Danıştay 13. Daire Başkanlığı 2020/931 E. , 2024/2374 K. T.C. D A N I Ş T A Y ONÜÇÜNCÜ DAİRE Esas No:2020/931 Karar No:2024/2374 TEMYİZ EDEN (DAVACI) :... VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Vergi Dairesi Başkanlığı VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi'nin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu'nun (Ku…
Danıştay 13. Daire Başkanlığı 2020/931 E. , 2024/2374 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONÜÇÜNCÜ DAİRE Esas No:2020/931 Karar No:2024/2374 TEMYİZ EDEN (DAVACI) :... VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Vergi Dairesi Başkanlığı VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi'nin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu'nun (Kurul) ... tarih ve ...sayılı kararıyla verilen 57.156,00-TL, ... tarih ve ...sayılı kararıyla verilen 125.516,00-TL idari para cezalarının kanuni temsilci sıfatıyla davacıdan tahsili amacıyla düzenlenen ... tarih ve ... takip numaralı 182.672,00-TL tutarlı ödeme emrinin iptali ile davacıdan tahsil edilen 126.971,49-TL'nin yasal faiziyle birlikte iadesine karar verilmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesi'nce verilen... tarih ve E:..., K:... sayılı kararda; davacının, şirket ana sözleşmesinin 10. maddesi uyarınca limited şirketin tek başına imza yetkisine sahip müdürü olarak kanuni temsilcisi olduğu, bu durumun, 22/09/2005 tarihinden itibaren beş yıl süreyle tescil ve ilan edildiği, şirkete, davacının kanuni temsilcisi olduğu dönemde Kurul'un... tarih ve... sayılı kararıyla 57.156,00-TL, ... tarih ve... sayılı kararıyla 125.516,00-TL idari para cezası verildiği, bunlardan ... tarih ve ... sayılı işlemin iptali istemiyle şirket tüzel kişiliği tarafından açılan davanın Danıştay Onüçüncü Dairesi'nin 12/11/2008 tarih ve E:2007/373, K:2008/7226 sayılı kararıyla reddedildiği, bu kararın 2011 yılında kesinleştiği, ancak bu aşamada şirketin %25 hissesine sahip paydaşın açtığı dava sonunda... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla şirketin feshine karar verildiği ve tasfiyesi için dava dışı gerçek kişinin tasfiye memuru olarak atandığı, bu kararın 03/06/2008 tarihinde kesinleştiği, şirketin feshi ile tasfiyesi ve tasfiye memurunun atandığının 18/07/2013 tarih ve 8366 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nde ilan edildiği, tasfiye halinde şirket adına düzenlenen ve 125.516,00-TL idari para cezasının tahsiline yönelik ödeme emrinin, feshedilmiş şirketin %75 hissesine sahip paydaşın vekiline 07/06/2011 tarihinde tahsil dairesinde tebliğ edildiği, 57.156,00-TL idari para cezasının tahsili için borçlu şirket adına düzenlenen ödeme emrinin ise, 25/09/2013 tarihinde tasfiye memurunun tebliği almaktan kaçınması nedeniyle tebliğ evrakının önüne bırakılması ve bu durumun o yer mahalle muhtarı önünde tespiti ve imzasıyla tebliğ edilebildiği, tasfiye halinde şirketin vergi borçlarının 6111 sayılı Kanun kapsamında yapılandırıldığı, idari para cezası borçlarının ise yapılandırmanın kapsamı dışında kaldığı ve mal varlığının olmadığının tahsil dairesinin 23/05/2013 tarihli bilgi notuyla ortaya konulduğu, şirket müdürü (kanuni temsilci) davacı adına 21/07/2017 tarihli dava konusu ödeme emrinin düzenlendiği; Bu itibarla, asıl borçlu şirketin kesinleşip, ödenmeyen ve mal varlığından tahsil olanağı kalmayan idari para cezası alacağının, şirket müdürü (kanuni temsilci) davacıdan tahsili için ödeme emri düzenlenmesinin 6183 sayılı Kanun'un Mükerrer 35. maddesine uygun olduğundan tesis edilen işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle dava konusu işlem hukuka uygun bulunarak davanın reddine iptaline karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 10. İdari Dava Dairesi'nce; istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğu ve davacı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, şirkete 22/09/2005-22/09/2010 tarihleri arasında dışarıdan şirket müdürü olarak atandığı, ancak şirket müdürlüğünün fiilen 22/09/2005–31/03/2008 tarihleri arasında gerçekleştiği, şirketin ortaklarından biri tarafından ... Asliye Ticaret Mahkemesi’nin... sayılı esasına kayden açılan davada şirketin feshi ve tasfiyesinin talep edildiği, ... Asliye Ticaret Mahkemesi'nce yapılan yargılama sonucu verilen ...tarih ve E:..., K:... sayılı karar ile şirketin fesih ve tasfiyesine karar verilerek şirkete tasfiye memuru olarak E.D.'nin atandığı, şirkete tasfiye memuru atanması ile şirket müdürlüğü görevinin sona erdiği, 31/03/2008 tarihinden itibaren şirketin temsiline ve ilzamına ilişkin tüm yetkilerin tasfiye memuruna geçtiği, davalı kurumun kamu alacağını öncelikle şirketten tahsili, bunun imkânsız olması halinde ise sonrasında payları oranında ortaklardan tahsil cihetine gitmesi gerekirken bunları yapmaksızın ortak olmayan ve 31/03/2008 tarihi itibarıyla şirket müdürü yetkilerine haiz olmayan kendisinden tahsil edilmesinin hukuka aykırı olduğu, davalı kurumun borçlu şirketten kamu alacağını tahsil edememesi halinde, şirketten tahsil imkânsızlığını haciz işlemleri sonunda aciz vesikası vb. belgelerle ortaya koyması gerektiği, yine borçlu şirket iflas etmişse iflasın açılması yeterli olmayıp iflasın kapanmasının beklenmesi gerektiği, dosyada bu tespitlerin olmadığı, mevzuatta borcun kanuni temsilciden tahsil edilmesi için bir silsile öngörüldüğü, bu silsileye uyulmadığı gibi şirket müdürü yetkilerini haiz olmayan kendisi hakkında takibe girişilmesinin usul ve hukuka aykırı olduğu, idari para cezasına ilişkin davalı idare tarafından kendisine ya da şirkete hiçbir tebligat yapılmadığı, yapılanın da usulsüz olduğu, usulsüz tebliğe dayalı dava konusu ödeme emri düzenlenmesinin böyle bir borcun oluşmadığını gösterdiği, asıl borçlu şirket hakkında usule uygun tebliğ edilmeyen ödeme emri nedeniyle ortada kesinleşmiş bir amme borcu bulunmadığı, ödeme emrine konu borcun şirket tüzel kişiliğinden tahsilinin kısmen veya tamamen imkansız hale gelmesi durumunda kanuni temsilci adına ödeme emri ve haciz işlemleri tesis edilerek amme alacağının tahsili yoluna gidilmesi gerektiği, dava konusu ödeme emri içeriği borcun asıl borçlu şirketten tahsili amacıyla düzenlenen ödeme emrine ilişkin tebligat incelendiğinde asıl borçlu şirket adına düzenlenen ödeme emrinin şirket ortağının vekil tayin ettiği kişiye tebliğ edilmesinib 213 sayılı Kanun'a aykırı olduğu, ayrıca mahkeme kararına istinaden tasfiye memuru olarak atanan ilgilinin atanmasına ilişkin Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi ilanından önceki dönemlere ait amme alacaklarının tasfiye memuruna tebliğinin de usulsüz olduğu, bu sebeplerle usule uygun tebliğ olmayan ödeme emri nedeniyle ortada kesinleşmiş bir amme borcu bulunmadığından dava konusu ödeme emrinin iptali gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından savunma verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'NIN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesi'nce, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE: ESAS YÖNÜNDEN: MADDİ OLAY : Dosyanın incelenmesinden, davacının, asıl borçlu ... ve Biyolojik Yakıtlar Petrol Çevre Teknolojileri Geridönüşüm Atık ... Tarım Turizm İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.'de (...) 22/09/2005 tarihinden itibaren beş yıl süreyle kanuni temsilci olarak (şirket müdürü sıfatıyla) görev yaptığı, bu dönemde şirket hakkında 2005 yılında yapılan denetimde biodizel satışı yapmak suretiyle lisans almaksızın akaryakıt bayilik faaliyetinde bulunulduğunun tespit edildiğinden bahisle 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu'nun 19. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendinin 1 numaralı alt bendi ve aynı maddenin 4. fıkrası uyarınca Kurul'un... tarih ve ...sayılı kararıyla 57.156,00-TL idari para cezası verildiği, anılan işlemin iptali istemiyle şirket tüzel kişiliği tarafından açılan davanın Dairemizin 12/11/2008 tarih ve E:2007/373, K:2008/7226 sayılı kararıyla reddedildiği, bu kararın Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 10/12/2009 tarih ve E:2009/798, K:2009/3014 sayılı kararıyla onanarak 02/12/2010 tarihinde kesinleştiği, kesinleşen idari para cezasının tahsilinin vergi dairesinden istendiği, asıl borçlu şirkete ... tarih ve ... sayılı ödeme emri düzenlenerek tebliğ edildiği, anılan ödeme emrine karşı dava açılmadığı anlaşılmıştır. Davacı şirket hakkında 2006 yılında yapılan ikinci denetimde aynı fiilin tekrar işlendiği tespit edildiğinden bahisle ... tarih ve... sayılı Kurul kararıyla tekerrür nedeniyle (62.758,00-TLX2) 125.516,00-TL idari para cezası verildiği, anılan idari para cezasına karşı dava açılmadığı, dava açılmayarak kesinleşen idari para cezasının tahsili amacıyla şirket hakkında ... tarih ve ... sayılı ödeme emrinin düzenlendiği anlaşılmıştır. Bu süreçte şirketin %25 hissesine sahip ortağın diğer ortağın kendisinden habersiz şirket adresini değiştirdiği ve şirketi habersiz taşıdığından bahisle şirketin feshi istemiyle açtığı davada... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin... tarih ve E:..., K:...sayılı kararıyla şirketin feshine karar verilerek tasfiyesi için dava dışı gerçek kişinin tasfiye memuru olarak atandığı, bu kararın 03/06/2008 tarihinde kesinleştiği, şirketin feshi ile tasfiyesi ve tasfiye memurunun atandığının 18/07/2013 tarih ve 8366 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nde ilan edildiği, 06/06/2011 tarihli ödeme emri, feshedilmiş şirketin %75 hissesine sahip paydaşın vekiline 07/06/2011 tarihinde 213 sayılı Kanun'un 93. ve 94. maddelerine göre tahsil dairesinde tebliğ edildiği, 23/05/2013 tarihli ödeme emrinin ise, 25/09/2013 tarihinde tasfiye memurunun tebliği almaktan kaçınması nedeniyle tebliğ evrakının önüne bırakılması ve bu durumun o yer mahalle muhtarı önünde tespiti ve imzasıyla tebliğ edilebildiği, tasfiye halinde şirketin vergi borçlarının 6111 sayılı Kanun kapsamında yapılandırıldığı, idari para cezası borçlarının ise yapılandırmanın kapsamı dışında kaldığı ve asıl borçlu şirketin mal varlığının olmadığının tahsil dairesinin 23/05/2013 tarihli bilgi notuyla ortaya konulması akabinde şirket müdürü (kanuni temsilci) davacı adına dava konusu ödeme emrinin düzenlendiği görülmektedir. Bunun üzerine bakılan dava açılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT: Dava konusu işlemin dayanağı olan 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu'nun ihlâlin tespiti tarihinde yürürlükte olan 3. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde, akaryakıt dağıtımı, taşıması ve bayilik faaliyetlerinin yapılması için lisans alınmasının zorunlu olunduğu; 19. maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendinin (1) numaralı alt bendinde, lisans akmaksızın lisansa tabi faaliyet yapılması halinde birinci derece kusurlu sayılarak sorumlular hakkında ikiyüzmilyar Türk Lirası idarî para cezası verileceği; dördüncü fıkrasında, bayiler açısından cezanın beşte bir olarak uygulanacağı; altıncı fıkrasında," Ceza uygulanan bir fiilin iki takvim yılı geçmeden aynı kişi tarafından tekrarı halinde iki kat olarak uygulanır.; yedinci fıkrasında, " Kurulun ceza vermesinde zamanaşımı süresi, ihlalin ve/veya olayın meydana geliş tarihinden itibaren beş yıldır. (...) "; sekizinci fıkrasında, " Ay içinde tahsil edilen idari para cezaları müteakip ayın yirminci iş günü sonuna kadar irat kaydedilmek üzere Hazineye devrolunur. "; onuncu fıkrasında, "İdari para cezalarının tahakkuk tarihini izleyen otuz gün içerisinde ödenmemesi halinde, cezanın ilgili vergi dairesi aracılığı ile tahsili sağlanır. Tahsilatta 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri uygulanır."; onbirinci fıkrasında, "İdari para cezalarının miktarları her yıl bir önceki yıla ilişkin olarak 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesi uyarınca belirlenen yeniden değerlendirme oranında artırılmak suretiyle uygulanır.(...)" kurallarına yer verilmek suretiyle tahsil, zamanaşımı, artırım konularında özel düzenlemeler yapılmıştır. Nitekim maddede yer alan artırım hükmüne dayanılarak, 19. maddenin ikinci fıkrasının (b) bendindeki ceza miktarı 2004 yılında 257.000,00-TL'ye, 2005 yılında 285.784,00-TL'ye, 2006 yılında 313.790,00-TL'ye, 2007 yılında 338.265,00-TL'ye ve 2008 yılında da 362.620,00-TL'ye yükseltilmiştir. Ancak, 08/02/2008 tarih ve 26781 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5728 sayılı Kanun'un 522. maddesi ile 5015 sayılı Kanun'un 19. maddesi yeniden düzenlenmiş ve maddenin ikinci fıkrasının (b) bendinin (1) numaralı alt bendindeki ceza miktarı ikiyüzellibin Türk Lirası olarak belirlenmiştir. 5728 sayılı Kanun'un gerek genel, gerekse madde gerekçelerinde bu değişikliklerin nedeni "İdari yaptırım kararlarının tebliği, kesinleşmesi, takip ve tahsili ile zamanaşımı konuları Kabahatler Kanunu'nun genel hükümler kısmında ayrıntılı olarak düzenlendiğinden, buna ilişkin düzenlemelere madde metninde yer verilmemiştir." şeklinde açıklanmıştır. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Aktarılan mevzuatın incelenmesinden, 5015 sayılı Kanun'un 19. maddesi uyarınca ilgililere verilen idari para cezalarının takip ve tahsilinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 2. maddesinde, "Kabahat" deyiminin, Kanun'un karşılığında idarî yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlık anlamına geldiği belirtilmiş; 3. maddesinde, bu Kanun'un, idarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması hâlinde, diğer genel hükümlerinin, idarî para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında uygulanacağı; "Zaman bakımından uygulama" başlıklı 5. maddesinde, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun zaman bakımından uygulamaya ilişkin hükümlerinin kabahatler bakımından da uygulanacağı, kabahatler karşılığında öngörülen idarî yaptırımlara ilişkin kararların yerine getirilmesi bakımından ise derhâl uygulama kuralının geçerli olduğu; bu maddenin atıf yaptığı 5237 sayılı Kanun'un 7. maddesinin ikinci fıkrasında da, suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanunun uygulanacağı ve infaz olunacağı kurala bağlanmıştır. Belirtilen kanun hükümleri uyarınca ceza verilmesinin dayanağı kuralın yürürlükten kaldırılması veya lehe düzenleme yapılması yoluyla ortaya çıkan yeni hukuki durumun tahsilat aşamasında dikkate alınması gerekmektedir. 5326 sayılı Kanun'un "İdari para cezası" başlıklı 17. maddesinin yedinci fıkrasında, "İdari para cezaları her takvim yılı başından geçerli olmak üzere o yıl için 4.1.1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesi hükümleri uyarınca tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılarak uygulanır." hükmü bulunmaktadır. 5015 sayılı Kanun'un 19. maddesinde, davacının ihlâllerinin tespit edildiği 2005 yılında 285.784,00-TL, 2006 yılında 313.790,00-TL ceza miktarı olmasına karşın, 08/02/2008 tarihinde yürürlüğe giren 5728 sayılı Kanun'la yeniden yapılan düzenleme sonucu 250.000,00-TL olarak belirlenmiştir. İdari para cezasının hukuki anlamda kesinleşmesinden veya tahsil edilmesinden önce ceza miktarına yönelik mevzuatta bir değişiklik olması durumunda, idari para cezasının iptali gerekmemekle birlikte tahsil aşamasının lehe düzenlemeye uygun olarak yapılması gerekmektedir. Bu itibarla, ilk ihlalin tespit edildiği tarih itibarıyla davacıya 285.784,00-TL'nin 1/5'i oranında 57.156,00-TL ve ikinci ihlalin tespit edildiği tarih itibarıyla 313.790,00-TL'nin 1/5'i oranı ve tekerrür hükümleri dikkate alınarak 125.516,00-TL idari para cezası verilmesinde hukuka aykırılık bulunmamakla birlikte, idari para cezasının tahsili aşamasında ceza miktarının 250.000,00-TL olarak belirlendiği ve bu miktarların ilk tespit açısından 1/5'i oranındaki 50.000,00-TL ve ikinci tespit açısından tekerrür nedeniyle (50.000,00-TLx2)100.000,00-TL olmak üzere toplam 150.000,00-TL'nin tahsili için ödeme emri düzenlenebileceği anlaşıldığından, bu husus göz önünde bulundurulmaksızın toplam 182.672,00-TL (57.156,000-TL+125.516,00-TL) tutarındaki idari para cezasının tahsili amacıyla düzenlenen dava konusu ödeme emrinde hukuka uygunluk, davanın reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf isteminin reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında ise hukuki isabet bulunmamaktadır. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davacının temyiz isteminin kabulüne; 2. Davanın reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi'nin... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi'ne gönderilmesine, 27/05/2024 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.