Başvuru, şeref ve itibara zarar veren yayınlarla ilgili sorumluluğu olduğu ileri sürülen kişilerin cezalandırılması için yapılan şikâyet üzerine Cumhuriyet Başsavcılığınca kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesiyle şeref ve itibarın korunmasını isteme hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, şeref ve itibara zarar veren yayınlarla ilgili sorumluluğu olduğu ileri sürülen kişilerin cezalandırılması için yapılan şikâyet üzerine Cumhuriyet Başsavcılığınca kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesiyle şeref ve itibarın korunmasını isteme hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. BAŞVURU SÜECİ Başvuru 15/9/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 27/2/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Ulusal düzeyde yayımlanan Takvim gazetesinin internet sitesinde 1/2/2014 tarihinde ''Hedef 24 Aralık'ta İktidarı Yıkmaktı'' ve3/2/2014 tarihinde ''Kozanlı Ömer'in Sırları'' başlıklı iki haber yayımlanmıştır. Başvuruya konu edilen 1/2/2014 tarihli haber metni şöyledir:"Hedef 24 Aralık'ta İktidarı Yıkmaktı...'Emniyet İmamı' O.H.Ö.'nün 24 Aralık Hayali Suya Düştü!PARALEL Yapı'nın 'Emniyet İmamı' O.H.Ö. ile bir bomba daha ortaya çıktı. Buna göre O.H.Ö., 17 Aralık Operasyonundan iki gün sonra İstanbul Emniyeti'nden sorumlu imam K.'yı aradı '24 Aralıkta hükümet düşecek görevlerinize döneceksiniz' dedi. Böylece görevden alınan polislere güvence verdi. Ancak O.H.Ö., 24 aralıkta beklediği gelişme olmayınca bu kez de 'Plan sekteye uğradı. Himmet fişlerini kaybedin' dedi." Başvuruya konu edilen 3/2/2014 tarihli haber metni ise şöyledir: "KOZANLI ÖMER'İN SIRLARIKozanlı ömer olarak tanınan ve cemaatin emniyet imamı olduğu ortaya çıkan O.H.Ö.'nün Dubai ve Erbil'e giderek önemli iş anlaşmaları yaptığı iddia edildi. İddialara göre cemaate yakın işadamı A.İ.'nin özel uçağıyla yurt dışına giden Kozanlı Ömer, bu seyahatlerde Türkiye'den çıkışta başka yabancı ülkeye girerken başka pasaport kullanıyordu. Böylelikle Kozanlı'nın takip edilmesi imkansız hale geliyordu ." Başvurucu 10/2/2014 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği şikâyet dilekçesinde özetle 1/2/2014 tarihli ''Hedef 24 Aralık'ta İktidarı Yıkmaktı'' ve3/2/2014 tarihli ''Kozanlı Ömer'in Sırları'' başlıklı haberlerin yer aldığı Takvim gazetesinin genel yayın yönetmeni ve muhabirleri hakkında 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları ile (3) numaralı fıkrasının (b) bendi, maddesi, maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi, maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları, maddelerinde düzenlenen hakaret, iftira, özel hayatın gizliliğinin ihlali, kişisel verilerin hukuka aykırı kaydedilmesi, verileri hukuka aykırı olarak ele geçirme, gizli bilgileri ele geçirme ve açıklama iddiaları ile ilgili olarak suç duyurusunda bulunmuştur. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 22/5/2014 tarihli ve 2014/35793 sayılı kararıyla kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Kararın gerekçe kısmı şöyledir: "... Anayasamızın 28- Maddeleriyle 5187 sayılı Yasanın 3 ve taraf olduğumuz Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin Maddesinde basın özgürlüğünün tarif edilip, hüküm altına alındığı, basın özgürlüğünün, ifade özgürlüğünün ayrılmaz bir cüz'ü olduğu, genel olarak basın özgürlüğünün doktirinde ve uygulamadaki amacı hakkında, ülke gündemini oluşturan politik konular, kamuoyunu oluşturan fikirler hakkında yorum yapma ve yayma, kamuoyunun önünde olan kişiler ile ilgili haber verme ve yorum yapma, eleştirme ve aynı zamanda bunları basın ve yayın araçları ile kitle iletişimine sunma, diğer yandan da yönetsel konular ile ilgili fikir oluşturma haklarını içerdiği anlatılmakta ve benimsenmektedir. Bu anlamda, eleştirin sert bir üslupla yapılmasının ve bazen nezaket sınırlarını zorlamasının, eleştiri yapanın amacına eğitim ve kültür düzeyine bağlı bir olgu olarak ortaya çıktığı, ancak, basın özgürlüğünün belli ölçülerde abartmayı hatta kışkırtmayı da içerdiğinin kabul edilmesinin gerektiği, gazetecilerin zaman zaman yazılarında kullandıkları kelime ve cümlelerin polemik niteliğinde de olabileceğinin, bunların kişisel saldırı olarak görülmemesi gerektiği, toplum önünde olan veya kamu görevinde bulunan kişilerin veya buna talip olanların, toplumun diğer bir kısmına göre sert eleştiriye muhatap olmasının da doğal karşılanmasının gerektiği, AİHM ve Yargıtay kararlarında sıkça değinildiği, Kişisel verilerin hukuka aykırı olarak kaydedilmesi ile ilgili olarak, yurt dışı kaynaklı internet sitelerinde yasal olmayan şekilde elde edilen müştekinin konuşmalarının konulmasından sonra, mevcut konuşmaların alenileştiği, basın mensubu olan şüphelilerin bu konuşmalar üzerinden ülke gündemini ve toplumun genelini ilgilendiren, haber yapılmasında ve kamuoyu tarafından tartışılmasında fayda gördüğü, değerlendirme ve eleştiri yapmanın demokratik hukuk devletlerinin olmazsa olmazı olduğu, bu konuda Yargıtay ve AİHM'in bu özgürlüğü çok geniş olarak yorumladığı, şöyleki Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2006 tarih 2006/181 sayılı kararında da belirtildiği gibi; "eleştirinin, ancak toplumu irkiltmesi ve yanılgıları çarpıcı bir biçimde ortaya koyabilmesi için yapılması ve bir ölçüde saldırı içermesi doğaldır. Bunun sonucu olarak onurları ve saygınlıkları örselenecek kadar şiddetli olsa bile eğer eleştiri hakkının kullanılması söz konusu ise, suçta hukuka aykırılık öğesi oluşmayacaktır" denildiği, Özel hayatın gizliliği ve kişisel verilerin kaydedilmesi suçları açısından da , toplumun bütününü ilgilendiren kişilerin özel hayatın gizliliği anlamında, normal standartlarda yaşayan vatandaşlara göreözel hayatın topluma yansıyan kısımlarının hukuka uygunluk sebebi olarak Yargıtay ve AİHM içtihatlarında belirtildiği, Yapılan iki haberin tümü bir bütün olarak incelendiğinde, daha önce müşteki ile ilgili çeşitli kitap ve yazılarda haberlerin çıktığı, kamuoyunun ve devlet yetkililerinin bir kısmının paralel yapı olarak vasıflandırdıkları bir yapının içinde yer aldığı iddia edilen müşteki hakkında, toplumun bir kısmı tarafından ve bu bir kısmın içinde yer alan gazeteciler tarafından sert ve kırıcı bir üslupla yapılan haberlerin yukarıda bahsedilen AİHM ve Yargıtay içtihatları doğrultusunda basın özgürlüğü kapsamında kaldığı değerlendirildiğinden, Yukarıda açıklanan nedenlerle şüpheliler hakkında kamu adına kovuşturmaya yer olmadığına,..." Anılan karara itiraz edilmesi üzerine Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi, 4/7/2014 tarihli ve 2014/538 Değişik İş sayılı kararı ile itirazın reddine dair karar vermiş; kanun yolları tüketilmiştir. Karar, başvurucu vekiline 15/8/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 15/9/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. İlgili hukuk için bkz. Fetullah Gülen [GK], B. No: 2014/12225, 14/7/2015, §§ 11-