Ceza Genel Kurulu 2022/119 E. , 2023/623 K. TEMYİZ BOZMA ÜZERİNE KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : Ceza Genel Kurulu MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 4-40 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanıklar ..., ..., ..., ... (...) ve ...'ın rüşvet suçundan beraatlerine, sanıklar ..., ... ve ... hakkında rüşvet suçundan açılan kamu davasında ise sanık ...’ın eyleminin görevi kötüye kullanma suçunu, diğer sanıkların eylemlerinin ise 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 38/1. maddesi kapsamında bu suça azmetti…
**Ceza Genel Kurulu 2022/119 E. , 2023/623 K.** **"İçtihat Metni"** TEMYİZ BOZMA ÜZERİNE KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : Ceza Genel Kurulu MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 4-40 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanıklar ..., ..., ..., ... (...) ve ...'ın rüşvet suçundan beraatlerine, sanıklar ..., ... ve ... hakkında rüşvet suçundan açılan kamu davasında ise sanık ...’ın eyleminin görevi kötüye kullanma suçunu, diğer sanıkların eylemlerinin ise 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 38/1. maddesi kapsamında bu suça azmettirmeyi oluşturduğu kabul edilerek aynı Kanun’un 257/1, 62, 50/1-a ve 52/2-4. maddeleri uyarınca ayrı ayrı 15.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmalarına, taksitlendirmeye ve sanık ... hakkında ayrıca aynı Kanun'un 53/5. maddesi gereğince hak yoksunluğuna ilişkin ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapan Yargıtay 5. Ceza Dairesince verilen 04.11.2015 tarihli ve 9-8 sayılı hükümlerin, Yargıtay Cumhuriyet savcısı, katılan vekili, sanık ... müdafi, sanık ... müdafi, sanık ... müdafi ve sanık ... tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının sanıklar ..., ..., ..., ... ve ...’in rüşvet suçundan beraatlerine ilişkin hükümlerin onanması, sanıklar ..., ... ve ...’in görevi kötüye kullanma suçundan mahkûmiyetlerine ilişkin hükümlerin ise bozulması istemli 22.02.2016 tarihli ve 2 sayılı tebliğnamesi ile dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmiştir. Ceza Genel Kurulunca 14.11.2019 tarih ve 255-660 sayı ile; katılan ... Hazinesi vekilinin temyiz dilekçesinde isimlerine yer verilmiş ise de haklarında son soruşturmanın açılmamasına karar verilen ve İlk Derece Mahkemesince hüküm kurulmayan sanıklar ..., ... ve ... ile 07.12.2015 havale tarihli dilekçesiyle müdafisi temyiz talebinden feragat eden sanık ... hakkında verilen hükümler temyiz incelemesinin kapsamı dışında bırakıldığı belirtilerek hükümden önce son sözün hazır bulunan sanıklar ... ve ...'a verilmemesi isabetsizliğinden incelemeye konu tüm sanıklar yönünden bozulmasına karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının sanık ... hakkında rüşvet suçundan kurulan beraat hükmünün katılan ... vekili tarafından temyiz edildiği hâlde bu husus temyiz incelemesi kapsamı dışında tutulduğundan bahisle onama istemli 13.03.2020 tarihli ve 34816 sayılı tebliğnamesi ile dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmiştir. Ceza Genel Kurulunca 09.07.2020 tarih ve 150-355 sayı ile; hükümden önce son sözün hazır bulunan sanıklar ... ve ...'a verilmemesi isabetsizliğinden sanık ... yönünden bozulmasına karar verilmiştir. Yargıtay 5. Ceza Dairesince yeniden yapılan yargılamada bozma kararına uyulmasına karar verilmiş, 08.12.2021 tarih, 4-40 sayı ve oy çokluğuyla sanıklar hakkında beraat kararı verilmiştir. Bu hükümlerin de katılan vekili, Yargıtay Cumhuriyet savcısı ve sanıklar ... Haznedar (...) ve ... ... müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının onama, bozma ve düşme istemli 01.03.2022 tarihli ve 31721 sayılı tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet savcısı, sanıklar ... ve ...'nin eylemlerinin rüşvete teşebbüs suçunu oluşturduğu, sanık ... hakkında TCK'nın 254/2 ve CMK'nın 223/2-a maddeleri uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına, sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında rüşvet suçundan dava açılmış ise de eylemlerinin nüfuz ticareti suçunu oluşturduğu ve dava zamanaşımı dolduğundan düşme kararı verilmesi gerektiği, katılan ... vekili, eksik araştırma ile hüküm kurulduğu, sanıklara atılı suçların oluştuğu, sanıklar ...(...) ve ... ... müdafii, beraat eden müvekilleri yönünden ayrı ayrı vekâlet ücretine hükmedilmesi yerine tek vekâlet ücretine hükmedilmesinin isabetsiz olduğu gerekçeleriyle temyiz başvurusunda bulunmuşlardır. III. İNCELEME KONUSU VE KAPSAMI Temyizin kapsamına göre inceleme sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ...(...) ve ... hakkında rüşvet suçundan kurulan beraat hükümleriyle sınırlı olarak yapılmıştır. Sanıklar hakkında rüşvet suçundan kurulan beraat hükümlerinin isabetli olup olmadığına ilişkin temyiz incelemesi yapılacak olup birden fazla sanığın tek müdafi ile temsil edilmesi ve yargılama sonucunda sanıklar hakkında beraat kararı verilmesi hâlinde, Hazinenin sanıklara ödeyeceği avukatlık ücretinin, her bir sanık lehine ayrı ayrı mı sanıkların tümü için sadece bir avukatlık ücretine mi yoksa Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'ne göre gösterilen asgari sınırın üç katına kadar ücret takdir edilerek sanıklar lehine eşit olarak mı hükmedileceği hususu da incelenecektir. IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 14.12.2006 tarihli ve 100-301 sayılı kararı ile bu dosyaya ilişkin inceleme tutunağına göre; şüpheliler ..., ..., ..., ..., ..., ... (...), ... ve ... hakkında 20.04.2006 tarihli ve 2006/160 numaralı iddianame ile örgüt faaliyeti çerçevesinde uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçundan kamu davası açıldığı, 26.09.2006 tarihli duruşmada tutuklu sanıklar ..., ... ve ... (...)’ın tahliyelerine, sanık ... ...’ın tutukluluk hâlinin devamına üye hâkim ....’ın sanık ... .... yönünden karşı oyu ile oy çokluğuyla karar verildiği, 14.12.2006 tarihli karar duruşmasına sanık ...'un mahkeme başkanı olarak çıktığı heyet tarafından aralarında ... ve ...(...)’ın da bulunduğu bir kısım sanıkların beraatlerine, ... ve ...'ın ise TCK’nın 188/3, 188/4, 62 ve 52. maddeleri uyarınca ayrı ayrı 8 yıl 9 ay hapis ve 15.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmalarına karar verildiği, hükümlerin temyiz edilmeksizin kesinleştiği, kararın esas hakkındaki mütalaaya uygun olarak oy birliğiyle verildiği, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 2008/161 Esas numaralı dava dosyasının incelenmesinde; aralarında tutuklu sanık ...'un da bulunduğu 21 kişi hakkında 18.02.2009 tarihinde uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçundan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesine 2009/66 Esas numaralı dosya kapsamında dava açıldığı, ...’un İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesinin 26.11.2008 tarihli ve 2008/136 Değişik iş numaralı kararı ile tutuklandığı, 17.03.2009 tarihinde yapılan tensiple bu dosya ile İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 2008/161 Esas numaralı dosyası arasında irtibat bulunduğu gerekçesiyle İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince birleştirme kararı verildiği, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 2008/161 Esas numaralı dosyasının ise Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından aynı suçtan başka şüpheliler hakkında açılan kamu davasıyla ilgili Bakırköy 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 05.02.2008 tarihli ve 24-13 sayılı görevsizlik kararıyla gönderildiği, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesince birleştirmenin kabul edilmeyerek 22.04.2009 tarihinde olumsuz birleştirme uyuşmazlığı çıkarıldığı, Yargıtay 5. Ceza Dairesince 11.08.2009 tarih ve 10746-10123 sayı ile dosyaların 14. Ağır Ceza Mahkemesindeki 2008/161 Esas numaralı dosya üzerinde birleştirilmesine karar verildiği, birleştirilen dosyaların 2009/238 Esas numarası aldığı, tensibin 24.09.2009 tarihinde yapıldığı, ... ile diğer bir kısım sanıkların tutukluluk hâllerinin devamına karar verilerek duruşmanın 05.02.2010 tarihine bırakıldığı, bu kararların sanık ... başkanlığında oluşan mahkeme heyeti tarafından mütalaaya uygun olarak oy birliğiyle verildiği, Garanti Bankası A.Ş. Genel Müdürlüğünün 22.06.2011 tarihli yazısına göre; ... ...'ın Ataköy Şubesindeki hesabına 22.09.2006 tarihinde 40.000 TL’nin sanık ... tarafından yatırıldığı, Sanık ... tarafından rüşvet olarak alındığı ileri sürülen Tercüman Blokları, 11/46 Cevizlibağ adresinde bulunan evle ilgili bilgilere göre; bu ev ... ... adına kayıtlıyken vekâleten ....... tarafından 22.09.2006 tarihinde sanık ...'e satıldığı, tapu müdürlüğü tarafından düzenlenen resmî senete göre satış bedelinin 30.000 TL olduğu, beyanlara göre ise satış bedelinin 70.000 USD olduğu, bu dairenin 11.12.2009 tarihinde sanık ... tarafından tanık ...'a satıldığı, Bakırköy 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 13.06.2012 tarihli ve 158-152 sayılı son soruşturmanın açılması kararı ile bir kısım sanıkların yanı sıra sanıklar ... ve ...’ın TCK’nın 252/1-3 ve 53. maddeleri uyarınca cezalandırılmalarına karar verilmesi istemiyle kamu davası açıldığı, Yargıtay 5. Ceza Dairesince, anılan sanıkların atılı suçtan beraatlerine karar verildiği, hükümlerin katılan vekili tarafından temyiz edildiği, Yargıtay Ceza Genel Kurulunca hükümden önce son sözün hazır bulunan sanıklar ... ve ...'a verilmemesi isabetsizliğinden incelemeye konu tüm sanıklar yönünden bozulmasına karar verildiği, Bozmaya uyan Yargıtay 5. Ceza Dairesince 08.12.2021 tarih, 4-40 sayı ve oy çokluğuyla bir kısım sanıkların yanı sıra anılan sanıkların CMK’nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatlerine, sanıklar ... ve ... kendilerini vekâletnameli müdafi ile temsil ettirmeleri nedeniyle yürürlükte olan AAÜT'ye göre maktu vekâlet ücreti olan 7.425 TL’nin Hazineden alınarak sanıklara verilmesine karar verildiği, hükümlerin katılan ... vekili, Yargıtay Cumhuriyet savcısı ve anılan sanıklar müdafisi tarafından temyiz edildiği, adı geçen sanıklar müdafisinin temyiz isteminin vekâlet ücretinin sanıklar lehine ayrı ayrı verilmesi gerektiği istemiyle vekâlet ücretine hasredilerek yapıldığı, Sanıklar ..., ... ile ...’in Van 6. Noterliğinin 24.03.2014 tarihli ve 03130 sayılı vekâletnamesi ile Av. ... ve .....’ı vekil tayin ettikleri, anılan vekâletnamenin kovuşturma aşamasında dosyaya ibraz edildiği, Av. ...’ın sanıklar müdafii sıfatıyla bozma öncesi ve sonrasındaki oturumlara katıldığı ve Özel Dairece anılan sanıklar hakkında verilen hükümleri vekâlet ücreti ile sınırlı olarak temyiz ettiği, Anlaşılmaktadır. Şikâyetçi ... soruşturma aşamasında; 0 535 5.. 8. 8. numaralı telefon hattını kendisinin almadığını, abonelik sözleşmesindeki imzaları atmadığını, imzasının benzetilerek atılmış olduğunu, sözleşmede gösterilen adreste hiç oturmadığını, sanık ...'ı tanımadığını, izni ve bilgisi dışında adına hat çıkarılıp kullanıldığını, İstinabe yoluyla alınan beyanında; İstanbul'da Royal Bankta çalışan ..... isimli arkadaşının isteği üzerine kendi adına hat alıp ona verdiğini, sanık ...’ı ve diğer sanıkları tanımadığını, Tanık ...; ikamet ettiği evi 2,5 yıl önce Tercüman Sitesi içindeki İnter Emlak aracılığıyla 235.000 TL civarında satın aldığını, evi satın aldığı kişiyi tapuda gördüğünü, ismini hatırlamadığını, satış bedelinin tamamını nakit olarak emlakçıda elden verdiğini, parayı teslim ettiği şahsın daha sonra aynı siteden beşinci katta başka bir daire kiraladığını duyduğunu, bu kişinin apartman görevlisi tanık ... ile samimi olduğunu, emlakçı ...’in paranın elden ve nakit olarak ödenmesinin istendiğini söylediğini, sıkıntı olabileceğini belirterek parayı bankaya yatırmalarını istediği hâlde, emlakçının "Adam kabul etmiyor, elden istiyor." dediği için büroda elden verdiğini, Tanık ...; Tercüman Sitesinde önceden apartman görevlisi olduğunu, sanık ... ve ...’in bu sitede ikamet ettiklerini, ...'in de ...'ın babası olduğunu, sanık ...'ın bu evde uyuşturucu madde bulundurduğunu polislerin tespit ettiğini, sanık ...'ın babası ...’in, daireyi sanık ...'e sattığını, sonrasında sanık ...’in bu daireyi başkasına sattığını ve alt katta başka bir dairede kiracı olarak kaldığını, bir yıl sonra da taşındığını, sanık ...’ın fotoğrafının gösterilmesi üzerine onu tanıdığını söylemiş ise de benzetmiş olabileceğini, 80 dairelik bir sitede hizmet verdiğinden emin olamadığını, yalnızca sanık ...'i tanıdığını, o dönemde eve gelip gidenlerin hiçbirini tanımadığını, sanık ...'le samimi olduğunu, gelen kişilerin akrabası olduğunu söylediğini, Tanık ...; kuyumculuk yaptığından sanık ...’in müşterisi olduğunu, hatırlamadığı bir tarihte sanık ...’in dükkâna poşet içinde bir miktar para getirdiğini, poşette bulunan 200.000 TL civarındaki paranın bir-iki gün kendisinde kalmasını söylediğini, bankaya neden koymadığını sorunca müsait olmadığını, bir-iki gün sonra alacağını söyleyerek bu paranın içinden 10.000-15.000 TL’sini sanık ...’in alması sonrasında kalanını kasaya koyduğunu, bir hafta kadar sonra gelip parayı aldığını, bu parayı hangi maksatla, nerede kullandığına ilişkin bilgisinin olmadığını, Tanık ...; oğlu olan tanık .....’ın gözaltına alındığını, avukat olarak tanıdığı sanık ... ile oğlunun anlaştığını, ona güvenmeyince ..... isimli avukat ile görüştüğünü, sanık ...’den hâkimlere para vermesi için talepte bulunmadığını, sanık ...’nin kendisinden para istemediğini, Tanık ...; eşi olan tanık .....'ın uyuşturucu madde kullandığı tespit edilince sanık ... ile onun avukatlığını yapması için anlaştığını, daha sonra sanık ...’nin avukat olmadığını düşündüğünü, para verilmesi için onunla anlaşmadığını, sanık ...’nin de para vermediğini, Tanık ...; sanıkları tanımadığını, tanık ....’ın ablası olduğunu, sanıklardan birinin görüşmek için avukat olarak nezarethaneye geldiğini, babasının daha sonra kendisine başka bir avukat tuttuğunu, avukatının ... olduğunu, sanık ...’yi ve ... isimli şahsı hatırlamadığını, avukatı ...'tan başka, kendisini ziyaret eden kişiler arasında kadın avukat olmadığını, kimseye para verildiğine dair bir bilgisi olmadığını ve mali gücünün de kötü olduğunu, Tanık ...; sanık ...’yi tanımadığını, gerek kendisi, gerekse kardeşi tanık ...’ın serbest bırakılması için ailesinin bir çabasının bulunmadığını, aracılarla bağlantı kurulmasının veya para verilmesinin söz konusu olmadığını, Tanık ...; sanık ...’nin arkadaşı olduğunu, onun aracılığıyla sanık ... ile kısa süreli arkadaşlığının olduğunu ve bittiğini, o tarihte evli olmadığını, sanık ... ile sanık ...'ın Tercüman Bloklarındaki evine birkaç kez gidip sohbet ettiklerini ve alkol aldıklarını, sanık ... ve aynı evi paylaştığı ... ile birlikte Green Park Otel'e gittiklerini, sanık ...'i hatırlamadığını, sanık ... ile arkadaşlığında herhangi bir menfaatinin olmadığını, sanık ...'yi emlakçı olarak bildiğini, davaları takip ettiğinden haberi olmadığını, sanık ...’nin kendisini herhangi bir dava nedeniyle hâkimlerle birlikte olması için teşvik etmediğini, Bakırköy Adliyesi yeni açıldığında sanık ...’ın, sanık ...'ye Bakırköy Adliyesinin karşısında kafe açması durumunda yardımcı olabileceğini söylediğini ancak böyle bir iş yerinin açılmadığını, sanık ... ile duygusal yakınlaşma sonucunda beraber olmasında herhangi bir çıkarının bulunmadığını, Tanık.....; eşi kredi kartını çaldırınca tanık ....’un Eresin Otel'de tanıştırdığı sanık ...’nin avukat olduğunu, hâkim ve savcı arkadaşlarının olduğunu, bu konuda fikir verebileceğini söylediğini, sanık ...’nin arkadaşı olduğunu ifade ettiği sanık ...’ın kaldığı odaya çıkardığını, ilgili belgeleri sanık ...’a gösterdiğini, o sırada sanık ...’nin de olduğunu, onun telefonda konuşmak için koridorda beş dakika kadar beklediğini, sonra yanlarına tekrar geldiğini, sanık ...’ın, "Mahkemeye gidip kendiniz beyanda bulunabilirsiniz, avukata gerek yok." dediğini, sonra odadan ayrıldığını, peşinden sanık ...'nin de geldiğini, fuhuş yapmadığını, 2007 yılından beri evli ve 2 çocuğunun olduğunu, tanık.....un annesinin evi kendi evine yakın olduğundan tanık... ile tanıştığını, Tanık .....; sanık ...’nin de kendisi gibi önceden hayat kadını olduğunu, tanıklar ... ve ...’nın ise arkadaşı olduğunu, sanık ...’nin bir gün telefonda "Bayan lazım." deyince arkadaşı tanık ... ile irtibat kurduğunu, sanık ... ile Eresin Otel'de buluştuklarını, sanık ...’nin tanık ...'yı alıp bir odaya çıkardığını, kimin yanına çıkardığını bilmediğini, sanık ...'nin tanık ...'yı çağırmaktaki ve odaya götürmekteki amacının birlikte olmak olduğunu, tanık ...'dan öğrendiğine göre odada bir erkekle birlikte olduğunu, ama kiminle olduğunu bilmediğini, sanıklar ... veya ...’in isimlerini hiç duymadığını, tanık ...'nın önce annesiyle, sonra kendisiyle tanıştığına dair beyanının doğru olmadığını, annesini tanıdığını ama kendisiyle gelip giderken tanıştığını, sanık ...’nin avukat olmadığını, önceleri hayat kadınıyken sonradan emlakçılık yaptığını, sanık ...’nin talebi üzerine fuhuş için bayan arkadaşlarını temin ettiğini, bu kişileri sanık ...'nin de tanıdığını, kendisine 50 TL gibi bir miktar komisyon verdiğini, tanık ...'ya kendi aralarında ... dediklerini, ...’ün de hayat kadını olduğunu, sanık ...'nin onları otele götürdüğünden haberi olmadığını, daha önce tanık ...’yu Beşiktaş'ta bir kafeye götürdüğünü, sanık ...'nin de geldiğini, sanık ...’nin tanık ...'yu alıp "Adliyeye gidiyoruz." dediğini, niye gittiklerini bilmediğini, başka bir zaman ...'de McDonald'sda sanık ... ile buluştuğunu, Adanalı ... dedikleri gerçek adını bilmediği hayat kadını olan arkadaşını çağırdığını, sanık ... ile birlikte Cevizlibağ'a kadar gittiklerini, sonra kendisinin ayrıldığını, onların nereye gittiklerini bilmediğini, sanık ...’nin bu iş karşılığında 50 TL verdiğini, başka bir tarihte ise sanık ...'nin söylemesi ile Radisson Otel'e iki kız götürdüğünü, bunlardan birinin ...dedikleri gerçek ismi ..., diğerinin ise ... olduğunu, sanık ...’nin numarasını verdiği odaya kızları çıkardığını, odada iki kişinin olduğunu, isimlerini bilmediğini, uzun boylu olanın ücreti Dolar olarak ödediğini, kısa boylu şahsın adının sanık ... olduğunu Adalet Müfettişinin tarifi üzerine öğrendiğini, kendisine bir fotoğraf gösterilmediğini, uzun boylu şahsın kim olduğunu öğrenemediğini, odada kalanların hesabına otelde yemek yemek suretiyle ücretini tahsil ettiğini, sanık ...’nin kendisini yanında gezdirmek istemediğini ve ayarlamasını istediği kadınları hâkim ve Cumhuriyet savcılarına götürdüğünü söylediğinden yalan söylediğini düşündüğünü, Tanık ...; tanık...’un hatırlamadığı bir tarihte aradığını, o zamanlar onun ve kendisinin hayat kadını olduğunu, tanık ...’nin arkadaşlarına gidecekleri söylenince tanık... ile buluştuklarını, hayat kadını olan ...’ün arabasıyla geldiğini, hep birlikte Radisson Otel'e gittiklerini, tanık...’un çıkardığı odada kendisi, ... ve... ile iki erkek şahsın olduğunu, bu kişilerin isimlerini ve mesleklerini hatırlamadığını, bir süre sohbet ettiklerini, şahıslardan birinin ... ile bu odada kaldığını ve birlikte olduğunu, diğer erkek şahsın ve kendisinin aynı katta başka bir odaya geçip birlikte olduğunu, ...’ün bulunduğu odaya geçtiğinde orada sanık ...’yi gördüğünü, ... ve tanık... ile birlikte paralarını alıp ayrıldıklarını, sanık ...’nin çok zengin olduğunun, hayat kadını olup hâkim ve savcılarla diyaloğunun bulunduğunu söylendiğini, odada bulunan iki erkek şahsın birinin hâkim, diğerinin avukat olduğunun söylenip söylenmediğini hatırlamadığını, tanık ...'yı görmediğini, sanık ...’i tanımadığını, Tanık ...; ... ismiyle tanınan ... veya ... da denilen bir arkadaşının arayıp birkaç kişiyle yemeğe gideceklerini söyleyince kabul ettiğini, arabada ... ismi ile tanıtılan, sonradan adının ... olduğunu öğrendiği sanığın da olduğunu, sanık ...’nin avukatlık yaptığını, yanında avukatlar çalıştırdığını söylediğini, bazı müvekkillerinin tutuklu ve aşiret mensubu olduğunu, onları cezaevinden çıkarması gerektiğini, yemeğe bir hâkim çağırdıklarını, bu işi konuşacaklarını, onu ayarlaması gerektiğini söylediğini, sanık ...’nin ''Ben hâkim ... Bey’i etkileyecek bir kişi arıyordum seni buldum, sen tam onun beğeneceği tarzda bir kişisin, bizim onunla işimiz var, sen ne yap et eğer hâkim beyi etkileyebilirsen o da bize yardımcı olur, ben de seni memnun ederim.'' dediğini, bir süre sonra lokantada o hâkimi ... diye tanıttıklarını, sanık ..., ..., sanık ... ve avukat veya savcı diye hatırladığı ancak ismini bilmediği bir kişi ile birlikte yemek yediklerini, sanık ...’nin kaş göz işareti yaparak hâkimi etkilemesi gerektiğini anlatmaya çalıştığını, daha sonra sanık ...’nin, sanık ... ile tutuklu bulunan bazı kişiler hakkında konuştuğunu, sanık ...’ın bu konuşmadan rahatsız olup ''Biz buraya eğlenmeye geldik bu konuları kapatın, beni bu durumların içerisinde dahil etmeyin.'' dediğini, sanık ...’nin aynı konuda konuşmaya devam ettiğini, hep birlikte bir otele gittiklerini, orada sanık ... ile birlikte olduğunu ve sanık ...’nin işi ile ilgili bir talepte bulunmadığını, sanık ... ile diğer kişiler arasında bir para alışverişi olmadığını, sanık ...’in kısa boylu ve kel olduğunu, Tanık ...; ... adını kullandığını, eşinden ayrı yaşadığı ve çocuğu olduğu için para karşılığı bazı kişilerle birlikte olduğunu, sanık ...’yi, ... ismini kullanan tanık... vasıtasıyla tanıdığını, tanık... ile Beşiktaş Adliyesine kadar taksiyle gidip sanık ... ile buluştuklarını, tanık...’u simit evine bıraktıklarını, sanık ... ile çay bahçesinde sanık ... ile buluştuklarını, iyi görünmek için takım elbise giydiğini, o tarihlerde işe yeni başladığından gergin olup sohbet edemediğini, sanık ...’a nereli olduğunu sorduğunu, kendisi gibi Adanalı olduğunu öğrenince hemşehri olduklarından muhabbet ettiklerini, kendisini beğendiğini söylediğini, cuma günü buluşalım dediğini, buluştukları cuma günü ya da hafta sonu tanık...’un aradığını, daha sonra sanık ...’ın evinin yakınında bulunan McDonald'sda tanık... ve sanık ...’nin kendisini beklediğini, sanık ...'nin arabası ile tanık... ve kendisi ile sanık ...’ın evine doğru gittiklerini, arabada sanık ...’nin, tanık...’a taksi parası ve kendisini getirmesinin karşılığı biraz para verdiğini, kendisine ise 200 TL verdiğini, tanık...’un otobüse binerek Başakşehirdeki evine gitmek üzere ayrıldığını, sanık ...’ın olduğu söylenen eve sanık ... ile gittiklerini, bir süre üçünün sohbet ettiğini, sanık ...’ın eşinden ayrı olduğunu, fakat ona maddi olarak yardım ettiğini, çocuklarını yemeğe götürdüğünü, ayda 3.000 TL eşine ödediğini söylediğini, devamında "Senin eşin de sana bakmak mecburiyetinde." dediğini, sanık ... ile birlikte olduğunu, sanık ...’nin kendisini aynı evin içinde beklediğini, işi bittikten sonra sanık ... ile çıktığını, başka bir zaman sanık ...’nin Neyzen Restoran'a daveti üzerine burada sanık ... ve sanık ... ile birlikte eğlendiklerini, yemekten sonra hesabı kimin ödediğini bilmediğini, sanık ...’ın kendisini taksiye bindirip 30 TL ya da 50 TL taksi parası verdiğini, o gece birlikte olmadığını, sanık ...’nin bir kez daha kendisini aradığını, hâkimlere gideceklerini söylediğini, bir bayan daha ayarlamasını istediğini, samimi olduğu arkadaşı tanık ...’ı ayarladığını, onu deşifre etmemek için Lara ismini kullanmış olabileceğini, sanık ...’nin kendisini ve tanık ...’ı arabasıyla aldığını, Bostancı'da galeri ve oto yıkama işi yapan sanık ...'e ait iş yerine gittiklerini, sanık ...’ın sonradan geldiğini, beklerken oto galerisi olan sanık ...’e arabaya ihtiyacı olduğu için T.C. kimlik numarasını verdiğini, kredi alamadığından yardımcı olmasını istediğini, sanık ...’in gerekeni yapacağını söylediğini, sanık ...’in şoförünün sanık ...’ı getirdiğini, hep birlikte sanık ...’in arabasıyla restorana gittiklerini, sanık ...’nin işlerinin kötü ve paraya ihtiyacı olduğunu söylediğini, yemek sırasında sanıklar ..., ... ve ...’nin zaman zaman fısıldayarak adli konularda konuştuklarını, hatta yemekten önce galeride sanık ... gelmeden 50 ton uyuşturucudan bahsettiklerinde sanık ...'den huylandığını, menfaati olmasa kendilerini getirmeyeceğini düşündüğünü, T.C. kimlik numarasını vermiş olmasından dolayı endişeye kapıldığını, yemekten sonra tekrar sanık ...’in iş yerine geçtiklerini, sanık ...’yi orada bıraktıklarını, 150’şer TL’yi otele geçmeden aldıklarını, bu parayı sanık ...’nin mi yoksa sanık ...’in mi verdiğini hatırlamadığını, muhtemelen Prenses Otel’e gittiklerini, oteli sanık ...’in adamlarından birinin ayarladığını, sanık ... ile odaya geçtiğini, sanık ...’ın ise tanık ... ile başka bir odaya geçtiğini, daha sonra onların odasına geçtiklerini, sanık ...’ın "... ile beni neden daha önce tanıştırmadınız?" deyip tanık ...’ın telefon numarasını aldığını, otelde sanık ... ile beraber olmadığını, sonrasında tanık ...’ın işi için sanık ...’ı aradıklarını ama onunla hiç görüşmediğini, tanık ...’ın ise görüşüp görüşmediğini bilmediğini, Tanık ...; sanık ...’yi eski eşi ... aracılığıyla tanıdığını, bar işlettiğini, sanık ...’nin hukuk bürosu olduğunu ve yanında beş avukatın çalıştığını söylediğini, Tuğba isimli bir avukat ile yeğeni olan ve ismini bilmediği bir avukatı hatırladığını, ortağı Birol Keskin'in mazot kaçakçılığı yaptığından bahisle Fatih Adliyesinde davasının olduğunu, bu süreçte sanık ... ve Tuğba’nın yardımcı olacaklarını söylediklerini, ancak ailesi başka bir avukata vekâlet verdiği için sanık ...’nin bu dosya ile ilgilenmediğini, erkek arkadaşından ayrıldığı dönemde sanık ...’nin kendisini bazı hâkim ve Cumhuriyet savcılarıyla tanıştırdığını, bu kişilerle birlikte olmadığını ve onlara bayan arkadaş göndermediğini, sanık ...’i tanımadığını, sanık ... ile birlikte Beşiktaş’taki Adliyeye gittiklerinde sanık ... ile yanında ismini bilmediği bir hâkimin daha olduğunu, bu kişinin sanık ...’nin hemşehrisi olduğunu, görüşmede ne konuşulduğunu hatırlamadığını, onlara Bios Life ürünlerinden hediye vermediklerini ancak kendisinin bu işi yaptığı konuşulunca sanık ...’nin söz vermiş olabileceğini, daha sonraları sanık ...’nin bu ürünlerden hediye ettiğini duyduğunu, sanık ...’yi Bios Life ürünlerinin distribütörlüğünü yaptığından onun da bu ürünleri pazarlayabildiğini, sanık ...’nin değişik zamanlarda kadın pazarlama konusunda tekliflerde bulunduğunda genelde onu geçiştirdiğini, ruh hâlinin iyi olmadığı dönemlerde ise bu tekliflere sıcak bakacağını söylemiş olabileceğini, sanık ...’nin bayan arkadaşını ayarlamasını istediğini ancak müsait olmadığı için ayarlayamadığını, sanık ...’ı odasına gitmeden bir süre önce adliyeye yakın bir çay bahçesinde tanıdığını, sanıklar ... ve ...’ın samimi bir şekilde konuştuklarını, ancak işle ilgili bir konuşma geçtiğini hatırlamadığını, sanık ...’ın Tercüman Bloklarındaki evine gidip eğlendiklerini ancak onunla birlikte olmadığını, sanık ...’nin "Aklını kullan, ... eşinden boşandı, ekonomik durumu da iyi." dediğini, sanık ...’nin bir takım davaları nedeniyle sanık ... ile birlikte olmasını istediğini anladığını, 2008 yılının Ocak ayında sanık ...’ın Ankara’da katıldığı bir seminer sonrasında telefonla aradığını, İstanbul’a döndüğünden görüşemediklerini, İfade etmişlerdir. Sanık ... 15.05.2009 tarihinde Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığında; 1996 yılından beri emlak sektöründe çalıştığı için hâkim, savcı, kamu görevlisi, iş adamı ve esnaftan oluşan bir çevresinin bulunduğunu, onların sayesinde birçok kuruma rahatlıkla girip çıktığını, maddi anlamda zorlanmaya başlayınca adliye ile ilgili işlerde iş takipçiliği yaptığını, talepte bulunanları avukatlara yönlendirdiğini, kendisini avukat olarak tanıtmadığını, tanıdıkları vasıtası ile bazı kişilerin adliyedeki işlerine yardımcı olduğunu, daha önce Sarıyer hâkimi olan hâlen avukatlık yapan sanık ... ve İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı sanık ... ile görüştüğünü, sanık ...’in avukatlık yaptığını ve DGM’lerde, Kartal ve Kadıköy Adliyelerinde geniş çevresinin olduğunu, sanık ...’ı sanık ... vasıtası ile tanıdığını, sanık ...’ın görevli olduğu mahkemede bir dosyası olduğundan yardımcı olmasını isteyince sanık ...’ın "Bir şey diyemem, hukuk çerçevesinde ne olursa onu yaparım." dediğini, samimiyeti ilerletebilmek için sanık ... vasıtasıyla iki hayat kadını götürdüğünü, birlikte yemek yediklerini, yemekten sonra ayrıldığını, onların kadınlarla birlikte olduğunu sonradan öğrendiğini, 06.10.2009 tarihinde Adalet Müfettişi tarafından tanık sıfatıyla alınan beyanında; önce turizm, sonra emlak işiyle uğraştığını, bu sırada tanıştığı kumaş ham boya işi yapan Kudbettin sayesinde pek çok hâkim ve Cumhuriyet savcısı ile tanıştığını, onun bürosunda her akşam en az iki üç hâkim ve Cumhuriyet savcısının bulunduğunu, zaman içinde dostluklarının geliştiğini, hâkim ve Cumhuriyet savcıları ile bu diyaloğunu görenlerin kendisine yaklaşmaya başladığını, bir süre sonra bu işten menfaat sağlamak için para karşılığı işleri çözmeye başladığını, davalara avukatların girmesine rağmen işleri kendisinin çözdüğünü, sanık ...'in kendisinden bağımsız benzer işler yaptığını, sanıklar ... ve ... ile bire bir ilişkisi olduğunu, zamparalık yaptıklarını, bürosunda bir bayan çalıştırıp hâkim ve Cumhuriyet savcılarına gönderdiğini sanık ...'in anlattığını, sanık ...’dan dosyalarla ilgili bir takım taleplerde bulunduğunu ama kesinlikle isteklerini yerine getirmediğini, arkadaşlıkları nedeniyle sık sık görüştüklerini, ona zaman zaman kadın temin ettiğini, 2009 yılı içerisinde ... ve Bilge isimli bayanları temin ettiğini, 01.02.2009 tarihinde sanık ...’a mesaj yolladığını, arayıp buluştuklarını, o gün hangi bayanı götürdüğünü hatırlamadığını, sanık ...'ın ... ile 2-3 kez birlikte olduğunu bildiğini, bayanları kendisinin tanıştırdığını, sonrasında birlikteliklerini sürdürdüklerini, bu ilişkilerinin karşılığı olarak Bilge ve ...'e zaman zaman para verdiğini, ... ve Lara'yı Halkalı'dan aldığını, sanık ... ile Bostancı'da oto yıkama ve galerisinin olduğu iş yerinde buluştuklarını, feribotla Bostancı'ya gelen sanık ...’ı sanık ...'in şoförünün aldığını, kendisinin aracıyla, onların ise kızlarla beraber ayrı arabalarla Beykoz sırtlarındaki restorana 18.04.2009 tarihinde geçtiklerini, bu buluşmada kızlara parayı sanık ...'in verdiğini, daha sonra ... ile yaptığı görüşmede bir otele geçtiklerini ve burada Lara'nın sanık ... ile ...’in ise sanık ... ile birlikte olduğunu öğrendiğini, hatırladığı kadarıyla 2008 yılı içerisinde Sefaköy'de E-5 karayolu üzerinde beş yıldızlı bir otele sanık ...’a ve Balıkesirli bir avukata iki kadın götürdüğünü, hesabın avukat tarafından ödendiğini, kızları ise kendisinin ayarladığını, takma adı ... olan tanık...'un bu işe aracı olduğunu, bu bayanları sanık ...’a işi düştüğünde hâlletmesi amacıyla arasını iyi tutmak için gönderdiğini, bütün arkadaşları ile sanık ...'ın birlikte olduğunu, sanık ...’ın Cevizlibağ, Tercüman Blokları’nda bir yakını üzerine kayıtlı, garsoniyer olarak dayalı döşeli evi olduğunu, Batun soyadlı şahsın uyuşturucu dosyası için sanık ... ile mesajlaştığını, sanık ...’ın "Bu iş olmaz, yok." şeklinde mesaj çektiğini, muhtemelen ilgili kişinin ... olduğunu, bu dosya için adeta sanık ...’a yalvardığını, fakat onun görevsizlik kararı vererek dosyayı Yargıtaya gönderdiğini, 08.10.2009 tarihinde Adalet Müfettişi tarafından tanık sıfatıyla alınan beyanında; ...'un uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçundan yakalandığını, kanıtların güçlü olduğunu, tanık İsmail’in yanına gelmesi üzerine, avukat ...'ı dosyaya bakması için gönderdiğini, anılan avukatın ertesi gün getirdiği ifade tutanağını tanık İsmail'e gösterdiğini, emniyette yapacak bir şey olmadığını, mahkeme aşamasına bakacaklarını söylediğini, sonra tanık İsmail'in gelerek emniyette işi hâllettiklerini söyleyerek ifade örneğini istediğini, bunu vermediğini, sonra tanık ...'ın sorguya sevk edildiğini, tanık İsmail "Sen aradan çık." deyince ifadeye avukat sokmadığını, merak edip beklediğinde tanık ...'ın tahliye edildiğini gördüğünü, tanıdığı hâkim ve Cumhuriyet savcılarına sorduğunda bunun mümkün olmadığını söylediklerini, bir hafta sonra Cumhuriyet savcısının itirazı üzerine tanık ...’ın tekrar tutuklanması üzerine tanık İsmail'in işi kendisine getirdiğini, bu buluşmada para karşılığı tahliye edildiğini öğrendiğini, bu dosyanın 13. Ağır Ceza Mahkemesine, oradan 14. Ağır Ceza Mahkemesine gönderildiğini, sanık ...’ın görevsizlik kararı verip dosyayı Yargıtay'a gönderdiğini, 20.01.2010 tarihinde Adalet Müfettişi tarafından tanık sıfatıyla alınan beyanında; sanık ...'ı yemekte sıkıştırdığı dosyanın ... dosyası olduğunu, bu dosya için "Yap bir güzellik." deyip durduğunu, bu dosyayı tanık ...'ın babasının getirdiğini, kimseye para verilmediğini, sanık ...’ın görevsizlik kararı vererek dosyayı Yargıtay'a gönderdiğini 08.06.2010 tarihinde Adalet Müfettişi tarafından tanık sıfatıyla alınan beyanında; sanık ...’in bir gün kendisini arayıp "Sanık ...’ın selamı var ortam istiyor iki kız getir." demesi üzerine ... ve ...'i ayarladığını, bu kızları kendisine ... lakaplı tanık...’un getirdiğini, Bostancı yakınlarında bir lokantaya gittiklerini, yanlarında bir de Diyarbakırlı bir şahsın olduğunu, yemek sonrası hesabı bu kişinin ödediğini, sanık ...'in kızları ve sanık ...’ı alıp evine götürdüğünü, gece sanık ...'in kendisini arayıp "Kızları gönderiyorum." dediğini, kızların ise sanık ...'in garsoniyer olarak kullandığı eve geçtiklerini söylediğini, Tercüman Bloklarındaki evin sanık ...’a ait olduğunu bildiğini, buranın tapusunun başkası adına olduğunu, tanık ...'nun ev sorunu çıktığında ona "Anahtarı vereyim, istediğin gibi kullan, eve yerleş." diyerek teklifte bulunduğunu, Sanık ... Adalet Müfettişine verdiği 22.06.2011 tarihli yazılı savunmada; İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 2006/100 Esas numaralı dosyasının yargılamasında görev aldığını, bazı sanıkların beraat ettiklerini, bazılarının ise mahkûm olduklarını, kararın heyetçe oy birliğiyle dosyadaki kanıtlara göre oluşan vicdani kanaatle verildiğini, mütalaaya uygun olduğunu, kararın iddianameyi düzenleyen ve duruşma savcısının çapraz temyiz uygulamasına tabi olduğunu, sanık ...'ı mesai arkadaşı olarak tanıdığını ve görüştüğünü, ona menfaat sağlamasının veya aracı olmasının söz konusu olmadığını, örgütlü suç olmadığı kanaatine varılarak hüküm kurulduğunu, çok büyük uyuşturucu organizasyonları dışında örgüt maddesinin tatbik edilmemesi doğrultusunda genel uygulamanın olduğunu, Yargıtayın görüşünün ve yargı bölgesindeki diğer mahkemelerin kabulünün de aynı yönde olduğunu, Kovuşturma aşamasında; sanık ...’nin Erdekli olduğunu söyleyip 2008 yılında avukat ... ... ile odasına geldiklerini, hemşehrisi olduklarını ve Erdek’te çalıştığı için onlarla tanıştığını, aynı bölgeli olma ve çalışma dışında aralarında konuşma geçmediğini, sanık ...’ı tanıdıklarını söylediklerini, bu görüşmeden bir süre sonra bir bayanla birlikte tekrar yanına gelip Amerika'dan getirdiği Bios Life ürünlerini adliyedeki personele satmak istediklerini söyleyerek yardım istediklerini, bu hususun Başsavcı Vekilinin yetkisine girdiğini ifade ettiğini, hediye teklifini geri çevirdiğini, 27.05.2008 tarihinde seminer nedeniyle Ankara'da bulunduğu esnada telefon numarasını sanık ...'den alan bir bayanın kendisini aradığından, tanımadığı kişilere numarasını verip aratmasından dolayı sanık ...'yi azarladığını, aksi hâlde yasal işlem yapacağını söylediğini, sonra sanık ... hakkında yaptığı araştırmada karanlık işlerle bağlantılı ve adliyelerde iş takibi yaptığını, güvenilmez biri olduğunu öğrendiğini, kadın temin etmesinin veya tahliye konusunda onunla görüşmesinin söz konusu olmadığını, her türlü yasa dışı iş takibi yapan kişinin kendisini kurtarmak amacıyla İstanbul'da 50-60 hâkim ve Cumhuriyet savcısı hakkında asılsız iddia ve iftiralarda bulunduğunu, Sanık ... Adalet Müfettişine verdiği 24.11.2010 tarihli yazılı savunmada; memleketi Adana'daki mahallesindeki büyüğü olan Selahattin Uygungül ile beraber gelen ... adlı şahsın, sanık ...’den boşandığını söyleyip kızını göstermemesi nedeniyle yardımını istediğinden barıştırma girişimi sırasında sanık ...'yi tanıdığını, Erdekli olduğunu, burada uzun süre çalışan sanık ...’i tanıdığını öğrendiğini, emlak işiyle uğraşan biri olarak tanıdığını, daha sonra yanında tanıklar ... ve ... ile Bios Life ürününü adliye personeline pazarlamak ve satmak için geldiklerini, bu sırada sanık ...'nin kendisine tanık ... ile aralarını yapabileceğini, çok hamarat bir kadın olduğunu, evlenirse mutlu olabileceğinin söylediğini, kendisinin ise "tanışalım, ciddi ise bakarız" dediğini, daha sonra arkadaş olduğunu, tanık ...’nin Ankara'da oturması nedeniyle bazen otelde, bazen de arkadaşında kaldığını, bir kaç gün için kalacak yer aradığını söyleyince aklına sanık ...'in evinin geldiğini, ondan izin alarak buraya sanık ..., ... ve tanık ... ile beraber gittiklerini, Tercuman Sitesindeki evi tanık ...'nun çok beğenip birkaç gün kalmak istediğini bildirince tanık ... ile birlikte birkaç gün kalabileceklerini söylediğini, evin kendisine ait olduğunu ifade etmediğini, tanık ... ile anlaşamayınca ayrıldıklarını, tanık ...’nun sanık ...'yi yanından ayırmadığını, tanık ...’nun psikolojik sorunları olan, alkolik, tutarsız ve sanık ...'nin eline bakan yaşlı biri olduğunu, sanık ...'nin kendisine kadın bulmasına ihtiyacı olmadığını, onun 100-200 TL’sine tenezzül etmeyeceğini, fakülteyi İstanbul'da okuduğunu, altı yıl burada gazetecilik ve tiyatro oyunculuğu yaptığını, daha sonra hâkimlik mesleğine atandığını, karakterinin bu eylemlere uygun olmadığını, sanık ...'nin gerçek yüzünü ve kim olduğunu öğrenince onu kovduğu için iftira attığını, tarihini tam olarak hatırlayamadığı bir gün Yakacık'ta sanık ... tarafından bir pikniğe davet edildiğini, daha önce de yaptıkları piknikler gibi sanık ...'in ailece geleceğini düşündüğünü, piknikte sanık ..., sanık ... ve yanlarında isimlerini hatırlayamadığı iki bayanın olduğunu, piknik sonrası eve döndüğünü, iddia edildiği gibi bayanlarla birlikte olmadıklarını, onların ne konuştuğunu bilmediğini, hiçbir zaman ... isminin geçmediğini, söz konusu dosyadan bahsedilmediğini, aksi hâlde buna müsaade etmeyeceğini, Tercüman Sitesindeki evin sanık ...'e ait olduğunu, iki çocuğuyla Ataköy 5. kısımda Adliye Lojmanında oturduğunu, sanık ...'in buranın karşısında Pramit adlı lokantayı çalıştırdığını, çocuklarıyla birlikte burada yemek yedikleri için onunla tanıştıklarını ve hemşehri olmaları nedeniyle arkadaş olduklarını, dürüst birisi olduğunu, şimdiye kadar bir talebinin olmadığını, birkaç gün misafirini ağırlamak için evinin anahtarını istediğini, böylelikle sanık ... ile tanıklar ... ve ...’nun bu evi öğrendiklerini, sanık ...'nin asılsız bir şekilde bu evi başka amaçla kullanılan bir ev olarak aktardığını, sanık ...'in bu evi kimden aldığını bilmediğini, misafirinin kaldığı evin eski maliklerini araştırmasının akla ve mantığa sığmadığını, eski maliklerini tanımadığını ve davaları olup olmadığını bilmediğini, sanık ...’nin hâkim ve Cumhuriyet savcıları hakkında iftira attığını, iki çocuğuna bakan boşanmış biri olduğunu, işine karıştırmayacak şekilde ilişkilerinin olabileceğini, bunun özel yaşamı olduğunu, sanık ...'in otuz beş yıllık arkadaşı olduğunu, eski bir hâkim olduğunu, kendisini zor duruma düşürecek bir harekette bulunmadığını, 2010/49 Esas numaralı dosyada sanık değil şikâyetçi vekili olduğunu, dosyanın derdest olduğunu, 1997/431 ve 534 numaralı dosyaların ise incelenebileceğini, ...’a 8 yıl 9 ay ceza verdiğini tahliye de etmediğini, üç telefon hattı olduğunu, daha önce iki hattının bulunduğunu, yakınlarının Türkcell hat kullanması nedeniyle yeğeninin temin ettiği kontörlü 0535 5... 8. 8. numaralı hattı yakınları ile yaptığı görüşmelerde kullanmaya başladığını, faturası olmadığı ve kontör yüklenerek kullanıldığı için kimin adına kayıtlı olduğunun öneminin bulunmadığını, hattın adına kayıtlı olduğu şikâyetçi ...'ı tanımadığını, art niyetli olsa bu hattı üç yıldır kullanmayacağını, sanık ...’yi kimseyle tanıştırmadığını, menfaata dayalı arkadaşlık tesis etmediğini, mahkeme başkanı olarak koruması gereken mesafeyi koruduğunu, otellerde hayat kadınları ile kalmadığını ve başka amaçla kullanılan bir evinin olmadığını, sanık ...’yi kovduğundan dolayı intikam almak için iftira attığını, Sanık ... Özel Daireye verdiği savunma dilekçesinde; uzun süre İstanbul'da Beşiktaş Adliyesinde DGM'de çalıştığını, son zamanlarda 14. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı olarak özel yetkili bir alt mahkemenin vermiş olduğu bazı itirazları değerlendirdiği ve Ergenekon davasında ...’in tahliyesine karar verdiği için böyle bir suçlamayla karşı karşıya kaldığını, hatta HSK Başkan vekilliği yapan ... ve eski Adalet Bakanı... ile birlikte Ankara'da yemek yediğinden bahisle bile hakkında tahkikat yapıldığını, tüm iddiaların asılsız ve maksatlı olup ön yargıya dayandığını, Sanık ...; hâkim ve Cumhuriyet savcısı tanıdığı olmadığını, Beşiktaş Adliyesine hiç gitmediğini, Ataköy 5. Kısımda Pramit Cafe adlı restoranı 2003 yılında açıp 2007 yılı Temmuz ayında kapattığını, buraya adliye lojmanlarının yakın olduğunu, lokantasına gelen hâkim ve Cumhuriyet savcıları olduğunu ancak içlerinde tanıdığı, dostluğu ve diyaloğu olan kimsenin bulunmadığını, Tercüman Blokları, A/5 Blok, 46 numaralı daireyi ... ...'tan 70.000 Dolar karşılığı satın aldığını, 50.000 TL'sini Garanti Bankasında adına bulunan hesaptan aktardığını, bunu doğrulayan banka yazısının olduğunu, kalan parayı da Dolar olarak verdiğini, sanıklar ... ve ... ile ...'i tanımadığını, ...'in lokantasına geldiğinde evi satacağını öğrenince satın aldığını, sanık ...'ı tanıdığını, çocuklarının restoran karşısındaki okula gittiklerini ve öğle yemeğine geldiklerini, özel bir dostluğu ya da samimiyetinin bulunmadığını, restoranını sattıktan sonra Ataköy 5. Kısımdaki Pizzacıda otururken sanık ... ile sohbet ettiklerini, bu sırada misafirlerinin geleceğini söyleyip evin müsait olup olmadığını sorduğunu, evin boş olduğunu nereden bildiği konusunda fikri bulunmadığını, kısa süreliğine kullanmak üzere evin anahtarını istemesi üzerine, anahtarı verip 2-3 gün sonra geri aldığını, bunun haricinde evi sanık ...'a kullandırmadığını, buranın başka bir amaçla kullanmak üzere tutulmuş bir ev olmadığını, Sanık ... (...); kardeşi sanık ... ve babası ... ile birlikte İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 2006/100 Esas numaralı dosyasında örgüt faaliyeti çerçevesinde uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçundan tutuklandıklarını ve yargılandıklarını, babası ile kendisinin beraat ettiğini, kardeşi sanık ...’ın ceza aldığını, tahliye kararı verilmesi ve beraat etmeleri için mahkeme hâkimlerine herhangi bir menfaat sağlamadıklarını, annesi ... adına kayıtlı olan gayrimenkulu hâkimlere menfaat karşılığında vermediklerini, annesinin daireyi cezaevinde olduklarından ve paraya ihtiyaçları bulunduğundan ayrıca kardeşinin okul masraflarını karşılamak için sattığını, Sanık ... ...; kardeşi sanık ... ve babası ... ile birlikte İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 2006/100 Esas numaralı dosyasında örgüt faaliyeti çerçevesinde uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçundan yargılandıklarını, bir süre tutuklu kaldıklarını, daha sonra babası ve kardeşinin beraat ettiğini, kendisinin ise 8 yıl 9 ay hapis cezası aldığını, cezasını infaz edip cezaevinden çıktığını, tahliye edilmeleri ve beraat kararı verilmesi için mahkeme hâkimlerine rüşvet vermediklerini, rüşvet verilmiş olsa kendisinin de tahliye olup ceza almaması gerekeceğini, annesi ...’in adına kayıtlı olan gayrimenkulu cezaevinde bulundukları ve paraya ihtiyaçları olduğundan ayrıca kardeşinin okul masraflarını karşılamak için sattıklarını, Sanık ... 29.07.2010 ve 27.08.2010 tarihli Adalet Müfettişine tanık sıfatıyla verdiği ifadelerde; 26 yıldır avukatlık yaptığını, aynı zamanda oto galerisi bulunduğunu, sanık ...’yi iki yıl önce sanık ...’in odasının önünde havale yaptırmak için beklerken tanıdığını, sanık ...'ın okuldan ve stajdan arkadaşı olduğunu, sanık ...'nin sanık ... ile samimi olması durumunda bunu bileceğini, sanık ...'nin Beyoğlu, Bakırköy ve İdare Mahkemelerinde iş yaptırdığını, bu mahkemelerde hâkim ve Cumhuriyet savcılarına kadın temin ettiğini duyduğunu, ancak Beşiktaş'ta iş yaptıracak gücü olmadığını, kendisine ya da misafirlerine kadın temin etmediğini, böyle bir durumda sanık ...'ye ihtiyacı bulunmadığını, bir dosyada sanık ...’a aracı olması için sanık ...’nin talebi olduğunu, tavassutta bulunmasını istediğini fakat onu oyaladığını, bir yemekte sanık ..., sanık ... ve yeğeninin bulunduğunu, yemekte meseleyi anlatmasını sanık ...’nin istediğini ancak konuyu aktarmadığını, yemek sonrası sanık ... ve yeğenini Şirinevler'e, sanık ...’ı ise adliye lojmanına bıraktığını, sanık ... hakkında menfaat teminine yönelik bir şey duymadığını, Kovuşturma aşamasında; sanıklar ... ve ...’ın Devlet Güvenlik Mahkemesi başkanı, sanık ...’nin ise sanık ...’in köylüsü olduğundan tanıdığını, bu olayın asıl hedefinin, özel yetkili savcı Zekeriye Öz’ün, Celal Kara ve Tacettin Şeker ile birlikte yukarıda adı geçen mahkeme başkanlarına komplo kurmalarından kaynaklandığını, bu başkanların Ergenekon teşkilatına karışmış olan generallerin tutuklanmalarına karşı çıkmalarından kaynaklandığını, telefon görüşmelerinin yasa dışı şekilde dinlendiğini, sanık ... ve onun iki kuzeni ile sanık ... ile birlikte İstanbul’da Kartal’da öğle yemeğine gittiklerini, sanık ...’nin sanık ...’dan numarasını bir kağıt üzerine yazdığı bir dosya konusunda daha hızlı ve dikkatli analiz etmesi için görüşmesini talep ettiğini, sanık ... ile üniversite yıllarından beri dostluğunun olduğunu, hiçbir zaman ondan dosyalar ile ilgili bir talepte bulunmadığını, bu yüzden sanık ...’nin verdiği kağıdı yırtıp attığını, yemekten sonra sanık ... ve arkadaşlarını Şirinevler’e bıraktığını, sanık ...’ı ise evine götürdüğünü, birkaç gün sonra sanık ...’nin arayıp dosya hakkında sanık ... ile görüşüp görüşmediğini sorduğunu, ondan kurtulmak için dosya numarasını sanık ...’a mesaj ile gönderdiğini söylediğini, o dosyadaki sanığın 10 yıl hapis cezası almasının dosya ile ilgilenmediğini gösterdiğini, hiçbir delil bulunmadığını, dostu olan sanık ...’ı rüşvet vermek için restorana davet etmesinin mantıksız oluğunu, Savunmuşlardır. V. GEREKÇE A- Sanıklar hakkında rüşvet suçundan kurulan beraat hükümlerinin isabetli olup olmadığına ilişkin olarak; 1. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Görüşler Türk Ceza Kanunu'nun İkinci Kitabının "Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler" başlığını taşıyan Dördüncü Kısmının, "Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar" başlıklı Birinci Bölümünde yer alan "Rüşvet" başlıklı 252. maddesi suç tarihinde yürürlükte bulunan üçüncü fıkrasında rüşvet suçu; "bir kamu görevlisinin, görevinin gereklerine aykırı olarak bir işi yapması veya yapmaması için kişiyle vardığı anlaşma çerçevesinde bir yarar sağlamasıdır" şeklinde tanımlanmışken, 05.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanunla madde tamamen değiştirilmiş ve yürürlükteki düzenleme uyarınca; "(1) Görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, bir kamu görevlisine veya göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlayan kişi, dört yıldan on iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, kendisine veya göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlayan kamu görevlisi de birinci fıkrada belirtilen ceza ile cezalandırılır. (3) Rüşvet konusunda anlaşmaya varılması halinde, suç tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur. (4) Kamu görevlisinin rüşvet talebinde bulunması ve fakat bunun kişi tarafından kabul edilmemesi ya da kişinin kamu görevlisine menfaat temini konusunda teklif veya vaatte bulunması ve fakat bunun kamu görevlisi tarafından kabul edilmemesi hâllerinde fail hakkında, birinci ve ikinci fıkra hükümlerine göre verilecek ceza yarı oranında indirilir. (5) Rüşvet teklif veya talebinin karşı tarafa iletilmesi, rüşvet anlaşmasının sağlanması veya rüşvetin temini hususlarında aracılık eden kişi, kamu görevlisi sıfatını taşıyıp taşımadığına bakılmaksızın, müşterek fail olarak cezalandırılır. (6) Rüşvet ilişkisinde dolaylı olarak kendisine menfaat sağlanan üçüncü kişi veya tüzel kişinin menfaati kabul eden yetkilisi, kamu görevlisi sıfatını taşıyıp taşımadığına bakılmaksızın, müşterek fail olarak cezalandırılır. (7) Rüşvet alan veya talebinde bulunan ya da bu konuda anlaşmaya varan kişinin; yargı görevi yapan, hakem, bilirkişi, noter veya yeminli mali müşavir olması halinde, verilecek ceza üçte birden yarısına kadar artırılır. ..." biçiminde düzenlenmiştir. TCK'nın 252. maddesinin birinci fıkrasında; "Görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, bir kamu görevlisine veya göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlayan kişi dört yıldan oniki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır" şeklinde rüşvet veren bakımından, İkinci fıkrasında ise; "Görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, kendisine veya göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlayan kamu görevlisi de birinci fıkrada belirtilen ceza ile cezalandırılır" biçiminde ifade edilmek suretiyle de rüşvet alan kamu görevlisi açısından rüşvet suçu tanımlanmıştır. Bu suretle de sağlanan menfaatin kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı bir işin yapılması amacına yönelik olması şartı kaldırılarak, görevinin gereklerine uygun davranması için kişilerden kendisine veya bir başkasına çıkar sağlamak fiili TCK'nın 257/3. maddesindeki görevi kötüye kullanmak suçu kapsamından çıkartılarak rüşvet suçuna dönüştürülmüştür. 05.07.2012 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun’un 87. maddesi ile TCK'nın 252. maddesinde yapılan değişikliğe ilişkin madde gerekçesinde; "Rüşvet suçunun oluşabilmesi için sağlanan menfaatin kamu görevlisinin ‘görevinin gereklerine aykırı’ bir işin yapılması amacına özgü olması şartı aranmamaktadır. Rüşvet suçunun oluşabilmesi için, kamu görevlisinin görevinin ifasıyla ilgili bir işin yapılması veya yapılmaması bağlamında kişiyle anlaşarak bir menfaat temin etmesi gerekmektedir. Ancak, önemle vurgulamak gerekir ki, kişinin haklı bir işinin gereği gibi, hiç veya en azından vaktinde görülmeyeceği endişesiyle, kendisini mecbur hissederek kamu görevlisine veya yönlendireceği kişiye menfaat temin etmiş olması hâlinde, bu kişi bakımından fiil suç oluşturmaz. Çünkü bu durumdaki kişiyi mağdur olarak kabul etmek gerekmektedir. Buna karşılık menfaat sağlanan kamu görevlisini ise, artık rüşvet veya görevi kötüye kullanma suçundan dolayı değil, icbar suretiyle irtikâp suçundan dolayı cezalandırmak gerekmektedir. Bu suretle rüşvet suçu ile icbar suretiyle irtikap suçu arasındaki ayırıma açıklık getirilmiştir." şeklinde açıklanarak bu suretle de, görevinin gereklerine uygun davranması için kişilerden kendisine veya bir başkasına çıkar sağlamak fiili TCK'nın 257/3. maddesindeki görevi kötüye kullanmak suçu kapsamından çıkartılmış olup irtikap suçunu oluşturmadığı takdirde rüşvet suçunu oluşturduğu kabul edilmiştir. Gelinen bu aşamada rüşvet anlaşması ve rüşvet suçunda teşebbüs hususları üzerinde durulmasında yarar bulunmaktadır. TCK'nın 252. maddesinin üçüncü fıkrası "Rüşvet konusunda anlaşmaya varılması halinde, suç tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur." şeklinde düzenlenmiştir. Madde gerekçesinde de belirtildiği üzere rüşvet suçunun, menfaatin kamu görevlisi tarafından temin edildiği anda tamamlandığı ilke olarak kabul edilmekle birlikte, izlenen suç siyaseti gereği olarak, rüşvet suçunun kamu görevlisi ile iş sahibi arasında görevinin ifasıyla ilgili bir işin yerine getirilmesi veya getirilmemesi amacına yönelik menfaat teminini öngören bir anlaşmanın yapılması durumunda dahi rüşvet suçu tamamlanmış gibi cezaya hükmedileceği hüküm altına alınmıştır. Rüşvet anlaşmasının yapılmasıyla suç oluşup tamamlanacağından, anlaşmanın işin yapılmasından önce veya en geç yapılması anında olması gerekir. Rüşvet anlaşmasının varlığı için belirli bir şekil şartı (yazılı olma gibi) yoktur. Tarafların fikir birliğine varma anında anlaşma yapılmıştır. Fikir birliğinin varlığı, karşılıklı olarak ileri sürülen söz veya davranışlardan da anlaşılabilir. Bu uyuşma karşılıklı görüşme anında olabileceği gibi aracılar vasıtasıyla iradelerin buluşması biçiminde de gerçekleşebilir (Osman Yaşar - Hasan Tahsin Gökcan - Mustafa Artuç, Yorumlu - Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, Adalet Yayınevi, Ankara, 2010, s. 7126). Türk Ceza Kanunu'nun 252. maddesinin üçüncü fıkrasındaki tanımdan hareketle, rüşvet suçları, rüşvet anlaşmasının yapıldığı anda tamamlanmış olur. Uygulama ve öğretide kabul edildiği üzere, bu suç teşebbüse elverişli bir suçtur. Rüşvet verme veya alma niyetinde olmayan kişi veya kamu görevlisinin, atlatmak veya yakalatmak ya da suç delillerini ortaya çıkartmak amacıyla kabul etmiş gibi gösterdiği biçimsel rızanın (görünüşteki rıza-dış rıza) özgür iradeye dayalı olmaması nedeniyle, rüşvet anlaşmasının varlığından söz edilemeyeceği cihetle, böyle bir durumda rüşvet alırken veya rüşvet verirken yakalanan failin eyleminin rüşvet suçuna teşebbüs olarak kabulü gerekmektedir. Ceza Genel Kurulu ve Özel Dairece sürdürülen istikrarlı uygulamalar da bu yöndedir. Rüşvet suçu, öğretide de açıkça vurgulandığı üzere iki taraflı bir suçtur. Bir karşılaşma suçu olduğu için, zorunlu olarak suçun işlenişine katılanlar, aynı amacın gerçekleşmesini hedeflemekte, fakat farklı yönlerden hareket etmektedirler. Bu suç ile yasaklanan eylemler, rüşveti alan kamu görevlisi bakımından rüşvet alma, rüşveti veren fail bakımından ise, rüşvet vermedir. Bu nedenle de yararı sağlayan veya bu yolda anlaşmaya varan (vaadde bulunan) kişi ile kamu görevlisi arasında, serbest iradeye dayalı bir rüşvet anlaşması bulunmaktadır (Mehmet Emin Artuk – Ahmet Gökcen – A. Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, 7. Bası, s. 699 vd.; Durmuş Tezcan – Mustafa Ruhan Erdem – ... Önok, Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku, 6. Bası. s. 810 vd.; İzzet Özgenç, İrtikap ve Rüşvet Suçları, 1. Bası, s. 78 vd). Rüşvet verme suçunda kişinin kamu görevlisine rüşvet teklifinde bulunması sonrasında kamu görevlisi tarafından bu teklifin kabul edilerek anlaşmaya varılması hâlinde suçun tamamlandığı, kamu görevlisi tarafından, yapılan teklifin reddedilmesi hâlinde ise rüşvet verme suçunun teşebbüs aşamasında kaldığı kabul edilmektedir. Gerek Ceza Genel Kurulunun ve Özel Dairenin yerleşmiş kararlarında, gerekse öğretide ağırlıklı bir görüş olarak kabul gördüğü üzere, kamu görevlisinin, görev alanına giren bir işin yapılması veya yapılmaması karşılığında, fertler arasında, haksız yararın sağlanması hususunda rızalarının tam olarak uyuşması ile rüşvet anlaşması gerçekleşmiş olur. Teklif veya önerinin fert veya kamu görevlisinden gelmesinin önemi bulunmamakla birlikte, rüşvet veren ve alanın aynı amacın gerçekleştirilmesine yönelik olarak, kamu görevlisi tarafından ferde veya fert tarafından kamu görevlisine doğrudan veya örtülü bir istek veya önerinin yapılması ve bunun da karşı tarafça kabul edilmesi gerekir. Böyle bir anlaşmanın varlığının kabulü için, anlaşmaya ilişkin rızalar özgür irade ürünü olmalı, başka deyişle, cebir, tehdit, hile ve sair nedenlerle fesada uğratılmamış bulunmalıdır. Bu açıklamalardan sonra görevi kötüye kullanma suçu üzerinde durulmasında fayda bulunmaktadır. Türk Ceza Kanunu'nun ikinci kitabının "Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler"e yer veren dördüncü kısmının "Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar" başlıklı birinci bölümünde düzenlenen "Görevi kötüye kullanma" başlıklı 257. maddesi; "(1) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır." şeklinde düzenlenmiştir. Maddenin, birinci fıkrasında düzenlenen icrai davranışlarla görevi kötüye kullanma suçu, kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı hareket etmesi ve bu aykırı davranış nedeniyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olunması ya da kişilere haksız menfaat sağlanması ile oluşmaktadır. Buna göre ilk şart, kamu görevlisi olan failin yaptığı işle ilgili olarak kanundan veya diğer idari düzenlemelerden doğan bir görevinin olması ve bu görevinin gereklerine aykırı davranmasıdır. Suçun oluşabilmesi için, norma aykırı davranış yetmemekte, fiil nedeniyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olunması ya da suç tarihi itibarıyla kişilere haksız kazanç sağlanması gerekmektedir. Anılan maddenin gerekçesinde suçun oluşmasına ilişkin genel koşullar; "Kamu görevinin gereklerine aykırı olan her fiili cezai yaptırım altına almak, suç ve ceza siyasetinin esaslarıyla bağdaşmamaktadır. Bu nedenle, görevin gereklerine aykırı davranışın belli koşulları taşıması hâlinde, görevi kötüye kullanma suçunu oluşturabileceği kabul edilmiştir. Buna göre, kamu görevinin gereklerine aykırı davranışın, kişilerin mağduriyetiyle sonuçlanmış olması veya kamunun ekonomik bakımdan zararına neden olması ya da kişilere haksız bir kazanç sağlamış olması hâlinde, görevi kötüye kullanma suçu oluşabilecektir." şeklinde vurgulanmış, gerekçede yer verilen kazanç ifadesi 6086 sayılı Kanun'la yapılan değişiklikle sonradan menfaat olarak değiştirilmiştir. Öğretide de TCK’nın 257. maddesindeki suçun oluşmasının, kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı hareket etmesi sonucunda kişilerin mağdur olması veya kamunun zarar görmesi ya da kişilere haksız menfaat sağlanması şartlarına bağlı olduğu, bu sonuçları doğurmayan norma aykırı davranışların, suç kapsamında değerlendirilemeyeceği açıklanmıştır (Mehmet Emin Artuk - Ahmet Gökçen - Ahmet Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Turhan Kitapevi, 11. Bası, Ankara, 2011, s. 913 vd; Mahmut Koca - İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara, 2013, s. 769; Veli Özer Özbek - Mehmet ... Kanbur - Koray Doğan - Pınar Bacaksız - İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 2. Bası, Ankara, 2011, s. 974). Görevin gereklerine aykırı hareket etmekten, kamu görevlisinin görevini kanun, idari düzenlemeler veya talimatların öngördüğü usul ve esaslardan başka surette ifa etmesi anlaşılmaktadır. Bu anlamda kamu görevlisinin herhangi bir şekilde kanuni yetkisini aşması, kanunun aradığı şekil şartlarına uymaması, takdir yetkisini amacı dışında kullanması, kanunun emir ve müsaade ettiği hareketinin gerektirdiği ön şartlara aykırı hareket etmesi, kendisine teslim edilen ve görevi sebebiyle kullanması gerekli eşyayı usulsüz kullanması gibi fiiller görevin gereklerine aykırılık kapsamında kalmaktadır. Norma aykırı davranışın maddede belirtilen sonuçları doğurup doğurmadığının saptanabilmesi için öncelikle mağduriyet, kamunun zarara uğraması ve haksız menfaat kavramlarının açıklanması ve somut olayda bunların gerçekleşip gerçekleşmediklerinin belirlenmesi gerekmektedir. Mağduriyet kavramının, sadece ekonomik bakımdan uğranılan zararla sınırlı olmayıp bireysel hakların ihlali sonucunu doğuran her türlü davranışı ifade ettiği kabul edilmelidir. Bu husus madde gerekçesinde; "Görevin gereklerine aykırı davranışın, kişinin mağduriyetine neden olması gerekir. Bu mağduriyet, sadece ekonomik bakımdan uğranılan zararı ifade etmez. Mağduriyet kavramı, zarar kavramından daha geniş bir anlama sahiptir." şeklinde vurgulanmış, öğretide de mağduriyetin sadece ekonomik bakımdan ortaya çıkan zararı ifade etmeyip daha geniş bir anlama sahip olduğu, bireyin, sosyal, siyasi, medeni her türlü haklarının ihlali sonucunu doğuran hareketlerin ve herhangi bir çıkarının zedelenmesine neden olmanın da bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiğine işaret edilmiştir (Mehmet Emin Artuk - Ahmet Gökçen - Ahmet Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Turhan Kitapevi, 11. Bası, Ankara, 2011, s. 911 vd.; Mahmut Koca - İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara, 2013, s. 772; Veli Özer Özbek - Mehmet ... Kanbur - Koray Doğan - Pınar Bacaksız - İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 2. Bası, Ankara, 2011, s. 974). Kişilere haksız menfaat sağlanması, bir başkasına hukuka aykırı şekilde her türlü maddi ya da manevi yarar sağlanması anlamına gelmektedir. Kamunun zarara uğraması hususuna gelince; madde gerekçesinde "Ekonomik bir zarar" olduğu vurgulanan anılan kavramla ilgili olarak kanuni düzenleme içeren 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu'nun 71. maddesinde; kamu görevlilerinin kast, kusur veya ihmallerinden kaynaklanan mevzuata aykırı karar, işlem veya eylemleri sonucunda kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olunması şeklinde tanımlanan kamu zararı, her olayda hâkim tarafından, iş, mal veya hizmetin rayiç bedelinden daha yüksek bir fiyatla alınıp alınmadığı veya aynı şekilde yaptırılıp yaptırılmadığı, somut olayın kendine özgü özellikleri de dikkate alınarak belirlenmelidir. Bu belirleme; uğranılan kamu zararının miktarının kesin bir biçimde saptanması anlamında olmayıp miktarı saptanamasa dahi, işin veya hizmetin niteliği nazara alınarak, rayiç bedelden daha yüksek bir bedelle alım veya yapımın gerçekleştirildiğinin anlaşılması hâlinde de kamu zararının varlığı kabul edilmelidir. Ancak bu belirleme yapılırken, norma aykırı her davranışın, kamuya duyulan güveni sarstığı, dolayısıyla, kamu zararına yol açtığı veya zarara uğrama ihtimalini ortaya çıkardığı şeklindeki bir düşünceyle de hareket edilmemelidir. 2. Somut Olayın Değerlendirilmesi 1-Sanık ...'ın İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanıyken 2008/161 Esas numaralı dosyada örgütlü olarak uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti, suç örgütüne üye olma suçlarından tutuklu olan ...'un tahliyesini temin için sanık ... ile avukat olan sanık ...'in birlikte düzenlediği kadınların olduğu yemeklere katıldığı, sanık ...’nin temin ettiği kadınlardan tanık ... ile Prenses Otelde birlikte olduğu, sanık ...’in ise ... takma isimli tanık ... ile aynı otelde birlikte olduğu, bayan ve otel ücretlerinin sanık ... tarafından karşılandığı, sanıklar ... ve ...’in sanık ...’ın eylemine iştirak ettiklerinden anılan sanıkların rüşvet suçunu işledikleri iddia edilen olayda; Sanıkların savunmalarına, tanıklar ..., İsmail, ... ve ...’ün anlatımlarına, ...'un yargılandığı dosyaya ait inceleme tutanağına ve dosya kapsamına göre; sanık ...'ın, öğrencilik yıllarında itibaren arkadaşı ve avukat olan sanık ... ile zaman zaman görüştüğü, adliyelerde iş takipçiliği yapan, hâkim ve Cumhuriyet savcıları ile bağlantısı bulunan ve çıkar karşılığı usulsüz işlemlere aracılık etmekle tanınan iş takipçisi sanık ... ile birlikte yemek düzenlemek için sanık ...'nin sanık ...'ın yetkili olduğu mahkemeye ... hakkındaki dosyanın gönderilmesinden sonra 18.04.2009 tarihinde tanıklar ... ve ...’ı kullandığı araba ile sanık ...'e ait oto galeriye getirdiği, buraya daha sonradan gelen sanık ... ile buluşup birlikte yemek yedikleri, yemek sırasında sanık ... ve sanık ...'nin yargılanmakta olan tutuklu ...'un tahliyesini sağlamak için sanık ...'a konuyu açtıkları, sanık ...'ın bu isteklere olumlu cevap vermediği, tanık ...’ın beyanı ve sanık ...’nin savunmasından da anlaşıldığı üzere rahatsız olup geçiştirmeye ve konuyu kapatmaya çalıştığı, yemekten sonra da sanık ...’nin temin ettiği tanık ... ile otelde birlikte olduğu, bunlara ilişkin giderlerin sanık ... tarafından karşılandığı anlaşılmakla birlikte; ... ve suç ortakları hakkında uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçundan 13. Ağır Ceza Mahkemesince 2009/66 Esas numaralı dosya kapsamında dava devam ederken sanık ...'ın müstemir yetkili olduğu mahkemede yargılaması süren ...’un taraf olarak yer almadığı 2008/161 Esas numaralı dosya ile mahkemenin görüşü alınmadan 17.03.2009 tarihinde resen birleştirme kararı verildiği, sanık ...’ın birleştirmeyi kabul etmeyerek 22.04.2009 tarihinde olumsuz birleştirme uyuşmazlığı çıkarıp dosyayı Yargıtay'a gönderdiği, Yargıtay 5. Ceza Dairesince davaların birleştirilmesine ve yargılamanın 14. Ağır Ceza Mahkemesinin anılan dosyası üzerinde yapılmasına karar verildiği, ...'un dosyası ile ilgili olarak rüşvet verildiğine veya bu konuda bir anlaşma yapıldığına ilişkin kanıt bulunmadığı, tanıklar İsmail, Nazan ile ...'un bu hususta bir anlatımlarının olmadığı, sanık ...’ın konuşmalardan rahatsız olup talepleri yerine getirmediği, sonradan sanık ...'in aramalarına ve mesajlarına cevap vermediği, karar tarihinde telefonunu kapattığı ve birleştirme uyuşmazlığı çıkararak dosyayı Yargıtaya gönderdiği anlaşılmakla, ... dosyası ile ilgili sanık ... ile sanıklar ... ve ... arasında rüşvet anlaşması yapıldığı veya sanık ...'ın söz konusu yemeğe katılması ile cinsel ilişki eylemlerini tahliye karşılığı gerçekleştirdiği ve bu suretle menfaat sağladığına ilişkin yeterli, tarafsız ve somut kanıt elde edilemediğinden sanıklara atılı rüşvet suçunun işlendiğinin sabit olmaması, sanık ...'ın söz konusu talep doğrultusunda anılan dosya kapsamında bir eylemde bulunmayıp aksine tepki gösterip mesajlara cevap vermeme, telefonu açmama ve dosyada birleştirme uyuşmazlığı çıkararak dosyayı Yargıtay’a gönderme şeklindeki eylemleri birlikte değerlendirildiğinde; görevinin gereklerine aykırı hareket ettiğinden ve eylemi nedeniyle kişilere haksız menfaat sağlandığı, kamunun zararına neden olunduğu veya kişilerin mağduriyetine yol açıldığı hususlarından söz edilemeyeceği, diğer sanıklarla mesleğinin gereklerine uygun düşmeyen biçimde ilişki içerisine girmesi hâlinin disiplin soruşturmasına konu olabileceğinden görevi kötüye kullanma suçunun unsurlarının oluşmadığı da anlaşılmakla; sanıklar ..., ... ve ...’nin ayrı ayrı beraatlerine karar verilmesi gerektiği, 2-Sanık ...'ın Tercüman Blokları, 11/46 Cevizlibağ adresinde kullandığı evin tapuda sanık ... adına kayıtlı olduğu, sanık ... bu evi 22.09.2006 tarihinde ...’e vekâleten oğlu ...’ten satın aldığı, ...’in İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 2006/100 Esas numaralı dosyasında örgüt faaliyeti çerçevesinde uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçundan tutuklu olarak yargılanan sanıklar ... ve ...'ın annesi, ...’in ise eşi olduğu, evin satışından 4 gün sonra 26.09.2006 tarihinde ... ve sanık ...'ın tahliye edildikleri, 14.12.2006 tarihinde ise ... ve sanık ...'ın beraat ettikleri, sanık ...’ın ise işlediği suçun örgüt kapsamı dışına çıkarılarak atılı suçtan mahkûmiyet hükmü kurulduğu, sanık ...’ın bu evde sanık ... ile birden fazla kez buluştuğu, onun temin ettiği bayanlar ile bir araya geldiği, onlara evin şahsına ait olduğunu söylediği, hatta bu bayanlardan tanık ...’ya anılan evde oturması teklifinde bulunduğu, bu ilişkiler ile evin İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanan sanıklardan menfaat karşılığı temin edildiği izlenimini uyandırdığı, sanıklar ..., ... ve ...'ın bu eyleme iştirak ettikleri, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi başkanı sanık ...’in ise görevini ifa ettiği sırada Mahkemesinin 2006/100 Esas numaralı dosyasında İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı olan sanık ...'ın menfaat temin etmesine aracı olduğu, bu şekilde sanıklar ..., ..., ..., ... ve ...'ın iştirak hâlinde rüşvet suçunu işledikleri iddia edilen olayda; İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 2006/100 Esas numaralı dosyasının yargılamasında bazı sanıkların beraat ettiklerini, bazılarının ise mahkûm olduğunu, kararın heyetçe oy birliğiyle dosyadaki kanıtlara göre oluşan vicdani kanaatle mütalaaya uygun olarak verildiğini sanık ...’in belirterek suçlamayı kabul etmemesi, sanık ...'ın söz konusu evin kedisine ait değil sanık ...'e ait olduğunu, tanıklar ... ve ...’nun bu evde kısa süreli geçici olarak kaldıklarını, sanık ... ile dava ile ilgili bir görüşmesinin olmadığını savunması, sanıklar ... ve ...'ın tahliye olmak veya beraat etmek için kimseye menfaat sağlamadıklarını, suça konu evin ihtiyaçları nedeniyle anneleri tarafından satılıp devredildiğini savunmaları, sanık ... bu evi vekâleten ...’ten 70.000 Dolar karşılığı satın aldığını, bir kısmını elden, bir kısmını ise banka aracılığı ile ödediğini ve 2-3 günlüğüne sanık ...’ın bu evi kullanması için evin anahtarını verdiğini ifade etmesi, sanık ...’in, satış tarihi olan 22.09.2006 tarihinde 40.000 TL’yi banka vasıtası ile vekil ...’ın hesabına göndermesi ile aynı tarihte evin tapuda devredilmesi, tanıklar ..., ... ve ...’nin anlatımlarına göre bu daireyi sanık ...'ın kısa sürelerle kullanması, ... ile sanıklar ... ve ... ile kardeşleri ...hakkında örgüt faaliyeti çerçevesinde uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçundan yapılan yargılamada 26.09.2006 tarihli duruşmada ... ve sanık ...’ın tahliyesine, sanık ...’ın ise tutukluluk hâlinin devamına karar verilmesi, 14.12.2009 tarihinde sanık olarak yargılanan ... ve ...’ın ve bır kısım sanıkların beraatlerine, sanık ... ve Ali’nin ise TCK'nın 188/3, 188/4, 62 ve 52. maddeleri uyarınca ayrı ayrı 8 yıl 9 ay hapis ve 15.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmalarına mütaalaya uygun olarak oy birliğiyle karar verilmesi, her ne kadar Tercüman Bloklarındaki ev sanıklar ... ve ...’ın annesi ve ...’in eşi olan ... adına tapuda kayıtlıyken vekâleten tahliye tarihinden dört gün önce sanık ...’e satılmış ise de bu evin rüşvet olarak verildiğine dair dosyada bir delilin bulunmaması, sanık ...’in başkanlığını yaptığı heyet tarafından verilen tahliye, mahkûmiyet ve beraat kararlarının dosya kapsamına uygun olmadığı konusunda iddia veya kanıt bulunmaması, zira bu kararın mütaalaya uygun ve oy birliğiyle verilmesi, sanıklar ... ve ...'in arkadaşlığı dışında söz konusu kararın menfaat karşılığında verildiğine dair somut, kesin ve inandırıcı bir delilin bulunmaması, satışa karşılık sanık ...'in 40.000 TL verdiğine dair banka yazısının olması birlikte değerlendirildiğinde; sanıklara atılı suçun oluşmadığı ve sanıkların eylemlerinin başka bir suçu da oluşturmadığından sanıklar ..., ..., ..., ... ve ...’ın beraatlerine karar verilmesi gerektiği, Kabul edilmelidir. Bu itibarla, sanıklar hakkında rüşvet suçundan kurulan beraat hükümlerinin isabetli olduğuna karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Ceza Genel Kurulu Üyesi; birinci olayın sanıkları ..., ... ve ... hakkında verilen beraat kararlarının isabetli olmadığı düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Ceza Genel Kurulu Üyesi; ikinci olayın sanıkları ..., ..., ..., ... ve ... hakkında verilen beraat kararlarının isabetli olmadığı düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. B- Birden fazla sanığın tek müdafi ile temsil edilmesi ve yargılama sonucunda sanıklar hakkında beraat kararı verilmesi hâlinde, Hazinenin sanıklara ödeyeceği avukatlık ücretinin, her bir sanık lehine ayrı ayrı mı sanıkların tümü için sadece bir avukatlık ücretine mi yoksa Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'ne göre gösterilen asgari sınırın üç katına kadar ücret takdir edilerek sanıklar lehine eşit olarak mı hükmedileceği hususuna ilişkin olarak; 1. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Görüşler 5271 sayılı CMK'nın "Yargılama giderleri" başlıklı 324. maddesi; "(1) Harçlar ve tarifesine göre ödenmesi gereken avukatlık ücretleri ile soruşturma ve kovuşturma evrelerinde yargılamanın yürütülmesi amacıyla Devlet Hazinesinden yapılan her türlü harcamalar ve taraflarca yapılan ödemeler yargılama giderleridir. (2) Hüküm ve kararda yargılama giderlerinin kimlere yükletileceği gösterilir. (3) Giderlerin miktarı ile iki taraftan birinin diğerine ödemesi gereken paranın miktarını mahkeme başkanı veya hâkim belirler. (4) Devlete ait yargılama giderlerine ilişkin kararlar, Harçlar Kanunu hükümlerine göre; kişisel haklara ilişkin kararlar, 9.6.1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu hükümlerine göre yerine getirilir. Devlete ait yargılama giderlerinin 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 106 ncı maddesindeki terkin edilmesi gereken tutarlardan az olması halinde, bu giderin Devlet Hazinesine yüklenmesine karar verilir. (5) Türkçe bilmeyen ya da engelli olan şüpheli, sanık, mağdur veya tanık için görevlendirilen tercümanın giderleri, yargılama gideri sayılmaz ve bu giderler Devlet Hazinesince karşılanır." şeklinde düzenlenerek, avukatlık ücretlerinin yargılama giderleri kapsamında olduğu açıkça belirtilmiştir. Konuyla ilgili 26.05.1935 tarihli ve 111-7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında; "Ceza davalarındaki yargılama giderlerinin hükmün tamamlayıcı bir parçası olduğu," sonucuna ulaşılmıştır. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun "Avukatlık ücret tarifesinin hazırlanması" başlıklı 168. maddesi; "Baronun yönetim kurulları, her yıl Eylül ayı içerisinde, yargı yerlerindeki işlemler ile diğer işlemlerden alınacak avukatlık ücretinin asgarî hadlerini gösteren birer tarife hazırlayarak Türkiye Barolar Birliğine gönderirler. Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunca, baro yönetim kurullarının teklifleri de göz önüne alınmak suretiyle uygulanacak tarife o yılın Ekim ayı sonuna kadar hazırlanarak Adalet Bakanlığına gönderilir... Avukatlık ücretinin takdirinde, hukukî yardımın tamamlandığı veya dava sonunda hüküm verildiği tarihte yürürlükte olan tarife esas alınır." şeklinde düzenlenmiştir. Yargı yerlerindeki işlemler ile diğer işlemlerden alınacak avukatlık ücretinin belirlenmesi görevi Türkiye Barolar Birliğine verilmiş olup avukatlık ücretinin takdirinde, hukuki yardımın tamamlandığı veya dava sonunda hüküm verildiği tarihte yürürlükte olan tarifenin esas alınacağı kabul edilmiştir. 1136 sayılı Kanun’un 168. maddesi uyarınca Türkiye Barolar Birliği tarafından hazırlanıp 20.11.2021 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren ve karar tarihinde uygulanması gereken 2022 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 14/4. maddesinde ise; "Beraat eden ve kendisini vekil ile temsil ettiren sanık yararına Hazine aleyhine maktu avukatlık ücretine hükmedilir." şeklinde düzenlemeye yer verilmiştir. Kanuni düzenlemeler ve içtihadı birleştirme kararı ışığında, hükmün tamamlayıcı parçası olan yargılama giderlerinin hüküm ve kararlarda gösterilmesi, giderlerin kim tarafından karşılanacağının belirtilmesi gerekmektedir. Bu kapsamda mahkemece yargılama giderleri içerisinde bulunan avukatlık ücretleri de kararda gösterilmeli ve ücretlerin hangi tarafça karşılanacağı belirtilmelidir. Aksine bir uygulama CMK'nın 324. maddesine aykırılık oluşturmaktadır. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 09.10.2012 tarihli ve 301-1800 sayılı kararında da aynı husus vurgulanmıştır. Avukatlık Asgari Ücret Tarifelerinin kanuni dayanağı, 1136 sayılı Kanun'dur. Anılan Kanun'un 169. maddesinde yer alan "karşı tarafa yükletilme" kuralının ceza muhakemesi bakımından kanuni dayanağı ise CMK'nın 324. maddesi olup bu maddenin birinci fıkrasında belirtilen "tarifesine göre ödenmesi gereken avukatlık ücretleri" ifadesi ile CMK'da yargılama gideri olarak kabulen edilen avukatlık ücretinin Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'ne göre ödeneceği kabul edilmiştir. 1136 sayılı Kanun'un "Avukatlık ücreti" başlıklı 164. maddesi; "Avukatlık ücreti, avukatın hukukî yardımının karşılığı olan meblâğı veya değeri ifade eder. Yüzde yirmibeşi aşmamak üzere, dava veya hükmolunacak şeyin değeri yahut paranın belli bir yüzdesi avukatlık ücreti olarak kararlaştırılabilir. İkinci fıkraya göre yapılacak sözleşmeler, dava konusu para dışındaki mal ve haklardan bir kısmının aynen avukata ait olacağı hükmünü taşıyamaz. Avukatlık asgarî ücret tarifesi altında vekâlet ücreti kararlaştırılamaz. Ücretsiz dava alınması halinde, durum baro yönetim kuruluna bildirilir... Dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekâlet ücreti avukata aittir. Bu ücret, iş sahibinin borcu nedeniyle takas ve mahsup edilemez, haczedilemez.” şeklinde düzenlenmiş olup avukatlık ücretinin, avukatın hukuki yardımının karşılığı olan meblağı veya değeri ifade ettiği, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi altında vekâlet ücreti kararlaştırılamayacağı ve dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekâlet ücretinin avukata ait olduğu kabul edilmiştir. Öte yandan, CMK'nın "Beraat veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilmesi hâlinde gider" başlıklı 327. maddesi; "(1) Hakkında beraat veya ceza verilmesine yer olmadığına karar verilen kişi, sadece kendi kusurundan ileri gelen giderleri ödemeye mahkûm edilir. (2) Bu kişinin önceden ödemek zorunda kaldığı giderler, Devlet Hazinesince üstlenilir." şeklinde düzenlenmiştir. Bu hükme göre, hakkında bir ceza davası açılan kişi ile ilgili olarak yapılan yargılama sonucunda, kişinin beraatine karar verilmiş ise yargılama giderleri sanığa yüklenemez. Ancak sanık, kendi kusuru ile sebep olduğu giderleri ödemeye mahkûm edilir. Sanığın önceden ödemek zorunda kaldığı yargılama giderleri de Devlet Hazinesince karşılanır. Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 14/4. maddesine göre de beraat eden ve kendisini vekil ile temsil ettiren sanık yararına ve Hazine aleyhine yargılama gideri olarak kabul edilen maktu avukatlık ücretine hükmedileceği kabul edilmiş olup CMK ile Tarife arasında bu yönüyle paralellik bulunduğu söylenebilir. 1136 sayılı Kanun'un "Yargı mercilerine karşı tarafa yükletilecek avukatlık ücretinin miktarı" başlıklı 169. maddesi; "Yargı mercilerince karşı tarafa yükletilecek avukatlık ücreti, avukatlık ücret tarifesinde yazılı miktardan az ve üç katından fazla olamaz." şeklinde düzenlenmiştir. Diğer taraftan, anılan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin, avukatlık ücretinin sınırlarını belirleyen 3. maddesi; "Yargı yerlerince avukata ait olmak üzere karşı tarafa yükletilecek avukatlık ücreti, bu Tarifede yazılı miktardan az ve üç katından çok olamaz. Bu ücretin belirlenmesinde, avukatın emeği, çabası, işin önemi, niteliği ve davanın süresi göz önünde tutulur." hükmünü içermektedir. Bu iki hüküm birlikte değerlendirildiğinde yargı mercileri tarafından karşı tarafa yükletilecek avukatlık ücreti; avukatın emeği, çabası, işin önemi, niteliği ve davanın süresi göz önünde tutularak Tarife'de yazılı miktardan az ve bu miktarın üç katından çok olamayacak şekilde belirlenecektir. 1136 sayılı Kanun'un 171. maddesinin birinci fıkrasında ise "Avukat üzerine aldığı işi kanun hükümlerine göre ve yazılı sözleşme olmasa bile sonuna kadar takip eder." şeklinde bir düzenleme bulunmaktadır. Bu düzenlemeye göre avukat, iş (yani avukatlık sözleşmesi) son bulana kadar takiple mükelleftir. Öte yandan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 2. maddesindeki "Bu tarifede yazılı avukatlık ücreti kesin hüküm elde edilinceye kadar olan dava, iş ve işlemler ücreti karşılığıdır." hükmü de göz önüne alındığında ceza yargılamasında işin, kesin hüküm elde edilince sona erdiğinin kabul edildiği anlaşılmaktadır. Bu düzenlemelerden anlaşılacağı üzere Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi, vekâlet ücretinin tayininde esas ve ilke olarak sanıkların adedini ya da bir sanığın birden çok suç işlemiş olmasını değil, usulünce açılan ve avukat tarafından takip olunan dava dosyası adedini ele almakta ve taraflara yükletilecek avukatlık ücretinin her dava dosyası için ayrı ayrı tayinini öngörmüş bulunmaktadır. Buna göre ayrı ayrı dava açılmadıkça vekâlet ücretinin de ayrı ayrı tayin ve takdiri mümkün değildir. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 16.10.1978 tarihli ve 324-350 sayılı, 12.11.1979 tarihli ve 299-477 sayılı, 26.01.1981 tarihli ve 439-9 sayılı, 14.03.2019 tarihli ve 6-214 sayılı, 01.06.2021 tarihli ve 45-234 sayılı kararlarında da bu sonuca varılmıştır. 2. Somut Olayın Değerlendirilmesi İkinci inceleme konusu kapsamında anlatılan olayda iştirak hâlinde rüşvet suçunu işlediklerinden bahisle bir kısım sanıkların yanı sıra sanıklar ... ve ...’ın rüşvet suçundan TCK’nın 252/1-3 ve 53. maddeleri uyarınca cezalandırılmalarına karar verilmesi istemiyle dava açıldığı, yargılama sonucu anılan sanıklar hakkında Özel Dairece verilen beraat kararlarının adı geçen sanıklara atılı eylemler yönünden katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Ceza Genel Kurulunca bozulmasına karar verildiği, bozma üzerine dosyayı ele alan Özel Dairece bir kısım sanıkların yanı sıra sanıklar ... ve ...’ın beraatlerine, anılan sanıklar kendilerini müdafi ile temsil ettirmeleri nedeniyle yürürlükte olan AAÜT'ye göre maktu vekâlet ücreti olan 7.425 TL’nin Hazineden alınarak sanıklara verilmesine karar verildiği, hükümlerin katılan ... vekili ve Yargıtay Cumhuriyet savcısı ve anılan sanıklar müdafisi tarafından temyiz edildiği, adı geçen sanıklar müdafisinin temyiz isteminin vekâlet ücretinin sanıklar lehine ayrı ayrı verilmesi gerektiği istemiyle vekâlet ücretine hasredilerek yapıldığı anlaşılmıştır. Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin vekâlet ücretinin tayininde sanıkların adedini ya da bir sanığın birden çok suç işlemiş olmasını değil, usulünce açılan ve avukat tarafından takip olunan dava dosyalarının sayısını esas ve ilke olarak alması, taraflara yükletilecek avukatlık ücretinin her dava dosyası için ayrı ayrı tayinini öngörmesi, ayrı ayrı dava açılmadıkça vekâlet ücretinin de ayrı ayrı belirlenmesinin ve sanıklara sunulan avukatlık hizmetinin bölünmesinin mümkün bulunmaması, avukatlık ücretinin temyiz aşaması da dahil kesin hüküm elde edilinceye kadar yapılan işin karşılığı olması, her ne kadar Tarife'nin 14. maddesinin dördüncü fıkrasında sanık yararına avukatlık ücretine hükmedileceği düzenlenmiş ise de Avukatlık Kanunu'nun 164. maddesinin son fıkrasında yer alan "Dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekâlet ücreti avukata aittir." ve Tarife'nin 3. maddesindeki "Yargı yerlerince avukata ait olmak üzere karşı tarafa yükletilecek avukatlık ücreti..." şeklindeki düzenlemeler göz önüne alındığında karşı tarafa yüklenecek vekâlet ücretinin avukata ait olduğunun kabul edilmesi, yine bu ücretin belirlenmesinde, avukatın emeği, çabası, işin önemi, niteliği ve davanın süresi göz önünde tutulacak olup sanık sayısının tek başına ücretin belirlenmesinde kriter kabul edilmemesi hususları gözetildiğinde, aynı dava dosyasında aynı suçtan yargılanan birden fazla sanığın tek müdafi ile temsil edilmesi ve yargılama sonucunda sanıklar hakkında beraat kararı verilmesi sebebiyle, müdafi tarafından sanıklara sunulan avukatlık hizmetinin sanık sayısınca bölünmesi mümkün olmadığından sanıklar lehine tek vekâlet ücretine hükmedilmesinde bir isabetsizlik bulunmamakla birlikte Avukatlık Kanunu'nun 169. maddesi ile Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 3. maddesi uyarınca avukatın emeği, çabası, işin önemi, niteliği ve davanın süresi göz önünde tutularak tarifede yazılı miktardan az ve üç katından çok olamayacak şekilde avukatlık ücretinin belirlenmesi gerektiği kabul edilmelidir. Bu itibarla, Özel Daire kararının sanıklar ... ve ... açısından Avukatlık Kanunu'nun 169. maddesi ile Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 3. maddesi nazara alınarak, kendisini vekille temsil ettiren ve beraatlerine karar verilen sanıklar ... ve ... lehine avukatın emeği, çabası, işin önemi, niteliği ve davanın süresi göz önünde tutularak tarifede yazılı miktardan az ve üç katından çok olamayacak şekilde avukatlık ücretinin belirlenmesi gerekirken sanıkların tümü için sadece bir avukatlık ücretine hükmedilmesi, Kanuna aykırı ve sanıklar müdafiin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK'nın 321. maddesi uyarınca bozulmasına, ancak bu hususun yeniden duruşma yapılmaksızın aynı Kanun’un 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasından "7.425.00 TL" ibaresinin çıkarılarak yerine "10.000 TL" ibaresinin eklenmesi suretiyle hükmün düzeltilerek onanmasına karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan altı Ceza Genel Kurulu Üyesi; Hazinenin beraat eden sanıklara ödeyeceği vekâlet ücretinin her bir sanık lehine ayrı ayrı hükmedilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 08.12.2021 tarihli ve 4-40 sayılı kararının İSABETLİ OLDUĞUNA, 2- Özel Daire kararının sanıklar ... ve ... açısından Avukatlık Kanunu'nun 169. maddesi ile Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 3. maddesi nazara alınarak, kendisini vekille temsil ettiren ve beraatlerine karar verilen sanıklar ... ve ... lehine avukatın emeği, çabası, işin önemi, niteliği ve davanın süresi göz önünde tutularak tarifede yazılı miktardan az ve üç katından çok olamayacak şekilde avukatlık ücretinin belirlenmesi gerekirken sanıkların tümü için sadece bir avukatlık ücretine hükmedilmesi, Kanuna aykırı ve sanıklar müdafiin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak bu hususun yeniden duruşma yapılmaksızın aynı Kanun’un 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasından "7.425.00 TL" ibaresinin çıkarılarak yerine "10.000 TL" ibaresinin eklenmesi suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 3- Dosyanın, Yargıtay 5. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 29.11.2023 tarihinde yapılan müzakerede her iki inceleme konusu yönünden de oy çokluğuyla karar verildi.