2. Ceza Dairesi 2023/8472 E. , 2025/2541 K. MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2022/483 E. 2022/691 K. SUÇ : Hırsızlık HÜKÜM : Mahkûmiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33. maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 305. maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayıl…
**2. Ceza Dairesi 2023/8472 E. , 2025/2541 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2022/483 E. 2022/691 K. SUÇ : Hırsızlık HÜKÜM : Mahkûmiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33. maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 305. maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 260/1. maddesi gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310. maddesi gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317. maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü, Bozmaya uyularak yapılan duruşmaya, toplanan delillere, gerekçeye, hakimin kanaat ve takdirine göre temyiz nedenleri yerinde olmadığından reddiyle hükmün Tebliğname'ye uygun olarak ONANMASINA, dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 12.02.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI OY İncelenen olayda; Menemen 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 12.10.2022 tarih ve 2022/483 Esas, 2022/691 Karar sayılı ilamı ile sanık hakkında müştekiye ait üzüm bağlarında bulunan üzümleri bağdan toplamak suretiyle götürüp satmak suretiyle işlediği hırsızlık suçuyla ilgili olarak yerel mahkemece kabul edilip uygulanan TCK’nın 141/1. maddesindeki eylemin basit halini mi oluşturduğu, adet veya tahsis veya kullanımları gereği açıkta bırakılmış eşya hakkında hırsızlık suçunu düzenleyen TCK’nın 142/1-e maddesindeki suçunu mu oluşturduğu tartışılmaktadır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise düzenlediği tebliğnamede eylemin TCK’nın 141/1. maddesindeki suça uygun olduğunu kabul ederek, mahkeme kararının onanmasını talep etmiştir. Dairemiz çoğunluğu eylemin 141/1. maddesinde düzenlenen basit hırsızlık suçunu oluşturduğu düşüncesiyle yerel mahkeme kararının onanmasına karar vermiştir. Dairemiz içtihatlarında; tarlalardaki bitkilerin meyvelerin, sebzelerin, meyve ve sebzelerden elde edilen ürünlerin TCK’nın 141/1. maddesindeki basit hırsızlık suçunu oluşturduğunu, adet veya tahsis veya kullanımları gereği açıkta bırakılmış eşya hakkında hırsızlık eyleminin unsurları itibarıyla oluşmadığını birçok kararında kabul etmektedir. Sadece ürünlerin hasat zamanı toplanıp herhangi bir şekilde araziden çıkarılmasına kadar zorunlu olarak arazide bırakılması durumu varsa eylemi 142/1-e maddesine uygun kabul etmektedir. Hasat zamanı dışında ürünlerin arazide bulunmasını ya da ağaçlardan veya sebzelerden elde edilen ürünlerin çalınmasını bu madde kapsamında kabul etmemektedir. Ekili alanlardaki tüm sebzeler, meyveler ve bunlardan elde edilen ürünler birer eşyadır. Bu eşyaların çalınması hâlinde hırsızlık suçunun oluştuğu zaten kabul edilmektedir. Ancak bu eşyalar toplumun emanetine terk edilerek yetiştirilen ürün şeklindeki eşyalardır. Üreticiler açık alanlardaki bu ürünlere kimsenin zarar vermeyeceği ve çalmayacağı güven duygusuyla hareket etmektedirler. Üretim süreci çiftçiler için oldukça meşakkatli bir süreçtir. Ürünlerin ve meyvelerin tarlaya ekilmesi, bakılması, büyütülmesi, hasat edilmesi emek bakımından yoğun bir ilgiyi, zaman bakımından ise uzunca bir süreci gerektirdiği herkesin malumudur. Bu nedenle tarımsal alanda üretim yapan milyonlarca kişinin ürünlerini daima saklaması, kilit altına alması, etrafını çevirmesi ve sürekli olarak koruması beklenemez. Ülkemizdeki tüm geniş arazilerin üreticiler tarafından ürünlerini korumak üzere bu tür tedbirlerle muhafaza altına almasını beklemek, devletin kabulüne, toplumun kabulüne, bu işi yapan çiftçilerin ve tüm üreticilerin ve tüketicilerin kabulüne tamamen aykırı bir beklentidir. Örneğin milyonlarca hektarı bulan antep fıstığı bahçelerinin, zeytin bahçelerinin, buğday tarlalarının ya da kavun-karpuz üretim alanlarının vs. etrafının çevrilerek korunması şeklinde bir davranış ve kabul edilegelmiş bir adet yoktur. Dolayısıyla herkesin açık alanlarda herhangi bir koruma altına almaksızın tarımsal ürünler elde edilmesini kabul ettiği üretim zorunluluğu nedeniyle uzunca bir süre sebze ve meyvelerin arazide bulunma zorunluluğu nedeniyle açıkta bırakma şeklindeki davranış şeklini madde metninde yazan unsurlara aykırı kabul etmek kanaatimce mümkün değildir. Arazilerde ekili tüm ürünler ve sebzelerin çalınması halinde TCK’nın 142/1-e maddesine uygun bir eylem olduğu kabul edilmelidir. Öğretide ve yargı içtihatlarında adet, tahsis ve kullanımları gereği açıkta bırakılan eşyaların ne olduğu defalarca açıklanmıştır. Adet; "toplumda süreklilik kazanan, alışkanlık oluşturan ve genellik karakterini taşıyan, kamu düzenine, kanunlara ve ahlaka aykırı olmayan, uygunlukları nedeniyle kanunlarca korunabilir nitelikteki yaygın davranış biçimi" olarak tanımlanmış olup zamana, yere ve bölgeye göre değişebileceği, ancak kişisel alışkanlıkları kapsamadığı kabul edilmektedir. Tahsis; kelimesi, eşyanın bir iş için özgülenmesi, ayrılması, belirlenmesi ve hasredilmesi anlamına gelmektedir ki, parka gelenlerin oturmasına tahsis edilmiş durumda olan banklar bu kapsamda değerlendirilmelidir. Kullanım gereği; ibaresi ile, eşyanın kullanılması için açıkta bırakılmasının zorunlu olduğu durumlar kastedilmekte olup söz konusu eşyanın amacına uygun kullanılabilmesi ve kendisinden beklenen fonksiyonu yerine getirebilmesi için açıkta durmasının gerekli olduğu durumlarda bu nitelikli hâl uygulanacaktır. Ekili alanlardaki bitkilerin, meyvelerin ve ürünlerinin öncelikle üretim/kullanım gereği açıkta bırakılan eşya olarak kabul edilmesinde zorunluluk bulunmaktadır. Kullanım gereği açıkta bırakma kavramını sadece makina/ekipmanlar için kabul edilmemelidir. Tarımsal üretimdeki ağaçlar ve üzerilerindeki ürünler de aynı şekilde kullanım gereği açıkta bırakılması zorunlu eşyalardandır. Makine gibi eşyalar açık alanlarda kullanılmak üzere üretiliyorsa, tarımsal ürünler de aynı şekilde açık alanlarda üretim/kullanım gereği süreç içerisinde bulundurulması zorunlu eşyalardandır. Bu örf ve adet şeklinde uygulanagelen ülke genelindeki herkesin bildiği ve kabul ettiği üretim şeklinin farklı gerekçelerle bu madde kapsamı dışında değerlendirmenin mümkün olmadığı kanaatindeyim. Bunun yanı sıra adet gereği bu tür üretimlere hiç kimsenin ve devletin herhangi bir müdahalesi bulunmamaktadır. Yani binlerce yıldır açık arazilerde tarımsal üretim yapılması dünyanın hiçbir yerinde ayıplanmadığı, eleştirilmediği gibi ülkemizde de asla neden korunaksız alanda ürün üretiliyor diye bir eleştiriye ve ayıplanmaya konu olmamıştır. Tam tersine bütün bilim adamları, toplum ve devlet tarımsal üretimi açık alanlarda da olsa teşvik etmektedir. Ve herkes tarımsal üretimin artmasını, sağlıklı ve ucuz şekilde meyve ve sebzelere ulaşmayı beklemektedir. Dolayısıyla üreticilerin binlerce yıldır tüm bu açık arazilerde ürün elde etme şeklindeki davranışlarını örf ve adet olarak kabul etme zorunluluğu, ürünlerin elde edilmesini sağlayan meyve ağaçları ve sebzelerin arazilerde üretim boyunca bulundurma zorunluluğunu da kullanım gereği kabul etme zorunluluğu ortaya çıkmaktadır. Kanun koyucunun ağaçlara zarar verme suçunu bile eylemin basit halinden çıkararak 152/1-c maddesinde belirtilen şekilde bir artırım maddesi olarak mala zarar verme suçlarında kabul etmişken, daha ağır sonuçlar doğuran hırsızlık suçlarında benzer eylemleri nitelikli hale getirmek istemediğini kabul etmek mümkün gözükmemektedir. Açıkladığımız gerekçelerle sanığın bağdaki üzümleri toplayıp, götürüp satma şeklindeki yargılama konusu olayda; eylemin TCK’nın 142/1-e maddesi kapsamında kabul edilerek bozulması gerektiği düşüncesiyle çoğunluk görüşüne muhalefet edilmiştir.