Başvuru, Şırnak'ın Cizre ilçesinde güvenlik güçleri tarafından terörle mücadele kapsamında yürütülen operasyonlar sırasında yaralanan kişiye gerekli tıbbi tedavinin sağlanmaması nedeniyle yaşam hakkının ve yaralının olay yerinde terk edilmesi nedeniyle kötü muamele yasağının; gereksiz ve orantısız güç kullanımı nedeniyle ölüm olayı meydana gelmesi ve olay hakkında etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, Şırnak'ın Cizre ilçesinde güvenlik güçleri tarafından terörle mücadele kapsamında yürütülen operasyonlar sırasında yaralanan kişiye gerekli tıbbi tedavinin sağlanmaması nedeniyle yaşam hakkının ve yaralının olay yerinde terk edilmesi nedeniyle kötü muamele yasağının; gereksiz ve orantısız güç kullanımı nedeniyle ölüm olayı meydana gelmesi ve olay hakkında etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.A. Başvuruya Dayanak Oluşturan Olayların Arka Planı Olayların arka planı PKK/KCK Terör Örgütü, Çözüm Süreci ve 6-7 Ekim Olayları ile ilgili açıklamalara Gazal Kolanç ve diğerleri [GK], (B. No: 2017/37897, 5/7/2022, §§ 16-28) kararında yer verilmiştir. Suriye'nin Türkiye sınırında bulunan Ayn el Arap (Kobani) kentinde -PKK'nın Suriye kolu olduğu kabul edilen- PYD ile DAEŞ arasındaki çatışmalar, 2014 yılının Eylül ayı sonunda ve Ekim ayı başında yoğunlaşmıştır (Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, § 21). Suriye'deki çatışmalar dolayısıyla tepkilerini dile getirdiğini ileri süren gruplar 6/10/2014 tarihinden itibaren Türkiye'nin birçok yerinde günlerce devam eden ve kamuoyunda “6-7 Ekim olayları” olarak adlandırılan şiddet eylemlerini gerçekleştirmiştir. Bu eylemler sırasında ülkenin pek çok yerinde kamu binalarına, banka şubelerine, işyerlerine, araçlara, güvenlik güçlerine ve sivillere taş, sopa, molotof kokteyli ve silahlarla saldırıda bulunulmuştur. Bu sırada kamu makamlarınca güvenliğin sağlanması için birçok şehirde eğitime ara verilmiş ve sokağa çıkma yasağı ilan edilmiştir (Gülser Yıldırım (2), § 26). Türkiye, 2015 yılı Temmuz ayından itibaren giderek yoğunlaşan terör saldırılarına maruz kalmıştır. Tırmanan terör saldırılarını PKK/KCK terör örgütünün öz yönetim ilanları izlemiştir. Öz yönetim ilan edilen bölgelerde Öz Savunma Birlikleri (ÖSB) adı altında silahlı gruplar oluşturan PKK terör örgütü, bu gruplar ve YDG-H (Yurtsever Devrimci Gençlik Hareketi) eliyle yollara barikat kurma, hendek kazma ve tünel açma gibi eylemlerde bulunmuştur (Gazal Kolanç ve diğerleri, §§ 25-27). Öz yönetim ilan ettiği bölgelerde patlayıcıyla tuzaklanmış hendekler kazmak ve barikatlar kurmak suretiyle yalıtılmış bölgeler oluşturmaya çalışan PKK terör örgütü, kamuoyunda hendek olayları olarak adlandırılan ve aylarca devam eden bu süreçte roketatarlar, keskin nişancı tüfekleri, patlayıcılar ve otomatik saldırı tüfekleri kullanarak terör saldırıları düzenlemiştir. Okullar, hastaneler, barajlar, adliye binaları, ambulanslar gibi temel kamu hizmetlerini sağlayan eşya ve binaların yanında sivilleri de hedef alan bu terör saldırılarında 335 sivil hayatını kaybederken 106 kişi yaralanmıştır. Terör saldırılarında 859 güvenlik görevlisi ve Derik kaymakamı şehit olmuş, 711 güvenlik görevlisi yaralanmıştır. Bu terör eylemlerinin engellenmesi, halkın can ve mal güvenliğinin sağlanması amacıyla sözde öz yönetim ilan edilen bazı bölgelerde mülki idare amirliklerince sokağa çıkma yasakları uygulanarak terörle mücadele operasyonları başlatılmıştır (hendek olayları, öz yönetim ilanları, PKK terör örgütünün şehir savaşı stratejisi ve sokağa çıkma yasakları hakkında arka plan bilgisi ile ayrıntılı açıklamalar için bkz. Gazal Kolanç ve diğerleri, §§ 16-28, 67, 346-348). Terörle mücadele operasyonlarının gerçekleştirildiği bölgelerin bazılarında sokağa çıkma yasakları uygulanmış ve bazıları geçici süreyle askerî güvenlik bölgesi ilan edilmiştir. Bu kapsamda terör örgütü üyelerinin yakalanarak halkın can ve mal güvenliğinin sağlanması amacıyla anılan il ve ilçelerin bir kısmında sokağa çıkma yasakları ilan edilmiş fakat güvenlik güçlerince yürütülen operasyonların sona ermesinin ardından söz konusu yasaklar kaldırılmıştır (Ayşe Çelik, B. No: 2017/36722, 9/5/2019, § 12). Şırnak Valiliği, Cizre ilçesinde ilk olarak terörle mücadele operasyonlarının düzenlendiği bazı yerlerde uygulanan sokağa çıkma yasakları kapsamında 4/9/2015 tarihinden itibaren terör örgütü mensuplarının etkisiz hâle getirilmesi, mayın ve patlayıcılarla tuzaklanmış barikat ve hendeklerin bertaraf edilmesi, vatandaşların can, mal güvenliğinin ve kamu düzeninin sağlanması amacıyla sokağa çıkma yasağı ilan edildiğini açıklamıştır. Cizre'de bu tarihten itibaren çeşitli defalar kaldırılıp yeniden uygulamaya konulan ve uygulama saatleri değiştirilen sokağa çıkma yasağı 10/4/2017 tarihinde tamamen kaldırılmıştır (Gazal Kolanç ve diğerleri, § 28). Şırnak Valiliğinin olaylarla ilgili olarak Anayasa Mahkemesine 28/1/2016 tarihinde verdiği bilgiler özetle şöyledir: i. Sokağa çıkma yasağı ilan edilen bölgelerde terör örgütü üyelerinin saldırıları devam etmektedir. Terör örgütü, silahlı ve bombalı eylemlerle temel kamu hizmetlerinin sunulmasını engellemektedir. Sokağa çıkma yasaklarıyla, yerleşim yerleri içinde terör örgütü mensupları ile girilen silahlı çatışmalar sırasında bölgede yaşayan vatandaşlarımızın can ve mal emniyetinin sağlanması amaçlanmaktadır. ii. Şırnak Valiliği güvenlik operasyonlarının icra edileceği Silopi ve Cizre ilçelerinde yaşayan halkın temel ihtiyaçlarının karşılanması için gerekli planlama ve düzenlemeleri yapmıştır. Bu kapsamda Cizre Devlet Hastanesi hizmet vermeye devam etmekte, dört eczane dönüşümlü olarak eczacılık hizmetlerini sürdürmektedir. Ambulanslar 14/12/2015 ile 27/1/2016 tarihleri arasında 295 vakaya müdahale etmiştir. 112 ve 155 yardım hatları faaliyettedir. 155 hattına başvuran tüm vatandaşlara gıda ve temel ihtiyaç malzemesi dağıtımı yapılmıştır. Bazı market ve bakkallarla birlikte ekmek fırınları açık tutulmaktadır.iii. 5/9/2015-4/1/2016 tarihleri arasında Cizre’de 112 Acil yardım hattına yapılan çağrıların %84’ü cevaplanmıştır. Sağlık personelinin yaşamlarının korunması amacıyla müdahale edilemeyen vakalara, vaka bölgesinde güvenlik sağlandıktan hemen sonra müdahale edilmektedir. Bu süreçte sağlık personeli ve ambulanslar terör örgütü tarafından birçok defa saldırıya uğramış, buna rağmen hizmetler devam etmiştir(Gazal Kolanç ve diğerleri, § 35). B. Bireysel Başvuruya Konu Olaylar Başvurucuların yakını S.A., 20/1/2016 tarihinde Cizre ilçesi Nusaybin Caddesi A. Petrol civarında diğer iki kişi ile birlikte ölü olarak bulunmuş ve cesetler cenaze aracıyla Cizre Devlet Hastanesine götürülmüştür. Cizre Emniyet Müdürlüğünün 20/1/2016 tarihli tutanağında Cizre Devlet Hastanesinde görevli olunduğu sırada Cizre Belediyesine ait cenaze aracıyla ölü olarak getirilen üç kişiden birinin A.T., diğer ikisinin kimliği belirsiz kişiler olduğu, tabut içinde getirilen ve sonradan S.A. olmadığı anlaşılan kimliği belirsiz ölü şahsın yanında ruhsatsız tabanca ve üzerinde dolu hâlde şarjör bulunduğu tespit edilmiştir. Cizre Emniyet Müdürlüğünün 20/1/2016 tarihli Bilgi Alma Tutanağında tanık olarak bilgisine başvurulan B., Cizre Belediyesinde cenaze aracı şoförlüğü yaptığını, sabah saatlerinde Şırnak milletvekili F.S.nin yanında yirmi otuz kişilik grupla geldiğini, cenazeleri almak üzere Cudi Mahallesi'ne gidileceğini söylediğini, bir kısım belediye çalışanının bu grupla gittiğini, saat 00 sıralarında yanına gelen itfaiye çalışanı kişinin 155'e Nusaybin Caddesi A. Petrol yanında cenaze bulunduğu bilgisi verildiğini söylediğini, birlikte iki cenaze aracı ile yola çıktıklarını, bildirilen yere ulaştıklarında orada bulunan F.S.nin “cenazeleri bırakın yaralıları alın” dediğini, iki yaralıyı hastaneye getirdiğini, sonra polis aracı ile Kırmızı Medrese'nin karşısındaki sokağa gittiklerini, burada iki pazar arabası üzerinden üç cenaze aldıklarını, cenazelerin birinin sarılı olduğu battaniyeden silah düştüğünü ifade etmiştir. Cizre Emniyet Müdürlüğü Olay Yeri Grup Amirliği görevlilerince düzenlenen 20/1/2016 tarihli olay yeri inceleme raporunda Cizre Devlet Hastanesine gönderilen cesetlerin fotoğraf çekimi ve kamera kaydı yapılarak ölü muayene işlemlerinin yapıldığı, svap örneklerinin alınarak giysilerin muhafaza altına alındığı belirtilmiştir. Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığının (Başsavcılık) 21/1/2016 tarihli Ölü Muayene ve Otopsi Tutanağı'nda sonradan S.A.ya ait olduğu anlaşılan kimliği belirsiz ceset üzerinde yapılan otopsi işlemi neticesinde (1) sağ skapula ortasında 0,6 cm çapında etrafında vurma halkası bulunan ateşli silah mermi çekirdeği giriş yarası (2) sternumun hemen sağında interkostal aralık hizasında 5x3 cm'lik ateşli silah mermi çıkış yarası (3) sol skapula alt uç hizasında 0,5 cm çapında etrafında vurma halkası bulunan ateşli silah mermi çekirdeği giriş yarası (4) sternumun 3 cm solunda interkostal aralık hizasında 2x1,3cm'lik ateşli silah mermi çekirdeği çıkış yarası (5) sol arka aksiller hatta arkus kostanın 5 cm yukarısında 0,5 cm çapında etrafında vurma halkası bulunan ateşli silah mermi çekirdeği giriş yarası (6) sol arkus kosta midskapular hat hizasında medialinde 1,8x1,2cm'lik yüzeyel yırtık bulunan 0,7 cm çapında ateşli silah mermi çekirdeği çıkış yarası tespit edilmiştir. Tutanakta adli tıp uzmanı bilirkişi hekimlerin cesede 3 adet ateşli silah mermi çekirdeği isabet ettiği, 1 ve 2 numarada tarif edilen yaralanmaların müstakilen öldürücü nitelikte olduğu, kişinin ölümünün çoklu ateşli silah mermi çekirdeği yaralanmalarına bağlı kot kırıkları ile birlikte çoklu iç organ yaralanmasından gelişen iç kanama sonucu meydana geldiği kanaatini bildirdiği belirtilmiştir. Diyarbakır Polis Kriminal Laboratuvarının 28/3/2016 tarihli raporunda ölenden alınan svapların (sol el avuç içi, sol el üstü, sağ el avuç içi, sağ el üstü ve yanak) tamamında atış artıklarında bulunan antimon elementi tespit edildiği, ölene ait mont ve şal üzerinde atış artıkları tespit edildiği belirtilmiştir. Başvurucunun kardeşi A., kolluk tarafından şikâyetçi sıfatıyla alınan 10/5/2016 tarihli beyanlarında kardeşi S.A.nın 25/12/2015 gününden itibaren kayıp olduğunu bu durumu kolluk görevlilerine bildirdiğini ancak 28/1/2016 günü kardeşinin öldüğünü televizyondan öğrendiğini, kardeşinin arkadaşı Sv.A.nın ölüm olayından bir ay sonra yanına gelerek kardeşinin G.T. ile birlikte Diyarbakır'a barış mitingine gittiğini söylediğini, kardeşinin kayıp olduğu gün Sv.A. ile evden ayrıldığını ve geri gelmediğini, kardeşini kandırarak ölmesine neden olan kişilerden şikâyetçi olduğunu ifade etmiştir. Başsavcılık tarafından yürütülen soruşturma neticesinde 16/2/2018 tarihinde S.A.nın ölümü olayı yönünden meçhul şüpheliler hakkında kasten öldürme suçundan kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiştir. Karar gerekçesinde özet olarak 20/1/2016 tarihinde Cizre ilçesi Nusaybin Caddesi A. Petrol civarında üç ölü şahsın bulunduğunun bildirilmesi üzerine cesetlerin Cizre Devlet Hastanesine götürüldüğü, otopsi neticesinde maktulün çoklu ateşli silah yaralanmasına bağlı iç kanaması sonucu öldüğünün belirlendiği ifade edilmiştir. Kararda, yapılan araştırma sonucunda ölenin Sultanbeyli İstanbul'da MERNİS adres kaydının bulunduğu, 12/1/2016 tarihinde kardeşi A. tarafından kandırılarak terör örgütüne götürülmüş olabileceğinden bahisle kayıp şahıs müracaatında bulunulduğu, İstanbul İl Emniyet Muhabere Elektronik Şube Müdürlüğünün 18/12/2015 tarihli ihbar formunda maktulün Şırnak'ın Cizre ilçesinde PKK terör örgütüne katıldığından bahisle ihbarda bulunulduğu, ölenin Diyarbakır'da gerçekleştirilecek olan DEM-GENÇ kongresine katılmak amacıyla 12/12/2015 tarihinde İstanbul'dan ayrıldığı, kongrenin ardından Cizre'ye gelerek öz savunma eğitimi aldığı, 19/1/2016 tarihinde güvenlik güçleri ile girdiği çatışma sonucu ağır bir biçimde yaralandığına ilişkin bilgiler edinildiği belirtilmiştir. Kararda ayrıca, DEM-GENÇ üyesi şüpheli Y.nin kolluk ifadesinde sokağa çıkma yasağından iki gün önce İstanbul'dan Cizre'ye gelen üniversite öğrencisi 35-40 kişide Kalaşnikof marka silah ve el bombası gördüğünü beyan ettiği, S.A.nın bu grup içinde yer aldığının değerlendirildiği, ölenden alınan svapların tamamında antimon atış artıklarının tespit edildiği, PKK/KCK terör örgütüne müzahir yayın yapan ANF isimli ajansın internet sitesinde YPS Cizre şehitleri başlığı altında ölenin isminin yayınlandığı, Cizre Devlet Hastanesine kaldırılan cesetlerden bir tanesinin bulunduğu tabut içerisinde ruhsatsız tabanca ve içinde dolu şarjör bulunduğu, ölenin K. isimli örgüt üyesi ile irtibatını gösteren iletişim tespit kayıtları ve tüm dosya kapsamından S.A.nın güvenlik güçlerine karşı silahlı faaliyet gösterdiği esnada meşru müdafaa hakkı kapsamında güvenlik güçlerince öldürüldüğü belirtilmiştir. Kararda, güvenlik güçlerinin örgüt mensuplarının silahlı ve bombalı eylemlerde bulundukları mahallelerde yetkili bir merciden almış oldukları hukuka uygun bir emri yerine getirdikleri ve emrin yerine getirilmesi esnasında kendilerine, diğer güvenlik güçleri ile sivil halka örgüt mensuplarınca yöneltilen, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız saldırıları o anda hâl ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde def etme zorunluluğunda bulundukları, olayda hukuka uygunluk sebebi bulunduğu ifade edilmiştir. Başvurucular, kovuşturmaya yer olmadığına dair karara özetle ölüm olayı yönünden etkili bir soruşturma yürütülmediğini belirterek itiraz etmiştir. Başvurucuların itirazını inceleyen Şırnak Sulh Ceza Hâkimliğince özet olarak Başsavcılığın olayda meşru müdafaa şartlarının oluştuğu ve hukuka uygunluk sebebi bulunduğu değerlendirmesinde isabetsizlik bulunmadığı gerekçesi açıklanarak 9/3/2018 tarihinde itirazın reddine karar verilmiştir. Başvurucular nihai kararı 19/3/2018 tarihinde öğrendikten sonra 28/3/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) Başvuru Süreci Başvurucuların yakını S.A. adına Avukat Ramazan Demir tarafından 19/1/2016 tarihinde hastaneye erişimin sağlanması için tedbir talebiyle AİHM'e başvuru yapılmış olup AİHM, aynı gün S.A.nın yaşamının ve vücut bütünlüğünün korunması için bütün tedbirlerin alınması yönünde bildirimde bulunmuştur. AİHM 28/1/2016 tarihinde, S.A.nın ölümüne ilişkin olarak taraflarca sunulan bilgiler ışığında 4353/16 numaralı başvuruda bildirilen geçici tedbirin kaldırılmasına karar vermiştir. AİHM 12/3/2019 tarihinde, 19/1/2016 tarihinde yapılan 4353/16 numaralı başvuru ile birleştirilen 63130/15 numaralı başvuruda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin , , ve maddeleri yönünden iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.