Başvuru, Türk Silahlı Kuvvetlerinden ayırma işlemine karşı açılan davanın hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı esas alınarak reddedilmesi nedeniyle masumiyet karinesinin; gizli nitelikteki belgelerin incelettirilmemesi ve savunma hakkının kullandırılmaması nedenleriyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, Türk Silahlı Kuvvetlerinden ayırma işlemine karşı açılan davanın hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı esas alınarak reddedilmesi nedeniyle masumiyet karinesinin; gizli nitelikteki belgelerin incelettirilmemesi ve savunma hakkının kullandırılmaması nedenleriyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 12/2/2016 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Türk Silahlı Kuvvetlerinde (TSK) tabip subay olarak görev yapmakta iken 29/9/2008-7/9/2009 tarihleri arasında emri altındaki hemşire Z.K.ya yönelik tacizde bulunduğu iddiasıyla başvurucu hakkında kamu davası açılmıştır. Yapılan yargılama sonucunda 11/6/2013 tarihli kararla başvurucunun hiyerarşi ve hizmet ilişkisinden kaynaklanan nüfuzu kötüye kullanarak zincirleme cinsel taciz suçundan 4 ay 15 gün hapis cezası karşılığı adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir. Karar kanun yoluna başvurulmaksızın kesinleşmiştir. Söz konusu kararın kesinleşmesinin ardından ilgili Komutanlıkça TSK'dan ayırma süreci başlatılıp başvurucunun durumu Kuvvet Komutanlığı bünyesindeki Komisyonda incelenmiş ve sicil yolu ile TSK'dan ayırma işlemi yapılmasının uygun olacağı hususu Kuvvet Komutanı'nın onayına sunulmuştur. Kuvvet Komutanı tarafından bu kararın tasvip görmesi üzerine ilgili silsile takip edilerek nihayetinde 19/3/2014 tarihli kararname ile başvurucunun TSK'dan ilişiği kesilmiştir. Başvurucu, ayırma işlemine karşı Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde (AYİM) dava açmıştır. AYİM Birinci Dairesi (Mahkeme) 8/4/2015 tarihli kararıyla davanın reddine karar vermiştir. Mahkeme öncelikle ayırma işleminin uygulandığı tarihteki mevzuat hükümlerini inceleyerek işlemin yetki ve şekil yönünden hukuka uygun olduğunu tespit etmiştir. Mahkeme daha sonra başvurucunun sicil dosyasını ve ceza mahkemesinin gerekçeli kararı ile idarece gönderilen gizlilik dereceli belgeleri (tanık ifadeleri, iddianame, soruşturma vb.) incelemiştir. Mahkeme, başvurucunun baştabip olarak görev yaptığı revirde hiyerarşi ve hizmet ilişkisinden kaynaklanan nüfuzunu kötüye kullanarak emri altında çalışan evli ve çocuklu bir hemşireye yönelik eylemlerinin yoğunluğu ve işleniş biçimi gözetilerek idare tarafından başvurucunun TSK'nın itibarını sarsacak şekilde ahlak dışı hareketlerde bulunduğunun kabul edildiğini belirtmiş ve bu kabule göre uygulanan işlemin ölçülü olduğu, diğer unsurlar yönünden de hukuka aykırı olmadığı sonuç ve kanaatine varmıştır. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:"...;İşaret edilen gerekçeli karar ile idarece gönderilen gizlilik dereceli belgelerin (tanık ifadeleri, iddianame, soruşturma vb.) incelenmesi neticesinde; davacının, emri altında çalışan mağdure hemşire Z.K.'ya yönelik eylemlerinin, 'baştabip olarak görev yaptığı revirde, 2008 yılı Eylül ayı sonlarında hasta muayene odasında yalnızlarken evli olup olmadığını sorması, mağdurenin 'evli olduğunu' söyleyince de 'seni daha önce görseydim asla kaçırmazdım, sen de doksanaltılısın, ben de, keşke okulda karşılaşsaydık' demek suretiyle başladığı; söz konusu eylemlerinin, revir içerisinde, muhtelif yer ve zamanlarda, bir yıla yakın bir zaman boyunca çeşitli tezahürlerde devam ettiği; duygusal açıdan yakınlaşmaya çalıştığı mağdureyi odasına çağırmak ve çeşitli vesilelerle bir araya gelmek suretiyle "senin neden tek çocuğun var, evliliğinde mutsuzsun onun için tek çocuğun var, evliliğini gözden geçir, anti depresan ilaçlar kullanıyorsun, büyük ihtimal de cinsel yönden mutsuzsun, bu ilaçları bu neden yüzünden kullanıyorsun, ben senin bir kilo aldığını veya verdiğini anlıyorum, Z[...] gel elimi tut korkuyorum, sen de güzel bir bayansın, bu kız güzel evet sana benziyor, yakında sen benim sana olan ilgimi de söylersin" şeklinde sözler sarfetmek suretiyle 'hiyerarşi ve hizmet ilişkisinden kaynaklanan nüfuzunu kötüye kullanarak cinsel taciz eylemlerinde bulunduğu' anlaşılmıştır. Aynı gerekçeli karada yer verilen tespitlere göre, davacının eylemlerinin sadece sözlü tacizle de kalmadığı; mağdurenin rahatsızlığını belirtip kendisini terslemesine rağmen müteaddit defalar elini omzuna atmak ve çay, sigara içmek, konuşmak veya iş bahanesi ile odasına çağırmak ve elinden, kolundan tutmak suretiyle fiiliyata da döküldüğü görülmüştür.Davacı hakkında yapılan soruşturmada dinlenen ve eylemlerinin vehamet dercesini gösteren tanık beyanlarına göre; davacının, emri altındaki mağdureye karşı bir yıla yakın bir süre devam eden ve cinsel/duygusal ilgisini gösteren eylemlerinin dışarıdan, bütün hastane personelince açıkça gözlenebilir seviyede olduğu; mağdurenin beyanlarında, 'tüm revir personelinin "bu durumdan nasıl kurtuluruz" düşüncesiyle çaba sarf ettiği'ni ifade ettiği; keza anılan eylemler sebebiyle, mağdurenin, yakın çevresine "davacı tarafından çağrılması halinde odasından bir bahane ile çıkartılmasını sağlamalarını" söyleyecek derecede rahatsızlık duyduğunun anlaşıldığı; mağdurenin iç dünyasının ne derece olumsuz etkilendiğinin göstergesi olan iş bu vakıaların, aynı zamanda davacının, ayırmaya esas alınan eylemlerini alenen ve yoğun olarak sergilediğinin ispatı olduğu kanaatine varılmıştır." Başvurucunun karar düzeltme istemi Mahkemenin 19/1/2016 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Bu karar 28/1/2016 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 12/2/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk 27/12/1998 tarihli ve 23566 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Subay Sicil Yönetmeliği'nin işlem tarihinde yürürlükte olan mülga maddesinin ilgili kısmı şöyledir: “Aşağıdaki sebeplerden biri ile disiplinsizlik veya ahlaki durumları gereği Türk Silahlı Kuvvetlerinde kalmaları, bulunduğu rütbeye veya bir önceki rütbesine ait bir veya birkaç belge ile anlaşılıp uygun görülmeyenler hakkında hizmet süresine bakılmaksızın emeklilik işlemi yapılır:...e. Türk Silahlı Kuvvetlerinin itibarını sarsacak şekilde ahlak dışı hareketlerde bulunması.…”B. Uluslararası Hukuk İlgili Sözleşme Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı ile (2) numaralı fıkrası şöyledir:"Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir...' 'Kendisine bir suç isnat edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılır." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadıa. Genel Olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme ile korunan hak ve özgürlükleri ihlal etmediği sürece ulusal mahkemelerce yapılan hukuki ya da maddi hataları ele almanın kendi görevi olmadığını belirtmektedir (García Ruiz/İspanya [BD], B.No: 30544/96, 21/1/1999, § 28; Perez/Fransa [BD], B. No: 47287/99,12/2/2004, § 82). Bu içtihada göre Sözleşme'nin maddesi, adil yargılanma hakkını güvenceye almakla birlikte delillerin kabul edilebilirliğine ya da delillerin nasıl değerlendirileceğine ilişkin herhangi bir kural koymaz; bu hususlar öncelikli olarak ulusal hukukun ve mahkemelerin düzenleme alanına girer. Normal şartlarda ulusal mahkemelerin belirli delil unsurlarına ya da çözmeleri gereken uyuşmazlıktaki tespit ya da değerlendirmelere tanıyacakları ağırlık gibi meseleler AİHM'in yeniden inceleme alanına girmez. AİHM, dördüncü derece yargı yeri gibi davranmaması gerektiğinden, keyfî olduğu ya da makul olmadığı açıkça görülebilecek tespitlerde bulunmadıkları takdirde ulusal mahkemelerin kararlarını maddenin (1) numaralı fıkrası kapsamında sorgulamaz (Bochan/Ukrayna (No.2) [BD], B. No: 22251/08, 5/2/1015, § 61).b. Masumiyet Karinesine İlişkin İçtihat Sanığı yargılayan mahkemenin veya bu mahkemenin üyelerinin sanığa isnat edilen suçu işlediği ön yargısıyla hareket etmemesini ifade eden ve Sözleşme’nin maddesinin (2) numaralı fıkrasında düzenlenen masumiyet karinesi, (1) numaralı fıkrada teminat altına alınan adil yargılanma hakkının en önemli unsurlarından biridir (Minelli/İsviçre, B. No: 8660/79, 25/3/1983, § 27; Telfner/Avusturya, B. No: 33501/96, 20/3/2001, § 15). Masumiyet karinesi, suç isnadının karara bağlandığı yargılamalarda geçerli olduğu için Sözleşme’nin maddesinde ifade edilen “medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar” çerçevesinde değerlendirilen idari davalar kural olarak masumiyet karinesinin uygulama alanı dışında kalmaktadır. Ancak idari davada uyuşmazlık konusu olan maddi olayın tespitinde idari yargı mercii, aynı maddi olayı ele alan ceza mahkemesinin daha önce verdiği cezai sorumluluğun bulunmadığını tespit eden kararına uygun hareket etmelidir (benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. X/Avusturya (k.k.), B. No: 9295/81, 6/10/1982; C/Birleşik Krallık (k.k.), B. No: 11882/85, 7/10/1987). Bu kural, kişi hakkında verilen beraat kararı sorgulanmadığı sürece aynı maddi olay çerçevesinde daha düşük ispat standardı kullanılarak kişinin disiplin sorumluluğu çerçevesinde yaptırıma tabi tutulmasına engel teşkil etmemektedir (Ringvold/Norveç, B. No: 34964/97, 11/2/2003, § 38). Masumiyet karinesi ile ilgili ayrıntılı AİHM içtihatlarının yer aldığı Anayasa Mahkemesi kararı için bkz. Galip Şahin (B. No: 2015/6075, 11/6/2018, §§ 18-30) başvurusu.c. Disiplin Cezalarına İlişkin İçtihat AİHM, disiplin hukukunun kapsamına giren bir suçtan dolayı meslekten ihraç kararlarına karşı yapılan başvurularda, olayın Sözleşme'nin maddesine göre medeni haklar kapsamında incelenebileceğini kabul etmektedir. AİHM, meslekten çıkarmayla ilgili soruşturmanın olayın kendine özgü koşulları altında “bir suç isnadının karara bağlanmasını içermediği”ni, dolayısıyla maddenin cezai yönü bakımından uygulanamayacağını belirtmektedir (Oleksandr Volkov/Ukrayna, B. No: 21722/11, 9/1/2013, §§ 92-95). Ayrıca AİHM içtihatlarına göre medeni hak ve yükümlüklerle ilgili uyuşmazlıklara karar veren bir yargısal organ, maddenin (1) numaralı fıkrasının gereklerini bazı açılardan yerine getirmese bile bu organ önündeki yargılamalar sonradan tam yargı yetkisine sahip ve maddenin (1) numaralı fıkrasındaki güvenceleri sağlayan yargısal bir organın denetimine tabi olursa Sözleşme ihlal edilmemiş olabilir (Albert And Le Compte/Belçika [GK], B. No: 7299/75, 7496/76, 10/2/1983, § 29). Memurluk görevinden çıkarma disiplin cezasının uygulanması sırasında Yüksek Disiplin Kurulu (YDK) önünde savunma yapılamamasına ilişkin bir şikâyet daha önce AİHM önüne taşınmıştır. Melek Sima Yılmaz/Türkiye (B. No: 37829/05, 30/9/2008) kararına konu olayda başvurucu; YDK tarafından 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun maddesinin ikinci fıkrasında yer alan yazılı veya sözlü olarak kendisi veya temsilcisi vasıtasıyla savunma yapmak, şahit dinletmek, soruşturma raporunu incelemek gibi haklar konusunda bilgilendirilmediği için bu tür hakları olduğundan haberi olmadığını, bu nedenle YDK önünde savunma hakkına saygı gösterilmediğini iddia etmiştir. AİHM, başvurucunun YDK tarafından verilen görevden alınma kararına yasal yollarla itiraz etme imkânı bulduğunu ve savunma hakkının çiğnendiği iddiasını idari mahkemelerin önüne götürebildiğini tespit etmiştir. AİHM, söz konusu idari davada, esas itibarıyla ilgili tüm belge ve bilgilerin ilgili şahsa sunulduğu ve disiplin dosyasında yer alan tutanaklar da dâhil olmak üzere karşı tarafın bütün argümanlarına itiraz etme şansı bulabildiği hususlarına da dikkat çekerek başvurucunun bu şikâyetleri yönünden adil yargılanma hakkının ihlal edilmediği sonucuna varmıştır (Melek Sima Yılmaz/Türkiye, §§ 26-28).