1. Hukuk Dairesi 2011/13917 E. , 2012/1668 K. "" MAHKEMESİ : ABANA ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 10/11/2010 Taraflar arasında görülen davada; Davacı, dava konusu 23 ada 10 sayılı parselin kıyı kenar çizgisi içerisinde kaldığını ileri sürerek, tapusunun iptali ile tescil harici olarak bırakılmasına karar verilmesini istemiştir. Davalı, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, 10 yıllık hak düşürücü sürenin dolduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Karar, davacı …
**1. Hukuk Dairesi 2011/13917 E. , 2012/1668 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : ABANA ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 10/11/2010 Taraflar arasında görülen davada; Davacı, dava konusu 23 ada 10 sayılı parselin kıyı kenar çizgisi içerisinde kaldığını ileri sürerek, tapusunun iptali ile tescil harici olarak bırakılmasına karar verilmesini istemiştir. Davalı, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, 10 yıllık hak düşürücü sürenin dolduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Karar, davacı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü. Dava, 3621 sayılı Yasa'dan kaynaklanan tapu iptali isteğine ilişkin olup; mahkemece, 14.03.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5841 sayılı Yasa hükümleri uyarınca davanın hak düşürücü süreden reddine karar verilmiştir. Gerçekten de, 5841 sayılı Yasa'nın yürürlüğü döneminde karara bağlanan davada hak düşürücü sürenin değerlendirilmiş olması doğrudur. Ne var ki, anılan Yasa Anayasa Mahkemesi'nin 12.05.2011 tarih 2009/31 E. 2011/77 K. sayılı kararı ile iptal edilmiş ve kararın resmi gazetede yayımlanmasıyla iptal hükmü yürürlüğe girmiştir. Öyle ise, kesin hüküm halini almamış ve kazanılmış hakkın istisnasını teşkil eden bu durum karşısında, 5841 sayılı Yasa hükümleri uyarınca davanın reddine ilişkin mahkeme kararının, verildiği tarih itibarıyla doğru olduğu düşünülse ve ayrıca Anayasa'nın 153. maddesine göre iptal kararı geriye yürümese de, 10.3.1969 gün ve 1/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçe bölümünde belirtildiği üzere, iptalin kesin şekilde çözüme bağlanmış uyuşmazlıkları etkilemiyeceği, ancak henüz devam eden uyuşmazlıkların iptal kapsamında bulunacağı açıktır. O halde, Anayasa Mahkemesi’nin anılan iptal kararından sonra davanın hak düşürücü süreden reddine ilişkin verilen kararın doğruluğundan söz edilemez. Zira, kamu düzeniyle ilgili bütün haller istisnanın kapsamına girer. Bu durumda, taraflar arasındaki uyuşmazlığın kıyı-kenar çizgisinin saptanmasıyla çözümlenebileceği açıktır. Bilindiği üzere, son kez yürürlüğe giren 362l sayılı Kıyı Kanunu'nun kıyı kenar çizgisini belirleme yöntemine ilişkin 5 ve 9.maddeleri, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı kapsamı dışında bırakılmış; anılan kanun maddesinin uygulanmasına yorum getiren ve görülmekle olan davalarda dikkate alınması zorunlu bulunan 28.11.l997 gün ve 5/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararın da "kural olarak, mülkiyet hukuku yönünden kıyı kenar çizgisi belirlenmesi görevinin adli yargıya ait olduğuna;ancak 362l sayılı Kıyı Kanunu'nun 9.maddesi uyarınca idare tarafından kıyı kenar çizgisi belirlenmiş ve yazılı bildirime rağmen yasal süresinde idari yargıya başvurulmaması nedeniyle yargı yolunun kapanmış olması veya idare tarafından verilip kesinleşmiş karar bulunması durumlarında, bunlara uygun şekilde kıyı kenar çizgisinin adli yargı tarafından saptanması gerektiğine"işaret edilmiştir.