hâlinde, ek davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmekteydi. Bu düzenleme Anayasa Mahkemesinin 20.07.1999 tarih, 1999/1E, 1999/33K sayılı kararıyla iptal edildi. İptalden sonra ek dava yerine kısmi ıslah suretiyle müddeabih artırılarak uygulamaya devam edildi. Ne var ki, ıslah ile arttırılan kısım bakımından sanki ortada bir ek dava varmış gibi zamanaşımı yönünden de iptal öncesi eski uygulamaya devam edilmiştir. Diğer bir anlatımla, “maddi tazminat isteğinin ıslah yolu ile artırılması yeni bir dava niteliğinde” kabul edilerek bu kez zamanaşımına ilişkin süreler yönünden ıslah tarihi esas alınmıştır (Örneğin; Y. 4. H.D.’nin, 09/10/2008 tarih, E: 2008/1009-K: 2008/11376, 14/12/2009 tarih, E: 2009/2469-K: 2009/14096 ve 07/03/2011 tarih, E: 2010/3617-K: 2011/2427 ... sayılı kararları). Yargıtay’ca önceki uygulamaya devam edilmekle birlikte; bir süre, önceki uygulamalardan vazgeçildiği, alacağın ıslah ile artırılması işleminin yeni bir dava niteliğinde olmadığı görüşü doğrultusunda, ıslah edilen kısım bakımından da asıl dava tarihi itibariyle zamanaşımının kesildiği kabul edilerek zamanaşımı savunmalarının (zamanaşımı def’ileri) ret edilmesi gerektiği yönünde kararlar verilmiştir (Örneğin; Yargıtay. 4. H.D.’nin,13.5.2015 t, 2014/8157e, 2015/6129k,- 26.1.2015t, 2014/3804e, 2015/896k,- 16.12.2014 t, 2014/5780e, 2014/17282k,- 15.12.2014t, 2014/2324e, 2014/17159k,-6.11.2014t, 2013/18979e, 2014/14634k,- 9.4.2013t,2013/2846e,2013/6598k, 3.4.2012t, 2011/2245e, 2012/5545k,- 28.3.2012t, 2011/1872e, 2012/5105k,- 29.2.2012t, 2010/14910e, 2012/3119k,- 7.12.2011t, 2011/13864e,2011/13114k, v.b ... sayılı kararları). Ancak, hemen belirtmek gerekir ki daha sonra, “alacağın ıslah ile arttırılması işleminin yeni bir dava niteliğinde” olmadığına ilişkin görüşten vazgeçilip tekrar eski uygulamaya dönülerek alacağın ıslahla artırılan kısmı açısından zamanaşımının işlediği benimsemiştir (Örneğin; Y. 4. H.D.’nin, 13/06/2016, E: 2016/3774-K: 2016/7793 ve 14/06/2016 tarih, E: 2015/11319-K: 2016/7830 ... sayılı kararları). Yargıtay Hukuk Genel Kurulu uygulamasına gelindiğinde; bir çok kararda tam ıslah için, ilk dava açılmakla alacağın tamamı bakımından zamanaşımının kesildiği kabul edilirken aynı kararda kısmi ıslah bakımından zamanaşımının işlemeye devam edeceği belirtilmiştir (Örneğin, 16.3.2016 tarih, E: 2014/4-896E-K: 2016/332K). Şüphesiz bu apaçık bir çelişkidir. Görüldüğü üzere; ıslahla alacağın miktarının artırılmasına ilişkin konularda, Yargıtay’ca farklı uygulamalara gidildiği anlaşılmaktadır. Islah ile ilgili uygulamalardan kısaca söz ettikten sonra, bu konuya ışık tutacağına ve uygulamaya yeni bir bakış açısı getirip yeni bir yön vereceğine inandığımız, 24.05.2019 tarih, 2017/8E- 2019/3K sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’na (YİBK) değinmekte yarar vardır. Davacının, dava dilekçesinde faiz talep etmekle birlikte, ıslah dilekçesinde faiz istememesi nedeniyle ıslah edilen kısım için de faize hükmedilip hükmedilemeyeceği içtihadı birleştirmeye konu olmuş; sonuçta, “... Bir miktar para alacağının faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesinin talep edildiği kısmî davada, dava konusu miktarın kısmî ıslahla faiz talebi belirtilmeksizin arttırılması hâlinde, arttırılan miktar bakımından dava dilekçesindeki faiz talebine bağlı olarak faize hükmedilecektir.”şeklinde içtihatların birleştirilmesine karar verilmiştir. Faizle ilgili olan bu karar, zamanaşımı konusuyla doğrudan ilgili değilse de, içtihadı birleştirme kararları; konularıyla sınırlı, sonuçlarıyla bağlayıcı, kararda belirtilen gerekçeleriyle yol gösterici nitelik taşırlar. Bu YİBK’nda açıkça; ıslahın yeni bir dava olmadığı, dava dilekçesinde bir miktar para alacağının faiziyle birlikte istenmesi hâlinde, ıslah dilekçesinde faize yer verilmemiş olsa bile ıslahla artırılan alacak miktarı yönünde de faize hükmedileceği kararlaştırılmıştır. Diğer yandan, ıslah edilen kısım bakımından zamanaşımı meselesi Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru konusu olmuş, Mahkeme, kararlarında istikrarlı bir şekilde; “... Yukarıda yer verilen tespitler ışığında başvuruya konu olay değerlendirildiğinde başvurucunun ıslaha konu dava değerinin artırılan kısmı yönünden davanın zamanaşımından reddedilmesine ilişkin uygulamanın başvurucuya şahsi olarak aşırı bir külfet yüklediği, başvurucunun katlanmak zorunda kaldığı külfetin hedeflenen meşru amaçla karşılaştırıldığında orantısız olduğu, dolayısıyla müdahalenin ölçülü olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. ... Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir” şeklinde kararlar vermiştir (12.07.2023 tarih,2019/37411Bir. Başvru ve 23.3.2023 tarih, 2019/430 Bir. Başvuru). Anayasa Mahkemesi yine 27.11.2019 tarih, 2016/9312 Bir. Başvuru kararında da açıkça; “... Somut olayda destekten yoksun kalma tazminatının ıslahla artırılan kısmının dava zamanaşımı gerekçesiyle reddedilmesinin başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik bir müdahale teşkil ettiği açıktır.” demek suretiyle hak ihlali kararı vermiştir. Bu konu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) de taşınmış, Mahkeme, özetle ; ek dava yoluyla ilk talebini arttırma hakkının olayın koşulları altında etkisiz bırakıldığını ve davacının bütün zararı bakımından tazminat talep edemediğini belirterek Sözleşmenin 6/1.maddesi gereği mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. (Doğu/TÜRKİYE . B.Baş.v. no:16312/10, 27.2021trh.) Adalete erişim hakkı en temel haklardandır. Temel hak ve hürriyetler ancak yasayla kısıtlanabilir. Fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak süresinde dava konusu edilen ve yargılamanın devamında alacak miktarının ıslahla artırılan kısmı için zamanaşımının geçtiğine yönelik bir yasal düzenleme de yoktur. TBK 154/2 maddesi gereği dava açılmakla zamanaşımının kesileceği hüküm altına alınmıştır. Yukarıda bahsedilen İçtihadı Birleştirme Kararında da alacak miktarının artırılmasıyla ilgili kısmi ıslahın yeni bir dava olmadığı açıkça belirtilmiş olmasına göre artık ıslahla artırılan alacak miktarı için dava açılmakla birlikte zamanaşımının kesilmediğinden bahsedilemez. Bir başka ifadeyle fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması halinde tüm alacak (tazminat) bakımından zamanaşımı kesilmiştir. Ayrıca ıslahın; “... Tarafların yaptıkları usul işlemlerinde düşebilecekleri yanlışlıkları düzeltmeye, bırakabilecekleri eksiklikleri tamamlamaya ve böylece adaletli karar verebilmesini sağlamaya yönelik bir yol” (Prof. Dr. Ejder Yılmaz, Islah, genişletilmiş 5. baskı, s. 48). olduğunu da unutmamak gerekir. Yukarıda yapılan açıklamalar, Yargıtay, Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararları, ilgili mevzuat, ıslahın tanımına ilişkin akademik görüş hep birlikte değerlendirildiğinde aşağıdaki sonuçlara ulaşmak mümkündür. 1. Başlangıçta ıslah ile dava konusunun (müddeabihin) artırılması mümkün değilken, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı ile mümkün hale gelmiştir. 2. Islah, yeni veya ek bir dava değil, usulü bir hatanın düzeltilmesi veya eksikliğin tamamlanmasıdır. 3. Islah ile arttırılan kısmın bir ek dava olmadığı YİBK ile kabul edilmiştir. 4. Islah edilen kısım bakımından zamanaşımının devam edeceğine ilişkin yasal bir düzenleme yoktur. 5. Tam ıslah yapılması halinde, yeni davanın zamanaşımına uğramayacağı kabul edilmişken, kısmi ıslahta zamanaşımının kabul edilmesi, izahı güç, çelişkili bir durumdur. 6. Islah edilen kısma ilişkin talebin zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle reddedilmesi, başta Anayasa’nın 36. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6/1. maddesinde belirtilen hak arama hürriyetini engellemekte, sonuçta hak ihlalleri doğurmaktadır. Uygulamanın bu şekilde devam etmesi hâlinde de yeni hak ihlallerinin doğması kaçınılmaz olacaktır. Yukarıda açıklanan sebeplerle; kısmi ıslahın, ıslah edilen miktar bakımından yeni bir dava olmadığı dikkate alınarak asıl davanın açılmasıyla zamanaşımının tüm alacak (tazminat) bakımından kesildiğinin kabul edilmesi gerekir. Bu gerekçeyle kararın bozulması düşüncesinde olduğumuzdan, sayın çoğunluğun onama görüşüne katılmıyoruz.