Başvurucular, başvurucu D. B. ’e ait doğum raporunda diğer başvurucu M. B. yerine başkasının gerçeğe aykırı şekilde anne olarak gösterilmesi neticesinde uğranılan zararların tazmini istemiyle açılan davanın süre aşımından reddedilmesi ve yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle Anayasa’nın 20. ve 36. maddelerinde güvence altına alınan haklarının ihlal edildiğini ileri sürerek, ihlalin tespitiyle uğradıkları maddi ve manevi zararın tazminine karar verilmesini talep etmişlerdir.
Başvurucular, başvurucu B.’e ait doğum raporunda diğer başvurucu B. yerine başkasının gerçeğe aykırı şekilde anne olarak gösterilmesi neticesinde uğranılan zararların tazmini istemiyle açılan davanın süre aşımından reddedilmesi ve yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle Anayasa’nın ve maddelerinde güvence altına alınan haklarının ihlal edildiğini ileri sürerek, ihlalin tespitiyle uğradıkları maddi ve manevi zararın tazminine karar verilmesini talep etmişlerdir. Başvuru, 26/7/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca, kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir. Bölüm tarafından 4/12/2013 tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru konusu olay ve olgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Adalet Bakanlığının 10/1/2014 tarihli görüşü başvurucular vekiline tebliğ edilmiş olup, başvurucular vekili 5/2/2014 havale tarihli beyan dilekçesini on beş günlük yasal süresi içinde sunmuştur. A. Olaylar Başvuru formu ve ekleri ile başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvuruculardan Ukrayna uyruklu B., 20/8/1999 tarihinde turist olarak Türkiye’ye giriş yapmıştır. Başvurucu, 31/3/2002 tarihinde Zekai Tahir Burak Kadın Sağlığı Eğitim Hastanesinde diğer başvurucu B.’i dünyaya getirmiş, ancak doğum raporunda doğum yapan kişi olarak başvurucunun doğum sırasında yanında bulunan G.Ş. isimli kişi gösterilmiştir. 4/5/2002 tarihinde başvurucuların barındıkları fuhuş yapılan eve baskın yapılması sonucu başvurucu B. yakalanarak sınır dışı edilmiştir. Doğum raporunda annesi olarak görünmediği için oğlu olan diğer başvurucu B.’yi yanında götüremeyen başvurucu B., 15/6/2005 tarihinde tekrar Türkiye’ye giriş yapmış ve B.’in kendi oğlu olduğunun tespiti istemiyle dava açmıştır. Ankara Aile Mahkemesinin 3/5/2006 tarih ve E.2006/178, K.2006/485 sayılı kararıyla B.’in B.’in oğlu olduğunun tespitine karar verilmiştir. 27/9/2006 tarihinde Sağlık Bakanlığına müracaat eden başvuranlar, gerçeğe aykırı doğum raporu düzenlenmesi nedeniyle uğradıkları zararlarına karşılık olarak maddi ve manevi tazminat ödenmesi talebinde bulunmuşlardır. Söz konusu müracaatın 7/11/2006 tarihli işlemle reddedilmesi üzerine başvurucuların 000,000 TL manevi ve 278,00 TL maddi zararın tazmini istemiyle açtıkları dava, Ankara İdare Mahkemesinin 16/11/2007 tarih ve E.2006/570, K.2007/1327 sayılı kararıyla “4/5/2002 tarihinde Ankara Emniyet Müdürlüğü Şube Müdürlüğünde alınan ifadesinde çocuğunun G.Ş. adına düzenlenen belge ile çıkarıldığını beyan ettiği görülen davacının bu belgenin gerçeğe aykırı düzenlendiğini bu tarihte bildiğinin açık olduğu ve bu tarihten itibaren 60 gün içinde dava açılması ya da 2577 sayılı Kanun’un maddesi uyarınca bu süre içerisinde davalı idareyi başvuruda bulunduktan sonra dava açılması gerekirken bu süre geçirildikten çok sonra 27/9/2006 tarihinde idareye yapılan başvuru üzerine açılan davada süre aşımı bulunduğundan işin esasının incelenme olanağı bulunmadığı” gerekçesiyle süre aşımı nedeniyle reddedilmiştir. Başvurucular tarafından temyiz edilen karar, Danıştay Dairesinin 14/2/2012 tarih ve E.2008/4317, K.2012/547 sayılı kararıyla “uyuşmazlıkta davacının uğradığını ileri sürdüğü zararın doğmasının nedeni, davalı idare tarafından gerçeğe aykırı düzenlenen ve idari işlem niteliğinde olan doğum raporu olduğundan, bu nedenle uğranıldığı ileri sürülen zararın kesin olarak ortaya çıkması ve davacı tarafından öğrenilmesi, davacılardan B.’in yine davacılardan B.’in oğlu olduğunun tespitine ilişkin Ankara Aile Mahkemesinin kararının kesinleşmesine bağlı bulunmakta olup, kararın kesinleştiği 25/5/2006 tarihinden itibaren 2577 sayılı Kanun’un maddesi uyarınca altmış gün içinde dava açılması gerektiğinden bu süre geçtikten sonra 27/9/2006 tarihinde yapılan başvurunun reddi üzerine 20/12/2006 tarihinde açılan davanın süre aşımı nedeniyle esasının incelenmesine hukuken olanak bulunmadığı” gerekçesiyle onanmış, karar düzeltme talebi de aynı Dairenin 28/3/2013 tarih ve E.2013/3216, K.2013/2374 sayılı kararıyla reddedilmiştir. Karar, başvurucular vekiline 27/6/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucular, 26/7/2013 tarihinde süresi içinde bireysel başvuruda bulunmuştur.B. İlgili Hukuk 6/1/1982 tarih ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Üst makamlara başvurma” başlıklı maddesi şöyledir: " İlgililer tarafından idari dava açılmadan önce, idari işlemin kaldırılması, geri alınması değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan, idari dava açma süresi içinde istenebilir. Bu başvurma, işlemeye başlamış olan idari dava açma süresini durdurur. Altmış gün içinde bir cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır. İsteğin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması halinde dava açma süresi yeniden işlemeye başlar ve başvurma tarihine kadar geçmiş süre de hesaba katılır." 2577 sayılı Kanun'un “İptal ve tam yargı davaları” başlıklı maddesi şöyledir: "İlgililer haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Danıştaya ve idare ve vergi mahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilirler. Bu halde de ilgililerin 11 nci madde uyarınca idareye başvurma hakları saklıdır." 2577 sayılı Kanun’un “Kapsam ve nitelik” kenar başlıklı maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir: “Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare mahkemeleri ve vergi mahkemelerinde yazılı yargılama usulü uygulanır ve inceleme evrak üzerinde yapılır.” 2577 sayılı Kanun’un “Dilekçeler üzerine ilk inceleme” kenar başlıklı maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkraları şöyledir:“(3) Dilekçeler, Danıştayda daire başkanının görevlendireceği bir tetkik hakimi, idare ve vergi mahkemelerinde ise mahkeme başkanı veya görevlendireceği bir üye tarafından: a) Görev ve yetki, b) İdari merci tecavüzü, c) Ehliyet, d) İdari davaya konu olacak kesin ve yürütülmesi gereken bir işlem olup olmadığı, e) Süre aşımı, f) Husumet, g) 3 ve 5 inci maddelere uygun olup olmadıkları, Yönlerinden sırasıyla incelenir. (4) Dilekçeler bu yönlerden kanuna aykırı görülürse durum; görevli daire veya mahkemeye bir rapor ile bildirilir. Tek hakimle çözümlenecek dava dilekçeleri için rapor düzenlenmez ve 15 inci madde hükümleri ilgili hakim tarafından uygulanır. 3 üncü fıkraya göre yapılacak inceleme ve bu fıkra ile 5 inci fıkraya göre yapılacak işlemler dilekçenin alındığı tarihten itibaren en geç onbeş gün içinde sonuçlandırılır.” 2577 sayılı Kanun’un “Dosyaların incelenmesi” kenar başlıklı maddesinin (5) numaralı fıkrası şöyledir: “Danıştay, bölge idare, idare ve vergi mahkemelerinde dosyalar, bu Kanun ve diğer kanunlarda belirtilen öncelik veya ivedilik durumları ile Danıştay için Başkanlar Kurulunca; diğer mahkemeler için Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca konu itibariyle tespit edilip Resmi Gazete'de ilan edilecek öncelikli işler gözönünde bulundurulmak suretiyle geliş tarihlerine göre incelenir ve tekemmül ettikleri sıra dahilinde bir karara bağlanır. Bunların dışında kalan dosyalar ise tekemmül ettikleri sıraya göre ve tekemmül tarihinden itibaren en geç altı ay içinde sonuçlandırılır.” 2577 sayılı Kanun’un “Tebliğ işleri ve ücretler” kenar başlıklı maddesi şöyledir: “Danıştay ile bölge idare, idare ve vergi mahkemelerine ait her türlü tebliğ işleri, Tebligat Kanunu hükümlerine göre yapılır. Bu suretle yapılacak tebliğlere ait ücretler ilgililer tarafından peşin olarak ödenir.”