Başvuru, siyasetçi ve yazar olan başvurucunun bazı ifadeleri nedeniyle tazminat ödemeye mahkûm edilmesi sonucu ifade özgürlüğünün, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının, yargılama sürecinde görev alan hâkimlerin görevden ihraç edilmiş olmaları nedeniyle de bağımsız ve tarafsız mahkemede yargılanma haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru; siyasetçi ve yazar olan başvurucunun bazı ifadeleri nedeniyle tazminat ödemeye mahkûm edilmesi sonucu ifade özgürlüğünün, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının, yargılama sürecinde görev alan hâkimlerin görevden ihraç edilmiş olmaları nedeniyle de bağımsız ve tarafsız mahkemede yargılanma haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 20/7/2017 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur. İkinci Bölüm tarafından 3/11/2020 tarihinde yapılan toplantıda, niteliği itibarıyla Genel Kurul tarafından karara bağlanması gerekli görüldüğünden başvurunun Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün (İçtüzük) maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca Genel Kurula sevkine karar verilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:A. Arka Plan Bilgisi Maraş olayları olarak bilinen, 19-26/12/1978 tarihleri arasında Alevi-Sünni gerginliğinin tırmandığı bir dönemde Kahramanmaraş'ta meydana gelen, 19/12/1978 tarihinde bir sinemaya patlayıcı madde (bazı kaynaklara göre ise ses bombası) atılması ile başlayan ve yedi gün süren olaylar sırasında 150’ye yakın vatandaş öldürülmüş; 200’ün üzerinde ev yakılmış ve 100’e yakın işyeri tahrip edilmiştir. Bahse konu olaylara ilişkin yirmi üç yıl süren davalar sonunda 22 kişi idam, 7 kişi müebbet hapis, 321 kişi de 1 ile 24 yıl arasında hapis cezası almıştır. Uzun yıllar boyunca Türkiye'de Alevilerin sorunları sık sık kamuoyunda tartışılagelmiştir. Geçmişten günümüze Türk siyasi hayatında yer alan siyasi partiler ve diğer aktörler Alevi kişi ve toplulukların sorunlarını kamuoyu gündemine getirmiş, somut çözüm önerileri sunulmuş, hükûmetler tarafından sorunların çözümü için bazı politikalar uygulamaya konulmuştur. Aleviliğin sorunlarına ilişkin tartışmalarda geçmişte yaşanan Alevi-Sünni gerginlikleri ve meydana gelen çatışmalar da yer almış; bilhassa Maraş olaylarının sebepleri ile bireysel ve toplumsal sonuçları, ayrıca devlet yetkililerinin ve diğer kişilerin sorumlulukları tartışmanın ana konularından biri olmuştur. 2002 yılından itibaren iktidarda bulunan Adalet ve Kalkınma Partisi “Millî Birlik ve Kardeşlik Projesi” olarak adlandırılan demokratik açılım sürecinin bir parçası olarak 2008'den beri kamuoyunda Alevi açılımı şeklinde anılan süreci başlatmıştır. Bu kapsamda devletin ilgili bakanlığının himayelerinde ilki 3-4/6/2009, sonuncusu da 28-30/1/2010 tarihlerinde olmak üzere yedi Alevi Çalıştayı gerçekleştirilmiş; önde gelen Alevi kanaat önderlerinin, çeşitli sanatçıların, akademisyenlerin, sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerinin, medya mensuplarının ve politikacıların davet edildiği çalıştaylar sonucunda hazırlanan ve katılımcıların görüşlerini, sorunları ve çözüm önerilerini içeren nihai rapor kamuoyuna açıklanmıştır. Çalıştayların 17/12/2009 tarihli oturumuna Ö.Ş. de davet edilmiştir. Ö.Ş. hakkında daha önce Maraş olayları nedeni ile -içinde patlayıcı madde kullanma suçunun da bulunduğu çeşitli suçlardan- soruşturma yürütülmüş, tutuklama kararı verilmiş, kamu davası açılmış ancak yapılan yargılama sonunda mahkûmiyetine yeter nitelikte delil elde edilemediğinden beraat kararı verilmiştir. Bahse konu karar Askerî Yargıtay tarafından onanarak kesinleşmiştir. Maraş olaylarından sonra soyadını değiştiren Ö.Ş., Dönem Milletvekilliği Genel Seçimi'nde Kahramanmaraş milletvekili olarak seçilmiş (1991-1995); milletvekilliği görevi sona erdikten sonra da siyaset hayatına devam etmiş ve 2008 yılına kadar Büyük Birlik Partisinde (BBP) genel başkan yardımcılığı yapmıştır. Ö.Ş.nin söz konusu çalıştaya davet edilmesi ülke gündeminde oldukça tartışılmış ve yayın organlarında sayısız habere konu olmuş; dönemin Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Anayasa Komisyonu Başkanı'nın, Adalet ve Kalkınma Partisi ile Cumhuriyet Halk Partisinin bazı milletvekillerinin, sivil toplum kuruluşlarının, sanatçıların ve Alevi vatandaşların yoğun tepkisine yol açmıştır. Bu tepkiler üzerine çalıştayları organize eden Devlet Bakanı bir açıklama yaparak Ö.Ş.yi kendisinin çağırmadığını, çalıştayın ertelenmeyeceğini ve belirlenen tarihte yapılacağını ancak çalıştayda Ö.Ş.nin olmayacağını açıklamış ve Ö.Ş. söz konusu çalıştaya katılmamıştır. Devlet Bakanlığınca 2010 yılında yayımlanan Alevi çalıştayları nihai raporunda söz konusu çalıştaylarla ulaşılmak istenen amaç ve davet edilen katılımcı profilleri şu şekilde belirtilmiştir:"...Bu çalıştaylarda şimdiye değin farklı platformlarda görüş ve düşüncelerini ifade eden Alevilerin sorun ve taleplerinin belirlenip, bu çerçevede atılacak adımların net bir şekilde belirlenmesi hedeflenmiştir. Düzenlenme ve uygulama aşamalarında, tüm katılımcıların genel kamuoyunda bilinen söylemleriyle tebarüz etmiş olmalarına dikkat edilmiştir. Böylece çalıştay üyelerinin Alevi kamuoyunun örgütsel çeşitliliği içinde ortaya çıkan farklılığı yansıtması kadar, aynı şekilde sorunun çözümüne yönelik kuşatıcı dil ve önerileriyle de bilinmiş olmalarına özen gösterilmiştir."B. Somut Olaya İlişkin Bilgiler Başvurucu , , , , ve Dönem Milletvekilliği Genel Seçimlerinde Mersin milletvekili olarak seçilmiş; , ve hükûmetlerde ise kültür ve devlet bakanlığı görevlerini yürütmüştür. Başvurucu, Birgün gazetesinde köşe yazarlığı yapmaktadır. Milliyet gazetesinde 15/12/2009 tarihinde yapılan "[Ş.] Krizi" başlıklı haberde, Ö.Ş.nin Alevi Çalıştayı'na davet edilmesi konusu tartışmaya açılmış ve bu konuda bazı siyasetçilerin, sivil toplum kuruluşu temsilcilerinin ve başvurucunun görüşünün alındığı belirtilmiştir. Söz konusu haber şu şekildedir: "Alevi çalıştaylarının altıncı ve son oturumu, davetliler arasında bulunan Maraş katliamı sanıklarından [Ö.Ş.] nedeniyle krize dönüştü. Çalıştay davetini [Ş.] yüzünden reddeden isimlerden eski Bakan Fikri Sağlar 'O orada olursa ben yokum' derken, [Ş.] de toplantıya katılmayacağını açıklayan isimleri 'Tabana mesaj vermeye çalışmak'la suçladı.Oturumu yönetecek olan Yrd. Doç. Dr. [N.S.] ise 'Madımak’ı, Gazi’yi, Çorum’u konuşmayacağız da ne yapacağız? Kendimiz çalıp kendimiz mi oynayacağız' diyerek, [Ş.nin] davet edilmesini savundu.Alevi çalıştaylarının altıncısı, Ankara’da Muharrem ayının ilk gününe denk gelen 17 Aralık’ta yapılacak. Çalıştayda hükümeti temsilen Devlet Bakanı Faruk Çelik ile Kemal Kılıçdaroğlu, Arif Sağ, Kamer Genç, Bayram Meral, Akın Birdal, Prof. Dr. Cengiz Güleç, Ercan Karakaş, Fikri Sağlar, Derviş Günday, Haluk Özdalga, Prof. Dr. Abdurahman Küçük, Namık Kemal Zeybek, Seyfi Oktay, Mukadder Başeğmez, Haşim Haşimi, Hüseyin Tuğcu, İbrahim Yiğit ve Mehmet Moğultay ve [Ş.] hazır bulunacak. Çok sayıda Alevi vatandaşın hayatını kaybettiği Maraş katliamı sanığı [Ş.nin] çalıştaya çağrılması ise krize neden oldu.Bakan Çelik'in bizzat arayarak Çalıştay’a davet ettiği bazı isimler [Ş.nin] çağrılmasına tepki gösterdi. Sağ, Sağlar ve Genç, [Ş.nin] olduğu toplantıya katılmayacaklarını açıkladı. Bazı Alevi örgütleri de 'Yahudi toplantısına Hitler çağrılır mı?' diyerek eleştirilerini ortaya koydu.Milliyet’e konuşan [Ş.] ise toplantıda Maraş dışındaki konulara da değineceğini ifade ederek 'Cemevleri konusunda net bir şey söyleyemem ama uzman arkadaşlarla görüşeceğim' dedi. Kürt açılımı gibi hamleleri anlamlı bulmadığını belirten [Ş.], Alevi çalıştayının bu konulardan önce başladığını anımsattı. Kendisinin gelmesi halinde çalıştaya katılmayacaklarını açıklayan Genç ve Sağlar’la aynı dönemde TBMM’de bir arada olduğunu ifade eden [Ş.], 'Onların biraz tabana dön[ü]k mesaj vermeye çalıştığını düşünüyorum' dedi.Sağlar ise 'Maraş’ta Alevileri katleden bir anlayışın çalıştayda olmasına karşı olduğunu' belirterek, 'Ellerinde Alevi kanı olanlar nasıl katlettiklerini mi anlatacaklar' diye sordu. [Ş. yi] kendilerinin çağırdığını anlatan [S.] ise '[Ö.] Bey Maraş olaylarıyla ilgili kamuoyunda bilinenin aksine çok farklı yaklaşımı olduğunu iddia ediyor. Bu konuyla ilgili kitap yazmış. Bir mahkeme değiliz. Amacımız ezber bozmak' dedi. Devlet Bakanı Faruk Çelik de, [Ş.yi] kendisinin değil bürokratların davet ettiğini açıklarken 'O da Alevi olaylarıyla ilgili biri. Biz mahkeme değiliz. O da Alevi olaylarına karışmış' dedi. Çelik, çalıştayın ertelenmeyeceğini de ifade etti.'Açık bir hakaret'Alevilik Araştırma Merkezi Başkanı [A.Y.] ise [Ş.nin] davet edilmesinin 'hükümetin yaptığı bir gaf olmanın ötesinde derin bir anlam taşıdığı'nı söyledi. [Y.] 'Alevileri katilleriyle aynı masaya çağırmak açık bir hakarettir' dedi." Bahse konu haberden yaklaşık bir yıl sonra 13/12/2010 tarihinde Ö.Ş., Maraş olayları nedeniyle yargılandığı davada beraat ettiğini ve haberde geçen ifadeler nedeniyle kişilik haklarının zedelendiğini ileri sürerek başvurucu aleyhine manevi tazminat davası açmıştır. Davalı başvurucu ise ifadelerinde hiçbir isme yer vermediğini, ayrıca davacının söz konusu olaylar nedeniyle yargılandığı davada delil yetersizliğinden beraat ettiğini, beraat ettiği dosyada yer alan Yargıtay savcısı görüşüne ve kendi beyanlarına göre davacının Maraş olaylarının içinde olduğunu, bu nedenle soyadını değiştirmek zorunda kalan davacının isminin Maraş olayları ile özdeşleştiğini ifade etmiştir. Davalı ayrıca geçmişte Maraş olaylarının yıl dönümü nedeniyle bir gösteri yapıldığını, olayları kınayan gösterici grubun eylemini bir pencere önünde seyreden davacının basına poz vererek resim çektirdiğini ve resmin yayımlanmasını sağladığını, davacının bu hareketi ile Maraş olaylarındaki rolüne ilişkin olarak toplumun bir kesiminde bulunan imajının devam etmesine neden olduğunu vurgulamıştır. Başvurucu tüm bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Ankara Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) görülen dava sonucunda 14/4/2011 tarihinde davanın reddine karar verilmiştir. Gerekçeli kararında Mahkeme şu değerlendirmelerde bulunmuştur:"...delil olarak sunulan Milliyet gazetesi içeriğine göre yazıyı davacının yazmadığı, gazete haberine göre '[Ö.] Varsa biz yokuz' manşetinin atıldığı haber içeriğinde gazete haberini yazan kişinin kendi yorumlarını katarak haber yaptığı, davacının isminden davalı tarafından söz edilmediği, davacının adının geçmediği, bu eleştiri üzerine davalının kişisel yorumda bulunduğu, dosyaya sunulan mahkeme kararı ve Yargıtay savcısının mütalaasına göre de sanığın yargılandığı gerçeğini de gözardı etmemek gerekir, ve davacının bu olay içerisinde olduğu da kendi beyanları ile de anlaşılmaktadır. Sanığın Maraş davası ile ilgili yargılanmış olması nedeniyle bu Çalıştaya davet edilmesine, Alevi kesimindeki kişilerin karşı çıktığı ve fikirlerini beyan ettikleri yönünde gazetede tarafından yorum yapılarak haber vermiştir. Davalı davacının isminden söz etmemesine rağmen bu sözü kendi üzerine alarak, bu kişinin kendisi olduğunu kabul edip bu davayı açması bu yaygın konumun sonucu kabul edilmelidir. Dolayısıyla kişilik haklarına saldırı bulunduğu da düşünülemez, bu nedenle yerinde görülmeyen davanın reddine karar vermek gerekmiş[tir]..." Kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Hukuk Dairesi (Daire) 18/6/2012 tarihinde oyçokluğuyla davacı lehine uygun bir manevi tazminata hükmedilmesi gerektiğinden bozma kararı vermiştir. Dairenin bahse konu kararının ilgili kısmı şöyledir:"Davacının Kahramanmaraş'ta 19-25 Aralık 1978 tarihlerinde meydana gelen olaylarla ilgili olarak Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Mahkemesi tarafından yapılan yargılamasında beraatine karar verildiği ve bu kararın Askeri Yargıtay tarafından onanarak kesinleştiği dosyaya ibraz olunan mahkeme ve Askeri Yargıtay kararlarından anlaşılmaktadır.17/12/2009 tarihinde yapılacak olan Alevilik Çalıştayına davacının davet edilmesi ile ilgili görüşlerine başvurulan davalının, davacı ile ilgili olarak 'Ellerinde Alevi kanı olanlar nasıl katlettiklerini mi anlatacaklar' şeklinde beyanda bulunduğu, dosyada bulunan deliller ve cevap dilekçesi kapsamından anlaşılmaktadır. Kesinleşmiş mahkeme kararı ile üzerine atılı suçlardan beraat eden davacının bu şekilde dile getirilmesi eleştiri niteliğinde değerlendirilemez. Bu cümle ile davacının kişilik haklarına saldırı gerçekleşmiştir. Şu halde, davacı yararına uygun bir manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken istemin tümden reddine karar verilmiş olması doğru değildir. Kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir." Yargıtay bozma ilamı sonrası devam eden yargılamada Mahkeme, Yargıtay bozma ilamına direnmiş ve yeniden davanın reddine karar vermiştir. Mahkemenin direnme kararının ilgili kısmı şöyledir: "Adana, K.Maraş, G.Antep, Adıyaman, Hatay illeri Sıkıyönetim Komutanlığı 1 nolu Askeri Mahkemesinin 1980/92 esas 1980/520 sayılı kararında sanık [Ö.K. (Ş.)] çeşitli suçlardan yargılandığı ve tutuklu kaldığı, emniyet ifadesinde de suçlamaları kabul etmiş olacak ki, yargılama aşamasında bu ifadeleri kabul etmediği karar içeriğinden anlaşılmaktadır. Davacının bu dava nedeni ile yargılandığı tarafların kabulündedir. Sonuç da davacının beraat ettiği de yine dosya içeriğinden anlaşılmaktadır. Davalının sanığın yargılanmış olması nedeniyle düzenlenecek Alevi Çalıştayına çağrılması nedeniyle göstermiş olduğu tepki kişilik haklarına saldırı niteliğinde sayılamaz. Davalının bu şekildeki beyanı, davacının beraat etmiş olması karşısında yargılanmadığını göstermez. Bu nedenle dava yerinde görülmemiştir. Mahkememizce Yargıtay Hukuk Dairesinin bozma ilamına uyulmamış ve önceki kararımızdaki gerekçeler yerinde görülmüş ve direnme kararı verilmiştir." Mahkemenin direnme kararı üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay Hukuk Genel Kurulu (HGK) 8/4/2015 tarihinde direnme kararının bozulmasına oyçokluğuyla karar vermiştir. Bahse konu kararın ilgili kısmı şöyledir: "Burada çözülmesi gereken temel sorun ifade özgürlüğü ile kişilik haklarına yönelik saldırı arasındaki sınırın hangi ölçütlere göre saptanacağıdır. İfade özgürlüğü geniş bir şekilde yorumlanmakta ise de sınırsız olmadığı da Sözleşme’nin maddesinin fıkrasında ifade edilmiştir. Yasayla düzenlemek şartıyla 'başkalarının şöhret ve haklarının korunması' amacıyla ifade özgürlüğü sınırlandırılabilecektir. Ancak, sınırlamanın orantılı olması gerekir. Kişilik hakkının korunması ile ifade özgürlüğü arasındaki denge iyi sağlanmalıdır. Bir tarafta siyasetçilerin ve devlet görevlilerinin 'kişilik hakları', diğer yanda 'ifade özgürlüğünün' bulunduğu durumlarda, tercih daha çok ifade özgürlüğünden yana kullanılmalıdır. Somut olayda, davacı ve davalı her ne kadar bir dönem siyaset yapmış ise de halen davacının siyasetçi olarak kabul edilmesini gerektirir bir veri bulunmamaktadır. Bu durumda sorunu davacının şöhret ve haklarının korunması kapsamında değerlendirmek gereklidir. Üzerine atılı suçlardan mahkeme kararı ile beraat etmiş davacının herkesin görüşlerini açıklamaya davet edildiği bir çalıştaya davet edilmesinin eleştirisi yapılırken davalı tarafından sarfedilen ifadelerin eleştiri sınırlarını aşarak, davacının şöhret ve haklarını ihlal etmek suretiyle kişilik hakkına saldırı niteliğinde olup ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi mümkün görülmemiştir. O halde mahkemece davacının kişilik haklarına saldırı bulunulduğunun kabulü ile davacı yararına uygun bir manevi tazminata hükmedilmesi gerekmektedir.Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında bir kısım üyeler, özelikle siyasetçilerin ve devlet görevlilerinin kişilik hakları ve şöhretleri söz konusu olduğunda ifade özgürlüğünün korunması gerektiğini belirterek yerel mahkeme kararının onanmasını savunmuşlar ise de bu görüş kurul çoğunluğu tarafından kabul edilmemiştir." Yargıtay HGK kararında yer alan karşıoy gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:"Öncelikle aynı gazete haberi nedeni ile aynı davacı tarafından aynı yönde benzer söylemlerde bulunan diğer bir kişiye karşı açılan davada Ankara Asliye Hukuk Mahkemesinin eleştiri kabul ederek verdiği direnme kararı Yüksek Hukuk Genel Kurulu’nun 22/10/2014 gün ve 2013/4-1131 Esas, 2014/809 Karar sayılı ilamı ile oy çokluğu ile onanmıştır.... Somut uyuşmazlıkta çalıştayın kendisi bir siyasi proje olduğu kadar, davacı ve davalı siyasi aktörlerdir. Davalının basın yolu ile 'Maraşta Alevileri Katleden bir anlayışın çalıştayda olmasına karşı olduğunu' belirtmesi yanında 'Ellerinde Alevi kanı olanlar nasıl katlettiklerini mi anlatacaklar' şeklinde ki doğrudan isim belirtmeden ve davacı yanında çalıştayı yapanları da eleştiren sözleri hoş görü içinde değerlendirilecek türdendir. Diğer taraftan dava tarihinde yürürlükte olan Borçlar Kanunu’nun 53 ve yeni Türk Borçlar Kanunu’nun maddesi uyarınca hukuk hakimi kural olarak ceza mahkemesinin beraat kararı ile bağlı değildir. Kahramanmaraş’da toplumsal olaylarda bir çok vatandaşımız öldürülmüş, bir katliam yaşanmıştır. Davacı bu olay nedeni ile tutuklanmış, yargılama uzun sürmüş ve delil yetersizliğinden beraat etmiştir. Ancak maddi yargı olarak beraat etse de bir değer yargısı oluşmuştur. Davalının düşünce olarak dile getirdiği sözler bir değer yargısıdır. Doğrudan hedef almayan davalının bu sözlerinin düşünceyi açıklama özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerekir. Bu değerlendirme emsal dosyada verilen Hukuk Genel Kurulu kararının gerekçesine de uygundur. Bu nedenle yerel mahkemenin direnme kararının onanması gerektiği düşüncesi ile çoğunluk görüşüne katılınmamıştır." Yargıtay HGK'nın bozma ilamı sonrası Mahkemece, Yargıtay HGK kararının bağlayıcı olduğuna değinilip bahse konu karara atıf yapılarak 15/10/2015 tarihinde davanın kısmen kabulüne ve 000 TL manevi tazminatın başvurucudan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. Bu kararın temyizi üzerine 28/1/2016 tarihinde Dairece manevi tazminat miktarının az tespit edilmiş olması nedeniyle bozma kararı verilmiştir. Bunun üzerine Mahkeme bu kez manevi tazminat miktarını 500 TL olarak tespit etmiş ve kararın temyizi üzerine Daire 27/4/2017 tarihinde kararın onanmasına karar vermiştir. Daire kararı başvurucuya 29/6/2017 tarihinde tebliğ edilmiş, başvurucu 20/7/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun “Sorumluluk” kenar başlıklı maddesi şöyledir: "Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür.” 6098 sayılı Kanun’un “Kişilik hakkının zedelenmesi” kenar başlıklı maddesinin birinci fıkrası şöyledir: "Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir.” Yargıtay HGK'nın davacısının aynı, davalısının ise farklı olduğu bir kararına konu benzer olayda davacı Ö.Ş.nin 17/12/2009 tarihinde yapılacak olan Alevi Çalıştayı'na davet edilmesi üzerine olayların meydana geldiği tarihte Alevilik Araştırma Merkezi başkanı ve yazar olan davalı A.Y. 15/12/2009 tarihli Akşam gazetesi nüshasında yer alan haberde “Hüseyin ile Yezit’i bir araya getiriyorlar.” şeklinde bir ifadede bulunmuştur. Bahse konu ifade üzerine davacı; Hüseyin’i katleden katil olarak nitelendirildiğini, bu beyanla kişilik haklarına saldırıda bulunulduğunu belirterek uğradığı manevi zararın tazminini istemiştir. Davalı ise Alevi Çalıştayı hakkında değerlendirme yaptığını, Alevi sorunlarının görüşüleceği bir toplantıya Maraş katliamı davasının bir numaralı sanığının çağrılmış olmasının da yapılacak çalıştayın sonuç doğurmayacağının göstergesi olduğunu belirttiğini, açıklamanın muhatabının davacı değil Hükûmet olduğunu, söz konusu cümlenin açıklamanın bir parçası olduğunu, davacıya katil denmediğini ifade ederek istemin reddini savunmuştur. İlk derece mahkemesi tazminat istemini reddetmiş ancak bu karar Yargıtay ilgili dairesince bozulmuştur. Bunun üzerine ilk derece mahkemesinin kararında direnmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay HGK, ilk derece mahkemesinin direnme kararının haklı olduğunu belirterek kararı onamıştır (Yargıtay HGK, E.2013/4-1131, K.2014/809, 22/10/2014). Yargıtay HGK'nın söz konusu kararının gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir: "Davalı, Alevi sorunlarının tartışıldığı bir çalıştaya bir dönem hakkında kamu davası açılan davacının çağrılmasını tarihsel süreç içinde yer alan bir karakter ile eleştirmiştir. Dava konusu ifadelerin davacının kişiliğini hedef almaktan ziyade, böyle bir davetli listesi hazırlayanlara yönelik sitem şeklinde anlaşılması gerekli olup, ifade özgürlüğü hakkını kısıtlama ihtiyacının gerekliliğinin ikna edici bir biçimde ortaya konulması imkanı bulunmamaktadır.Bu nedenle, Daire bozma kararının davacının şöhret ve haklarının korunması meşru amacını izlediği konusunda da bir tereddüt bulunmamakta ise de, davalının ifadelerine müdahale edilmesi demokratik bir toplumda gerekli bir zorunluluk olmadığı kabul edilmiştir."B. Uluslararası Hukuk İlgili uluslararası hukuk kurallarının yer aldığı kararlar için bkz. İlhan Cihaner (2), B. No: 2013/5574, 30/6/2014; Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015; Kemal Kılıçdaroğlu, B. No: 2014/1577, 25/10/2017 ve Haci Boğatekin, B. No: 2014/18101, 26/10/2017, §§ 16-